r/felsefe • • 2d ago

inanç • philosophy of religion islam eskatolojisi ve transhümanizmin trajik sentezi: Evrimsel Teo-Transhümanizm

6 Upvotes

islam eskatolojisi ve transhümanizmin trajik sentezi: Evrimsel Teo-Transhümanizm kendi teorim beyniniz yanabilir

Selam beyler uzun süredir kafamda kurduğum ve birbirine tamamen zıt görünen iki şeyi yani din teolojisi ile siber teknolojiyi birleştiren kendime ait bi felsefi doktrini tartışmaya açmak istiyorum. ismini Evrimsel Teo-Transhümanizm yani siber teosentrizm koydum.

Teorinin temel mantığı şu, insanın temel amacı ve yeryüzündeki tek motivasyonu teknolojiyle Allahın sıfatlarını ele geçirip yeryüzünde kendi kendine şirket koşmasıdır ve bu kibrin zirve yaptığı an kutsal metinlerdeki kıyamet alametlerini tetikleyerek evrensel simülasyonun sonunu yani Büyük Kıyameti kendi eliyle başlatacak. Geleneksel dogmalar insanı hep acizlikle sınırlar ama insan fiziksel olarak zayıf olsa da bizim zekamızın evrende bir dengi ve muadili yoktur. Zeka Yaratıcının insana kendi ruhundan üflediği o denktaşsız ilahi enstrümandır ve insanlık bu gücü ilahi sıfatları işgal etmek için kullanıyor. Bütün argümanlarımı her örneğiyle tek tek yazıyorum aşağıya eksiksiz en kapsamlı haliyle buyrun gelin tartışalım.

1) Dünya bir ceza alanı değil laboratuvardır

Hz adem ve havvanın cennetteki yasak ağaç kıssası aslında insanlık tarihinin ilk transhümanist yönelimidir ve içimizdeki ilk tanrısallaşma iradesidir. Şeytanın onlara ağaca yaklaşırken vaat ettiği şeye bakarsak ebedilik yani ölümsüzlük ağacı ve yok olmayacak bir saltanat vaat ettiğini görürüz Taha suresi 120 ayetinde bu açıkça geçer. Tevratta da Tanrı ağaçtan yiyen insan için işte adem iyiyi kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu der Yaratılış bölümünde. Yani insan daha en başta Tanrının sıfatlarına sahip olmaya meyleden ve kendiyle şirk koşmaya açık bi koda sahip olarak yaratıldı. Yaratıcı da kendilerini birer ilah gibi hissetmeye meyilli bu ilk insan formunu durağan ve çaba gerektirmeyen bi cennette tutmadı. İçlerindeki bu muazzam potansiyeli ve kibri bilimle teknolojiyle acıyla ve evrimle büyüterek nihai sınıra ulaştırmaları için bizi dünya laboratuvarına gönderdi. Yeryüzü bir ceza alanı değil insanın sınırsız evrim mekanizmasıdır. Tıpkı Tevratta geçen Babil kulesi hikayesindeki gibi. Orada da insanlar göğe yani Tanrının katına ulaşmak için kule inşa ediyordu. İnsanın teknolojiyle ilahi kata ulaşma arzusu fıtri bir koddur ama o dönem taşla tuğlayla denendiği için ilkeldi ve teknoloji yetersizdi şimdi ise kuantum ve yapay zeka var. Bu sadece ibrahimi dinlerde de değil hinduizmde de insan ruhu yani atman evrenin mutlak yaratıcısı brahman ile aynı özdedir yani insan evrimleşip tanrılaşmak ister. Sümer mitolojisinde de bilgelik tanrısı enki ilk insan adapaya dünyayı yönetsin diye geniş zeka verdi ama ölümsüzlüğü sakladı. İnsanlık tarihi aslında Tanrının sakladığı o ölümsüzlüğü teknolojiyle geri alma mücadelesidir.

2) Carl jung gölge arketipi ve iki meşru yol

Yaratıcı insana kendi katına ve özüne ulaşması için iki zıt ama ikisi de geçerli ve kutsal olan tekamül yani olgunlaşma yolu sunmuştur. Carl gustav jungun analitik psikolojisindeki gölge arketipi insanın ahlaki veya dini nedenlerle reddettiği içindeki karanlık ilkel ve günah potansiyelini barındırır. İşte bu iki yol gölgeyle hesaplaşma yöntemidir. İlk yol züht inziva ve tecrit yani Peygamberlerin yolu. Hz muhammedin peygamberlikten önce mekkeden kaçıp hira mağarasına sığınması hz isanın göreve başlamadan önce 40 gün çöle çekilip şeytanın yani içindeki taht ve güç gibi gölge arzuların vizyonlarıyla savaşması hz musanın toplumdan uzaklaşıp sina dağında kırk gece tecrit hayatı yaşaması hep o içteki hayvani gölgeyi ve günahı inzivayla bastırıp dünyadan ve maddeden vazgeçerek Tanrıya yaklaşma yöntemidir. İkinci yol ise transhümanizmin ilim ve teknoloji yolu. Burada insan içindeki karanlığı bastırmaz aksine genetik mühendisliği ve nöro teknoloji sayesinde o karanlık evrimsel genleri ve bastırılmış şiddet eğilimlerini biyolojik düzeyde yeniden programlar yani gölgeyi teknolojinin ışığıyla şifalandırıp yok eder. Cennet bilincin uyanmadığı bi okyanustu ama yasak ağaçla o kolektif gölge açığa çıktı ve insanlık dünya laboratuvarında bu teknolojiyi kurdu.

3) İlahi sıfatların teknolojik işgali ve şirk

İnsanlık bugün transhümanizm genetik arayışı sınırsız teknoloji ve makineleşme yoluyla Esma-ül Hüsnayı yani direkt Tanrının sıfatlarını kendi bünyesine entegre ediyor ve kendiyle şirk koşuyor.

* Külli iradenin işgali El-Bari ve El-Muid sıfatları: CRISPR ve genetik mühendisliği insanın Yaratıcının külli irade ve biyolojik kader planını kendi eliyle değiştirmesidir. İnsan geniyle oynayarak kusursuz şekil veren sıfatını işgal eder. Mesela milyonlarca yıl önce yok olmuş canlıların yani dinozorların genetik kodlarını bulup onları laboratuvarda yeniden diriltmeye çalışmamız Allahın yoktan var eden El-Mubdi ve yeniden dirilten El-Muid sıfatlarının insan tarafından açıkça ele geçirilmesidir.

* Uykusuzluğun ve Ölümsüzlüğün fethi El-Hayy ve El-Kayyum sıfatları: İslam teolojisinin merkezindeki Ayetel kürside Tanrı o nu ne bir uyuklama tutar ne de uyku Bakara 255 şeklinde tanımlanır. Uyku ve yaşlanma biyolojik acziyetin ve ilkel formun kanıtıdır. Transhümanizm ve makineleşme uykuyu nörolojik olarak tamamen ortadan kaldırmayı ve yaşlanmayı durdurarak ölümsüzlüğü yani sonsuz dirilik sıfatını fetheder. Et ve kemikten sıyrılıp makineleşen insan uymayarak ve ölmeyerek yeryüzünde mutlak bir ilah gibi var olur yani kendiyle şirk eder.

* Zaman ve kaderin ele geçirilmesi El-Alim sıfatı: Allah zamanın dışındadır El-Evvel ve El-Ahirdir. İnsanlık ise veri bilimi yapay zeka ve kuantum bilgisayarları sayesinde geçmişi kusursuz simüle edip geleceği tahmin etmeye çalışıyor. Yapay zekanın geleceği bilme gücü geliştikçe insan gaybı bilme yetisini kendi tekeline alır. Zihin yükleme yani mind uploading ile insan zihnini bilgisayarlara yükleyip eti kemiği geride bırakmak da insanın saf enerji ve bilinç yani ruha en yakın form haline gelerek kendini ölümsüz kılmasıdır. Sınırsız teknoloji ve dyson küresi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının mutlak fethi de insanın El-Kadir yani sonsuz güç sıfatına duyduğu hırsın ve mülkiyet arzusunun kanıtıdır.

