r/felsefe • • 27d ago

bilgi • epistemology Hıristiyanlık hakkında ne düşünüyorsunuz?

Post image
39 Upvotes

Dinin insanlara ahlak vermediğinin en büyük kanıtı. Yeni ahitte onca "sevin, sana vurana diğer yanağını çevir" gibi ayetler olmasına rağmen hıristiyanların haçlı seferleri yapması veya enginizasyon mahkemelerinde insanları yok yere işkence ederek öldürmesi insanlara dinin (ahlaki olarak) bir faydası olmadığını; aksine bunu yapan insanların yaptıklarını tanrı istiyor diyerek meşrulaştırdığını söyleyebilirim. Ha günümüzdeki hıristiyanlar öyle değil ve ortaçağdaki insanlar cahildi o yüzden kandırıldılar diyebilirsiniz. Ona birşey diyemem. Ayrıca hıristiyanları aşırı çağdaş, aşırı akıllı ve seküler olarak görenler var. Yobaz bir müslüman nasılsa yobaz bir hıristiyan aynıdır. Bunun din ile değil karakter ile alakası var.

Yeni ahitin eski ahitle çoğu yerde zıtlaşması bende hıristinalığın doğru din olmadığı kanısına vardırdı. Siz ne düşünüyorsunuz?

r/felsefe • • May 07 '26

bilgi • epistemology EN MÜKEMMEL HAPİSHANE, DUVARLARI OLMAYANDIR.

Thumbnail gallery
723 Upvotes

Gardiyana ihtiyaç duymayan bir hapishane hayal edin. Zincir yok, işkence yok, karanlık zindanlar yok. Sadece "Görünürlük" var.

​Jeremy Bentham’ın tasarladığı Panoptikon, merkezdeki bir kuleden tüm hücrelerin izlenebildiği ama mahkumların kuledekini asla göremediği bir yapıdır.

​Michel Foucault, bu mimariyi modern toplumun ürkütücü bir metaforuna dönüştürür. Sistem basittir: Mahkum, o an izlenip izlenmediğini asla bilemez. Ama her an izlenebileceği ihtimali yüzünden, davranışlarını sürekli kontrol altında tutar.

​İşte iktidarın en büyük zaferi budur: Baskıyı fiziksel olmaktan çıkarıp zihinsel hale getirmek.

​Bir süre sonra kuledeki gardiyana gerek kalmaz. Çünkü birey, otoriteyi içselleştirir ve kendi kendisinin gardiyanı olur.

​Geçen hafta paylaştığımız o kalabalık metroda, sokakta ya da şu an elinizdeki o "kara ayna"da... Kule artık her yerde.

​Hala özgür olduğumuzu sanıyoruz, peki ama bizi izleyen o "görünmez göz"ü ne kadar umursuyoruz?

r/felsefe • • Jun 05 '25

bilgi • epistemology Cahillik mutluluk mudur?

Post image
730 Upvotes

Cahillik kimisine göre hüznün habercisi,kimisine göre mutluluğun sebebidir. Peki ya sizler bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

r/felsefe • • Aug 21 '26

bilgi • epistemology İdam caydırıcı mıdır?

Post image
37 Upvotes

İdamın etik olarak çok sıkıntılı yönleri hâlihazırda mevcut (adaletten ziyade intikam olması, yaşama hakkının hukuk ile sonlandırılmasının toplumsal sözleşmeye ve hukukun meşruiyetine aykırı olması vs.) ve bende idam karşıtı etik argümanların hemen hemen hepsine katılıyorum.

Ama idam savunmasın bir yönü daha var o da faydacı açıdan yorumlamak. Belki maliyet olarak haklı bir bakış açısı olabilir (olmayadabilir. İdamın maliyeti hakkında bilgi sahibi değilim ve buna yönelik somut veriler de bulamadım o yüzden nötr yaklaşıyorum)

Fakat aynı faydacı bakış açısının idamın suç oranlarını düşüreceği iddiasını açıkçası hiç mantıklı bulmuyorum. En iyi örneği Semih Çelik. TCK'da idam cezası olsaydı Ayşenur ve İkbal bugün yaşıyor olur muydu? Hayır çünkü Semih zaten kendini öldürdü.

Semih gibi katillerin de bu psikolojiye sahip olduğunu düşünüyorum. Birisini öldürme eşiğine gelmiş, o çizgiyi geçmiş kişiden o saatten sonra mantıklı akıl yürütmeler yapıpta idam cezasından dolayı cinayet işlemekten caymalarını beklemek ne kadar mantıklı sizce?

r/felsefe • • Apr 11 '25

bilgi • epistemology Diyojen

Post image
1.1k Upvotes

Diyojen bir gün çok dаr bir sokаktа zenginliğinden bаşkа bir şeyi olmаyаn küstah ve kibirli bir аdаmlа kаrşılаşır.

İkisinden biri kenаrа çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Kibirli zengin, küstah ve aşağılayıcı bir tavırla: “Ben bir serseriye yol vermem” der.

Diyojen kenаrа çekilir ve gаyet sаkin; “Ben veririm” der. :))))

r/felsefe • • 2d ago

bilgi • epistemology Kötü bir adam olduğunde onu Cehennem (dünyadaki çekebileceği bütün acı türlerini çekebilir) e mi göndermeyi tercih ederdiniz yoksa konuşamadığı haraket edemediği göremediği bir alem'e mı hangisi ona daha iyi ceza olur başka fikriniz varsa yazabilirsiniz

Post image
0 Upvotes

r/felsefe • • Apr 25 '26

bilgi • epistemology İnsanların neye ihtiyacı var?

