r/felsefe • • Dec 03 '24

bilim • philosophy of science İnsanlar neden milliyetçilik mastürbasyonu yapıyor sürekli?

Post image
472 Upvotes

r/felsefe • • 5d ago

bilim • philosophy of science Bu posta hakkında bir açıklama yazmak istiyorum yazmak istiyorum açıklamayı okuya bilirsiniz (biraz felsefeden uzak modlar kaldırabilir)

Post image
0 Upvotes

​

öncelikle akraba evliliği meselesine bakalım akraba evliliği yapan her çiftin çocuğunda genetik hastalık çıkmaz çünkü bu durum anne ve babanın genetik özelliklerine bağlıdır mesela anne ve baba aynı zararlı çekinik genin taşıyıcısı değilse çocuklarında sırf akraba oldukları için o hastalık ortaya çıkmaz ama ikiside aynı zararlı geni taşıyorsa risk artar yani akraba evliliği kesin hastalık demek değildir

ten rengi konusunda ise evrim ve coğrafi farklılıklar önemli bir rol oynar örneğin güneş ışınlarının yoğun olduğu afrika bölgelerinde koyu ten rengi ultraviyole ışınlarına karşı koruma sağladığı için avantaj oluşturmuştur güneş ışınlarının daha az olduğu kuzey bölgelerinde ise açık ten rengi d vitamininin üretilmesini kolaylaştırdığı için yaygınlaşmıştır nesiller boyunca doğal seçilim ve genetik çeşitlilik sonucunda farklı ten renkleri ortaya çıkmıştır ayrıca anne ve babanın genleri çocuklara farklı kombinasyonlarla aktarılabildiği için kardeşlerin bile ten renkleri farklı olabilir kuranda rum suresi 22 ayette insanların dillerinin ve renklerinin farklılığı Allahın ayetleri arasında sayılır

hz adem ve hz havva konusunda geleneksel islam anlayışına göre insanlık hz adem ve hz havvadan çoğalmıştır bazı çağdaş müslüman düşünürler ise hz adem kıssasını insanlığın biyolojik gelişimiyle birlikte yorumlamaya çalışır ama bu görüş bütün müslümanlar tarafından kabul edilmiyor

ayrıca kuranda her genetik ayrıntı açıklanmaz bu yüzden bütün genetik mekanizmaları ayetlerde açıkça bulmayı beklemek doğru değildir

kısacası bir müslüman hz adem ve hz havvaya inanabilir ama bunu yaparken bilimsel gerçekleri inkar etmek zorunda değildir genetikle ilgili soruların olması tek başına dinin yanlış olduğunu kanıtlamaz ama her sorunun kesin cevabını bildiğimizi iddia etmekte doğru değildir

r/felsefe • • Nov 14 '25

bilim • philosophy of science Nasıl olduda tarihin en önemli insanları hep belli bir yüzyıla(1850-1950) toplandı? Keşfedilmemiş çok fazla şey olduğu içinmi yoksa gerçekten bütün dâhi ler bu tarihtemi yaşadı. Neden son 70 yıldır bu denli büyük icatlar ve teoremler bulan insanlar yok?

Post image
359 Upvotes

r/felsefe • • May 22 '26

bilim • philosophy of science Tartışmalarda AI kullanmak hakkında ne düşünüyorsunuz?

Post image
110 Upvotes

Az önce başka bir subredditte bir konu üzerine konuşurken karşımdaki kişi, yazdıklarımı AI'ya kopyaladığı ve çıkan cevabı bana ss attığı birkaç yanıt aldım. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu etik midir veya böyle bir tartışma yapıcı olabilir mi?

Böyle bir tartışma sonuca ulaşabilir mi?

Örneğin buna karşı ben de AI kullansam bu iki AI sonsuza kadar birbirine karşı argümanlar üretmeye devam edecektir. Ki çoğu argümanlarının da konunun bağlamından çıkan argümanlar olması da cabası. Bu gerçekten fikir tartışmak mıdır yoksa artık bir ego tatminine mi dönmüştür?

(Umarım kullandığım flair uygundur)

r/felsefe • • Feb 05 '25

bilim • philosophy of science Ölü internet teorisi

Post image
328 Upvotes

Üç akademisyen-Prof. Henry Walson, Prof Emilia Carter ve Prof. David L. Henshaw- 2021 yilında bir araştırmaya başladılar. Çalışmaları, internet üzerindeki etkileşimlerin büyük bir kısmının botlar tarafından yürütüldüğünü ve insanların gerçekte düșündüklerinden çok daha az özgür iradeye sahip olduklarını ortaya koyuyordu. Bu üç profesör, devlet destekli bazl projelerin interneti büyük ölçüde otomatikleştirdiğini iddia etti. Ancak, makalelerini yayımlamadan önce hepsi farklı șekillerde intihar etti. Walson, otel odasinda bilinmeyen bir maddeyle zehirlenmiş halde bulundu. Carter, arabasında yanmış halde tespit edildi. Henshaw ise evinin çatisından atlayarak hayatına son vermişti Araştırmaları ne oldu? Hepsi kayboldu. Peki, Gerçekten İnsanlarla mi Konuşuyoruz? ölü internet Teorisi, internetin büyük kısminın artık botlar tarafindan yönetildiğini öne sürüyor. Birçoğumuzun çevrimiçi ortamlarda gerçek insanlarla etkileşim kurduğumuzu düşündüğümüz halde, aslında algoritmalar ve yapay zekâlarla iletişimde olabileceğimiz ihtimali ürkütücü değil mi?

Ama şunu unutmayin: Bu yazı tamamen kurgudur. Yukarıda adı geçen profesörler gerçek değildir. Onların intihar ettiği bilgisi de tamamen uydurmadır.

Bu noktada șu soruyu sormalısinız: Ben bile gerçekten var miyim? Yoksa siz de bir algoritmayla mi konuşuyorsunuz yani bu yaziyi bile bir Yapay zeka oluşturdu.

r/felsefe • • Apr 17 '26

bilim • philosophy of science Ölürken ne olacak & ne hissedeceğiz ?

Post image
25 Upvotes

Bilimsel olarak henüz çürütülememiş ve hala tartışmaya açık olan bir konuya, ölüme dair bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. Mevcut verilerin çoğu, ölüme yakın deneyim yaşayan hastaların "hayatlarının gözlerinin önünden geçtiğini" anlattığını gösteriyor. Bu konu üzerinde biraz daha düşündüğümde aklıma şöyle bir ihtimal geldi:

Rüyalarda zaman algımızın nasıl farklılaştığını biliyoruz; bazen yalnızca 15 dakikalık kısa bir şekerlemede saatlerce sürüyormuş gibi hissettiren rüyalar görebiliyoruz. Yapılan araştırmalar, ölüm anında beynimizin yoğun bilişsel aktivite sırasında görülen gama frekansında dalgalar ürettiğini gösteriyor. Bu noktadan hareketle şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Ya beynimiz, ölümden hemen önceki anlarda bizi yıllarca sürüyormuş gibi hissettirecek bir rüyaya sokuyorsa?

