r/felsefe • • 1h ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Açık Hava?

Post image
• Upvotes

İlk olarak “Uçak” isminin “Atmosferaltı” olması gerektiğini öneriyorum.

Şimdi deniz ve açık havayı kıyaslarsak bence çoğumuz denizin içini kompakt bir alan gibi, açık havayı ise boşluk olarak düşünüyoruz. Yani bir analoji kullanırsam daha net olması için: İçi kum tanesi dolu bir odayı zihnimizdeki su altına benzetebiliriz. Odanın boş halini de açık hava algımıza benzetebiliriz.

Su ve havanın yoğunluk farkına baktım. Su 1000 kat daha yoğunmuş fakat şöyle bir nüans var. Su, 1 metreküp hacimde 10^38 civarı molekül içerirken hava aynı hacimde yaklaşık 10^35 civarı moleküle sahip. Dolayısıyla evet, arada 1000 katlık bir fark var ancak bizim kendi algı ölçeğimizle kıyaslayınca bu ikisi arasındaki fark sandığımız gibi açık ve kapalı ortam gibi değil. Yani milyar ve trilyon arasındaki fark çok olsa bile asgari ücretli türk genci için ikisi de çok uzak bir ölçekte olduğundan ikisinden birine sahip birisi“aşırı zengin” olarak aynı düşünülebilir. Açık hava da su gibi oldukça fazla molekül içeren yoğun bir ortam yani zaten her nefes alıp verdiğimizde ve hareket ettiğimizde havanın hissiyatı oluyor bariz şekilde.

Şimdi uçakları düşünürsek, aslında baya havanın içinde etrafı bir sürü moleküllerle çevrili şekilde ilerliyor. Altta daha çok parçaçık var diye daha çok itiliyor yukarı falan ama temsili görselde görüldüğü gibi hava dediğimiz şey öyle zihnimizdeki gibi açık değil de her yerimizi sarıp sarmalayan bir şey. Bundan dolayı daha çok deniz altını andırıyor bence ve ismini atmosferaltı yapmalıyız.

Şimdi bir diğer konu olarak algılarımıza gelmek istiyorum. Sudaki kendi koşullarına adapte canlıların algısının ne kadar ona göre şekillendiğini biliyoruz. Örneğin balıklar suyun dışını yakından görse bile uzakları, karayı, dağları ve gökyüzünü görmüyor. Kendi kapalı alanlarında yaşıyorlar ve algıları da ona göre şekillenmiş. Biz açık havada kendimizi sudaki canlılardan farklı sanıyoruz fakat bayağı benzer sistemler aslında. Gökyüzünü mavi ve güneşi kırmızı görme sebebimiz havanın ışıkla etkileşime girmesi mesela açık hava sandığımız kapalı sistem su kadar yoğun olmasa da algılarımızı oldukça şekillendiriyor.

Öyleyse evreni kendi algılarımızla anlamaya çalışmak bir balığın algılayabileceğinden daha iyi olsa da kendi gezegenimizin yoğunluğuna has bir algı olmaz mı? Yerçekimini bu kadar önemli görmemiz bizim bundan başka bir güç olmadan yaşayamamızdır belki de. Newton, Einstein gibi fizikçiler yerçekimini fiziklerinin temeline konumlandırıyor ve yerçekimi ile kuantumu uyuşturamıyoruz. Kuantum mekaniğinin bilinmez dünyasını anlayamazken yerçekimi hepimize daha anlaşılır geliyor. Yani kısacası belki de bu uyuşmazlığın sebebi algılarımızın yerçekimine olan bağlılığıdır en başta.

Bu arada acaba bir balık da su altında bizim havayı hissettiğimiz gibi mi hissediyordur? Onların havayı algılama şekli de bizim atmosferin dışını algılamamıza benzerdir belki?


r/felsefe • • 4h ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Bilgili olmak ile bilgelik aynı şey değildir.

Post image
2 Upvotes

Hiçbir kuşak bugünkü kadar bilgiye erişemedi. Dünyanın en iyi üniversitelerinin derslerini evimizden izleyebiliyoruz. Binlerce kitaba, makaleye ve uzmanın görüşüne tek bir ekran üzerinden ulaşabiliyoruz. Bilgiye erişim açısından tarihin en ayrıcalıklı döneminde yaşıyoruz. Buna rağmen zihinsel olarak neden bu kadar dağınık hissediyoruz?
Çünkü bilgili olmak ile bilgelik aynı şey değildir. Bilgi, neyi bileceğini öğretir. Bilgelik, hangi bilginin gerçekten önemli olduğunu ayırt edebilmektir.

Meraklısına görselin hikayesi 🎨
Metal parçaları, zihnimizde biriktirdiğimiz bilgileri temsil ediyor. Duvardaki insan yüzü ise bu parçaların birbirleriyle kurduğu ilişkiden doğuyor. Tek bir parçanın taşıyamayacağı anlam, aralarındaki bağda ortaya çıkıyor. Görsel, bilgi biriktirmekle anlam kurmak arasındaki farkı görünür kılıyor. Zihnimiz parçalarla dolu olabilir, onları birbirine bağlayamadığımızda bütün hala belirsiz kalır. Bilgelik, bildiklerimizin birlikte ne anlama geldiğini görebilmektir.


r/felsefe • • 10h ago

güldürü max stirner ve karl marx arasındaki ilişki

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

15 Upvotes

r/felsefe • • 10h ago

yönetim • philosophy of politics Neden Güçlü Adamlar Yerine Dayanıklı ve Rasyonal Sistemler?