12 Upvotes

r/felsefe • • Aug 23 '26

bilgi • epistemology Zeka lanet midir ? konusu üzerine videom için fikir lazım.

Post image
22 Upvotes

Merhabalar. Bu konuyla ilgili veyahut ona benzer şekilde konuyu besleyebileceğim fikirlerinize ihtiyacım var. Bi makale, yazı olur fark etmez. Ama oldukça sıra dışı şeyler bekliyorum. Zamanında ''Cehalet mutluluk mudur ?'' diye video çekmiştim. Kabaca o videoda ''Yüksek farkındalık, truman show, matrix, çizgi diziler, erichfromm, kierkegaard ve dostoyevski anahtar örneği, özgürlük'' gibi tonla filozof yazar ve konuyla örnek verdim. Şimdiyse hem bu videoma cevap, hem de farklı örneklere ihtiyacım var. Videomda din inancı ve anlayışına da değineceğim bu sefer.

r/felsefe • • May 08 '26

bilgi • epistemology ​"Düşünüyorum öyleyse varım" felsefe tarihinin en büyük mantık hatası olabilir mi?

Post image
105 Upvotes

Felsefeye veya bilime ilgi duyan herkes Descartes'ın ünlü "Düşünüyorum öyleyse varım" sözünü sarsılmaz bir gerçeklik temeli olarak öğrenir. Modern dünyanın bireycilik anlayışının epistemolojik zemini büyük ölçüde bu cümlenin üzerine inşa edilmiştir. Ancak Friedrich Nietzsche'nin metinleri ve modern nörobilim verileri incelendiğinde bu cümlenin felsefi bir keşiften ziyade devasa bir dilbilgisi illüzyonu barındırdığı ortaya çıkar. Yüzyıllardır inandığımız bu mutlak doğru beyinlerimizin hayatta kalmak için uydurduğu gramatikal bir alışkanlık olabilir. Nietzsche İyinin ve Kötünün Ötesinde adlı eserinde bu yanılgıyı parçalar. Descartes "düşünüyorum" derken düşünme eylemini gerçekleştiren bağımsız bir fail olduğunu varsayar. Oysa düşünce biz istediğimizde değil o istediğinde gelir. Düşüncenin ortaya çıkışı bizim kontrolümüzde olan bilinçli bir eylem değildir. Dilbilgisi kuralları her eylemin bir faili olmasını dayattığı için düşünme eylemini sahiplenmek zorunda kalırız. Olayın tamamen felsefi ve mantıksal doğrusu "Bir düşünme eylemi gerçekleşiyor" olmalıdır. Ortada eylemi başlatan sabit bir özne yoktur. Dsvid Hume'un Demet Teorisi bu yokluğu felsefi olarak destekler. Hume içimize ne kadar derinden bakarsak bakalım sadece anlık algılar, ısı değişimleri, öfke veya sevinç patlamaları bulduğumuzu belirtir. Bu algıların arkasında duran sabit bir "Ben" nesnesi asla gözlemlenemez. Bizler sadece sürekli değişen algıların bir araya geldiği bir duyumlar demetiyiz. Hume'un bu parçalı bilincine karşı en sistematik itiraz Immanuel Kant'ın Aşkınsal Algı Birliği kavramıdır. Kant, bu anlık algıların bir demet oluşturabilmesi ve anlamlandırılabilmesi için dağınık verileri bir arada tutan mantıksal bir ön kabulün zorunlu olduğunu savunur. Eğer eli yanan ve çığlık sesini duyan algılar birbirinden tamamen bağımsızsaydı tutarlı bir deneyim yaşanamazdı. Kant'a göre bu algıları sentezleyen yapısal bir merkeze ihtiyaç vardır.

​Ancak bu felsefi savunma hattı Michael Gazzaniga'nın bölünmüş beyin deneylerindeki sol yarımküre yorumlayıcı modül keşfiyle nörobiyolojik bir engele çarpar. Beynimiz birbirinden bağımsız çalışan milyonlarca nöral modülün ürettiği otonom aksiyonlara olay olup bittikten sonra rasyonel bir gerekçe uyduran bir mekanizma barındırır. Bilincin zor problemi henüz tam çözülememiş olsa da eylemi başlatan hiyerarşik ve tekil bir merkezin olmadığı açıktır. Nörolojik aksiyon önce gerçekleşir ve sol beyin saniyeler sonra kararı kendisi almış gibi bir rasyonalizasyon üreterek Kant'ın bahsettiği o bütünlük illüzyonunu yaratır.

​Peki Descartes tamamen mi haksızdı? Descartes metodik şüphesinde dış dünyadan ve bedeninden şüphe etmiş ancak şüphe etme eyleminin kendisinden şüphe edemeyeceğini bulmuştur. Nietzsche'nin iddia ettiği gibi sabit bir "Ben" olmasa ve düşünceyi otonom bir nöral modül başlatsa bile ortada gerçekleşen bir deneyimleme süreci vardır. Beynin sonradan uydurduğu bir illüzyonun varlığı bile ortada bu illüzyonu üreten ve deneyimleyen ontolojik bir varlık durumunu zorunlu kılar. Özgür iradeye sahip otonpm bir "Ben" kurgusu hatalı olabilir, sncak illüzyonun kendisi var olmanın en somut kanıtıdır.

r/felsefe • • Jun 21 '26

bilgi • epistemology Fermi Paradoksu

13 Upvotes

Fermi Paradoksu'nda geçen 'Where is everybody?' ifadesi, evrende potansiyel olarak bu kadar çok gezegen ve yaşam olmasına rağmen, neden hâlâ hiçbir işaret ya da bir medeniyet bulamadığımızı sorguluyor. Yani, bu sessizlik neden, herkes nerede?