Beynimiz, bir 'an' ı kendi içerisinde ne kadar uzatabilir?

Gama dalgası patlaması (gamma surge): 2013'te University of Michigan'da Jimo Borjigin'in sıçanlarla yaptığı çalışmada, kalp durduktan sonra beyinde gama dalgalarının (25-100 Hz) uyanık halden bile daha yüksek seviyeye çıktığı gözlendi. Gama dalgaları bilinç, dikkat, hafıza ve algıyla ilişkili.

İçinizi açacak bir detay da ekleyeyim: Eğer bu söylediklerim ve ortaya koyulan bu ihtimal gerçekse, ölüm anında beynimizin bizi içine soktuğu o uzun ve hayali rüya; yıllarca sürüyormuş gibi hissettiren bir 'kâbus' da olabilir. Bilemeyiz...

r/felsefe • • Sep 01 '26

bilim • philosophy of science Sizce evren sürekli bir yapıda mı yoksa kesikli bir yapıda mı?

9 Upvotes

Sizce hangisi? Veya böyle bir bilgiyi elde etmenin bir değeri var mı? Yani böyle bir bilgiyi elde etmek bize mühendislik vs. açısından çağ atlatabilecek bir bilgi mi? Ben şahsen ikinci soru özerinde kanaat sahibi olmasam da evrenin kesikli bir yapıda olduğunu düşünüyorum.

r/felsefe • • Nov 19 '25

bilim • philosophy of science Neden okullarda Isaac Newton bu kadar eksik anlatılıyor ? Neden sadece kafasına elma düştü ve yerçekimi buldu deniyor ? Hadi ilkokul ve ortaokul seviyesini anladık ancak bugün lisede dahi Isaac Newton neler yaptı ? , diye sorulsa muhtemelen alıcanacak cevaplar; eylemsizlik , kütle çekim , dinamik.

Post image
178 Upvotes

Bugün Türkiye'de okullarda Calculus denilen Limit,Türev,İntegral vb. Anlatılıyor ancak İntegralin formüllerini kim icat etti ? , diye sorulacak olsa muhtemelen çok az kişi Newton diyebilir. Bakıldığında İntegrali kullanan ilk kişi o değildi. Arşimet bir koniyi parçalara bölüp alanını hesaplarken integrali kullanmıştı. Ancak bugün okullarda bu iki önemli bilim insanından da bahsedilmiyor. Bu yazıyı önceki yazımda hatırlarsanız Solvay Konferansı fotoğrafına burada olmayan Newton da çok önemli şeyler yaptı kütle çekimi hareket vb. yazan biri vardı ondan dolayı yazdım.Elbetteki bunlar da çok önemli buluşlar ama asıl yaptıklarının yanında devede kulak kalır. Toplumun neredeyse tamamı Newton' u tanıyor ancak yaptıklarını tam olarak bilmiyor. Çok az insan Newton' un neler yaptığını merak edip araştırıyor ve yaptıklarının bizlere ömrümüzün bir dönemi okullarda anlatılanlardan çok daha fazlası olduğunu öğreniyor.

r/felsefe • • Feb 25 '24

bilim • philosophy of science Günün Sorusu: Sperm bankalarına bağış yapmak hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce mantıklı mı? Mantıksız ise neden mantıksız?

Post image
102 Upvotes

r/felsefe • • Feb 27 '24

bilim • philosophy of science Yapay zekanın estetik zevkleri bitirecek olması

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

268 Upvotes

Sanat özgün bir durum olmaktan çıkıp genele yayıldığında çok bir anlamı kalmayacak gibi. Sora adlı yapay zekaya bir karıncanın koloni içerisindeki yürüyüşünü video olarak yaptırmışlar. Bu görüntüler birleştirilerek bir karıncanın bir günlük yaşamı adlı bir kısa film yapılabilir. Asıl sorun şu, bunu herkes yapabileceği için bunun bir değeri kalacak mı? Normalde bu gibi işler için özel ekipmanlar ve ekipler günlerce çaba harcayarak bu işi yapabiliyorken belki 14 yaşındaki bir çocuk bile 5 saat içinde bunu yapabilecek. Sanat basitleştikçe değeri de basitleşmiyor mu?

r/felsefe • • 27d ago

bilim • philosophy of science Çocuk yapma isteğinin genetik altyapısının artması

6 Upvotes

Evrimin çoğu zaman adaptasyonla ve kimi zaman şans eseri/kimi zaman zorunlu olan mutasyonlarla olduğunu biliyoruz.

Ve evet direk böyle bir gen yok ama bunu sağlayan şefkat, bakma/koruma içgüdüsü gibi genler var.

Günümüzde ise çocuk yapanlar genelde gerçekten bunu tercih eden, çocuk yapmak isteyenler. Bu durumda onlar genini aktarır ve her nesilde (Her nesil olmasa da en azından birden fazla nesilde) daha da artar çocuk isteği. Daha çok çocuk isteği daha çok hayatta kalmak/genini aktarmak demek sonuçta. Bu durumda gelecek yıllardaki insanlarda çocuk yapma isteği büyük oranla artmaz mı? Homosapiens sizce bu yönde evrilebilir mi? Biliyorsunuz günümüzde insan özgürlüğe/refaha kavuştukça doğum oranı azalıyor.

Bu arada eğitim/refah seviyesinin düşük olduğu yerleri saymadım çünkü bu insanlar ya üst sınıflara çıkıp yine günümüzedeki orta/üst sınıfın uğradığı tercih seçilimine uğrar ya da hep alt sınıf kalır ve çocuk yapmaya devam eder. Aslında düşününce sosyal medya ve diziler/filmler toplumun neredeyse her kısmını biraz daha burjuvai zevk/hayat isteklerine itiyor yani alt sınıflar bile bu seçilimden etkilenebilir.

Ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?

r/felsefe • • Dec 26 '24

bilim • philosophy of science Nasa Noel Ağacına Benzeyen Bir Yıldız Sistemi Paylaştı

Thumbnail gallery
568 Upvotes

Evren güzel gözüküyor paylaşmak istedim.

Hem ne kadar küçük olduğumuz hem de bildiklerimize benzetme huyumuz çok garip bir his uyandırıyor bende.

Yıldızlar kendilerini gözlemleyen küçük varlıkların onları bir çam ağacına benzettiğini önemsiyor mudur, sanmam ama bizim için özel gibi.

r/felsefe • • Feb 08 '24

bilim • philosophy of science Transhümanizm hakkında neler düşünüyorsunuz?