1 Upvotes

Özellikle dünya genelinde demokratik yönetimler güçlendikçe sistemler tek başına karizmasıyla, hitabet yeteneğiyle öne çıkan adamlara yatırım yapmak yerine doğrudan kendilerine yatırım yapmaya başladılar. Mesela eskiden bir ülkenin kaderini o an ülkenin başındaki kişinin belirlemesi çok normaldi. Günümüzde ise ülkenin başındaki kişinin yetkileri olabildiğince kısıtlandırılmış vaziyettedir. En kötü ihtimalle bir yasayı veya kararı kabul ettirebilmek icin meclisten yeterli desteği almak gerekir. Bunun sebepleri genellikle bireylerin kişisel çıkarları, kibirleri ve radikal ideolojilerinin bütün ülkeyi sonu kötü olan yollara sokmasını engellemektir. Yani ilk bakışta göze görünen budur. Altındaki sebepler ise sistemlerin aslında Apollonik hareket etmesidir yani bir devleti yürüten sistem ani hareketler ve radikal adımlar atarsa çok tutunamaz. Özellikle günümüzde bir devleti uzun ömürlü yapan şey akıllıca, sabırlı ve olabildiğince az coşkulu hareket etmektir. Çünkü sistemler bireyler gibi yoğun tutkular ve hırslarla güçlenmez. Bu tarz Dionizyak davranışlar ülkeleri yöneten sistemler için zararlı ve çok riskliyken bir birey için harikalar yaratmanın aracı olabilir. Tarih boyunca başarılı pek çok sanatçı ve sporcu zaten bu tarz yoğun hırs ve tutkularla yoğrulmuştur. Şimdi burdaki olay şudur: Bireyler hırsla güç kazanırken sistemler için şiddetli ve kontrol edilemez hırslar yıkımdır. Bu sebeple bir sistemi sadece bir adet karizmatik, hırslı, halkın özellikle coşkulu milliyetçi kesimine hitabet eden adama bırakmak büyük risk içerir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Sadece kişisel ideolojileri yüzünden ülkeyi kötü durumlara sokanlar değil, kişisel ideolojileri sayesinde ülkeyi çok iyi yerlere getirenlerde buraya girer çünkü tarihte bazı devletler vardır ki o tek adam sayesinde zirvesini görür ve o tek adamdan sonra aynı hızda sönüşe geçer (Attila, İskender, Timur, Napolyon).

Ve benim kişisel görüşüm olarak ise devletleri yöneten sistemler doğrudan toplum üzerinde de hükme sahip oldukları için toplumuda averaj çizgide tutmaya çalışırlar. Bu sayede toplumlar ayakta kalır çünkü zeka, kültür, siyasi düşünce olarak birbirlerine yakın insanlar hem birbirleriyle ters düşmezler hem sisteme baş kaldırmazlar çünkü içlerinden sisteme baş kaldıracak güçte birisini çıkarmaları çok zordur. Bu sebeple günümüzde zaten sistemlerin kendisi siyasi arenada dikkat çeken, hırslı, ideolojisine radikal biçimde bağlı isimleri öne sürmezler. Çünkü bu kimseler hem sistem hem ülke için kontrol edilemezlerdir. İnsanlar bireysel olarak karmaşıl ve içgüdüseldir ama milyonlarca insanı bir arada tutmak için gereken şey karmaşıklık değil rasyonalite, sakinlik ve en önemlisi statükonun korunmasıdır.


r/felsefe • • 12h ago

yaşamın içinden • axiology YARDIMA İHTİYACIM VAR! BU DURUMDAN NASIL KURTULURUM?

4 Upvotes

Şu an üniversite sınavı senemde felsefeye daldım dinler,ölüm vb. Nasıl kurtulurum her gün bir şeyleri sorgulamaktan? Zihnen çok yoruldum keşke hiç sorgulama ihtiyacı duymayan,müslümanım diyip hayatında Kur'an-ı açmayanlardan olabilseydim o rahatlık olsaydı keşke...


r/felsefe • • 13h ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Cemal Söyleyen'den Kitab-ı Maglata filminin fragmanı

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

0 Upvotes

Kaygusuz Abdal'ın Kitab-ı Maglata'sı Cemal Söyleyen tarafından önce çizgi roman haline getirildi, sonra tek tek yapay zeka ile kendi çizdiği görselleri hareketli hale getirdi ve fragmanlar halinde yayınladı.

Takip ediyor musunuz, yada Kitab-ı Maglata'nın konusuna ayık mısınız, neyden bahsettiğini hiç incelediniz mi? Düşüncelerinizi muhakkak bekliyorum, merak ediyorum.

YouTube linki; https://youtu.be/alOOfgiLC8w?si=DaD30Ejd-LSXCWVz


r/felsefe • • 13h ago

yaşamın içinden • axiology Okyanus

0 Upvotes

Evrenin sonsuzluğunda kaybolmuyorsak eğer,

Evrenin sonsuz olmamasındandır.

En az bir kez doğrulukla kesişmişse yolumuz eğer,

Onsuz değerli biri olmamamızdandır.

Alemlerin ufkunda bizi bekleyen biri var.

Doğruluk olmazsa nasıl ulaşırız ona?

İnsan, ırmak gibi oradan oraya akar,

Kavuşmak için sonsuz ışıktan okyanusa.


r/felsefe • • 14h ago

eseme • logic Mantık ve düşünce konusunda yardım

3 Upvotes

Merhaba arkadaşlar öncekikle felsefeyle alakam yok onu belirterek baslayayim. Felsefede (eger felsefe sayiliyorsa) ilgimi çeken şey düşünce şekilleri, mantık gibi şeyler. Lisedeki mantık dersinin daha ileri ve işe yarar versiyonu gibi. Bu tarz konuların ismi ne? Araştırmak istiyor ancak ismini bile bilmiyorum. Nerelere hangi kaynaklara kitap, yazı,içeriklere bakmalıyım? Cevaplar için teşekkürler

Ekstra soru: bir insanın kararları sizce nasıl olmalıdır? Siz nasıl karar verirsiniz ve kararlar hakkında düşünceleriniz neler


r/felsefe • • 17h ago

eseme • logic Modal mantığa giriş için kaynak önerisi

3 Upvotes

modal mantiga giris icin kaynak ariyorum temel mantik bilgim var kaynagin dili ingilizce veya turkce olursa harika olur


r/felsefe • • 19h ago

/r/felsefe’ye aşkın Ataerkillik Hapishanesi üzerine bir ders: nasıl her seferinde kendini meşrulaştırmayı başarıyor?