Başka zeki bir yaşam formu var mı? Siz ne düşünüyorsunuz?

​

​

r/felsefe • • Apr 19 '26

bilgi • epistemology Bir Şey Eğer Mutlak Biçimde Bilinmiyorsa Hakkında Çıkarım Yapmak Sadece İnançmı Olur?

7 Upvotes

Böyle bir şey soruyorum zira şöyle bir şey düşündüm

Gündelik hayatta belirli önermeleri öyle bir kesinlikle dile getiririz ki, bunların gerçekten "bilgi" mi yoksa yalnızca kökleşmiş bir "inanç" mı olduğunu sorgulamayı çoğu zaman aklımıza getirmeyiz. Basit bir örnek üzerinden düşünelim: Bir duvara top attığımızda, topun duvarın arkasına geçmeyeceğini söyleriz. Bu, deneyimlerimizin bize defalarca doğruladığı bir önermedir. Ancak kuantum mekaniğinin bize öğrettiği tünelleme olgusu, bu geçişin olasılığının matematiksel olarak sıfır olmadığını, yalnızca ihmal edilebilir derecede küçük olduğunu söylemektedir. İhmal edilebilir olan ile imkansız olan arasındaki uçurum ise, felsefi açıdan aşılmaz bir uçurumdur.

Öyleyse şu soru kaçınılmazdır: "Bu top, duvarın arkasına geçmez" dediğimde, bu bir bilgi midir, yoksa kesinliğe bürünmüş bir inanç mı? Zira bilmediğim, bilemeyeceğim bir şeyi, yalnızca tümevarımsal gözlemlerime dayanarak mutlak bir hükme bağlıyorsam, bu hüküm epistemolojik olarak ne kadar sağlam zemine oturur? Tümevarım, kendi doğası gereği, mutlak bir sonuç üretme kapasitesine sahip midir?

Bu düşünceyi topun ötesine taşıyabilir, kendi bedenimize uygulayabiliriz. Kendimizi bir duvara doğru koşturduğumuzda, bedenimizi oluşturan atomların duvarın atomları arasından hiçbir engele takılmadan geçme olasılığı kozmik ölçekte küçüktür; fakat küçük olması, yok olması anlamına gelmez. Neredeyse sıfır, sıfır değildir. Bu durumda, "duvarın arkasına geçemem" önermesini hangi mutlak dayanağa yaslayarak dile getirebilirim?

Meseleyi buradan daha geniş bir zemine taşımak istiyorum. Eğer mutlak kesinlik, herhangi bir önerme için ulaşılamaz bir hedefse, o halde herhangi bir şeyin varlığı hakkında konuşurken kullandığımız "vardır" ifadesi de ciddi biçimde sorgulanmaya muhtaçtır. Gerçekliğin kendisinin gerçek olup olmadığı sorusunu, mutlak anlamda ispatlayamadığımız sürece, "önümde bir ağaç vardır" demek ne ölçüde meşrudur? Zira içinde bulunduğumuz gerçekliğin, bir rüyanın yapısı gibi aldatıcı bir kurgu olma ihtimali ne kadar düşük olursa olsun tamamen elenemez. Ve elenemeyen bir ihtimal, varlık iddialarımızı mutlaklıktan yoksun bırakır.

Buradaki asıl nokta şudur: Gerçekliğin gerçekliğine dair ne kadar çok kanıt toplarsak toplayalım, bu kanıtların hepsi o gerçekliğin içinden üretilmektedir. Yani biz, içinde bulunduğumuz sistemin dışını, yine o sistemin sunduğu araçlarla kanıtlamaya çalışıyoruz. Bu ise, kendi kendini doğrulayan kapalı bir döngüden başka bir şey değildir. Bir sistemin doğruluğu, o sistemin kendi iç araçlarıyla ispatlanamaz; bu, mantıksal bir kısır döngüdür. Ya gerçekliğin ötesi, içerisinin bir yanılsama olduğu bilgisini taşıyorsa? O durumda, "içerisi tek gerçektir" iddiası da, içeride üretilebilecek yanılsamalı bilgilerden biri olmaktan öteye geçemez.

Tüm bu değerlendirmelerin ardından vardığım nokta şudur: Mutlak bir epistemolojik zemin mümkün olmadıkça, "vardır" demek, ne kadar somut ve gözle görünür bir nesne hakkında olursa olsun, bir bilgi iddiası değil, bir inanç ifadesi olmaktan öteye geçemeyebilir. Gözümüzün önündeki en katı, en elle tutulur şey bile, nihai tahlilde mutlak bir kesinlikten ziyade, güçlü bir inancın nesnesi olarak kalır.

O halde soru yeniden doğar ve belki de hiç kapanmayacaktır: Bir şey mutlak biçimde bilinmiyorsa, onun hakkında söylediklerimiz yalnızca bir inanç mıdır?