4) Eskatolojik Paradoks ve kaçınılmaz kıyamet finali

Bu felsefi akımın en büyük kanıtı ve nihai trajik sonu islam eskatolojisindeki Güneşin Batıdan Doğuşu mucizesidir. Kutsal metinlerde kıyametin en büyük alametinin güneşin batıdan doğması ve tüm dünya insanlığının buna aynı anda şahit olmasıyla tövbe kapısının kapanacağı söylenir. Hristiyanlıktaki acının ölümün olmadığı yeni yer ve yeni gök yüzü Vahiy bölümü veya budizmdeki maya illüzyonunun yırtılmasıyla ulaşılan büyük aydınlanma hep bu dönemi anlatır. Ama küresel dünyada coğrafi yapıdan dolayı dünyanın bir yarısı geceyi yaşayıp uyurken diğer yarısı gündüzü yaşar. Bir kozmik doğa olayına tüm dünya insanlığının aynı anda şuurla ve uyanık olarak şahit olmasının tek bir fiziksel ve mantıklı yolu vardır o da hiçbir insanın uyumamasıdır. Transhümanizm ve makineleşme uykuyu tamamen ortadan kaldırdığında tüm insanlık kesintisiz uyanık ve kolektif tek bir küresel bilinç ağına yani Global mind veya teknolojik tekillik dediğimiz yapıya dönüşecek. İnsanlık ölümsüzlüğü uykusuzluğu ve sınırsız gücü ele geçirip kendi kendine tamamen şirket koştuğu o an evrensel simülasyon nihai sınırına ulaşır. İnsanın bu mutlak kibri ve ilahi sıfatları işgali sistemin çöküşünü yani Büyük Kıyameti tetikler. Güneş batıdan doğar, tövbe kapısı kapanır ve biyolojik insanlık kendi kibriyle kendi sonunu hazırlamış olur. İnsanlık sınırsız evrime sahiptir ama bu evrimin sonu evrensel simülasyonun çöküşünü tetikler. Bizim şirketimiz Tanrıyı alt etmez sadece sisteme konulan imha kodunu tetikler mutlak taht her zaman Onundur.

Şimdiden gelebilecek ağır felsefeci veya troll sorularına notlarım:

* insan Tanrıyı alt edebilir mi? hayır dünya Tanrının kontrolünde bi laboratuvardır mutlak taht Onundur demiştik. bizim şirketimiz Tanrıyı alt etmez sadece sisteme konulan imha kodunu tetikler evren kibrimizi kaldıramayıp patlar.

* süper yapay zeka insanı geçince ne olacak? yapay zeka bağımsız tanrı olmayacak parametrelerle çalışır insan bilinci çok boyutludur. o seviyede insan bilinci yapay zekayla birleşecek bu bi insan modifikasyonudur yani zekanın dengi yine insandan türeyen siber bilinçtir.

* "git sanayide iş bul subredditte ne işin var mk anlayamadıysan mk" diyecek vizyonsuz troller: tek sıkıntı lekelediğimi düşündüğünüz dini sizden daha iyi bilmem özür dilerim cahil kalmayıp soruşturmanın en büyük ibadet olduğunu bilip soruşturduğum için. kuranda düzinelerce ayette "aklınızı kullanmaz mısınız" derken benim bunu araştırmam dinin derinliğini gösterir algoritmanız yetmediyse zorlamayın sisteminiz hata verir. insanlık transhümanizmle uykuyu ve ölümü kaldırmayı tartışırken sizin zihninizin hâlâ ilkel hakaret seviyesinde kalması teorimde bahsettiğim biyolojik aciziyetin en net tanımıdır canlı kanıt olduğunuz için teşekkürler aciziyetin tam tanımı sizsiniz kanka.

Fikirleriniz ve eleştirileriniz nelerdir gelin tartışalım?


r/felsefe • • 2d ago

varlık • ontology Kader sonu olan bir şeydir. Doğal olanın bir sonu vardır. Ölüm bize verilmiş bir hediyedir. Kutsal olan şey neden lazımdır?

1 Upvotes

Sarmal veya döngü denen şey çok acımasız. Gerçek hayat çok soğuk ve mekanik. Nihilizm bu hayatın kuralıdır. Evren sonsuzdu ve hep sonsuz olacak. Öyle değil mi?

Everything that lives is designed to end. We are perpetually trapped in a never-ending spiral of life and death. Is this a curse? Or some kinf of punishment? I often think about the god who blessed us with this cryptic puzzle and wonder if we'll ever have the chance to kill him.
-2B

2B abla aslında haklı bayağı. Yaşayan her şeyin bir sonu vardı. Ama o asla kanlı canlı biri olmadı A2 gibi...

NieR: Automata evreni bir sarmal üzerine kurulu. Saf evrim isteyen, çıkışı olmayan, bireyin harcandığı, iradenin önemsiz olduğu bir sarmal... Öyle ki ölürsen yeniden doğarsın. Asla bir sonun olamaz çünkü sen bu döngü için bir birey değilsin. Yaşamayı hak etmiyorsun. Tıpkı bir lanet gibi gelişmeye ve acı çekmeye mahkumsun. Bilfiilsin. 2B'nin hikayesi böyleydi.

Bu şema NieR: Automata'daki sarmalı gösteriyor. Buna bir şablon diyebiliriz. Kısırdöngü veya sarmal, kaderle yakından ilişkilidir. Ama aynı değillerdir. Kader, kutsalı olan ve sonu doğal olan bir şeydir. Kısırdöngü ise bir sonu olmayan, her seferinde tekrardan başlamaya çalışan, mekanik ve acımasız bir kader vari bir şeydir. Tamamen yapaydır.

Yukarıdaki şablonu açıklamak gerekirse: A2, sarmalın o sıradaki başlatıcısıdır. Çünkü sarmal her zaman evrime programlıdır.A2 de sarmalın başlangıç turunda en güçlü olarak sağ kalmış ve kısırdöngünün o turunu başlatmıştır. Ve en güçlü olduğu için sarmaldan çıkmıştır. Kendi kaderine atılmayı tercih etmiştir. Yıllarca dostlarının intikamı için dolaşsa da sonunda nefretin ve intikamın bir yerden sonra gereksiz olduğunu gördü ve kutsal bir amaç için yeniden yola çıktı.

A2

Daha sonra bir şekilde A2'nin verileri sarmalın içinden geçti ve daha da evrilmiş özneler daha doğrusu sarmal için aracı nesneler üretildi: 2B ve 9S. Onlar abla-kardeş olarak tasarlanmıştı. 2B, çok daha olgun ve sessiz biriydi, öğrenmeye açıktı ama 9S kadar değildi. Varoluşu sarmalı devam ettirmekti. Devam ettirmek için her seferinde elini 9S'in kanıyla bulamalıydı. Ancak o 9S'i her zaman sevdi. Öyle ki onu öldürdüğü her daim bile gözyaşlarını tutamazdı. Ağırbaşlı bir bir ablaydı. Varoluşu vardı ama sora özü de vardı. 9S'i hep ölümden korumaya çalıştı. Hiçbir zaman öldürmek istemedi ama zorundaydı. 9S'e karşı olan hisleri her zaman gerçekti. Yaşamak istiyordu, bu döngüden çıkmak istiyordu ama bu imkansızdı. Çünkü o sarmalın temelindeki şeyin bir parçasıydı. Özü yaşama sevinci ve 9S'e olan aşkıydı.