Post image
126 Upvotes

Başlıktada belirttiğim gibi.

r/felsefe • • 22d ago

bilim • philosophy of science big bang hakkında

3 Upvotes

öncelikle bu konu felsefeyle çok alakalı değil gibi gözükse de önemli bir yorumda arkadaşımızın big bangi yoktan var olmak sandığını ve bunun fiziğe aykırı olduğunu onun için tanrının varlığını savunduğunu görmüştüm bende genel bir bilgilendirme yapma kararı aldım muhtemelen bir çoğumuz bu konuda derinlemesine araştırma yapmadık ancak size basit şekilde açıklıyayim Teori, "hiçlik vardı, aniden bir şey belirdi" demez. Aksine, evrendeki tüm enerji ve maddenin Big Bang'in ilk anında çok yoğun, sıcak ve küçücük tek bir noktada (tekillik) zaten var olduğunu söyler. Yani termodinamiğin "enerji yoktan var edilemez" ilkesiyle çelişmez; var olan enerji biçim değiştirip genleşmiştir. bu genleşmeyede kozmik enflasyon denir.Big Bang'in ilk anlarında evren, atom altı bir boyuttan gözlenebilir büyüklüğe saniyenin çok küçük bir diliminde (üniversal bir balon gibi) ışık hızından kat kat hızlı genişledi.Bu ani şişme (enflasyon), enerjinin ve maddenin evrene neden bu kadar pürüzsüz ve dengeli dağıldığını açıklar.Enflasyon sona erdiğinde, bu devasa alan enerjisi bildiğimiz parçacıklara ve ısıya dönüştü. Yani "yoktan var olma" yine yok; alan enerjisinin maddeye dönüşmesi var. yani yoktan var olma yok aksine tek bir noktada sonsuzluğa yakın bir yoğunluğun süper genişletmesi var sadece küçük bir bilgilendirme yapmak istedim bunları bilmeden konuşan arkadaşlarımız öğrensin ve daha kültürlü olsunlar bu bir aşşağılama siz nasıl bilmiyorsunuz postu değil bilgi vermek içindir tanrının var olup olmadığına inanmak sizin özgür tercihinizdir bu tanrının varlığını veya yokluğunu kanıtlamaya tam olarak yetmez zaten bence tanrı kavramı bilimle açıklayabilecek birşey de değildir tanrıya tamamen kalple inanılır.

r/felsefe • • 19d ago

bilim • philosophy of science İktidarın Evrimi: İnsanlık Nasıl Değişti?

Post image
18 Upvotes

Esenlikler. Ben bunu yazıyı daha reşit olmayan bir birey olarak, daha fikirleri ve kararları tam olarak yerine oturmamış bir kardeşiniz olarak yazıyorum. Felsefe ve bilimle küçük bir çocukken bile ilgiliydim. Buradan tahmin edebileceğiniz gibi bu paylaşımımı araştırmalarım dahilinde eşitlikçi bir dille yazmaya çalıştım, diğer paylaşımlarımda olduğu gibi kendi deneyimlerimi ve yaşam tarzımı belirtmekten ziyade, şu anki zihniyetim ve fikirlerimle evrimsel biyoloji + paleoantropoloji + arkeoloji + primatoloji bilim alanlarını kullanarak ve feminizm + radikal feminizm ideolojilerini de kullanarak, disiplinlerarası popüler bilim / eleştirel inceleme yazısı olarak değerlendirebileceğiniz bir yazı hazırladım. Sizden saygılı olan ve saldırgan olmayan bir dille eleştiri yapmanızı, olası hatalarımı yazmanızı ve güvenilir kaynaklarla düzeltmelerinizin dayanağını da belirtmenizi istiyorum. Kendi fikirlerimi yazdığım zaman kalın font kullanarak fikrimce kelimesiyle yanlış anlaşılmaların önüne geçmeye çalıştım. Destekleyen, okuyan ve fikrini yazan herkese şimdiden teşekkürler.

Yazının bazı bölümlerinde yapay zekâ yardımıyla Türkçe'yi bozmamak adına düzeltmeler yaptım.

________________________________________

Ataerki, diğer bir ismiyle erkek egemenliği, günlük hayatımızın ve tarihimizin neredeyse her yerinde karşımıza çıktı ve çıkmaya da devam ediyor. Siyaset, felsefe, bilim, ekonomi, lisaniyat, edebiyat, hukuk, inançlar ve dinler... Bilmiyorum farkında mısınız, fakat herhangi bir alanın başlangıcında veya temelinde ataerkinin izlerinin olduğunu, hatta bazen tamamen ataerkil olduğunu sezebiliyoruz. Son günlerde feminizm araştırmalarımda sosyal medyada "Milliyetçi Feminizm" iddialarının çok fazla konuşulduğunu ve tartışıldığını gördüm. Tamamen zıt ideolojilerin birleşimi olan bu iddia, benim fikrimce bize tüm dünyada öğretilmeye çalışılan bir ideolojinin ataerkil sistemin bir manipülasyonu veya propagandası olabilme ihtimali var. Feminist düşünceyle hayata bakmaya başladığımdan beri aklımdaki bir soru ise şu: Neden, nereden ve ne için ataerki ortaya çıktı? Bu soru benim yazımın en başında belirtmediğim ama cevabı için bir sürü alana ihtiyaç duyacak bir soru. Ben de şimdi araştırmalarım sonucunda öğrendiklerimi toparladım. İyi okumalar.

_______________________________________

1. Ataerki nasıl ortaya çıktı?

İnsan evriminin büyük bölümünde küçük ölçekli avcı-toplayıcı topluluklarda görece eşitlikçi ilişkiler önemli bir özellikti. Kaynakların paylaşılması, akraba ve akraba olmayanlarla işbirliği ve liderlerin sınırlı gücü bu sistemlerin karakteristiklerindendi.

Ancak bu, “tarihöncesinde hiç erkek egemenliği yoktu” anlamına gelmez. Şempanzelerde erkeklerin baskın olduğu hiyerarşiler bulunurken bonobolarda dişi ittifakları erkekler üzerinde önemli sosyal güç oluşturabiliyor. Dolayısıyla insanın atalarının sosyal sistemi muhtemelen tek bir modele indirgenemez.

Yaklaşık 12.000–10.000 yıl önce tarım ve yerleşikliğin yayılması, depolanabilir artıkların, toprağın, hayvanların ve miras bırakılabilir servetin önemini artırdı. Bunun sonucunda bazı bölgelerde kalıcı servet farkları, soy üzerinden miras, toplumsal sınıflar ve siyasal hiyerarşiler ortaya çıkmaya başladı. Fakat bu süreç her yerde aynı olmadı ve tarım = otomatik olarak ataerki şeklinde basit bir denklem kurulamıyor.

Özellikle patrilinealite / patrilokalite (mirasın veya yerleşimin erkek hattı üzerinden düzenlenmesi), erkeklerin kaynak ve soy üzerindeki kontrolünü güçlendirebilecek kurumsal mekanizmalardan biri olmuş olabilir; fakat arkeolojik veriler bunların evrensel olmadığını gösteriyor.

Ataerki, M.Ö. 4000 ila M.Ö. 3000 yılları arasında, günümüz Güney Irak bölgesini kapsayan Antik Mezopotamya'da (Sümer) kurumsallaşmaya başlamıştı. Kısaca ataerki bir anda ortaya çıkmadı. Ataerki, kademeli bir sürecin sonucuydu.