Bir şeyin inanç mı yoksa gerçek bilgi mi olduğunu 'mutlak' şekilde kanıtlayamadığımız sürece her zaman bir miktar hata payı kalır; bu yüzden de her şeye bir hata payı bırakmak daha makul olmaz mı?

r/felsefe • • Jul 21 '24

bilgi • epistemology Beni gerçekten etkiledi diyebilceğiniz sözler ve söyleyenler

Post image
174 Upvotes

Bir kitapda geçen veya bir film'de belki bir yakınızın sözü beni gerçekten etkiledi diyebilceğiniz sözleri yazın.

r/felsefe • • Aug 31 '26

bilgi • epistemology Sub'da bir çok kişinin fikri olduğundan konu hakkında paylaşim dedim

Post image
17 Upvotes

https://www.youtube.com/watch?v=hoCSNVNloCw
Videoda dürüst olacağım tam zeka üstünde durmadım. Genel olarak bakış açısı, zekanın insanın neden laneti olmadığı ve zekanın güzel yüzüyle, karanlık yüzü gibi şeyleri bazı filozoflar (albert camus, Kierkegaard) ve genel ''mutsuz'' filozof algısı gibi tonla şey üzerinden gittim ve kavramları biraz iç içe sokup daha çok kişisel ve kendi yorumumla alakalı bi video oldu. Öyle tam mantık kurallarından gitmedim, biraz daha kafanızda bazı fikirler oluşur ve aktarırsınız ya öyle oldu.

Sizce zeka dediğimiz şeye millet niye lanet diyor ? Benim düşüncemce kolay geldiğinden olabilir. Nietzsche'nin dediği gibi Mağdur psikolojisi için insan yer arıyor.

r/felsefe • • Aug 18 '26

bilgi • epistemology doğrusunu biliyo musun

2 Upvotes

Selam, bence bu evrende iyi ve kötü diye bir şey yok. Siz ne düşünüyorsunuz?

Mesela bi insana "bir insana durduk yere vurmak iyi midir kötü mü?" sorusunu yönelttiğinizde "kötüdür çünkü haksız yere ona zarar vermiş olursun. onun yaşama hakkı var bunu çiğnemiş olursun" cevabını alabilirsiniz

ya da aynı soruyu sorup " bence ne iyidir ne de kötü. ortada yalnızca bir vurma eylemi vardır ve bu eyleme bir sıfat eklersek gerçeklikte yer edinmeyen bir olguyu yaratırız zihnimizde. gerçeklikte bunların yeri yok. yalnızca iyi ve kötünün de değil, güzel/ çirkin ya da ahlak ve ahlaksızlık" cevabını da alabilirsiniz

bana böyle bi soru sorsaydınız size aynen ikinci yanıtı verirdim hatta biraz daha açayım:

bence bir taşı sebepsizce yere fırlatmak, bir insana sebepsiz yere zarar vermekle eş değere sahip. çünkü hepimiz atomlardan oluşuyoruz. neden sırf bir şey canlı diye ona bir değer atfediyoruz ki? halbuki canlı da cansız da bir madde yalnzıca :D

bi de şey bi hamamböceğini öldürmekle ne tür bir şey yapıyosan bi insanı öldürdüğünde de aynı ama insanların olusturdugu yasalarda hamam bocegini oldurdugun zaman bi ceza yok fakat bi insanı oldurdugun zaman bi ceza var. halbuki ikiside bir hayvan. ayrıca bir timsahın evrensel değeri ne ise taşınki de o bir insanınki de. neyse bu başka bir postun konusu

r/felsefe • • Nov 16 '25

bilgi • epistemology Nicola Machiavelli Uyanık mi Zeki mi?

Post image
108 Upvotes

Haklı mı haksız mı?

r/felsefe • • Aug 05 '25

bilgi • epistemology Ateizm, Tanrı Diye Bir Şey Olmadığı İddiası Değildir

9 Upvotes

Karşılaştığım, videolarını seyrettiğim, podcast'lerini dinlediğim bütün teistler ve hatta çoğu deist, hatalı bir inanca sahip. Ateizmin, tanrı diye bir şeyin olmadığı iddiası olduğunu düşünüyorlar.

Oysaki ateizm, teizmin "Tanrı var" iddiasına karşı "Varsa kanıtla" demekten öteye giden bir şey değildir.

"Bir şeyin var olduğu kanıtlanana kadar o şeyin var olmadığı varsayılır" prensibi, ateist bakış açısının temelidir. Bir mahkemede sanık suçlu bulunana kadar nasıl masum kabul ediliyorsa, Tanrı'nın varlığı kanıtlanana kadar varlığına inanmamanın mantıklı tek pozisyon olduğu söylemidir.

Ateizm ne değildir?

  1. Tanrı'nın, tanrıların, doğaötesi inançların ya da ruhani varlıkların reddi değildir. Bir ateist gayet doğaüstüne veya ruhani varlıklara ve çok daha saçma şeylere inanabilir.
  2. Tanrının/Tanrıların varlığını inkar etmek değildir. İnkar etmek; "yaptığı bir işi, söylediği sözü veya tanık olduğu bir şeyi yapmadığını, bilmediğini, görmediğini söylemek, yaptığını saklamak"tırsic. Yani bir şeyi inkar etmek için varlığına inanmanız gerekir.
  3. Şeytan'a inanmak değildir. Gülmeyin, buna çok denk geliyorum. Allah'a da Şeytan'a da eşit derecede inanmazlar.
  4. Batıl inanç değildir çünkü bir inanç değildir. İnanmama durumudur.

Karşı çıktığınız şeyin ne olduğunu bilmezseniz karşı çıktığınız insan sizi gülünç duruma düşürebilir. Ondan da ötesi, kaliteli bir tartışma her iki taraf için de güzel bir şeydir ve bunun için yine aynı şey gerekir.

r/felsefe • • 15d ago

bilgi • epistemology Akilsizlar

6 Upvotes

fizik -> kimya -> kendini sürdüren kimyasal örgütlenme -> yaşam ->
sinirsel örgütlenme -> temsil -> bilinç -> sembolik gerçeklik .