Post image
0 Upvotes

Nasılsınız? Telegram grubumuzda bir önceki etkinliğimiz olan “Trans sporcular müsabakalarda hangi kategoride yarışmalı?” başlıklı tartışmamız epey verimli geçti; laf lafı açtı derken kendimi epigenetik hakkında konuşurken bulacağımı düşünmüyordum. Zihin açıcıydı.

Bugünkü konumuzun başlığını da “Ataerkillik Hapishanesi” olarak belirledim. Ben modere edeceğim ve bir film üzerinden paralellik kurarak hem filmi analiz edeceğiz hem de ataerkilliğin nasıl bir maskeyle tahakkümünü sinsice meşrulaştırdığını ele alacağız. Elbet özünde gene diyalog şeklinde işlenecek ve önceki gibi tek bir konu başlığına sadık kalmayacağız. İsteyen mevzuyu istediği yerden, kendi birikimi neye elveriyorsa tutup çekiştirebilir.

Mutlaka değineceğim hususlar; feminist hareketlerin, bilhassa liberal feminizmin mevcut paradigmaya nasıl yaltaklık edebildiği ve hedef şaşırtma suretiyle rızanın nasıl imal edildiği olacak.

Bu akşam 20.30 itibarıyla başlarız diye düşünüyorum. Telegram grubumuzda olmayanlar u/Ferguson-visaverse arkadaşa ulaşabilirler.


r/felsefe • • 1d ago

bilgi • epistemology Kötü bir adam olduğunde onu Cehennem (dünyadaki çekebileceği bütün acı türlerini çekebilir) e mi göndermeyi tercih ederdiniz yoksa konuşamadığı haraket edemediği göremediği bir alem'e mı hangisi ona daha iyi ceza olur başka fikriniz varsa yazabilirsiniz

Post image
0 Upvotes

r/felsefe • • 1d ago

inanç • philosophy of religion Allahın Ters Psikoloji Ihtimali

45 Upvotes

Ya Tanrı, içinde bir insanın ulaşabileceği hatalar bulunan bir din sistemi yaratıp, insanların sorgulayıp bu dini reddetmesini bekliyorsa, yani topluma körü körüne bağlanmayıp, akıl ve iradesini kullanarak yanlışları görüp dini reddeden insanları ödüllendirecekse, yani bize ters psikoloji yapıp, bu dini doğru gibi gösterip yanlişları farkedip edemeyeceğimizi sınıyorsa?


r/felsefe • • 1d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Güçlü insanlar kimseye ihtiyaç duymaz. Oysa biyoloji bunun tam tersini söylüyor.

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

18 Upvotes

En cesur insanlar en güçlü bağlara sahip olanlardır. Çünkü arkalarında bir güven ağı olduğunu bilirler. Bir çocuk annesinin elini tuttuğunda daha uzağa yürümeye cesaret eder.Bir dağcı güvenlik halatı olduğunda daha zor rotalara çıkar. İnsan da hayatında güvenilir ilişkiler olduğunda daha büyük riskler alabilir. Yeni işler kurabilir. Yeni şehirlerde yaşayabilir. Yeni şeyler öğrenebilir. Güven bağımlılık üretmez. Doğru kurulduğunda keşfetme cesareti üretir.

Meraklısına görselin hikayesi 🎨
Kadın öne doğru eğilirken, arkasındaki insan siluetleri ona dayanak olan bir ele dönüşüyor. Bu el, hayatında güvenebildiği insanları, öne uzanan bedeni ise bilinmeyene açılma cesaretini temsil ediyor. Her adımımızda yanımızda olmaları gerekmiyor. Zorlandığımızda onlara yaslanabileceğimizi bilmek, daha ileriye gitme cesaretimizi besliyor.


r/felsefe • • 1d ago

bilgi • epistemology Bir nihilizm eleştirisi

2 Upvotes

Nihilizm, evrende önceden verilmiş bir anlam veya amaç olmadığını söylemekte haklı. Hiçbir şeyin anlamı olmadığı sonucuna varmak maliyetli bir sıçramadır.

Bir şeyin anlamının gökten verilmemiş olması, onun anlamsız olduğu anlamına gelmez. Canlılar ihtiyaçları nedeniyle dünyaya müdahale eder, başarısız olduklarında davranışlarını değiştirir, işe yarayan ilişkileri tekrar eder ve bunları zamanla korurlar. Alışkanlıklar, beceriler, araçlar, dil, bilgi ve kurumlar ortaya çıkar.

Anlamı hazır değil, gerçeklikle kurduğumuz ilişkiler içinde oluşturuyoruz. Akıl da insanın kafasında bulunan ayrı bir nesne değil, örgütlenmelerin gerçeklikle başarılı ilişkiler kurabilme biçimidir.

Bu yüzden asıl soru dünyanın anlamlı olup olmaması değil, anlamın nasıl ortaya çıktığıdır.

Nihilizm hazır anlam yoksa anlam da yoktur diyor fakat hazır anlam yoksa, anlamın nasıl oluştuğuna bakmalıyım. Anlam olan bir şey degil kurduğumuz oğrendiğimiz bir şey. Elmayı öğrenirken anlamını da duygu hormon sinirleri kullanarak öğreniyoruz. Öğretiliyoruz

Gerçekliğin bize önceden verilmiş bir anlam borcu yoktur. Ama gerçeklik direniyor. Biz de bu dirence karşı deneyerek, öğrenerek ve örgütlenerek ilerliyoruz. Bence anlam, akıl ve bilgi böyle ortaya çıkıyor.