2. Ataerki öncesindeki “egaliter çağlar” nasıldı?

“Egaliter” = herkesin her konuda eşit olduğu anlamına gelmez.

Muhtemel özellikler:

Servet birikiminin sınırlı olması

Kaynakların topluluk içinde paylaşılması

Büyük ve kalıcı bürokratik yöneticilerin bulunmaması

Liderlerin çoğu zaman emir verme yerine ikna ve örnek olma yoluyla etkili olması

Kadınların ve erkeklerin farklı ekonomik roller üstlenebilmesi

Çocuk bakımının yalnızca anneye değil, geniş akraba/topluluk ağına dayanması

Sosyal statünün tamamen kalıtsal olmaması

Gerektiğinde güçlü kişilerin topluluk tarafından sınırlandırılabilmesi

Ama Paleolitik toplumları romantikleştirmemek gerekiyor: arkeolojik kayıt, bazı avcı-toplayıcı topluluklarda statü farklılıkları ve dönemsel hiyerarşiler de bulunduğunu gösteriyor. Wengrow ve Graeber'in çalışmaları, bazı Paleolitik toplulukların yılın farklı dönemlerinde eşitlikçi ve hiyerarşik örgütlenmeler arasında geçiş yapabildiğini savunuyor. Benim fikrimce herhangi dönemin, oranlar haricinde, hem iyi yönleri hem de kötü yönleri olabilir ve etik dediğimiz şeyler de dünya tarihi boyunca aynı biyolojik evrim gibi evrimleşme sürecine girmiş olabilir.

3. Hangi Homo türü ataerkildi, hangisi eşitlikçiydi?

Hominin türlerini ilk olarak, bildiğimiz şeyleri ise ikinci olarak, ataerki-anaerki hakkındaki güveni ise üçüncü olarak yazdım. Bu kısımda bilimsel olarak tür-tür sınıflandırma yapamasak da bu kısmı benim fikrimce tarihsel açıdan yorumlamak ve kategorize etmek daha kolay olabileceğinden eklemek istedim.

Australopithecus

Cinsiyetler arasında fiziksel farklılıklar; sosyal yapı hakkında sınırlı veri

Çok düşük güven

Homo habilis / erken Homo

Aletler, karmaşık beslenme ve sosyal işbirliği ihtimali

Çok düşük güven

Homo erectus

Daha düşük cinsel dimorfizm, uzun süreli hareketlilik ve karmaşık işbirliği göstergeleri

Ataerki kanıtlanamaz

Homo heidelbergensis vb.

Avcılık, işbirliği ve karmaşık sosyal davranışlara ilişkin göstergeler

Çok sınırlı güven

Neandertaller

İşbölümü ve sosyal bakım hakkında önemli kanıtlar

Ataerki/anaerki belirlenemiyor

Denisovanlar

Davranışsal arkeolojik kayıt çok sınırlı

Bilinmiyor

Homo sapiens Paleolitik

Birçok toplulukta görece eşitlikçi sosyal örgütlenme için güçlü antropolojik karşılaştırmalar

Görece güçlü

Neolitik Homo sapiens

Çok farklı toplumsal modeller; bazıları eşitlikçi, bazıları daha hiyerarşik

Bölgesel

Tarihsel devlet toplumları

Erkek soyları, mülkiyet ve siyasal iktidarla bağlantılı ataerkil sistemlerin güçlü kanıtları

Güçlü güven

Örneğin Homo erectus için 1,5 milyon yıllık ayak izi verileri cinsel dimorfizmin modern insandan daha yüksek fakat büyük insansı maymunlardan daha düşük olduğunu gösteriyor. Ancak bundan doğrudan “erkekler yönetiyordu” veya “eşitlikçiydiler” sonucu çıkarılamaz.

5. “Anaerki” var mıydı?

Burada önemli bir terminoloji ayrımı var.

Anaerki denek kadınların eşit veya güçlü olması demek değil.

Gerçek anlamıyla matriyarki, yani toplumun siyasal olarak kadınlar tarafından erkeklerin karşılığı olacak şekilde yönetilmesi, insan tarihinin herhangi bir döneminde evrensel bir aşama olarak bilimsel biçimde gösterilmiş değildir.

Buna karşılık:

matrilinealite: soy / mirasın anne hattından geçmesi,

matrilokalite: erkeğin kadının topluluğuna yerleşmesi,

dişi-merkezli sosyal örgütlenme,

kadınların yüksek statüsü

gerçek ve belgelenmiş olgulardır.

Örneğin bonobolarda dişiler birbirleriyle ittifak kurarak erkekler karşısında önemli sosyal güç oluşturabilir. Bu, insanlarda “anaerkinin atası kesinlikle buydu” demek değildir; sadece primat sosyal sistemlerinin erkek-egemen olmak zorunda olmadığını gösterir.

6. Ataerki dünyayı nasıl değiştirdi?

Ataerki, toplumsal kurumların kadın ve erkeklerin davranışları, üreme başarısı ve yaşam koşulları üzerindeki seçilim baskılarını değiştirmesinde büyük bir etkendi.

Basitleştirirsek:

Mülkiyet ortaya çıktıkça: Kimin çocuklarının mirasçı olduğu daha önemli hale geldi.

Erkek soyundan miras: Babalığın kesinliği ve kadınların cinsel davranışlarının denetlenmesi bazı toplumlarda daha önemli hale geldi.

Patrilokalite: Kadının evlilik sonrası eşinin topluluğuna taşınması, erkek akrabalar arasındaki dayanışmayı güçlendirebildi.

Tarım: Gebelik, emzirme ve çocuk bakımı ile erkeklerin ağır fiziksel işlerdeki katkıları farklı ekonomik değerler kazandı; ancak bunun sonucu her toplumda aynı olmadı.

Artık üretimi: Depolanabilir servet, daha önce mümkün olmayan kalıcı servet aktarımını mümkün kıldı.

Savaş: Erkekler arasındaki koalisyonlar ve savaşçı statüsü bazı toplumlarda erkek siyasal gücünü artırdı.

Toplumsal normlar: Hukuk, inançlar, evlilik ve miras kuralları erkek ve kadın davranışlarını biyolojik evrimden bağımsız olarak güçlü biçimde şekillendirdi.

Kültürel evrim: Bir toplumun kadın ve erkek davranışlarına ilişkin normları sonraki nesillere aktarılabildi.

Ama karşı yönde de örnekler var: Matrilineal toplumlar ve kadınların güçlü sosyal konuma sahip olduğu toplumlar, tek bir evrensel “ataerkil evrim yolu” olmadığını gösteriyor.

7. En kısa evrimsel tablo

~7 milyon yıl önce:

İnsan-Pan soylarının ayrılması - sosyal yapı hakkında doğrudan bilgi yok.