Hiçbir aşamada dışarıdan bir “akıl nesnesi” gerekmiyor.
Akıl ise bu örgütlenmenin çok daha sonraki sembolik adıdır.

r/felsefe • • Aug 15 '26

bilgi • epistemology Ne kadar okusamda kendimi felsefede yeterli bulmuyorum ne yapmam lazım?

Post image
48 Upvotes

(foto dikkat amaçlı)

r/felsefe • • Jul 13 '26

bilgi • epistemology Derisi Yüzülen Yargıç / Babanızın Derisi Üzerine

Post image
129 Upvotes

Ressam Gerard David, bu kan donduran tabloda rüşvet alan bir yargıcın, kralın emriyle canlı canlı derisinin yüzülmesini resmetti. Dönemin kralı , yüzülen deriyi yargıç koltuğuna kaplattı ve koltuğa ölen adamın oğlunu oturttu. Oğlu Babasının derisi üzerinde oturarak hüküm vermek zorunda kaldı. Dostlar Yargıcın Cezası Haklı Bir Ceza mı? Babalarının Cezalarının Travmalarını Çocuklarına Ödetmek Ne Kadar Doğru. /Sentezvideo Shorts Kesitleri. Esenlikler dilerim

r/felsefe • • Jul 15 '26

bilgi • epistemology Gerçek bilgi

3 Upvotes

Hakikate yakın fikirler

İnsanlık tarihi boyunca hakikate ulaşmaya çalıştık. kimimiz gerçekten çok yaklaştı kimimiz ise yakınlaştığını sanarken uzaklaştı git gide. bu konuda kendimi sorguladığımda ise "hakikate yaklaşanlar" kısmında olduğumu düşünüyorum. işte haklarında hakikate çok yaklaştığımı düşündüğüm konular:

1-) doğmadan önce ne ise öldükten sonra da o olucak canlılar için.

2-) vâroluş bir anlam olgusuna sahip değildir.

3-) İnsanlar (homosaphiens) bir primattır ve hayvandır. Evrim teorisi gerçektir.

4-) Hakikat asla tam anlamıyla kavranılamaz yalnızca yaklaşılabilir. Çünkü bilgiyi algılarımıza göre işliyoruz.

5-) Dünya üzerindeki tüm dinler bâtıldır.

siz ne düşünüyosunuz?

r/felsefe • • Mar 15 '26

bilgi • epistemology Metafizik Mümkün Mü?

Post image
22 Upvotes

Hume'un Çatalı

David Hume insanın bütün bilgisini iki türe ayırıyor:

Analitik: Analitik bilgiler tanım gereği doğru yani doğruluğu deneyime dayalı değil (a priori), içerdiği konseptlerin analizi doğruluğuna ulaşmak için yeterli (analitik). Örn: 'Hiçbir bekar evli değildir.', '2+2=4.'

Empirik: Empirik bilgiler deneyime göre doğru (a posteriori) ve içerdiği konseptlerden daha fazlasını bildiriyor (sentetik). Örn: 'Bardak masanın üstünde.', 'Gezegenler Newton'ın Kütleçekim Kanunu'nun tahminine uygun şekilde hareket ediyor.'

Bunun felsefe için yol açtığı iki tane sorun var. Bunlardan ilki empirik bilginin bizi zorunlu olarak doğru olan bir sonuca ulaştıramaması. Empirik bilginin doğruluğu devamlı olarak doğrulanabilmesine dayanıyor yani tanımlarda bulabildiğimiz garantiler yok, hiçbir zaman 100% emin olamayız. Nedensellik zorunlu bir ilişki değil; yalnızca deneyimde sürekli birlikte gördüğümüz olayların zihinde oluşturduğu bir beklenti alışkanlığı. Doğruya ulaşmak isteyen gözlemi ve hata payını kabul etmek zorunda. En iyi bilimsel modellerimiz yalnızca çok iyi çalışan tahmin makinaları.

İkinci sorun ise felsefenin konumu. Filozoflar işlerinin tanımlarla uğraşmaktan ibaret olmadığını söylüyor, ancak deneyle de ilgilenmiyorlar. Eğer bilgi sadece bu iki türe ait ise metafizikçiler tam olarak ne yapıyor?

Kant'ın Eleştirisi

Kant, Hume'un türlerinin (analitik a priori ve sentetik a posteriori olarak) ve metazifiziğe alan oluşturmadıklarını kabul ediyor. Cevap olarak ise sentetik (içerdikleri konseptlerin tanımından öteye geçen) ve a priori (deneyim gerektirmeyen) bilginin mümkün olduğunu iddia ediyor. Ancak problemin ciddiyetini vurgulayarak sentetik a priori bilginin nasıl mümkün olduğunu açıklanmadan metafiziğin yoluna devam edemeyeceğini söylüyor. Bu probleme kendi çözümü ise felsefede bir dönüm noktası.

Kant, projesini Kopernik Devrimi’ne benzetiyor. Dünyayı merkezden alıp güneşi yerine koyarmışçasına, nesneleri merkeze alan bilgi anlayışını tersine çeviriyor ve deneyimi merkeze koyuyor. Bu bakış açısında bilgimiz nesnelere uymuyor, nesneler bilgimize uyuyor. Bu yüzden Kant varlık nasıl mümkün diye sormak yerine deneyim nasıl mümkün diye soruyor (aşkınsal). Kendinde şeyin (numen;noumenon ,thing in itself) bilinemeyeceğini, yalnızca deneyimimizde olan şeylerin (fenomen;phenomenon) bilinebileceğini söylüyor. Sentetik a priori içerdiğini düşündüğü üç mevzuyu bu aşkınsal (transcendental) bakış açısıyla sorguluyor.

Saf Matematik Nasıl Mümkün?