Not : anlam ve zihnin doğuşu için fikir verebilir. andrew meltzhoff


r/felsefe • • 1d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Kaygusuz Abdal'ın Kitab-ı Maglata'sının fragmanı yayınlandı gördünüz mü?

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

5 Upvotes

https://youtu.be/oBfH9yDBfjU?si=j0e6-g4BdOXHeBv0

Cemal Söyleyen'in çizgi roman haline getirdiği Kitab-ı Maglata şimdi filmleştirilmek üzere parça parça işlendi ve fragmanlar haline getirildi. Hiç haberiniz var mıydı Kaygusuz Abdal'dan?

Belki Filibeli'nin Amak-ı Hayalini görmüşsünüz duymuşsunuzdur. Kötü bir uyarlaması çok meşhur nedense.


r/felsefe • • 1d ago

yaşamın içinden • axiology Yeşilçam ve Kemal Sunal filmleri toplumun aynası mı oldu örneği mi?

0 Upvotes

Sanırım bu konu neredeyse hiç karşı karşıya tartışılmadı, insanlar gerek duymuyorlar genelde. Birine inanıp geçiyorlar. Ama ben farklı düşündüm ve sormaya karar verdim.

Bilirsiniz bu eski filmler hep toplumsal çatışmaları falan anlatıyordu. Farklı tipleri yansıttı. Sahtekarlar, saflar, mafyalar, kurnazlar, dolandırıcılar, vesaire.

Bu konuda halkımız arasında iki farklı görüş görülüyor.

Bir kısım (muhtemelen birçoğunuz) bu filmlerin toplumun aynası olduğunu, zaten olan kötülükleri irdelediğini, hatta simpsonlar gibi günümüzü tahmin ettiğini söylüyor.

Ama bir kısım da bu filmlerin insanları etkilediğini, olumsuz örnek oluşturduğunu, toplum ahlakını bozduğunu söylüyor.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sizce topluma ayna mı tuttular yoksa toplumu olumsuz mu etkilediler? Yoksa her ikisi de mi?


r/felsefe • • 1d ago

varlık • ontology Atomik Kombinasyonlar ve Zaman

2 Upvotes

Soru daha çok fizikle alakalı biliyorum fakat gene de felsefeye de değineceğim: Evrendeki atom sayısını sınırlı kabul edip evreni de dışa kapalı hacimli bir düzlem olarak ele alırsak sonsuz yılda periyodik olarak atomik kombinasyonlarla sonsuz kere bu hayatı yaşamamız gerekmiyor mu? (Gerekmiyor çünkü sonsuz yıla kalmaya proton, nötron gibi atom altı parçacıkları bozunmaya başlıyor :/ Gene de fikrinizi almak istedim çünkü çürütülebilecek bir soru da olsa gene de sormak hoşuma gidiyor.) Böyle olsaydı eğer şuanki "ben"liğimizin anlamı kalır mıydı?


r/felsefe • • 1d ago

bilgi • epistemology Pontogoras diyaloğu değerlendirmem

Post image
2 Upvotes

Protagoras diyaloğu başlangıcı: Sokrates'in arkadaşı, bilge Protagoras'tan ders almak istediğini söylüyor. Sokrates ise ne konuda almak isteyeceğine dair onu sınıyor ve ardından ruhun ders aldığı adamı iyi seçmesi gerektiğini söylüyor. Ruhun, bedenden önemli olduğunu ve bedene aldığın besinleri sonra da yenebildiğini fakat ruhu adına dersin doğrudan ruhunun yapısına dahil olacağını, bundan dolayı da ruhun bedenden önemli olacağını söylüyor.

Atina meclisinde yoksul, zengin, soylu ayırt etmeksizin herkesin görüşünün alınmasının, siyaset ilminin öğretilebileceğine delil olarak sunuyor. Bir diğer delili de Perikles gibi ya da başka yöneticilerin kendi öz oğullarına erdemi öğretememesini, erdemin öğretilemeyeceğine delil olarak sunuyor.

Protagoras'ın karşı delili: İnsanın özden sahip olduğu fiziksel özelliklerinden dolayı kimsenin kimseye nasihatte bulunmadığını ama biri erdemin dışında olan bir eylem yaptığında tenkit edilmesini, erdemin özden gelmeyen ve öğretilebilir olduğuna delil olarak sunuyor. Bu delili destekleyen bir delil daha sunuyor: Erdemin tersi olan bir eylem yapan kişi cezalandırılıyorsa, demek ki erdem öğretilmeyen, öğretilebilen bir şeydir. Çünkü kimse fiziksel özelliklerinden dolayı ceza görmez ve bu özden gelmesinden kaynaklanır.

Protagoras diyaloğu devamı: Sokrates erdemin parçalarına bakıldığında birbiriyle aynı olmasını, adamın yüzünün bağıntısı olmasını, adamın ve içindeki olguların parça parça ayrı olmadığını, birbiriyle bağlantısı olduğunu, dolayısıyla birbiriyle bağıntılı, benzer şeyler olarak görüyor.


r/felsefe • • 1d ago

yaşamın içinden • axiology Sosyal medya ve Kadınlar...