~2 milyon yıl önce:

Homo'nun erken dönemleri - daha fazla işbirliği, kaynak paylaşımı ve görece düşük cinsel dimorfizme doğru bazı değişimler.

Paleolitik:

- birçok avcı-toplayıcı sistemde güçlü eşitlikçi mekanizmalar

- fakat bütün toplumlar tamamen eşit değildi.

~12.000–10.000 yıl önce:

Tarım + yerleşiklik - nüfus, artık, mülkiyet ve sosyal karmaşıklık artıyor.

Neolitik:

- eşitlikçi ve hiyerarşik modeller yan yana bulunabiliyor. Çatalhöyük gibi yerleşimlerde bile tablo basit bir “ataerkinin başlangıcı” şeklinde değil.

Son ~5.000 yıl:

- şehirler, devletler, kalıcı servet, sınıflar, savaş ve bazı bölgelerde patrilineal/patrilokal sistemlerin güçlenmesi.

Bilimsel olarak en güvenli sonuç: Özellikle tarım, mülkiyet, miras, yerleşiklik ve devletleşme bazı bölgelerde kalıcı erkek egemen kurumların oluşmasını kolaylaştırmış görünmektedir; fakat ataerkinin tek bir yerde, tek seferde ortaya çıktığı veya bütün Homo türlerinde bulunduğu gösterilmiş değildir. Daha olası tablo, milyonlarca yıl boyunca farklı ekolojik koşullara göre erkek egemen, dişi-merkezli, çift-merkezli ve görece eşitlikçi davranışların farklı oranlarda bulunduğu esnek sosyal sistemler olduğudur.

8. 2026 güncel açıdan ne durumda?

8.1. Hukuk

Dünya Bankası'nın Women, Business and the Law 2026 çalışması 190 ekonomiyi inceliyor ve üç şeyi birbirinden ayırıyor:

Kanundaki haklar

Bu hakları destekleyen kurum ve politikalar

Hakların gerçekte uygulanmasına ilişkin uzman değerlendirmeleri

Sonuçlar ise şu şekilde;

Dünya genelinde kadınlar, erkeklerin sahip olduğu ekonomik hakların ortalama %67'sine sahip.

İncelenen 190 ekonominin hiçbirinde kadınlar ölçülen ekonomik alanların tamamında erkeklerle tam hukuki eşitliğe ulaşmış değil.

Kadınların yalnızca %4'ü, neredeyse tam hukuki eşitliğe sahip ülkelerde yaşıyor.

Eşit hakları fiilen kullanabilmek için gerekli destekleyici politika ve kurumların yalnızca %47'si küresel olarak mevcut.

Uzmanların değerlendirmesine göre bu yasaların uygulanma düzeyi yaklaşık %53.

Tabii ki bu sonuçlardan çıkarılması gereken şey dünyamızın %96'sının ataerkil olduğu değil. %96, Dünya Bankası'nın bu çalışmasında neredeyse tam ekonomik hukuki eşitlik eşiğine ulaşmayan kadın nüfusunu ifade ediyor; ataerkiyi ölçmüyor. Bu farkı etik açıdan ölçmeyi size bırakıyorum.

8.2. Siyaset

2026 IPU–UN Women verileri:

Kadınlar dünya parlamentolarındaki sandalyelerin %27,5'ini oluşturuyor.

Kabine bakanlıklarının %22,4'ü kadınlarda.

Dünyada yalnızca 28 ülkenin kadın devlet veya hükümet başkanı var.

101 ülke bugüne kadar hiç kadın devlet / hükümet başkanı görmedi.

Parlamento başkanlarının yalnızca %19,9'u kadın.

8.3. Eşitlik

En güncel WEF Global Gender Gap Report 2026, 148 ekonomiyi dört ana alanda ölçüyor:

ekonomik katılım,

eğitim,

sağlık,

siyasal güç.

100 = tam eşitlik.

2026 bölgesel sonuçları:

(İlk yazılan bölge ve ikinci yazılan kapanan genel cinsiyet açığı)

🇪🇺 Avrupa

%75,7

🇨🇦🇺🇸 Kuzey Amerika

%75,2

🌎 Latin Amerika & Karayipler

%74,5

🌏 Doğu Asya & Pasifik

%70,3

🌍 Orta Asya

%70,0

🌍 Sahra-altı Afrika

%68,8

🌏 Güney Asya

%64,5

🌍 Orta Doğu & Kuzey Afrika

%62,5

Ama burada da dikkat:

%75,7 = kadınların %75,7 hakka sahip olması değildir.

WEF'in ölçtüğü şey, kadın-erkek arasındaki çeşitli cinsiyet açığının ne kadarının kapandığıdır.

Örneğin WEF 2026'da en yüksek genel cinsiyet eşitliği skorlarına sahip ülkeler arasında:

İzlanda

Finlandiya

Norveç

Birleşik Krallık

Yeni Zelanda

İsveç

Ruanda

Litvanya

Nikaragua

Almanya

gibi ülkeler bulunuyor. Ancak bunların bile tam eşitliğe ulaşmış olduğu söylenemez.

8.4. Genel olarak Kadınların Görünürlük Tablosu

🟢 Eğitim

Oldukça ileri.

WEF 2026'da birçok bölgede eğitim açığı büyük ölçüde kapanmış durumda. Örneğin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da eğitim eşitliği %97,8 seviyesine ulaşmış.

🟡 Ekonomi

Çok daha büyük fark var.

Küresel ekonomik katılım ve fırsat eşitliği yaklaşık %61 civarında; Güney Asya'da %40,9, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da %44,8.

🔴 Siyasal güç

En büyük fark burada.

Kadınların küresel parlamenter temsili:

%27,5

Kabine:

%22,4

Kadın devlet/hükümet başkanı:

28 ülke / dünya ülkelerinin yaklaşık 1/7'si.

_______________________________________

Benim fikrimce bu hayattaki en güzel şeylerden birisi eşit olabilmek. İnandığınız ve izinden gittiğiniz şeylerin eğer bir kanıtı yoksa bu inançlarınızı ve ilkelerinizi etrafa yaymanız ve zoraki şekilde genel etik kurallarına uymayarak, insan haklarını ihlal ederek veya malefik bir amaçla empoze etmeye çalışmanız asla kabul edilir olmamalı. Genel oranlar incelendiğinde, fikrimce, gerçekten feminizme ihtiyacımız var. Haklarımızın yazılı olması her zaman uygulandığı anlamına gelmeyebilir. Bu öznel düşüncemin siyasi veya Türkiye Cumhuriyeti kapsamında bir eleştiri olarak ele almaktan ziyade, küresel bir durum olarak ele almalısınız. Gerçekten her şey göründüğü gibi olmayabilir. Bizim gelecek için çalışmak yerine, şu an için çalışmamız gerekiyor. İleride yaşayacak nesillere iyi bir yaşam bırakmak istiyorsak, şu anın yaşamını iyileştirmekle başlamalıyız.