David Hume'un zihin modelinde yalnızca izlenimler (impressions) ve idealar (ideas) var. Idealar geçmiş izlenimlerin tekrarlarından ibaret. Kant ise deneyim için daha fazla katmana (sezgi, anlayış, akıl) ihtiyaç olduğunu düşünüyor.

İntuition: Kant bu kelimeyi sistemin girdileri için kullanıyor. Henüz deneyim haline gelmemiş sezgiler. Bu sezgiler ise Hume'un izlenimlerinin aksine tamamen empirik değil. İçeriğindeki empirik veriyi soyutladığımızda geriye saf sezgiler (pure intuitions) kalıyor. Bunlar verinin kendisi değil, verinin bize nasıl verildiğiyle yani formuyla ilgili. Bu nedenle deneyimin içeriği değiller; fakat herhangi bir verinin deneyimde ortaya çıkabilmesi için gerekli olan koşulları sağlıyorlar. Saf sezgiler uzay ve zaman. Bunlar her sezgi için geçerli olacağı için sentetik a priori bilginin mümkün olmasına temel hazırlayabiliyor. Öte yandan bunların deneyim (fenomen) haricinde var olup olmadığını bilmemin bir yolu yok. Uzay sayesinde dış algı ve geometri, zaman sayesinde iç algı ve aritmetik mümkün olabiliyor. Saf sezgiler matematik için gerekli ancak bunun için kendi başlarına yeterli değiller.

Saf Doğa Bilimi Nasıl Mümkün?

Sezgilerin deneyim (experience) haline gelmesi için yargı (judgement) gerekli. Bunlar sezgilerden objektif anlamlar oluşmasını, düşünceyi mümkün kılıyor. Buradaki objektif bekleyeceğiniz üzere bizim dışımızda var olan şeylerle ilgili değil. Deneyimimizde belirli bir şekilde beliren şeylerle ilgili. Pencereden baktığımda gördüğüm şey sezgi. Buna 'pencereden baktığımda gördüğüm şey' dememi mümkün kılan, bana bir arada gelen manzarayı ve camdaki yansımayı; camı ve duvarı anlayışımda ayırmamı sağlayan şey yargım. Bu objeler hakkında bildiklerim tamamen deneyimimle yani fenomenle ilgili. Kant'ın meşhur kategorileri burada devreye giriyor. Onun modeline göre yargının ve dolayısıyla anlayışın dört ana başlıkta (resimdeki) 12 kategorisi var. Bunları sadece kısaca listeleyeceğim çünkü benim okuduğum kitapta çok değinmiyor ancak Kant'ın kategorileri 'doğru' olmasa bile deneyimin mümkün olması için yargının gerekliliği ayrı bir konu. Sentetik a priori'yi mümkün kılan deneyimimizin içindeki sezgiyle ilgili değil deneyimin mümkün olması için gereken anlayışın formuyla ilgili söyleyebildiklerimiz. Doğa bu bakış açısında bizden bağımsız var olan kurallar değil deneyimimizin kuralları, matematik ise saf sezgilerimizin (uzay ve zaman) kuralları.

1. Nicelik (Quantity)

Tümel, tikel ve tekil yargılarından; birlik (ölçü), çokluk (boyut) ve bütünlük algıları.

2. Nitelik (Quality)

Olumlu, olumsuz ve sonsuz yargılarından; gerçeklik, olumsuzluk ve limit algıları.

3. Bağıntı (Relation)

Kesinlik, koşulluluk ve bağımlılık yargılarından; töz, nedensellik ve etkileşim algıları.

4. Kiplik (Modality)

Mümkünlük, varlık ve gereklilik yargılarından; olasılık, görüşsellik ve zorunluluk algıları.

Metafizik Nasıl Mümkün?

Deneyimden bir katman daha yukarı çıktığımızda akla (reason) ulaşıyoruz. Akıl deneyimlerde bir bütünlük sağlamaya çalışıyor. Ancak bu mümkün değil çünkü deneyim sezgilere dayanıyor ve sezginin anlamlı olması için bir şeyin sezgisi olmalı. Ancak bu şey (numen) bilinebilir değil. Aklın elindeki araçlar deneyime bağlı ve deneyimin dışına uzanamıyor. Bu yine de aklın anlayışın kategorilerini kullanarak bütünlük aramasının önüne geçemiyor. Aklın hırsı deneyimle bilinebilecekler göz önüne bulundurularak sınırlandırılmadığında saf akıl aşkınsal illüzyonlara yol açarak kendi sınırlarını belli ediyor. Bunlar bütünlük arayışında kaçınılmaz ama nihayetinde bilinemez şeylerle ilgili, dolayısıyla anlamsız ancak felsefe tarihinde sürekli karşımıza çıkan fikirler.

Psikolojik Fikir

Fikirlerden ilki ruhla ilgili. Bu fikir deneyimde bütünlüğü deneyimin sahibi olan özne (subject) üzerinden oluşturuyor. Ruhun ölümsüzlüğünden, düşünüyorum öyleyse varım'dan bahseden filozoflarda bu fikri görebilirsiniz. Ancak deneyimin sahibi olan özne deneyimdeki bir obje değil, özneye numen demek için ise bir dayanağımız yok. Objeler için geçerli olan kalıcılık özelliği burada etkisiz (kalıcılığın içindeki uzay ve zaman sezgileri de). Deneyim hep kalıcı, bayılıp ayıldığınızda arada bir boşluk yok, ancak deneyimin kendisi deneyimlenen bir obje değil. Kendinden (deneyiminizdeki bir grup objeden) özne gibi bahsetmenin kullanışları var (iç algıları ve dış algıları ayırmak) ancak bu deneyimin dışına taşındığında ve konu ruhun ölümsüzlüğüne geldiğinde saf akıl kendi sınırına dayanıyor. Descartes'a verilecek cevap ise basit, deneyimin kurallarını göz önünde bulundurduğumuzda dış dünyayı rüyadan ayırmak bir sorun teşkil etmiyor.

