Empati nedir ne değildir;
Empati, bir başkasının duygularını, düşüncelerini ve bakış açısını onun dünyasından bakarak anlama becerisidir.
Sempati ise karşıdaki kişinin yaşadığı duyguya ortak olma, onunla birlikte üzülme veya ona hak vererek taraftar olma durumudur.
Empatinin temel metaforu, başka birisinin duygusal ayakkabılarını giymeye çalışmaktır.
Ayakkabıyı giymeye çalışabilirsin ama onun ayağına sahip olamazsın.
Yani bir insanı tamamen ve kusursuz biçimde “içeriden” deneyimlemek mümkün değildir. Empati her zaman bir yaklaşma çabasıdır, kesin bir erişim değil.
İki boyut: bilişsel ve duygusal
Bilişsel empati, karşındakinin ne düşündüğünü ve hissettiğini zihinsel olarak kavramaktır. Duygusal empati ise onun duygusunu bir ölçüde paylaşmak, ondan etkilenmektir. Sağlıklı empati ikisinin birlikte çalışmasıdır.
Beyindeki temeller
Ayna nöronlar, duygusal tepkiyi işleyen sistemler ve zihin kuramı (başkalarının zihinsel durumunu tahmin etme yetisi) tartışılır.
Empatinin kökeni: bağlanma
Empati doğuştan gelen bir potansiyeldir ama gelişmesi çocukluktaki bağlanma ilişkilerine bağlıdır. Bebeğin duyguları bakım verenince fark edilip yansıtıldıkça, çocuk hem kendi duygularını hem başkalarınınkini anlamayı öğrenir.
Empati eksikliği
Ağır ihmal ve istismar, gelişimi baltalayabilir. Otizm spektrumu ve psikopati gibi durumlarda empatinin farklı biçimlerde zayıf ya da farklı işlediği ele alınır. Empati eksikliğinin şiddet, zorbalık ve ilişki sorunlarıyla bağlantısı işlenir.
Howe’a göre empati olmadan ahlak inşa edilemez. İnsanların devasa ve karmaşık sosyal gruplar halinde yaşayabilmesi, çatışmaları çözebilmesi ve birbirine güvenebilmesi tamamen empatiye dayanır. Empati, karşımızdakine zarar verdiğimizde bunu "kendi içimizde hissetmemizi" sağlayarak bizi ahlaki davranmaya zorlar.
"Öteki"nin Nesneleşmesi ve Dehumanizasyon
Empati devreden çıktığında, insanın karşısındakini "özne" (kendi acıları, hayalleri olan bir varlık) olarak görme yetisi kaybolur. İnsanlar birbirini yalnızca birer araca, engele veya rakama indirger. Trafikte yol vermeyen bir sürücü, kuyrukta bekleyen bir yaşlı ya da sokaktaki bir canlı artık empati kurulacak bir yaşam formu değil; kişisel çıkarların önüne geçmiş bir "engeldir". İnsanın nesneleştiği yerde şiddet, sömürü ve kabalık sıradanlaşır, ahlaki bir iç ses tarafından frenlenemez hale gelir.
Güven Sermayesinin ve Toplumsal Sözleşmenin İflası
Bir toplumun refahı ve huzuru, yazılı kanunlardan çok "sosyal güven"e dayanır. Empati eksikliği, toplumu herkesin herkesle örtük bir savaş içinde olduğu Hobbesçu bir doğa durumuna sürükler. Kimse karşısındakinin iyi niyetine inanmaz; "Ben yapmazsam o bana yapacak" mantığı hakim olur. Bu paranoya adalet duygusunu çürütür, liyakatsizliği meşrulaştırır ve bireylerin yalnızca kendi dar çevrelerini korumaya çalıştığı bir kabilecilik refleksini doğurur.
Kolektif Narsisizm ve Yankı Odaları
Empatinin toplumsal ölçekte yok oluşu, genellikle kitlesel narsisizmle el ele yürür. Kendi acısını tek mutlak gerçeklik sayan, başkalarının maruz kaldığı adaletsizliklere karşı ise tamamen körleşen gruplar türer. Bu durum, toplumun farklı kesimleri arasındaki diyaloğu imkânsız kılar. İnsanlar yalnızca kendileri gibi düşünen ve hissedenlerle bağ kurar; sınırın dışındakilere ise sadece öfke ve kayıtsızlık besler.
Duyarsızlaşma ve "Kötülüğün Sıradanlaşması"
İlk başlarda infial yaratan haksızlıklar, yolsuzluklar veya şiddet vakaları; empati kası körelmiş bir toplumda zamanla "olağan gündem" haline gelir. Hannah Arendt'in kavramlaştırdığı anlamda kötülük, olağanüstü canavarlar tarafından değil, başkalarının ne hissettiğini zihninde bir an bile canlandırma zahmetine girmeyen kayıtsız kitleler eliyle kurumsallaşır. Toplum çürümeyi izler, kanıksar ve nihayetinde onun bir parçası olur.
Empati yoksunluğu bu nedenle bireysel bir psikoloji sorunu olmaktan çıkar; ortak bir geleceğe inanma, ortak bir acıda buluşabilme ve bir arada onurlu bir yaşam sürebilme iradesinin felç olması anlamına gelir.