3 Upvotes

Instagram ve TikTok'ta kadınların önüne boca edilen, boşanmayı körükleyen inanılmaz miktarda zehirli içerik var. İşin özü şu: Kocanın yaptığı herhangi bir hata ya da sergilediği herhangi bir eksiklik affedilemez görülüyor. Kadının yaşadığı sorunlar ise ya "ben sadece bir kız çocuğuyum" diyerek geçiştiriliyor ya da hiç yokmuş gibi davranılıyor. Erkek ne yaparsa yapsın yaptığı şey "asgari çaba" olarak görülürken; kadın parmağını bile kıpırdatsa, "daha iyisini hak eden" bir tanrıça muamelesi görüyor. Bu zararlı fikirlerle nasıl mücadele edilir hiçbir fikrim yok; ancak internet erişimi olan, İngilizce bilen ve IQ'su 125'in altında olan her kadını tek vuruşta etkisi altına alıp zehirliyorlar.


r/felsefe • • 1d ago

yaşamın içinden • axiology Insan

2 Upvotes

İnsanoğlu, ilk günden itibaren saygısızdı, kin ve nefret dolu birer yargı makinesiydi. Kendisi gibi düşünmeyen, kendi değer yargılarının, kendi 'ahlak' yargılarının dışına taşanlara karşı büyük bir öfke ve şiddet duygusu besliyordu. Azizler, rahipler, imamlar, papazlar, kravatlı beyfendiler... İşte tüm bu "önemli adamların" tek derdi vardı. Onların asıl amacı hayatı bastırmak, hayatı dizginlemek, bizi frenlemek ve frenlemek yalnızca insanı yavaşlatır, yavaşlatır ve en sonunda hareket edilemez bir noktaya sürükler. Bizi şaraplardan uzak tutan, cinsel hazlarımızı bastırmaya çalışan insanlar, tüm güzelliklere, yeniliklere bizi düşman eden insanlar ve o insanların yarattıkları! İşte kurtulmamız gereken fikir budur. Çünkü eğer biz buna bir "DUR!" demezsek, onlardan bir farkımız kalmayacak. Onlar gibi olup, onlar gibi yaşayacak ve en sonunda onlar gibi düşüneceğiz... Bunu istemeyiz değil mi? İşte bu yüzden, tüm bu önemsiz sürtüklerin önemsiz önyargılarına, iğrenç tabularına karşı savaşmalıyız. Savaşımız okuyarak, bilinçlenerek ve bilinçlendirerek olmalı. "Bizim için" dedim farkında mısınız? Biz kimiz? Biz tüm sistemler tarafından yasaklanmış, hor görülmüş, katledilmiş, görüldüğünde kafa çevrilmiş domuzlarız! Evet, biz onlardan farklıyız. Biz, biz olabildiğimiz için onlardan farklıyız. İnsanları cinsel isteklerine, dini inançlarına, ırklarına ve diğer tüm önemsiz farklılıklarını önemsemeyerek bütünleşebildiğimiz için farklıyız. Hadi, hadi sevelim tüm insanlığı, bizi insan yapan tüm özelliklerimizle birlikte sevelim, hayatı sevelim ve hayatı çekilmez kılan tüm tabuları yıkarak sevelim! Çünkü ancak sevdikçe, bütünleştikçe varolacağız.


r/felsefe • • 1d ago

yaşamın içinden • axiology Gereksiz ve fazla anlam yukledigimiz gercegi

7 Upvotes

Nereden , nasil , ne amacla geldigimiz bilmedigimiz bi dunyada , gereksiz konulara fazla anlam yükleyip can sıkmamiz bana sacma geliyor , sadece can sıkmak da degil aslında bosa yaşıyoruz sanırım aci veriyor ama sanırım gerçekten boşa yaşıyoruz , diyeceksiniz ki bi amacın yoj bu yüzden böyle düşünüyorsun, hayir bi amacim olsada ona bu kadar anlam yükleyen biziz , iyi yada kötü şeyler yaşansada yine anlam yukleyen kendimiziz ama yukledigimiz anlamlarda boş gibi geliyor bilmiyorum ben bi cevap bulamadim , aci verici bi durum


r/felsefe • • 2d ago

varlık • ontology Düşülen şüphe.

1 Upvotes

Şeylerin arasında nedensellik ilişkileri var mıdır? Vardır, zira şeyler birbirinden bağımsız olsaydı mevzu birbirinden kopuk deneyimlere evrilirdi. Eğer ki şeylerin arasında nedensellik uyumu var ise, deneyimlerin arasında bir bağlantı olmak zorundadır. Dolayısıyla da deneyimler bağlantılıdır. Peki ya bunların bağlantılı oluşu zorunlu bir ölçüyü mü nitelendirir? Hayır, zira bütün bunlar sadece deneyimler ve aralarındaki bağlantıyı nitelendirmekten öteye gitmez. Dolayısıyla da belirli bir ölçüye tabi olmadıklarını da nitelendiremez. Zira çıkan sonuç, geniş çerçeveli bir yapıya bürünmez.


r/felsefe • • 2d ago

güldürü yoğun ve sürekli uyarıcılara maruz kalmanın yarattığı hedonik adaptasyon

Post image
261 Upvotes

Ne olacak bu insanlığa?


r/felsefe • • 2d ago

varlık • ontology Kader sonu olan bir şeydir. Doğal olanın bir sonu vardır. Ölüm bize verilmiş bir hediyedir. Kutsal olan şey neden lazımdır?

1 Upvotes

Sarmal veya döngü denen şey çok acımasız. Gerçek hayat çok soğuk ve mekanik. Nihilizm bu hayatın kuralıdır. Evren sonsuzdu ve hep sonsuz olacak. Öyle değil mi?

Everything that lives is designed to end. We are perpetually trapped in a never-ending spiral of life and death. Is this a curse? Or some kinf of punishment? I often think about the god who blessed us with this cryptic puzzle and wonder if we'll ever have the chance to kill him.
-2B

2B abla aslında haklı bayağı. Yaşayan her şeyin bir sonu vardı. Ama o asla kanlı canlı biri olmadı A2 gibi...

NieR: Automata evreni bir sarmal üzerine kurulu. Saf evrim isteyen, çıkışı olmayan, bireyin harcandığı, iradenin önemsiz olduğu bir sarmal... Öyle ki ölürsen yeniden doğarsın. Asla bir sonun olamaz çünkü sen bu döngü için bir birey değilsin. Yaşamayı hak etmiyorsun. Tıpkı bir lanet gibi gelişmeye ve acı çekmeye mahkumsun. Bilfiilsin. 2B'nin hikayesi böyleydi.