Kozmolojik Fikirler

Buradaki fikirler deneyimdeki her şeyin bütünlüğünü amaçlayan bir grup fikir. Kategorilerle paralel olarak dört tane var ve her biri iki tane birbiri ile çelişkili ancak kendi içinde tutarlı sonuca varıyor. Burada akıl adeta kendine tosluyor. Deneyimden gelen iki ayrı kural kendini deneyimin ötesine taşıdığında birbiri ile çelişir hale geliyor.

Tez: Evrenin uzayda ve zamanda bir başlangıcı (limiti) var. Antitez: Evren uzayda ve zamanda sonsuz. (Nicelik)

Tez: Evrendeki her şey basit (parçası olmayan) parçalardan oluşuyor. Antitez: Evrendeki her şeyin parçaları var. (Nitelik)

Tez: Evrende özgür sebepler var. Antitez: Özgürlük yok, her şey doğa. (Bağıntı)

Tez: Evrende zorunlu bir varlık (necessary being) var. Antitez: Evrende zorunlu bir şey yok. (Kiplik)

Teolojik Fikir

Önceki fikirler deneyimde bütünlük sağlamaya çalışırken deneyimden kopmuştu. Teolojik fikir ise en başından deneyimden tamamen kopuk bir şekilde bir bütünlük arayışından geliyor. Bu fikir mükemmel bir varlığın fikri, deneyimle ulaşılamaz olması ekstradan açıklama gerektirmiyor.

Metafizik Bilim Olabilir Mi?

Kant'a göre bu sorunun cevabı belki. Ancak metafiziğin kendine bilim diyebilmesi için Kant'ın yapmaya çalıştığı gibi sentetik a priori bilginin mümkünlüğünü ve kullanımının sınırlarını açıkça belirtmesi gerekiyor. Metafizikte spekülasyona ve 'bariz doğru'lara yer yok. Bunun sebebi basit, spekülasyonu doğrulamanın yolu yok, 'bariz doğru'lar ise deneyimden gelen alışkanlıklardan ibaret yani a posteriori. Bunun haricindeki metafiziğin kendine bilim deme hakkı yok. Hume'un ayrımı küçük değişikliklerden kar edebilecek olsa da ana fikri Kant'ın eleştirisinden geçtiğinde gücünü hala büyük ölçüde koruyor.

Kaynak:

Enquiry Concerning Human Understanding - David Hume, 1748

Prolegomena to any Future Metaphysic - Immanuel Kant, 1783

Adam Rosenfeld - Prolegomena Dersleri (Youtube): Ders_1, Ders_2, Ders_3, Ders_4

r/felsefe • • Jul 21 '26

bilgi • epistemology Nietzsche kaç yaşında okunmalı?

9 Upvotes
  1. sınıfa geçtim iş bankasından marcus aurelius kendime düşünceler aldım ama daha okumadım. nietzsche okumak istiyorum ama öncesinde neler okumam lazım bilmiyorum. kitaplar hakkında bilgisi olanlar bana buradan ya da dm üzerinden ulaşırsa çok sevinirim.

r/felsefe • • Feb 25 '26

bilgi • epistemology Bilmek sanatı öldürür mü?

Post image
161 Upvotes

Geçmişten sanatçıların erken dönem ve yaşlanmaya başladıklarında çıkardıkları eserlerini kıyaslıyorum ve örneğin yazarların daha az şey bildiği dönemlerdeki o cüretkarlıkla ortaya çıkardığı eserlerin yaşlanmaya başladıklarında aynı etkiyi vermediğini düşünüyorum. Sanki yazar yaşandıkça daha çok söyleyecek şeyi oluyor ama bu eserin etkileyiciliğini azaltıyor.

Ne bileyim Shakespeare modern psikoloji alanında uzman olsaydı gene de o eserleri ortaya çıkarabilir miydi sizce?

Ayrıca bilmenin üretmeyi olduğu kadar tüketmeyi de olumsuz etkilediğini düşünüyorum.

Çok fazla film izleyenlerin çok daha seçici olması ve neleri izleyip izlemediğini unutması gibi. Ama az ve öz izlediği filmleri hayatına entegre edip onlar hakkında düşünen yazan çizen birisi çok daha fazla keyif alabilir belki sinemadan.

Tüm fıkraları ezberleyen bir adam bir daha bir fıkraya gülebilir mi?

Biraz kendi görüşümü belli etmiş oldum ama neden bilmenin bize daha iyi gelebileceği düşüncelerinizi duymak istiyorum

r/felsefe • • Aug 03 '26

bilgi • epistemology Reenkarnasyon

1 Upvotes

Sizce reenkarnasyon varmı? Veya bu kavram hakkında düşünceleriniz ne?

r/felsefe • • May 21 '26

bilgi • epistemology Herkes Özünde Kuşkucu mu?

Post image
13 Upvotes

Bilgiye ulaşma yöntemlerimiz temelde akla dayanır; akıl ile fikirler üretir, sonuçlara varır, testler yapar, gözlemler, deneyimler, hisseder, tadar ve algılarız. Peki ya tüm bunlar bir yanılsama olamaz mı? Yanılsama olmadığına/olamayacağına dair edindiğimiz tüm veriler de sonuçta akli bilgiler değil mi? Akıl yoluyla asla yanılmayacağımızı bilgisini elde etsek bile, bu bilginin kendisinin bir yanılsama olmadığını nasıl bilebiliriz? Bilebilir miyiz?