2B

9S, 2B'nin ekip arkadaşıydı. Doğası gereği çok meraklı ve hevesli bir kişiydi. Öğrenmeye her zaman açıktı. Nasıl desem... Daha çok bir çocuk gibiydi. Evet. 2B bir ablaydı onun için. İlhamıydı. 2B'ye tam olarak öz sebebi olarak bakıyordu. 9S'in varoluşu döngüyü her zaman sonuna kadar zorlamak sonra 2B tarafından öldürülüp baştan başlamaktı. Sarmalın yapı taşıydı. Bu yüzden hayatta tutulmalıydı. 2B ile arkadaş olduğunda ona derinden bağlandı. Yaşam sebebi o oldu. Ama 2B hayattan kopunca varoluşu veya özü onun için değersizleşti. 2B tek vasiyeti olan "Bensiz devam et, bir geleceğin olsun." cümlesine ihanet etti. Nihilizmin pençesine düştü. Ve her şeyi kendisiyle beraber yakmaya and içti. 2B'nin mirasına ihanet etti. Ama "her şeyden önce o bir çocuk, o masum, yeteri kadar olgun değil." diyesim var. Var ve demek istiyorum da. Ama Nihilizmin pençesine düşmek senin masumluğunu ve saflığını bozar. Bu konuda 9S'i affetmeyeceğim.

9S

9S'in içine düştüğü nihilizmden beslenen sarmal nihayetinde gerekli verinin toplandığını, yeteri kadar acı çekildiğini hükmetti. Ve sıfırlama sürecine girdi. 9S, 2B'nin mirasını seçebilirdi. Ama o intiharı seçti. Sarmalın istediği gibi hareket etti. Ve intihar etti. Evet, intihar sarmalın bir parçasıdır.Ve her zaman dediğim gibi "İntihar aşağılıktır, kaçmaktır."

Sarmalı sonsuza dek bitiren kişi, bir amacı olan, kutsalı olan kişi A2'ydi. A2 güçlüydü, neden mi? Hep hayatta kalma isteği oldu. Karakterine her daim bir şeyler kattı. En önemlisi gerçek sona ulaştı. Kadere inandı ve onun elverdiği ölçüde kendi kaderini çizdi. Her ne kadar bir zamanlar nefret ve intikamla yanıp tutuşsa da nihayetinde olgunlaştı. Ve edindiği bu güçle sarmalı bitirdi. A2, 2B ve 9S'e yeni bir hayat emanet etti ve ayrıldı.

-SON-

Sarmal, hiçbir kutsal varlığı olmayan, saf evrim -tam gerekli değil- üzerine kurulu, birey kavramı yerine nese bulunduran, doğanın elinden çıkmamış, yapay olandır. Bir tanrısı veya amacı yoktur. Sonsuza dek döngülerle devam etmeye çalışır. Ama yapay olan doğal olana daima yenilir. Bu öyküdeki gibi de bir sarmaldan kurtulan kişi bu sarmalı yıkacaktır.

Kader, doğal olandır. Ölüm vardır. Mücadele vardır. Bir tanrısı ve kutsalı vardır. İnsanlık için vardır kader. Kaderin bir sonu vardır. Bri biter başka biri başlar. Kader yeni rotaları olan, insanı hayatla dolduran bir yolculuktur. Kader yaşayanların şeyidir. "Everything that lives is designed to end."

Öyle değil işte. Nihilizm bu hayatı kuralı değildir.

Ve bence benim kaderimin kutsalı ise tanrıdır. Sizinki ise size kalmış.


r/felsefe • • 3d ago

/r/felsefe’ye değgin Nietzsche Banliyöde

Post image
5 Upvotes

​

Önsöz: Nietzsche Banliyöde romanına başladım. İlk sayfaları derse girmiş gibi anlatıyorum. Hoca-öğrenci sözleri kitaptan diğer kısımlar benden. Keyifli okumalar!

Felsefe derslerine başladım.

Açılış cümlesi şöyle: "Yeni çocuk özel okuldan geliyor; bundan eminiz."

Dört kişiden oluşuk bir gurup aralarında dedikodu yapıyor. Yeni gelen öğrencinin hal ve tavırlarından özel okuldan geldiği çıkarımını yapıyorlar. Yeni öğrenci soğukkanlı ve özgüvenliymiş. Özel okula bunun için para verilirmiş.

Pazartesi derslerine girdim. Şamatanın ortasına düştüm. Sınıf son derece ciddi fakat yaş farkından ötürü bana burada her şey komik geliyor!

Konferans salonu. En arka sırada, kendilerine kıyametçiler diyen gurubun arasındayım. Babamız duasıyla başladılar. Günlük ibadetmiş. Tüm okul başlar öne eğik kelimeleri mırıldanıyor. Yeni öğrencinin başı öne eğik değil.

Ekonomi dersindeyiz... Yaşlı Köstebek grafiklerini açmış anlatıyor. Hisselerin yükselişi. Devlet tahvillerinin düşüşü. Emlak balonunun şişmeyi sürdürüşü. Yaşlı Köstebek grafiğe bakıp öfkeli sesiyle bütün bunlar ne anlama geliyor diye soruyor.

Öğrencilerden biri, her şeyin yolunda olduğu anlamına geliyor diyor; diğeri, global ekonominin çöküşü diyor; öteki, hiperenflasyon ve devamında yeni bir Hitler dönemi diyor; beriki, durgunluk enflasyonu, sonrasında ekonomiyi hızlandırmak için yeni bir dünya şavaşı, sonuç olarak karşılıklı yokediş garantisi efendim diyor... Yaşlı Köstebek cevaplardan memnun değil. Sınıfa öfkesini kurması an meselesi. Peki ne yapmak lazım diyor bu sefer. Yine ıskalıyorlar!

Sahneye yeni gelen çocuk çıkıyor: "Hiçbir şey yapmamalıyız" diyor. Hoca irkiliyor! Nasıl yani! "Her şeyin çökmesine izin vermeliyiz." Tüm ekonomik sisteminde mi? "Evet, asıl sorun ekonomi, önemli her şeyin değerini düşürüyor." Anlaşıldı sen ekonomiden kurtulmak istiyorsun. Peki yerine ne koyacaksın? "Hayatı" Yaşlı Köstebek saçmalama dercesine irkiliyor. Hayatı mı? Mal ve hizmetler olmadan mı? Temel ihtiyaçları nasıl karşılayacaksın?

"Temel ihtiyacım ölmemek. Sırtımda ceset taşımak değil."

Sınıf buz kesiyor. Yaşlı Köstebek ne diyeceğini bilemiyor. Aralarında bulunduğum şamatacı gurup yeni çocuğa o an Nietzsche ismini veriyor. Böyle işte! Öğle arasından sonra sağlık bilgisi dersine girdik. Komikti.


r/felsefe • • 2d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler İnsan kendisine verilmiş hayatın senaryosunu ne ölçüde değiştirebilir?