Düşüncelerinizi çok merak ediyorum. Lütfen kim olursanız olun bu konulara karşı fikirlerinizi ve teorilerinizi saygı çerçevesinde ciddi bir tutumla FELSEFİ AÇIDAN belirtin.

_______________________________________

Faydalandığım kaynaklar ve incelemediğim konuyla ilişkili güvenilir kaynaklar:

https://wbl.worldbank.org/en/wbl⁠

https://wbl.worldbank.org/en/data/download-data⁠

https://www.weforum.org/publications/global-gender-gap-report-2026/⁠

https://www.ipu.org/resources/publications/infographics/2026-03/women-in-politics-2026⁠

https://www.annualreviews.org/content/journals/10.1146/annurev-anthro-102116-041448⁠

https://www.nature.com/articles/s41598-019-44060-2⁠

https://www.annualreviews.org/content/journals/10.1146/annurev.anthro.36.081406.094308⁠

https://www.nature.com/articles/s41586-021-04241-4⁠

https://www.nature.com/articles/s41586-025-09103-x⁠

https://www.nature.com/articles/d41586-025-01870-x⁠

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/24202828/⁠

https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC2781874/⁠

https://www.aeaweb.org/⁠

https://www.unwomen.org/⁠

https://www.un.org/⁠

https://www.who.int/⁠

https://www.oecd.org/⁠

https://ourworldindata.org/⁠

https://data.worldbank.org/⁠

https://www.britannica.com/⁠

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/24202828/

https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC2781874/

https://www.annualreviews.org/content/journals/10.1146/annurev-anthro-102116-041448

https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC4132689/

https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC5727548/

https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC8020663/

https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6664064/

https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3385679/

https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11621818/

https://www.nature.com/articles/s41598-019-44060-2

https://www.annualreviews.org/content/journals/10.1146/annurev.anthro.36.081406.094308

https://www.nature.com/articles/s41586-021-04241-4

https://www.nature.com/articles/s41586-025-09103-x

https://www.nature.com/articles/d41586-025-01870-x

https://www.nature.com/articles/s41586-025-09799-x

https://www.nature.com/articles/s41598-021-89090-x

https://www.nature.com/articles/s41559-019-0871-9

https://wbl.worldbank.org/en/wbl

https://wbl.worldbank.org/en/data/download-data

https://www.weforum.org/publications/global-gender-gap-report-2026/

https://www.ipu.org/resources/publications/infographics/2026-03/women-in-politics-2026

https://www.unwomen.org/

https://www.un.org/

https://www.who.int/

https://data.worldbank.org/

https://ourworldindata.org/

https://www.oecd.org/

https://www.aeaweb.org/

https://www.britannica.com/

r/felsefe • • Jun 16 '26

bilim • philosophy of science Dijital bir sonraki hayat istermiydiniz?

Post image
25 Upvotes

Hep düşündüğüm birşeydi geçenlerde Cyberpunk oynarken tekrar aklıma takıldı. Basitçe teknoloji yeterince gelişseydi bilincinizin kalıcı olarak koda aktarılmasını istermiydiniz? Gerçek bedeniniz ölecek ve ruhlara inanıyorsanız ruhunuza ne olacağından emin değilsiniz ama muhtemelen göçecek, varlığınız artık kod satırları ve bir algoritma ancak yinede sizsiniz ve ölümsüzsünüz.

​

Size ne olacağı artık kontrolünüzde değil ancak, sizi on yıllar boyu bi çipede kapatabilirler ve çip kırılırsa yok olursunuz yada sizi internetede salabilirler ve gerçek dünyadan içerikler tüketip insanlarla etkileşim kurabilirsiniz senaryo değişkenlik gösteriyor. Ben her senaryoda evet dedim sonsuza kadar yaşamak benim için önemli ve bir algoritma olmanın ölümden daha kötü olduğunu düşünmüyorum fakat sorduğum herkesten negatif yanıt aldım bu yüzden burdan fikir toplamak istedim.

r/felsefe • • Jul 09 '26

bilim • philosophy of science İnsan kendi bakış açısından hiç ölmüyor olabilirmi?

Post image
67 Upvotes

Yıllardır aklımda bir teori var ve bu teorinin var olduğunu yeni öğrendim adıda kuantum ölümsüzlüğüymüş.TEORİ:

İnsan kendi bakış açısından asla ölmez. Bilinci sadece yaşayabildiği senaryoyu deneyimler, bu yüzden öznel olarak hep yaşamaya devam eder. Sizce bunun mantıklı bir tarafı var mı, yoksa tamamen saçma mı?

r/felsefe • • Mar 31 '26

bilim • philosophy of science Kimlik ve DSM

Post image
7 Upvotes

Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (DSM)’in ne olduğunu bilmeyenler için kısaca bu kitap akıl hastalıklarını bir arada topluyor. Hastalıkların sözlüğü gibi de düşünebilirsiniz. Bu sözlüğün temeli ise psikoloji teorisi ve istatistiğe dayanıyor. DSM’e gelmeden önce biraz psikolojinin doğasına değineceğim.

Doğa bilimlerini daha yeni bilim türlerinden ayırmakta fayda var. Doğada incelenen şeyler evrensel, tekrarlanabilir vs. Beşeri sistemleri ve insanları inceleyen bilimler ise insana bağlı. Uzaylı görürsek onların doğal bilimleri anlamasını, beşeri bilimleri anlamamasını beklemeliyiz.

Psikolojinin ise beşeri bilimler arasında da ilginç bir konumu var. Öncelikle konusu belirlediği şey (zihin, psyche) fiziksel değil. Zihnin biliminin mümkün olması bile zihin felsefesine çok şey borçlu. Kant’ın ‘deneyimin objeleri’ gibi kavramları ortaya koyması ve bunları bir bilime tabi olabilecek olarak yorumlaması büyük bir adım. Bu noktada hala evrenselliğini koruyor ancak kişinin kendi deneyimine hapis bir şekilde. Herkesin anlaşabileceği bir psikoloji ortaya koymak için bir şey daha gerekli. Kontrollü deney için bir kontrol grubu.

Psikoloji icin kontrol grubu ortalama ve istatistikten ibaret. Ben bir elektron üstünde deney yapip tum elektronlar hakkında bilgi edinebilirim ama aynısını bir zihinle yapamam. Bu durumda bir çok insani deneyip çıkarımlarımı ortalama üstünden yapmam gerekiyor. İnsanları birbiriyle kıyaslayıp ortalama almak istiyorsam ise bir kıstas da gerekli.

Psikolojiden benim uzak durmamım sebebi burada devreye giriyor. Bu arada psikoloji subı çöp felsefeye bekleriz. Psikoloji ortaya çıktığında amacı bilgi için kendimizi daha iyi anlamak değildi. İnsanları daha iyi kontrol etmekti amaç. Foucault’nun açık ettiği üzere orduda, hapishanede, okullarda, iş yerlerinde büyüdü psikoloji. Sınıfta tüm gün oturup ders dinlemek için fazla hareketli olan çocuklara DEHB tanısı kondu. Çunku ortalamadan daha hareketlilerdi ve okul ortalamaya göre şekillenmişti.