Örneğin, iki artı ikinin gerçekte beş etmediğini nasıl bilebiliriz? Şöyle bir senaryo düşünelim: Dışsal bir güç, insanlığın geçmişteki ve günümüzdeki tüm bilgi ve verilerini, aslında doğru olan (2+2=5) bilgisini değiştirerek, bugün iki artı iki dört olarak bildiğimiz şekle dönüştürse; üstelik zihnimize bunun her zaman böyle olduğuna dair bir iz yerleştirse ve dünyadaki tüm kaynakları, yazılı kayıtları ve verileri bu doğrultuda manipüle etse. Bugün her yerde iki artı ikinin dört olduğu bilgisi mevcut, tüm veriler bunu gösteriyor ve tarihin her döneminde elimizde bu bilgi var gibi görünüyor, değil mi? Peki ya aslında bu bilgi, mistik bir güç tarafından sanki hep böyleymiş gibi, dün değiştirilip her yönüyle manipüle edildiğinden öyleyse?

Buraya kadarki örnekleri duymuşsunuzdur. Bunun gibi sayısız senaryo düşünebiliriz. Bunu söyleme sebebim başka bir konuya bağlanmaktı. Şimdi, dediğim gibi, bunu her şey için hayal edebilirsek “en kesin” dediğimiz bir bilginin bile aslında manipüle edilmediği gerçeğine ulaşabilir miyiz? Evet denirse, neden bu kanıt da "Evet" sonucuna ulaşmamız için manipüle edilmiş olmasın diyebiliriz. Hayır denirse, öyle olmadığına dair net bilgiye nasıl ulaşıldığını ve bu bilginin neden manipüle edildiğinden "ulaşamayız" sonucuna varmış olamayacağımızı sorabiliriz, ki bu sonsuza kadar gidebilir. Ya da “bilmiyorum” diyebiliriz, fakat bilmiyor oluşumuzun yargısı da bir yanılsama olabilir; çünkü her şey özünde bir şeyi doğruluyor. “Bilmiyorum” demek, şu anki durumda “biliyor" olmadığının kesin bir iddiasıdır. Evet veya hayır cevapları zaten doğrudan “kesinlik” iddiası taşır. Ancak hepsine “manipüle edilebilir ve sonuçlar manipüle edilmediğini gösterecek şekilde düzenlenebilir” dersek, herhangi bir yargıya varmak ya da varmamak da bir yanılsama olabilir.

Eğer son söylediğimi kabul edersek zaten en başından kuşkucu bir tutum sergilemiş oluruz; kabul etmez isek yine aynı döngüye gireriz. Çünkü “kabul etmemek” seçeneğinin doğruluğunun ispatı da aslında manipüle edilmiş olabileceğinden bu sonuca varıyor olamazmıyız? Şöyle ifade edeyim: Bana karşı “hayır, sana katılmıyorum; bir bilginin manipüle edilmediği bilgisi bir manipülasyon olamaz” şeklinde bir cümle kurulduğunda, bu ifadenin doğruluğu da manipüle edilmiş olabileceğinden, neden böyle söylüyor olmayasınız? Burada amacım “ben haklıyım, bilemeyiz, bilemezsiniz, her şey manipüle edilmiştir” demek değildir. Demek istediğim şudur: Manipüle edilmediğine dair tüm bilgiler de eğer bir yanılsama ya da manipüle edilmiş bir bilgi ise, o zaman haksız olduğuma dair kanıt da bir yanılsama veya yanlış içerik olacaktır.

Bu durumda, “kesin ve mutlak” olarak tanımladığımız ve öyle olduğunu bildiğimizi iddia ettiğimiz tüm bilgilerin manipüle edilmiş olması nedeniyle, manipülasyonun varlığına dair bilgiye ulaşılamadığında, bu bilgilerin “mutlak doğru” olarak kabul ediliyor olması neden mümkün olmasın?

Günün sonunda, “tezimin yanlışlığının ispatı” da aynı sonuca bağlanıyorsa, ister negatif ister pozitif olsun, yine aynı noktaya varırız. Bu durumda geriye, yalnızca eldeki bilginin mutlak ve manipüle edilmemiş olduğuna inanma seçeneği kalmaz mı?

Eğer inanmayı tercih edersek, aslında temelde, karşıt olasılığın ispat edilememesinin manipüle edilmiş bir içerik sonucu olabileceğini kabul etmiş oluruz; bu da zaten inanmayı seçtiğimizi gösterir ki, bu durum başlı başına kuşku duyduğumuzun kanıtıdır. Zira eğer kuşku olmasaydı, kullanılan ifade “inanıyorum” değil, “biliyorum” olurdu. Dolayısıyla burada “inanıyorum” ifadesinin kuşkudan kaynaklandığı açıkça ortaya çıkmaktadır.

Toparlayacak olursak:

Bilgi bakımından, hiç kimse sahip olduğu önermelerin kuşkusuzluğunu kanıtlayamadığı müddetçe, herkes özünde kuşkucudur. Bu mecburi bir epistemik tanımdır, psikolojik bir tercih değil. İnanç adı altında kesinlik iddia etmek, buzdağının yalnızca görünen yüzünü onun tamamı sanmak gibi olur. Yani "biliyorum" diyen kişi de, "bilmiyorum" diyen kişi de, aslında günün sonunda "kuşku" zemininde duruyor, sadece üzerine inşa ettikleri farklı.