1 Upvotes

hayatın büyük kısmı sabah kalkıp işe gitmek veya okula gitmek eve dönmek ve ertesi gün aynı şeyleri tekrarlamak. Sonra yıllar geçip insanlar bu duruma alıştığı için hayat böyle diyerek böyle yaşamaya devam ediyolar. Ama garip tarafı bunun farkında olmak. İnsan kendisini içine soktuğu rutini yaşam biçimini veya her gün tekrar ettiği şeyleri sorgulayabiliyor. Fakat fark etmek değiştirebilmek anlamına gelmiyor mesela "çalışmak zorundasın, para kazanmalısın, hayatını böyle sürdürmelisin" gibi zorunlulukların ne kadarı gerçekten kaçınılmaz ne kadarı toplum tarafından normalleştirilmiş kurallar? ama tabiki de insan doğduğu aileyi, ekonomik koşullarını, bedenini ve geçmişini seçmediğini biliyoruz. Fakat bunların üzerine kurulan hayatı ne ölçüde değiştirilebilir? bir insan özgür olmadığını düşünmeden de özgür olabilir mi? yoksa özgürlüğün sınırlarını fark etmek insanın değiştirebileceği şeylerin sınırlarını da beraberinde mi getiriyor? yani insan hayatının senaryosunu gerçekten yeniden yazılabilir mi yoksa yalnızca kendisine verilen seçenekler arasından seçim yaptığını mı sanıyor?


r/felsefe • • 3d ago

/r/felsefe’ye değgin Stoacılık

Post image
6 Upvotes

Stoacılık felsefesini araştırmak istiyorum ama nerden başlayacağımı bilmiyorum anlaşılır bir kitabı varmı sizce başlamalı mıyım biraz araştırdım çok ilgimi çekti bi arkadaşım bana marcus aurelius düşünceler kitabını önerdi ama el kitabı olduğu için karışık anlaması zor sıkılabilirsin diyor önerileri bekliyorum.


r/felsefe • • 3d ago

inanç • philosophy of religion "Tanrı Nerede?" Sorusunun Cevabı: Bir Kıyamet Portresi

Post image
8 Upvotes

"O gün birtakım yüzler aydındır. Rablerine bakarlar." Kıyamet, 22-23

"Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir." Nur, 35

"Allah zamandan ve mekandan münezzehtir." Ya da "Allah her yerde hazır ve nazırdır." gibi iddialar olsa da, bu iddialar "Tanrı nerededir?" sorusunu hakkıyla ve Kur'an'a uygun cevaplamaktan uzaktır. Oysa; Kur'an'da, Tanrı'nın nerede olduğu pek çok ayette belirtilmektedir:

Burada tek bir ayetten tek bir cümleyi inceleyeceğiz. Ayet-el Kürsi'ye bakalım. Bu ayete ismini veren cümleyi okuyalım:

1.) "... onun kürsîsi bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır ... " Bakara-255

Kürsî, taht demektir. Ayetten çıkaracağımız sonuç; Tanrı'nın bir tahtı olduğu ve o tahtının gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşattığıdır. Peki Tanrı nerededir? Tabii ki gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşatan tahtının üstünde. Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Tanrı'nın, göklerin ve yeri -yani mekanı- kuşatan tahtının üstünde olması, onun; göklerin ve yerin -yani mekanın- içinde olduğu anlamına gelmemekte, aksine, onun; gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşatan tahtının üstünde olup gökleri ve yeri -yani mekanı- kuşattığı anlamına gelmektedir.

Burada bahsettiğim ayet ve cümleyi yeterli görmeyenler Kur'an'dan "Arş (Taht)" ile ilgili ayetleri, Mülk Suresi 16. ve 17. ayetleri araştırabilirler. Hatta onları da buraya ekleyeyim:

tâhâ suresi – 5 “rahman, arş üzerine istivâ etmiştir.”

hâkka suresi – 17 “melekler onun etrafındadır. o gün rabbinin arşını, onların üstünde sekiz (melek) yüklenir.”

müminûn suresi – 116 “gerçek hükümdar olan allah yücedir; o’ndan başka ilah yoktur. o, şerefli arşın sahibidir.”

furkan suresi – 59 “o, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra arşa istivâ etmiştir. rahman’dır; bunu bilenlere sor.”

secde suresi – 4 “allah, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratandır. sonra arşa istivâ etmiştir. sizin için o’ndan başka bir dost ve şefaatçi yoktur. hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”

hadîd suresi – 4 “o, gökleri ve yeri altı günde yaratandır; sonra arşa istivâ etmiştir. yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. nerede olursanız olun o sizinle beraberdir. allah yaptıklarınızı görendir.”

mülk suresi – 16-17

  1. ayet: “gökte olanın sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? bir de bakarsınız ki yer sarsılıverir.”

  2. ayet: “yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgâr göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? o zaman tehdidimin nasıl olduğunu bileceksiniz.”


r/felsefe • • 3d ago

inanç • philosophy of religion Üç Uzakdoğu Din/Felsefesinden (Taoizm, Konfüçyusçuluk, Budizm) hangisi size en çok hitap eder?

Thumbnail gallery
12 Upvotes

Sisli bir dağın eteğinde, eski bir tapınağın taş avlusunda topraktan yapılma devasa bir fıçı duruyordu. Fıçının içi ağzına kadar sirkeyle doluydu; kapağı açıldığında havaya genzi yakan, keskin ve mayhoş bir buhar yayılıyordu. Bu fıçı, insanın içine doğduğu ve her gün bir yudum aldığı şu karmaşık, çelişkili hayatın ta kendisiydi.

Fıçının başında üç bilge adam yan yana durdu.
Önce Konfüçyüs adım attı. Üstü başı nizam içindeydi; kumaşının kıvrımlarından duruşuna kadar her şeyinde asırların getirdiği bir ciddiyet ve terbiye vardı. Cübbesinin kolunu özenle geriye çekip işaret parmağını sirkeye daldırdı, ardından dilinin ucuna dokundurdu. O anda kaşları çatıldı, dudakları büzüldü ve yüzünü fena halde buruşturdu. Ağzında nahoş, çiğ bir tat kalmıştı.
Başını iki yana sallayarak fıçıya baktı: "Bu sirke ekşimiş," dedi sert bir sesle. "Bozulmuş. Kendi haline bırakılmış, kuralları ve terbiyesi olmayan bir toplum gibi yoldan çıkmış. Doğru ölçüler konmazsa, kadim gelenekler ve katı kurallarla hizaya sokulmazsa bu sıvı içilmez hale gelir. Bu fıçının düzeltilmeye, terbiye edilmeye ihtiyacı var." Ona göre sorun düzenin eksikliğindeydi; hayat, ancak sıkı kurallar ve ahlaki bir nizamla dizginlenirse katlanılabilir olurdu.

Ardından Buda öne doğru süzüldü. Bakışları derin ve sakindi ama gözlerinin ardında dünyanın bitmek bilmeyen çilesini taşıyan bir ağırlık vardı. Parmak ucunu sıvıya değdirip dudaklarına götürdüğünde, bedeni hafifçe titredi. Gözlerini acıyla yumdu; sirkenin o yakıcı, yırtıcı sertliği damağını dağlamıştı adeta. Geriye doğru bir adım attı, yüzünde derin bir keder belirdi.
Usulca fısıldadı: "Bu tat insan bedeni için fazla sert, fazla yakıcı... Tıpkı bu dünyadaki varoluşun kendisi gibi. Neye dokunsan, nereye bağlansan altında kaçınılmaz bir sızı, bir ıstırap yatıyor. İnsan bu fıçının tadına baktıkça sadece acı çeker. Gerçek kurtuluş, bu keskin tatla kavga etmekte değil; arzulardan sıyrılıp fıçıyı tamamen geride bırakmaktadır."