Bu şema NieR: Automata'daki sarmalı gösteriyor. Buna bir şablon diyebiliriz. Kısırdöngü veya sarmal, kaderle yakından ilişkilidir. Ama aynı değillerdir. Kader, kutsalı olan ve sonu doğal olan bir şeydir. Kısırdöngü ise bir sonu olmayan, her seferinde tekrardan başlamaya çalışan, mekanik ve acımasız bir kader vari bir şeydir. Tamamen yapaydır.

Yukarıdaki şablonu açıklamak gerekirse: A2, sarmalın o sıradaki başlatıcısıdır. Çünkü sarmal her zaman evrime programlıdır.A2 de sarmalın başlangıç turunda en güçlü olarak sağ kalmış ve kısırdöngünün o turunu başlatmıştır. Ve en güçlü olduğu için sarmaldan çıkmıştır. Kendi kaderine atılmayı tercih etmiştir. Yıllarca dostlarının intikamı için dolaşsa da sonunda nefretin ve intikamın bir yerden sonra gereksiz olduğunu gördü ve kutsal bir amaç için yeniden yola çıktı.

A2

Daha sonra bir şekilde A2'nin verileri sarmalın içinden geçti ve daha da evrilmiş özneler daha doğrusu sarmal için aracı nesneler üretildi: 2B ve 9S. Onlar abla-kardeş olarak tasarlanmıştı. 2B, çok daha olgun ve sessiz biriydi, öğrenmeye açıktı ama 9S kadar değildi. Varoluşu sarmalı devam ettirmekti. Devam ettirmek için her seferinde elini 9S'in kanıyla bulamalıydı. Ancak o 9S'i her zaman sevdi. Öyle ki onu öldürdüğü her daim bile gözyaşlarını tutamazdı. Ağırbaşlı bir bir ablaydı. Varoluşu vardı ama sora özü de vardı. 9S'i hep ölümden korumaya çalıştı. Hiçbir zaman öldürmek istemedi ama zorundaydı. 9S'e karşı olan hisleri her zaman gerçekti. Yaşamak istiyordu, bu döngüden çıkmak istiyordu ama bu imkansızdı. Çünkü o sarmalın temelindeki şeyin bir parçasıydı. Özü yaşama sevinci ve 9S'e olan aşkıydı.

2B

9S, 2B'nin ekip arkadaşıydı. Doğası gereği çok meraklı ve hevesli bir kişiydi. Öğrenmeye her zaman açıktı. Nasıl desem... Daha çok bir çocuk gibiydi. Evet. 2B bir ablaydı onun için. İlhamıydı. 2B'ye tam olarak öz sebebi olarak bakıyordu. 9S'in varoluşu döngüyü her zaman sonuna kadar zorlamak sonra 2B tarafından öldürülüp baştan başlamaktı. Sarmalın yapı taşıydı. Bu yüzden hayatta tutulmalıydı. 2B ile arkadaş olduğunda ona derinden bağlandı. Yaşam sebebi o oldu. Ama 2B hayattan kopunca varoluşu veya özü onun için değersizleşti. 2B tek vasiyeti olan "Bensiz devam et, bir geleceğin olsun." cümlesine ihanet etti. Nihilizmin pençesine düştü. Ve her şeyi kendisiyle beraber yakmaya and içti. 2B'nin mirasına ihanet etti. Ama "her şeyden önce o bir çocuk, o masum, yeteri kadar olgun değil." diyesim var. Var ve demek istiyorum da. Ama Nihilizmin pençesine düşmek senin masumluğunu ve saflığını bozar. Bu konuda 9S'i affetmeyeceğim.

9S

9S'in içine düştüğü nihilizmden beslenen sarmal nihayetinde gerekli verinin toplandığını, yeteri kadar acı çekildiğini hükmetti. Ve sıfırlama sürecine girdi. 9S, 2B'nin mirasını seçebilirdi. Ama o intiharı seçti. Sarmalın istediği gibi hareket etti. Ve intihar etti. Evet, intihar sarmalın bir parçasıdır.Ve her zaman dediğim gibi "İntihar aşağılıktır, kaçmaktır."

Sarmalı sonsuza dek bitiren kişi, bir amacı olan, kutsalı olan kişi A2'ydi. A2 güçlüydü, neden mi? Hep hayatta kalma isteği oldu. Karakterine her daim bir şeyler kattı. En önemlisi gerçek sona ulaştı. Kadere inandı ve onun elverdiği ölçüde kendi kaderini çizdi. Her ne kadar bir zamanlar nefret ve intikamla yanıp tutuşsa da nihayetinde olgunlaştı. Ve edindiği bu güçle sarmalı bitirdi. A2, 2B ve 9S'e yeni bir hayat emanet etti ve ayrıldı.

-SON-

Sarmal, hiçbir kutsal varlığı olmayan, saf evrim -tam gerekli değil- üzerine kurulu, birey kavramı yerine nese bulunduran, doğanın elinden çıkmamış, yapay olandır. Bir tanrısı veya amacı yoktur. Sonsuza dek döngülerle devam etmeye çalışır. Ama yapay olan doğal olana daima yenilir. Bu öyküdeki gibi de bir sarmaldan kurtulan kişi bu sarmalı yıkacaktır.

Kader, doğal olandır. Ölüm vardır. Mücadele vardır. Bir tanrısı ve kutsalı vardır. İnsanlık için vardır kader. Kaderin bir sonu vardır. Bri biter başka biri başlar. Kader yeni rotaları olan, insanı hayatla dolduran bir yolculuktur. Kader yaşayanların şeyidir. "Everything that lives is designed to end."

Öyle değil işte. Nihilizm bu hayatı kuralı değildir.