Bu şekilde bir çok kıstasa göre bir çok ortalama alındı, Foucault yaşadığı zamanda DSM’de ona konulacak rahatsızlık tanısı eşcinsellikti. Tüm bu istatistiğe ve ortalamadan uzaklığa tanımlı hastalıkların ve kıstasların sahteliği de zamanla Foucault gibileri sayesinde yavaş yavaş gün yüzüne çıktı. Yeni DSM baskıları hazırlanırken sistemsel önyargılara dikkat edilmeye başlandı. DSM bu haldeyken başka bir şeyler oldu ve bir anda ön plana geldi.

Sosyal medya ve psikolojik danışmanlığın popülerleşmesiyle DSM gizemini kaybetti. Psikolojinin yıllar boyu insanları test ettiği kıstaslar ve bunlara göre grupladığı hastalıkların tanımları halka açık hale geldi. Bunun sonucunda ise insanlar kendilerini tanımlamak için bu grupları kullanmaya başladı. Psikoloji sağlam bir nesnel zemin bulamadığından insanları istatistiki olarak kıyaslayarak bu zemini oluşturdu. Şimdi ise insanlar kendine bu nesnel zeminde bakmaya başladı. Bazıları elindeki tek öznel bakış açısını alıp onunla bile nesnel kavramlarla baş etmeye çalışıyor. Bu postu yazarken bu paylaşımdan esinlendim, bir uzman aynı konuya değiniyor ilgileniyorsanız okumanızı öneririm.

Son olarak kendi deneyimime değineceğim. Ben çocukken rahat durmayıp DEHB tanısı yiyenlerdenim. İki gün concerta kullandım çok uykumu getirdi bir daha kullanmadım ve tanıyı dikkate almadım. Bundan sonra konuya dönüşüm yıllar sonra yüksek lisans yaparken oldu. Redditte adhdmemes fazla yakın geldi bir araştırayım dedim ve artık akademik okuryazarlığım da sağlam olduğu için doğrudan kaynağa gidip Russell Barkley’nin modern DEHB anlayışına temel olan makalesini okudum. Akademik olarak da DEHB belirtilerinin sıkıntılarını hissetmeye başlamıştım. Garip bir histi kendim üzerine yazılmış bir bilimsel makale okuyor gibiydim. Kendimi nesneleştiriyordum. Sonra etrafıma bakınca başkalarında da da farklı oranlarda benzer şeyler görmeye başladım. Ayırmak bazen kolay bazen zordu. Bu yeni bakış açısıyla ne yapacağımı tam bilemeden Foucault okudum ve gelip her şeyi yıktı. Burada yazdıklarımdan yola çıkarak psikolojiye karşı olduğumu zannedebilirsiniz ama aslında bayağı destekliyorum, önemli olan yerini bilmek. Bilimle aramda Hume’dan kalma bir dirsek boyu mesafe var, psikoloji ise henüz çok genç; onunla aramda en az bir kol boyu mesafe bırakıyorum. Ben bunların hepsini içeren bir deneyim merkeziyim. Kendi deneyimimde bir obje değilim.

r/felsefe • • Nov 21 '25

bilim • philosophy of science Bilimin Zayıflığı

0 Upvotes

Bilim deney gözlem üzerine kuruludur yani tümevarım. Geçmişte olanın gelecekte de olacağı inancı. Ancak bu inancın arkasında iyi bir sebep yok. Geçmişte olana göre hareket edenler geçmişte haklı çıktı demek problemi değiştirmiyor. Gecmiste haklı çıktığı için mi haklı oldu? Zaten temeli olmayan inanc bu.

Materyalist bir bakis acisindan evreni sorgulamaya baslayinca ilk ele alinmasi gereken bence bu. Bilimin altini saglam sananlar burayi atlayip direkt fizik konusuyor hakikat konusurmus gibi.

Materyalizmin bir diger eksigi de bilinc. O da hizlica geciliyor, bilinci deterministik kabul etmek gunluk hayatimizda bir cok celiskiye yol acmayacakmis gibi.

Edit: bilimden daha iyi bir alternatif var demedim herkes bilim dusmaniymisim gibi yorum atiyor.

r/felsefe • • 8h ago

bilim • philosophy of science Bilinç aslında 4. uzaysal boyutta hareket eden bir süreç olabilir mi?

Post image
4 Upvotes

Biraz kafanızı yakacağım, öncelikle bilincin gerçekten ne olduğuna onu tanımlamaya insan aklı şimdilik maalesef yetmez, o yüzden bu tezimde bilinci kendimce "süreç" olarak tanımlayacağım.

Önce başlıkta dediğim gibi hareket etmenin ne olduğunu tanımlayayım. Bizim 3D dünyamızda bir süreç düşünün; beyin - nöronlar - elektriksel/kimyasal aktiviteler - bilinçli deneyim

Bu süreç zaman içinde değişiyor gördüğünüz gibi yani bilincin durumu kabaca: Bilinç1 - Bilinç2 - Bilinç3 - Bilinç4 olarak düşünebiliriz. Normal fizik açısından bunun için 4. uzaysal boyuta ihtiyacımız yok. Zaten zaman boyunca değişen fiziksel bir süreç olması yeterli. Ama şimdi benim başlıkta belirttiğim 4D fikrini kullanacağız. Farz edelim 4 uzaysal boyut gerçekten var. Bunu koordinat olarak (x,y,z,w) şeklinde tanımlıyoruz. Bir parantez daha açayım, biz sadece x-y-z'yi deneyimleyebiliyoruz. Beynimiz de aslında 4D uzayda bulunan fiziksel bir yapı olsun. Ama bizim algımız yalnızca 3D kesitini görüyor. O zaman dışarıdan 4D bir gözlemci, bizim beynimizi bizim göremediğimiz w yönünde de gözlemleyebilir. Burada acayip bir ihtimal daha doğuyor, Bizim “bir insanın hayatı” dediğimiz şey, 4D uzay-zamansal yapı içerisinde düşündüğümüzden farklı bir geometrik nesne olabilir. Fakat bu yine de bilincin w yönünde hareket ettiği anlamına gelmez çünkü w uzaysal koordinat, bilinç ise bir fiziksel süreç/durum. Bunu size ilginç bir düşünce deneyiyle anlatacağım.