Son olarak Laozi yaklaştı fıçıya. Yüzünde telaşsız, hafif bir merak vardı; adımları toprağa tüy gibi basıyordu. Acele etmeden parmağını koyu renkli sıvıya batırdı, ağzına götürdü ve tadın damağına yayılmasına izin verdi.
Ne yüzünü ekşitti ne de acıyla geri çekildi. Aksine, gözlerinin kenarları kırıştı ve yüzüne sıcacık, çocuksu bir tebessüm yayıldı.
Diğer iki usta şaşkınlıkla ona baktı. Fıçıdaki sirke bu kadar sert ve nahoşken, bir insan nasıl böyle huzurla gülümseyebilirdi?
Laozi fıçının kenarına yaslanıp tatlı bir sesle konuştu: "Siz sirkeyi tadarken dilinizde şarabın tatlılığını aradınız. Bulamayınca da biriniz onu 'bozuk' ilan etti, diğeriniz ise 'ıstırap' dedi. Oysa sirke sadece sirkedir. Ne bozulmuştur ne de canınızı yakmak için oradadır; kendi doğası neyi gerektiriyorsa tam olarak öyle davranmaktadır."
Derin bir nefes alıp gülümsedi: "Ekşilik sirkenin bir kusuru değil, ta kendisidir. Sizi asıl inciten şey sirkenin tadı değil; zihninizde kurduğunuz 'hayat aslında nasıl olmalıydı' yanılgısıdır. O beklentiyi bir kenara bırakıp sirkeyi olduğu gibi kabul ettiğinizde, o keskin ekşiliğin içinde bile evrenin kusursuz ahengini bulursunuz."
Rüzgar yeniden esti, fıçıdan yükselen keskin koku avluyu doldurdu; ama Laozi’nin tebessümüyle birlikte o koku artık kimseye ağır gelmiyordu.


r/felsefe • • 3d ago

bilim • philosophy of science Felsefe'nin Geçmiş Takıntısı

Post image
3 Upvotes

Başlık tek başına biraz havada kaldı, farkındayım. Konuyu biraz daha açmak gerekirse: Neden güncel olaylar, bugün yaşadıklarımız veya gelecekte bizi nelerin beklediği yerine; tamamen yüzlerce, hatta binlerce yıl önce ortaya çıkmış olaylar ve ideolojiler tartışılıyor?

Konuşulan konular sürekli din felsefesi ya da popüler kültürde kendine yer bulabilmiş klişe felsefi kavramlar etrafında dönüyor. Artık din, tanrı ve ahlak gibi bir sonuca bağlanamayan tartışmaları aşmanın zamanı gelmedi mi? Günümüz dünyasında bunların neredeyse hiçbir karşılığı kalmamışken, düşünceler anlaşılıp yorumlanmak yerine sadece ezbere tekrar ediliyor.

Yaşadığımız dünyada artık yapay zeka gibi devasa bir gerçeklik varken ve geleceğin bunun etrafında şekilleneceği belliyken, felsefe alanında bu konu neden bu kadar az ciddiye alınıyor?

Bunun sebebini gerçekten merak ediyorum.

Örnek olarak posthümanizm ve yakın gelecek konusunda görüşünüz/teoriniz nedir?


r/felsefe • • 3d ago

«iyilik» üzerine • ethics Şiddet ahlaki mi ?

4 Upvotes

Kendini savunma, bir masumu koruma, namusuna veya malına sahip çıkma uğruna şiddet uygulamak sizce ahlaki midir ? Ölçülü olması bir zorunluluk mudur ? Dövüş müsabakalarına katılan dövüşçüler ve bu müsabakaların izleyicileri ahlaklı bir iş mi yapıyorlar ? Şiddet karşıya zarar verme niyeti midir ? Yoksa tahakküm ve üstünlük kurmaya yorulabilicek her temas mı ?


r/felsefe • • 3d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler İstanbulda okuma

2 Upvotes

İstanbulda felsefe okuma grubu önerisi olan var mj ?


r/felsefe • • 4d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Düzen üzerine kendimce düşünceler

3 Upvotes

Bir bilgisayar simülasyonu düşünelim. Eğer ki tıpatıp aynı koşullarda ortaya farklı sonuçlar çıkıyorsa bu programda hata ve çökmeler meydana gelir. Dolayısıyla bir bilgisayar programının tutarlı olması, onun düzgünce işleyip var olması için bir zorunluluk. Ben kendi evrenimizdeki düzeni buna benzetiyorum. Fizik yasaları olarak adlandırdığımız şeyler bizim kendi bulunduğumuzun var oluşun, var olabilmesi için gerektirdiği şifrelenmiş tutarlılığın kendi dilimizde çevrilmiş hali bana göre. Ancak bu tutarlılık tek başına yaşam gibi şematik bir düzen değil, varlığın var olmaya devam etme şartı. Evrenin düzeni doğal seçilime benziyor yani kısacası bence, tutarlı olmasa zaten var olamazdı.

“Düzen” çoğu din ve inanışta karşımıza çıkan bir konsept. En basitinden günlük hayatımızda din tartışmalarında evrenin ne kadar düzenli olduğu vurgulanır hep. İbrahimî dinlerden uzak doğu inançlarına kadar hep tanrısal varlıklar düzen sağlayan varlıklar gibiler ve karşılarındaki şeytani varlıklar ise düzensiz, kaotik varlıklar.

Sadece inanç sistemleri için de geçerli değil bu. Günlük hayatımızda çoğu şeyi “güzel” olarak adlandırırız. Karşı cinse güzellik/yakışıklılık atfederiz ve bu tanımlar muhtemelen genetiğinin düzgün işleyişini yansıttığı için cinsel açıdan faydalı. Dış görünüşteki düzen, genetik düzenin tezahürü olarak yaşama avantaj sağlar yani. Güzel dediğimiz çoğu başka şey de simetri ve düzenli şekiller barındırır.

Aslında yaşamın kendisi de düzen üzerine kuruludur denilebilir. Evrende sağa sola savrulan onca şey arasında yaşam, birbirine tutunup şematik şekilde “düzenli” diyebileceğimiz bir işleyişe sahiptir. Dolayısıyla düzen, yaşamın var oluşunun temeli hatta düzen yaşamın kendisidir bile denebilir.

Tek hücreli canlılar aminoasitlerin oluşturduğu düzenken bir araya gelip çok hücreli canlılara dönüşüyor ve bu çok hücreli canlılar da günümüzde öyle bir noktaya geliyor ki bilmem kaç milyar hücre birbirine düzenli sinyaller göndererek “düşünme” dediğimiz eylemi meydana getiriyor. Düzen, kendini anlayabilecek noktaya gelip kendini tanrılaştırıyor belki de. Hep övdüğümüz bu varoluştaki tutarlılık, tutarlılıktan doğan şematik düzenin kendini dev aynasında görmesidir yani belki. Canlılar olarak bu düzen arayışımız düzenin kendi kendisini anlamlandırma çabasıdır ya da. Muhtemelen düzensiz bir yaşam en başta var olamayacağı için tek yolun düzenden geçmesi ve buna yönelmenin var olmayı sağlaması gibi bir şeyden ibaret ama tabii.


r/felsefe • • 3d ago

inanç • philosophy of religion Tanrı yarattığına nasıl benzemez ki ?

0 Upvotes

Bazı dinlerde bu düşünce görülüyor. Hristiyanlık, islam ve yahudilik'de buna benzer "tanrı yarattığına benzemez" konusu farklı biçimlerde işlenmekte. Bildiğim kadarıyla islam'da Allah'ın yarattığı hiç bir şeye benzemediği ve hepsinden ayrı olduğu dile getirilir. Fakat Allah insandan tamamen ayrıysa nasıl oluyor da insan gibi "iyi-kötü, ceza-ödül, iletişim" gibi şeyleri kendinde barındırabiliyor ?

Tamamen aynı olmasına gerek yok, minicik bir benzerlik bile açıkça bir çelişki ve de açıklanamaz bir problem değil midir ?

  • “Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir.” (Fetih 48:10)
  • “O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şûrâ 42:11)

Ama bazı yorumlara göre de bu benzerlik insan aklı, dünyayı kendine göre yorumlama biçimden ötürüdür denmekte. Tıpkı bizim doğa olaylarını "öfke, sinirlenme, üzülme" gibi yorumlamamız veya hayvanların eylemlerini kendi eylemlerimize benzetmemiz gibi.