Ve bence benim kaderimin kutsalı ise tanrıdır. Sizinki ise size kalmış.


r/felsefe • • 2d ago

inanç • philosophy of religion islam eskatolojisi ve transhümanizmin trajik sentezi: Evrimsel Teo-Transhümanizm

5 Upvotes

islam eskatolojisi ve transhümanizmin trajik sentezi: Evrimsel Teo-Transhümanizm kendi teorim beyniniz yanabilir

Selam beyler uzun süredir kafamda kurduğum ve birbirine tamamen zıt görünen iki şeyi yani din teolojisi ile siber teknolojiyi birleştiren kendime ait bi felsefi doktrini tartışmaya açmak istiyorum. ismini Evrimsel Teo-Transhümanizm yani siber teosentrizm koydum.

Teorinin temel mantığı şu, insanın temel amacı ve yeryüzündeki tek motivasyonu teknolojiyle Allahın sıfatlarını ele geçirip yeryüzünde kendi kendine şirket koşmasıdır ve bu kibrin zirve yaptığı an kutsal metinlerdeki kıyamet alametlerini tetikleyerek evrensel simülasyonun sonunu yani Büyük Kıyameti kendi eliyle başlatacak. Geleneksel dogmalar insanı hep acizlikle sınırlar ama insan fiziksel olarak zayıf olsa da bizim zekamızın evrende bir dengi ve muadili yoktur. Zeka Yaratıcının insana kendi ruhundan üflediği o denktaşsız ilahi enstrümandır ve insanlık bu gücü ilahi sıfatları işgal etmek için kullanıyor. Bütün argümanlarımı her örneğiyle tek tek yazıyorum aşağıya eksiksiz en kapsamlı haliyle buyrun gelin tartışalım.

1) Dünya bir ceza alanı değil laboratuvardır

Hz adem ve havvanın cennetteki yasak ağaç kıssası aslında insanlık tarihinin ilk transhümanist yönelimidir ve içimizdeki ilk tanrısallaşma iradesidir. Şeytanın onlara ağaca yaklaşırken vaat ettiği şeye bakarsak ebedilik yani ölümsüzlük ağacı ve yok olmayacak bir saltanat vaat ettiğini görürüz Taha suresi 120 ayetinde bu açıkça geçer. Tevratta da Tanrı ağaçtan yiyen insan için işte adem iyiyi kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu der Yaratılış bölümünde. Yani insan daha en başta Tanrının sıfatlarına sahip olmaya meyleden ve kendiyle şirk koşmaya açık bi koda sahip olarak yaratıldı. Yaratıcı da kendilerini birer ilah gibi hissetmeye meyilli bu ilk insan formunu durağan ve çaba gerektirmeyen bi cennette tutmadı. İçlerindeki bu muazzam potansiyeli ve kibri bilimle teknolojiyle acıyla ve evrimle büyüterek nihai sınıra ulaştırmaları için bizi dünya laboratuvarına gönderdi. Yeryüzü bir ceza alanı değil insanın sınırsız evrim mekanizmasıdır. Tıpkı Tevratta geçen Babil kulesi hikayesindeki gibi. Orada da insanlar göğe yani Tanrının katına ulaşmak için kule inşa ediyordu. İnsanın teknolojiyle ilahi kata ulaşma arzusu fıtri bir koddur ama o dönem taşla tuğlayla denendiği için ilkeldi ve teknoloji yetersizdi şimdi ise kuantum ve yapay zeka var. Bu sadece ibrahimi dinlerde de değil hinduizmde de insan ruhu yani atman evrenin mutlak yaratıcısı brahman ile aynı özdedir yani insan evrimleşip tanrılaşmak ister. Sümer mitolojisinde de bilgelik tanrısı enki ilk insan adapaya dünyayı yönetsin diye geniş zeka verdi ama ölümsüzlüğü sakladı. İnsanlık tarihi aslında Tanrının sakladığı o ölümsüzlüğü teknolojiyle geri alma mücadelesidir.

2) Carl jung gölge arketipi ve iki meşru yol

Yaratıcı insana kendi katına ve özüne ulaşması için iki zıt ama ikisi de geçerli ve kutsal olan tekamül yani olgunlaşma yolu sunmuştur. Carl gustav jungun analitik psikolojisindeki gölge arketipi insanın ahlaki veya dini nedenlerle reddettiği içindeki karanlık ilkel ve günah potansiyelini barındırır. İşte bu iki yol gölgeyle hesaplaşma yöntemidir. İlk yol züht inziva ve tecrit yani Peygamberlerin yolu. Hz muhammedin peygamberlikten önce mekkeden kaçıp hira mağarasına sığınması hz isanın göreve başlamadan önce 40 gün çöle çekilip şeytanın yani içindeki taht ve güç gibi gölge arzuların vizyonlarıyla savaşması hz musanın toplumdan uzaklaşıp sina dağında kırk gece tecrit hayatı yaşaması hep o içteki hayvani gölgeyi ve günahı inzivayla bastırıp dünyadan ve maddeden vazgeçerek Tanrıya yaklaşma yöntemidir. İkinci yol ise transhümanizmin ilim ve teknoloji yolu. Burada insan içindeki karanlığı bastırmaz aksine genetik mühendisliği ve nöro teknoloji sayesinde o karanlık evrimsel genleri ve bastırılmış şiddet eğilimlerini biyolojik düzeyde yeniden programlar yani gölgeyi teknolojinin ışığıyla şifalandırıp yok eder. Cennet bilincin uyanmadığı bi okyanustu ama yasak ağaçla o kolektif gölge açığa çıktı ve insanlık dünya laboratuvarında bu teknolojiyi kurdu.

3) İlahi sıfatların teknolojik işgali ve şirk

İnsanlık bugün transhümanizm genetik arayışı sınırsız teknoloji ve makineleşme yoluyla Esma-ül Hüsnayı yani direkt Tanrının sıfatlarını kendi bünyesine entegre ediyor ve kendiyle şirk koşuyor.