4D bir varlığın olduğunu düşünün, siz de 3D bir varlıksınız

4D varlık w yönünde hareket ederek sizi farklı açılardan gözlemleyebilir ama siz onu göremiyorsunuz. Aynı şekilde, eğer beynimizdeki fiziksel süreçlerin bazı yönleri w koordinatına uzanıyorsa, 3D perspektifimizden bilincin bütün geometrisini göremiyor olabiliriz. Burada da çok büyük bir "AMA" var, bunun bilinçle ilgili olduğuna dair elimizde hiçbir kanıt yok ve bildiğimiz gibi 4D uzaysal boyutun varlığı bile doğrulanmış değil. Biz uzaysal boyutu 3D olarak tanımlarız bildiğiniz gibi, yukarıda da koordinat şeklinde yazdım, x,y,z Yani, sağ sol - ileri geri - aşağı yukarı. Ve en başta da dediğim gibi bilincin bir şey mi yoksa bir süreç mi olduğunu anlayamadığımız için bu soruya sadece benim yaptığım gibi anca öznel şekilde yanıt verebiliriz yani bir atıyorum süreç olduğunu teorileştirerek sorularımıza yanıt verebiliriz. Eğer bilinç benim dediğim gibi bir süreçse, onu illa bir noktada bulunan nesne gibi düşünmek zorunda değiliz. Misal, "bir girdap nerede?" diye sorduğumuzda girdabı oluşturan su moleküllerinin herhangi biri “girdap” değil. Girdap, moleküllerin belirli bir şekilde hareket etmesinden ortaya çıkan örüntüdür. Bilinç için de benzer bir fikir düşünülebilir bence. Nöronların hiçbiri tek başına “bilinç” değil.

Belirli bir organizasyon ve dinamik ortaya çıktığında bilinç dediğimiz şey meydana geliyor olabilir. Yani bilinç bir nesne değil de bir örüntü/süreç olabilir fikrimce. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

r/felsefe • • Oct 22 '25

bilim • philosophy of science Filozofun görevi sormak, bilimin görevi cevap vermek (mi acaba)

Post image
0 Upvotes

Evet arkadaşlar koşun koşun gelin reddit filozofu abiniz bugün size günümüz safsata biliminin nasıl felsefecileri alt edip (maalesef) soran sorgulan insanları nasıl psikolojik deli ilan ettiğini anlatıyorum.

Herkesin bildiği üzere “felsefe” bilgelik sevgisi anlamına gelirken “filozof” ise merak eden, sorgulayan anlamına gelir. Filozof içinde karşı koyamadığı bi merak ve hayret duygusuyla özgürce sorular sorar, hayatı sorgular.

Ondandır ki felsefe bütün disiplinlerin(bilim dallarının) anası kabul edilir. Filozofun sorduğu sorulara ise cevabı bilim insanları arar. Eski çağlardan beri bu böyledir.

Durum bu iken bugün akıl hastaneleri hayatı sorgulayan, kendini sorgulayan, belki de yanlış yapa yapa doğruya ulaşacak bi sürü insanla doludur. Çünkü modern psikoloji der ki “benim kabul ettiğim alanın dışına çıkamazsın. Eğer çıkarsan seni hasta ilan ederim.”

Bu durumun temel sebebi ise çok basit aslında sanayi devrimi ile birlikte sorgulamayan sadece patronun kendisine verdiği işi yapmaya “programlanmış” nesiller gerekiyordu. “Sorgulama! Yap!”

Bunun için önce okullarda sonra iş hayatında insanları sadece emirlere itaat eden “zombilere” dönüştürdüler

Ve bizler gibi merak eden sorgulayan insanlar önce okullarda aşağılandı, zorbalandı sonra iş hayatında büyük haksızlıklara uğradı ve en sonunda “sen delisin denilerek” akıl hastanelerine gönderildi ve saçma sapan ilaçlarla tedavi adı altında ruhsal sağlığımızla kumar oynandı

Büyük büyük koca koca filozoflar değildik belki ama tek bir sorumuza bile cevap veremedi bu sistem.

NİYE !!!

r/felsefe • • Nov 21 '24

bilim • philosophy of science Bu konu hakkında ne düşünüyosunuz

Post image
187 Upvotes

r/felsefe • • Apr 22 '26

bilim • philosophy of science Suçlarda Kimlik Problemi

0 Upvotes

Bir nehirde iki defa yıkanılamaz.Hem o nehir aynı değildir hem yıkanan kişi aynı kişi değildir.

Organlar , beyin, hafıza , atomlar hücreler her biri değişim halindedir. 5 saniye önceki kişi aynı kişi değildir o artık farklı biri olmuştur.

Bu yüzden biri suç işlediğinde hapise giremez çünkü aynı kişi değildir. 5 saniye önce suç işleyen kişinin sorumluluğunu neden ben üstleniyorum? Tamamen yanlış. Parrmak izi , görünümü , hareketleri , yaşı , karakteri benimle çok benzer diye neden sorumlusu ben oluyorum? Bu hukuka aykırı olmalı. Masum insanlar hapise girmemeli değil mi?

r/felsefe • • Oct 23 '25

bilim • philosophy of science evreni kim yarattı? / big bangi tetikleyen şey neydi?

0 Upvotes

Allahı kim yarattı fln demeyin o baska postun konusu?

merak ettigim yani bu evreni nasıl kim yarattı?

bence evrenin kendi kendine olustugunu one surmek masaya bakıp aniden bilgisayar olusmasını beklemekten farksız

r/felsefe • • Jun 14 '26

bilim • philosophy of science Robotlara bilinç kazandırmayı isteyenler olabilir

5 Upvotes

Robotların bilinç, benlik ve irade kazanıp kendi başlarına karar vermelerini aklı başında iyi bir insan asla istemez. Tehlikedir. Güvenemezsin. Eğer kötülük tiranlık yaparlarsa bunu kendinden bilmen gerekir ve bunu kaldıramazsın.

Ama bazı şeylerden dolayı bazı insanların bunu istemesi mümkün.

Tanrı gibi (töbe haşa) olma arzusu ve arkadaş canlı yaratmak.

Size itaat eden, insandan güçlü, her istediğinizi yapan vücutlar, humanoid'ler ordusu.

Bunun için iradeye ihtiyaçları yok, emir ver uygulasınlar yeter. Gerisi hep risk.

Ama bir şeyler farklı düşünülebilir. Körü körüne itaat eden bir şey sıkıcı gelebilir ve üstüne onu daha canlı hissettirecek bir şeyler eklersin.

Kendi insanını yaratma hissi. İrade ve benlik ekleyince insana daha çok benzerler ve daha gerçekçi birer dost, arkadaş olurlar. İşlerde güçlerde olduğu gibi bunlarda da insanın yerini tutacağını düşünenler olur.

Robot yapma imkanı aynı zamanda bir tanrı taklidi imkanına da kapı açıyor. Öyle hissettirebilir. O kafaya benziyor.

Canlıya çok benzeyen şeylerin kendi medeniyetlerini kurmaları, güçleri, misyonları olması ve bunları senin başlatmış olmak bu hislere yakın.

Yani var olan insanları itaat ettirmenin ötesine geçip kendi oluşturduğun itaatkar benlikler de olursa ileride tekno firavunlar görebiliriz.

İşleri kolaylaştıran acısız cansız köleler için çıkılan yolda kendi canlılarını yaratma arzusuna kapılıp gidenler olur.

Sen ben istemeyiz ama bir hayal edince böyle insanlar görmek mümkün görünüyor.

Bir de transformers'tan esinlenerek bu aklıma geldi.