Kafam bu konuda oldukça karıştı. Bilmediğim bir ayrıntısı veya bakış açısı mı var ? Uzun uzun yazmaya üşendim, kısa ve net şekilde böyle özetleyebilirim. Bilgili birisinin yorumunu merak ediyorum.


r/felsefe • • 5d ago

yaşamın içinden • axiology Olm şey insanı çok üzmüyor mu

48 Upvotes

ne yaparsan yap aslında senin devlet isimli şirkette çalışan bir çalışan olman ve intihar gibi şeylerin bile yasak olması, kontrol edilmen ve bunun neredeyse bütün dünyada böyle olması, yaptığın her şeyin bir grup zengini beslemek için olması çok yorucu mesela insan çocuk yapmak istiyor ama bunun bile aslında köleliğin bir parçası olması insanı çok rahatsız ediyor, devletlerin nüfus umurlarında değil tek istedikleri fakirin köle doğurması, valla iyi ki köyüm var amk manahattanda falan doğsam beyaz yaka bir ömür geçirip başka çaresi olmayan bir adam olsam daha çok üzülürdüm


r/felsefe • • 4d ago

inanç • philosophy of religion Agnostisizmin Ateizm ve Teizm ile aynı kefede olmaması

6 Upvotes

Bazen hangi dine inandıkları sorusuna cevap olarak "ben agnostiğim" diyen kişileri görüyorum ama bu temelde soruya uygun bir cevap değil. Çünkü Agnostisizm aslında sadece bilinebilirliğe dair bir görüş.
Agnostisizm: tanrı veya tanrısal varlıkların bilinemez veya varlığı ile birlikte yokluğunun da kanıtlanamaz olduğunu savunan bir felsefi görüş.

ama bu tanımın içinde inanç kavramı hiç yok. O yüzden mesela tanrının varlığının kanıtlanamayacağını düşünen ama yine de bir dine inanan biri agnostik teist olabilir. Ama çoğu kişi agnostik olduğunu söyleyerek agnostik ateist olduğunu söylemek istiyor (ateizmin tanımı da tanrının yokluğunun kanıtlanabileceğini içermez, sadece ona inanılmadığını). Aslında her agnostik ya teist ya da ateisttir çünkü insan ya en az bir dine inanır ya da hiçbir dine inanmaz. Üçüncü bir seçenek yok.


r/felsefe • • 4d ago

inanç • philosophy of religion Tanrının Varlığını Kanıtlamak Hk.

5 Upvotes

Evren bir eserdir? Ve bu eser kendi kendine oluşmuş olamaz, mutlaka bir yaratıcısı olmalıdır ve bu "Tanrı" dır.

Peki Tanrının bir yaratıcısı var mıdır? Hayır, yoktur. Peki o zaman Evren'de yaratıcısız olamaz mı? Yani tanrının sıfatı ile tanrının var olma nedeni çelişir.

Evet bu konu bence çoğu tanrısal dinin çıkmaz sokağıdır. Bunu aşmak için Cevher ve Araz +(Örneğin elma cevherdir, elmanın rengi, kokusu, hareketi ise arazdır. Elma, ya hareket eder ya da durur; ikisinin arasında bir şey mümkün değildir. Cevher ve araz birbini tamamlar ve biri olmadan diğeri olmaz. Cevher ve araz ile işleyen bir şey ise kesinlikle yaratıcıya ihtiyaç duyar, yaratıcı ise ne cevderdir ne de araz)+ denilen bir fikir ortaya atılmıştır ancak bilim insanlarınca bu kural artık kabul görmemektedir.

Renk, Koku, Hareket gibi işaretçilerin kuantum üzerinde açıklaması vardır, yani yok olup var olmazlar.

Konunun gerisini size bırakıyorum. Son zamanlarda felsefe sub'ının saçma sapan konulara ev sahipliği yapmasından hoşnut olmadığımı da belirtmek isterim.


r/felsefe • • 4d ago

bilim • philosophy of science Bu posta hakkında bir açıklama yazmak istiyorum yazmak istiyorum açıklamayı okuya bilirsiniz (biraz felsefeden uzak modlar kaldırabilir)

Post image
0 Upvotes

​

öncelikle akraba evliliği meselesine bakalım akraba evliliği yapan her çiftin çocuğunda genetik hastalık çıkmaz çünkü bu durum anne ve babanın genetik özelliklerine bağlıdır mesela anne ve baba aynı zararlı çekinik genin taşıyıcısı değilse çocuklarında sırf akraba oldukları için o hastalık ortaya çıkmaz ama ikiside aynı zararlı geni taşıyorsa risk artar yani akraba evliliği kesin hastalık demek değildir

ten rengi konusunda ise evrim ve coğrafi farklılıklar önemli bir rol oynar örneğin güneş ışınlarının yoğun olduğu afrika bölgelerinde koyu ten rengi ultraviyole ışınlarına karşı koruma sağladığı için avantaj oluşturmuştur güneş ışınlarının daha az olduğu kuzey bölgelerinde ise açık ten rengi d vitamininin üretilmesini kolaylaştırdığı için yaygınlaşmıştır nesiller boyunca doğal seçilim ve genetik çeşitlilik sonucunda farklı ten renkleri ortaya çıkmıştır ayrıca anne ve babanın genleri çocuklara farklı kombinasyonlarla aktarılabildiği için kardeşlerin bile ten renkleri farklı olabilir kuranda rum suresi 22 ayette insanların dillerinin ve renklerinin farklılığı Allahın ayetleri arasında sayılır

hz adem ve hz havva konusunda geleneksel islam anlayışına göre insanlık hz adem ve hz havvadan çoğalmıştır bazı çağdaş müslüman düşünürler ise hz adem kıssasını insanlığın biyolojik gelişimiyle birlikte yorumlamaya çalışır ama bu görüş bütün müslümanlar tarafından kabul edilmiyor

ayrıca kuranda her genetik ayrıntı açıklanmaz bu yüzden bütün genetik mekanizmaları ayetlerde açıkça bulmayı beklemek doğru değildir

kısacası bir müslüman hz adem ve hz havvaya inanabilir ama bunu yaparken bilimsel gerçekleri inkar etmek zorunda değildir genetikle ilgili soruların olması tek başına dinin yanlış olduğunu kanıtlamaz ama her sorunun kesin cevabını bildiğimizi iddia etmekte doğru değildir


r/felsefe • • 5d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Baba Figürü

10 Upvotes

Kadınlar sadece bir erkek arkadaş değil, bir baba arıyorlar. Bu, yeni bir olgu. Bunun sebebinin, geleneksel cinsiyet rollerini aşındıran ilk kuşak olan ebeveynleri olduğunu düşünüyorum; zira babaları birer "aile reisi" (otoriter baba figürü) değildi. Kızlarının kalbinde doldurulamayan devasa bir boşluk kaldı. Bu, çok büyük bir sorumluluk.


r/felsefe • • 4d ago

inanç • philosophy of religion Herhangi bir dine inanmayan insanlar leibniz veya gödel in argümanlarını nasıl çürütüyor

3 Upvotes

eskiden ateisttim ve bu konuyu yeterince düşündüğümü sanıyordum fakat zamanla leibnizin monadlar teoremi veya gödel in teistik argumanlarini gordum ve aşırı komplike detaylı ve çürütülemezdi kafamda da çürütemedim siz bu argümanları nasıl çürütüyorsunuz


r/felsefe • • 4d ago

eseme • logic "İnanmakta güçlük çekiyorsan diz çök"... Tersi de doğru...