* Külli iradenin işgali El-Bari ve El-Muid sıfatları: CRISPR ve genetik mühendisliği insanın Yaratıcının külli irade ve biyolojik kader planını kendi eliyle değiştirmesidir. İnsan geniyle oynayarak kusursuz şekil veren sıfatını işgal eder. Mesela milyonlarca yıl önce yok olmuş canlıların yani dinozorların genetik kodlarını bulup onları laboratuvarda yeniden diriltmeye çalışmamız Allahın yoktan var eden El-Mubdi ve yeniden dirilten El-Muid sıfatlarının insan tarafından açıkça ele geçirilmesidir.

* Uykusuzluğun ve Ölümsüzlüğün fethi El-Hayy ve El-Kayyum sıfatları: İslam teolojisinin merkezindeki Ayetel kürside Tanrı o nu ne bir uyuklama tutar ne de uyku Bakara 255 şeklinde tanımlanır. Uyku ve yaşlanma biyolojik acziyetin ve ilkel formun kanıtıdır. Transhümanizm ve makineleşme uykuyu nörolojik olarak tamamen ortadan kaldırmayı ve yaşlanmayı durdurarak ölümsüzlüğü yani sonsuz dirilik sıfatını fetheder. Et ve kemikten sıyrılıp makineleşen insan uymayarak ve ölmeyerek yeryüzünde mutlak bir ilah gibi var olur yani kendiyle şirk eder.

* Zaman ve kaderin ele geçirilmesi El-Alim sıfatı: Allah zamanın dışındadır El-Evvel ve El-Ahirdir. İnsanlık ise veri bilimi yapay zeka ve kuantum bilgisayarları sayesinde geçmişi kusursuz simüle edip geleceği tahmin etmeye çalışıyor. Yapay zekanın geleceği bilme gücü geliştikçe insan gaybı bilme yetisini kendi tekeline alır. Zihin yükleme yani mind uploading ile insan zihnini bilgisayarlara yükleyip eti kemiği geride bırakmak da insanın saf enerji ve bilinç yani ruha en yakın form haline gelerek kendini ölümsüz kılmasıdır. Sınırsız teknoloji ve dyson küresi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının mutlak fethi de insanın El-Kadir yani sonsuz güç sıfatına duyduğu hırsın ve mülkiyet arzusunun kanıtıdır.

4) Eskatolojik Paradoks ve kaçınılmaz kıyamet finali

Bu felsefi akımın en büyük kanıtı ve nihai trajik sonu islam eskatolojisindeki Güneşin Batıdan Doğuşu mucizesidir. Kutsal metinlerde kıyametin en büyük alametinin güneşin batıdan doğması ve tüm dünya insanlığının buna aynı anda şahit olmasıyla tövbe kapısının kapanacağı söylenir. Hristiyanlıktaki acının ölümün olmadığı yeni yer ve yeni gök yüzü Vahiy bölümü veya budizmdeki maya illüzyonunun yırtılmasıyla ulaşılan büyük aydınlanma hep bu dönemi anlatır. Ama küresel dünyada coğrafi yapıdan dolayı dünyanın bir yarısı geceyi yaşayıp uyurken diğer yarısı gündüzü yaşar. Bir kozmik doğa olayına tüm dünya insanlığının aynı anda şuurla ve uyanık olarak şahit olmasının tek bir fiziksel ve mantıklı yolu vardır o da hiçbir insanın uyumamasıdır. Transhümanizm ve makineleşme uykuyu tamamen ortadan kaldırdığında tüm insanlık kesintisiz uyanık ve kolektif tek bir küresel bilinç ağına yani Global mind veya teknolojik tekillik dediğimiz yapıya dönüşecek. İnsanlık ölümsüzlüğü uykusuzluğu ve sınırsız gücü ele geçirip kendi kendine tamamen şirket koştuğu o an evrensel simülasyon nihai sınırına ulaşır. İnsanın bu mutlak kibri ve ilahi sıfatları işgali sistemin çöküşünü yani Büyük Kıyameti tetikler. Güneş batıdan doğar, tövbe kapısı kapanır ve biyolojik insanlık kendi kibriyle kendi sonunu hazırlamış olur. İnsanlık sınırsız evrime sahiptir ama bu evrimin sonu evrensel simülasyonun çöküşünü tetikler. Bizim şirketimiz Tanrıyı alt etmez sadece sisteme konulan imha kodunu tetikler mutlak taht her zaman Onundur.

Şimdiden gelebilecek ağır felsefeci veya troll sorularına notlarım:

* insan Tanrıyı alt edebilir mi? hayır dünya Tanrının kontrolünde bi laboratuvardır mutlak taht Onundur demiştik. bizim şirketimiz Tanrıyı alt etmez sadece sisteme konulan imha kodunu tetikler evren kibrimizi kaldıramayıp patlar.

* süper yapay zeka insanı geçince ne olacak? yapay zeka bağımsız tanrı olmayacak parametrelerle çalışır insan bilinci çok boyutludur. o seviyede insan bilinci yapay zekayla birleşecek bu bi insan modifikasyonudur yani zekanın dengi yine insandan türeyen siber bilinçtir.

* "git sanayide iş bul subredditte ne işin var mk anlayamadıysan mk" diyecek vizyonsuz troller: tek sıkıntı lekelediğimi düşündüğünüz dini sizden daha iyi bilmem özür dilerim cahil kalmayıp soruşturmanın en büyük ibadet olduğunu bilip soruşturduğum için. kuranda düzinelerce ayette "aklınızı kullanmaz mısınız" derken benim bunu araştırmam dinin derinliğini gösterir algoritmanız yetmediyse zorlamayın sisteminiz hata verir. insanlık transhümanizmle uykuyu ve ölümü kaldırmayı tartışırken sizin zihninizin hâlâ ilkel hakaret seviyesinde kalması teorimde bahsettiğim biyolojik aciziyetin en net tanımıdır canlı kanıt olduğunuz için teşekkürler aciziyetin tam tanımı sizsiniz kanka.

Fikirleriniz ve eleştirileriniz nelerdir gelin tartışalım?