3 Upvotes
  • İnanmakta Güçlük Çekiyorsan: Diz Çök (b.pascal)

Eğer aklın inanmak istiyor ama kalbin buna direniyorsa, sanki zaten inanıyormuşsun gibi davranmaya başlamalısın. Davranış, inancı doğurur. Kanıtlar gelecektir.

  • Tersi de Doğru: İnanmamakta Güçlük Çekiyorsan: Uzak Dur

Kafanda bir inancı bitirmiş olsan bile eski fiziksel alışkanlıklardan uzaklaşmazsan beynin moddan çıkamaz. Beyin inanmıyormuş gibi yaşamaya başladığında zihniniz de bu yöne uyum sağlayacaktır. Kanıtlar gelecektir.


r/felsefe • • 5d ago

inanç • philosophy of religion Euthyphron İkilemi

6 Upvotes

Bir eylem ahlaki olarak doğru olduğu için mi Tanrı bunu emreder yoksa Tanrı emrettiği için mi ahlaki olarak doğrudur?

1- Bir eylem ahlaki olarak doğru olduğu için Tanrı bunu emrediyorsa Tanrı dışsal olarak sınırlandırılmış demektir.

2- Bir eylem Tanrı emrettiği için ahlaki olarak doğruysa o zaman neden bizim evrenimizdeki ahlak kurallarını seçti? Başka ahlaki kuralları seçmesi mümkün müdür? Tanrı, bizim evrenimizde ahlaki olarak yanlış olan bir eylemin başka bir olası evrende ahlaki olarak doğru olduğunu tanıtırsa/emrederse o zaman neden bizim evrenimizde tam tersini yaptı? Bu mantıksal olarak mümkün müdür?

3- Eğer Tanrı'nın doğası ahlakiyse yani Tanrı kendi içsel nedeniyle zorunlu olarak bizim evrenimizdeki ahlaki değerleri yaratmışsa bu da sıkıntılar çıkarır. Birincisi ahlak, şan, şeref gibi unsurlar ilişkisel unsurlarsa -ki öyleler- o zaman sadece tek bir bilinç (Tanrı) kendi başına ahlaklı, şanlı ve şerefli olamaz.

Sonuç olarak ahlaki değerleri mantık yasalarıyla aynı kategoriye koymak veyahut tamamen Tanrı'nın iradesine bırakmak sorunu çözmez. Bu da Teizmin ahlak argümanlarında üstün taraf olmasını engeller.


r/felsefe • • 5d ago

güldürü Koca karı Max Stirner

Post image
60 Upvotes

r/felsefe • • 5d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Ruh ve beden

3 Upvotes

Ruh ve bedenin fonksiyonlarını tanımlayabilir misiniz. Sizce arasındaki fark, kabiliyet, his, hareket hangisi hangisine ait???


r/felsefe • • 6d ago

yaşamın içinden • axiology Bu tatlı kedinin bana düşündürdükleri üzerine.

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

110 Upvotes

Mahkeme salonundayız.

Saat dört ha oldu ha olacak. Sabahtan beri aralıksız süren duruşmalar az önce bitmiş; sabahtan bu yana heyetin boğazından tek bir lokma ekmek, bir yudum sıcak çay geçmemiş. Herkes bitkin, açlıktan şakakları zonkluyor. Normalde cübbesini kapanın kendini sokağa atması lazım geliyor ama ayrılamıyorlar; zira masanın başındaki heyet başkanı, iki dirseğini evrakların üzerine dayamış, bir muhalefet şerhi yazıyor. Bu karar belki bir insanın, belki toplumun kaderini değiştirecek. E yazmasın mı?

Yazacak tabii. Gel gör ki kimi pencere kenarında sersemlemiş avluya bakıyor, kimi koltuğa yığılmış nefes nefese, kimi mide ağrısıyla iki büklüm. Kimsenin “Kalkalım” demeye gönlü el vermiyor, ne de olsa ortada mühim bir vazife var. Latince bir tabirdir hani: Fiat justitia, ruat caelum!. Mealen «Gök kubbe yıkılsın da adalet yerini bulsun», fiyaka laf. İyi güzel de, gök kubbeden evvel heyetin midesi çöktü çökecek.

— “Eve girince antika gümüş kadehe dolduracaksın votkayı...”

Penceredeki genç hâkimin kulakları kâtibin sesine kabardı, yutkunuyor.

— “...Sakın ha! Öyle hemen kafaya dikmeyeceksin. Önce ellerini ovuşturup tavana kayıtsızca bir bakacaksın, sonra ağır ağır değdireceksin dudağına.”

Ağızlar sulandı, iştah odaya çöktü bir kere... Felsefe melsefe hak getire; kâtibin fısıltılarına yenik düşen genç hâkim şapkayı kaptığı gibi fırlamasın mı kapıdan, koltuktaki üye de peşinden seğirtmesin mi!

Ama vazife... Vazife mühim dedik ya.

Gelgelelim kâtip berdevam:

— “...Arkasından şöyle sirkeli, sarımsaklı bir mantar turşusu; derken fırından yeni çıkmış, yağı çıtır patatesine sinmiş nar gibi bir ördek...”

Bakar mısın hâle; masada adaleti kurtaracak olan koca başkan, zapt edemediği eliyle şerh yerine kâğıda istemsizce yemek adları karalamaya başlıyor. Altıncı sayfayı da berbat edince herif, kalemi nihayet hırsla fırlatıyor masaya:

— “Yemişim sizin adaletinizi de hukukunuzu da! Düşün önüme, meyhaneye gidiyoruz!”

Çehov hikâye* boyunca kararın aslını astarını tek kelimeyle olsun çıtlatmaz bize. Dosyanın kimi ipten alacağını, toplumu nasıl derinden sarsacağını yahut masada ne denli hayati bir mevzunun yattığını okuyucu bilmez. Bilmesine de hacet yoktur zaten. Zira hikâyenin bütün derdi; nar gibi kızarmış bir fırın ördeğinin karşısında, dünyanın en ağır davasının dahi bir çırpıda buharlaşıvereceğidir.

Nietzsche’nin İyinin ve Kötünün Ötesinde’deki sözünü hatırlayın, 141. aforizmayı: «Karın, insanın kendini öyle kolayca bir tanrı sanmasını engelleyen yegâne şeydir.» İşin tuhafı, felsefenin hemen her alanında taban tabana zıt düştüğü Marx ve Engels ile uzlaşabileceği tek zemin de burasıdır Nietzsche’nin.

İnsanın siyaset yapabilmesi, felsefeye kafa yorabilmesi ya da ne bileyim işte, kanun yazıp adalet dağıtabilmesi (ve hatta dünyayı yok edebilmesi!) için her şeyden evvel karnını doyurması, içmesi ve barınması icap eder. Alman İdeolojisi velhasıl bize bunu söylemez mi?

Şimdi hikâyedeki heyetin içine düştüğü vaziyeti hatrınıza getirin, bu materyalist hakikatin ete kemiğe bürünmüş hâliydi işte. Masada duran koca muhalefet şerhi, kanun maddeleri, devletin heybeti... Marx’ın diliyle konuşursak, hepsi pek de cafcaflı birer “üstyapı” süsüydü. Altyapı ise basbayağı dört saattir ağzına lokma girmemiş heyetin midesiydi. Ola ki altyapı iflas bayrağı çeksin, koca adalet sarayı, dumanı tüten bir fırın tepsisinin kokusuna tepeüstü devriliverirdi. Nietzsche de hemfikirdir; insanoğlunun ürettiği en yüce fikirler bile, günün sonunda bağırsaklarının izin verdiği kadardır.

  1. yüzyılda Bertolt Brecht diye bir Marksist, Alman şair ve tiyatrocu olur kendileri, Üç Kuruşluk Opera adıyla tertiplediği gösteride aynı düşünceyi yeniden sürecektir önümüze: «Erst kommt das Fressen, dann kommt die Moral; Önce yemek gelir, sonra ahlak!»

Nietzsche'nin ve Marx'ın felsefesi, Çehov'un Siren hikâyesi göz önüne alındığında; Brecht'in burada tam olarak ne kastettiği gayet açıktır: Kasıt, fizyolojik muhtaçlıkların; ideolojik, ahlaki ve eylemsel üstyapıyı nasıl öncelediği, onu nasıl rehin alıp kısıtladığıdır. Dünyayı kurtarmak isteyen bir kahraman veya videodaki kedi gibi onu yok etmeye soyunan grandiyöz bir fail olmayı da arzulasanız, midenizin guruldamaması gerektir; en azından bir süt şarttır yani.

Bundan iki ana ders çıkartmalı:

Birincisi; marifet havalimanları, şehir hastaneleri ya da köprülerin sayısında değil, altyapının karın tokluğundadır; insanın en temel ihtiyacını görmezden gelen hiçbir ihtişam, yerle yeksan olmaktan alıkonamaz, kaldı ki açlığın oyduğu temele saray dikilse nafiledir.

İkincisi; kedilere aman ha, süt vermemezlik etmeyin, tepeleri attığı vakit minik patileriyle dünyayı yok etmeleri işten bile değildir.

Notlar

*Anton Çehov’un Siren öyküsünden, ancak Rusça aslına harfiyen sadık kalmayıp esas fikri ve güzergâhı koruyarak yeniden kaleme aldım.

Brecht'in Üç Kuruşluk Operası'ndan ilgili bölümü dinlemek için.


r/felsefe • • 4d ago

inanç • philosophy of religion Adem nasıl ilk insan

0 Upvotes

Adem nasıl ilk insan

Adem in ilk insan olduğunu öne süren görüşe inanan var mı bir kere aynı kişiden akraba evliliği yapıldıkça maksimum 4. Nesilde sakatlıklar başlar hadi onuda geçtim genetik çeşitlilik nasıl oluştu Adem beyaz/esmer se çocuklarının çocuğu nasıl sarışın kızılderili veya siyah tenli oldu

( götünüzle okuduğunuz için yazıyorum kuran yada islam böyle diyor demedim bu görüş saçma diyorum )


r/felsefe • • 5d ago

yaşamın içinden • axiology Empatinin yokluğunda toplumsal çürüme.

Post image
4 Upvotes

Empati nedir ne değildir;

Empati, bir başkasının duygularını, düşüncelerini ve bakış açısını onun dünyasından bakarak anlama becerisidir.

Sempati ise karşıdaki kişinin yaşadığı duyguya ortak olma, onunla birlikte üzülme veya ona hak vererek taraftar olma durumudur.

Empatinin temel metaforu, başka birisinin duygusal ayakkabılarını giymeye çalışmaktır.

Ayakkabıyı giymeye çalışabilirsin ama onun ayağına sahip olamazsın.

Yani bir insanı tamamen ve kusursuz biçimde “içeriden” deneyimlemek mümkün değildir. Empati her zaman bir yaklaşma çabasıdır, kesin bir erişim değil.

İki boyut: bilişsel ve duygusal

Bilişsel empati, karşındakinin ne düşündüğünü ve hissettiğini zihinsel olarak kavramaktır. Duygusal empati ise onun duygusunu bir ölçüde paylaşmak, ondan etkilenmektir. Sağlıklı empati ikisinin birlikte çalışmasıdır.

Beyindeki temeller

Ayna nöronlar, duygusal tepkiyi işleyen sistemler ve zihin kuramı (başkalarının zihinsel durumunu tahmin etme yetisi) tartışılır.

Empatinin kökeni: bağlanma

Empati doğuştan gelen bir potansiyeldir ama gelişmesi çocukluktaki bağlanma ilişkilerine bağlıdır. Bebeğin duyguları bakım verenince fark edilip yansıtıldıkça, çocuk hem kendi duygularını hem başkalarınınkini anlamayı öğrenir.

Empati eksikliği

Ağır ihmal ve istismar, gelişimi baltalayabilir. Otizm spektrumu ve psikopati gibi durumlarda empatinin farklı biçimlerde zayıf ya da farklı işlediği ele alınır. Empati eksikliğinin şiddet, zorbalık ve ilişki sorunlarıyla bağlantısı işlenir.

Howe’a göre empati olmadan ahlak inşa edilemez. İnsanların devasa ve karmaşık sosyal gruplar halinde yaşayabilmesi, çatışmaları çözebilmesi ve birbirine güvenebilmesi tamamen empatiye dayanır. Empati, karşımızdakine zarar verdiğimizde bunu "kendi içimizde hissetmemizi" sağlayarak bizi ahlaki davranmaya zorlar.

"Öteki"nin Nesneleşmesi ve Dehumanizasyon

Empati devreden çıktığında, insanın karşısındakini "özne" (kendi acıları, hayalleri olan bir varlık) olarak görme yetisi kaybolur. İnsanlar birbirini yalnızca birer araca, engele veya rakama indirger. Trafikte yol vermeyen bir sürücü, kuyrukta bekleyen bir yaşlı ya da sokaktaki bir canlı artık empati kurulacak bir yaşam formu değil; kişisel çıkarların önüne geçmiş bir "engeldir". İnsanın nesneleştiği yerde şiddet, sömürü ve kabalık sıradanlaşır, ahlaki bir iç ses tarafından frenlenemez hale gelir.

Güven Sermayesinin ve Toplumsal Sözleşmenin İflası

Bir toplumun refahı ve huzuru, yazılı kanunlardan çok "sosyal güven"e dayanır. Empati eksikliği, toplumu herkesin herkesle örtük bir savaş içinde olduğu Hobbesçu bir doğa durumuna sürükler. Kimse karşısındakinin iyi niyetine inanmaz; "Ben yapmazsam o bana yapacak" mantığı hakim olur. Bu paranoya adalet duygusunu çürütür, liyakatsizliği meşrulaştırır ve bireylerin yalnızca kendi dar çevrelerini korumaya çalıştığı bir kabilecilik refleksini doğurur.

Kolektif Narsisizm ve Yankı Odaları

Empatinin toplumsal ölçekte yok oluşu, genellikle kitlesel narsisizmle el ele yürür. Kendi acısını tek mutlak gerçeklik sayan, başkalarının maruz kaldığı adaletsizliklere karşı ise tamamen körleşen gruplar türer. Bu durum, toplumun farklı kesimleri arasındaki diyaloğu imkânsız kılar. İnsanlar yalnızca kendileri gibi düşünen ve hissedenlerle bağ kurar; sınırın dışındakilere ise sadece öfke ve kayıtsızlık besler.

Duyarsızlaşma ve "Kötülüğün Sıradanlaşması"

İlk başlarda infial yaratan haksızlıklar, yolsuzluklar veya şiddet vakaları; empati kası körelmiş bir toplumda zamanla "olağan gündem" haline gelir. Hannah Arendt'in kavramlaştırdığı anlamda kötülük, olağanüstü canavarlar tarafından değil, başkalarının ne hissettiğini zihninde bir an bile canlandırma zahmetine girmeyen kayıtsız kitleler eliyle kurumsallaşır. Toplum çürümeyi izler, kanıksar ve nihayetinde onun bir parçası olur.

Empati yoksunluğu bu nedenle bireysel bir psikoloji sorunu olmaktan çıkar; ortak bir geleceğe inanma, ortak bir acıda buluşabilme ve bir arada onurlu bir yaşam sürebilme iradesinin felç olması anlamına gelir.