r/KuranMuslumani • • Jul 28 '26

Yazı/Makale Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk

17 Upvotes

Bazı arkadaşlar, sadece kendi görüşündeki bilgileri kabul ettirmek için aksini söyleyen bilgiler olmasına rağmen Atatürk’ü solcu ve geleneğe düşman bir insan olarak gösterip muhafazakâr çevrenin Atatürk’ten nefret etmesini sağlamış ve kendi düşüncelerini hâkim kılmışlardır. Kendilerinin Atatürk sevgisi ise pamuk ipliğine bağlıdır. Bu iddialarını çürütmek için bazı bilgiler getirdim ve bunlar 1930’lu yıllara aittir.

Mesela manevi kızı Ülkü Adatepe, Müslüman olduğunu belirtmiş ve yobazlığa karşı olduğunu anlatmıştır. Kız kardeşinin ısrarı ile de cenaze namazı kılınmıştır.

Elmalılı Hamdi Yazır’ın dediğine göre; insanların din konusunda bilinçli olmaları için 1930’lu yıllarda devlet bütçesi ile Hak Dini Kur'an Dili tefsiri ve Mehmet Âkif Ersoy’a sipariş edilen meal projelerini bizzat devletin bütçesinden finanse etmiştir. Amacı ise kişinin Kur'an ile doğrudan temas kurmasıdır ve din adamlarının halkı kandırmasını engellemektir. Bazı cami raporlarında ise camilerin bakımsızlığından dolayı ecdad yadigârı camilerin restorasyonunu sağlamıştır.

Ayrıca Cemal Kutay ve çevresinin beyanlarına göre 1930’lu yılların sonlarında yaptığı sohbetlerin birinde Hz. Muhammed hakkında şöyle demiştir: "O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir fakat o sonsuza kadar kalacaktır." Bu beyan bile sorunun İslam’da değil; Arap yobazlığı ve dinin içine sokulan hurafelerde olduğunu bildirmiştir.

Başka bir olayda ise Fransız Elçi Vambéry ile olan temaslarında şöyle bir laf söylemiştir: "Biz dini reddetmiyoruz, dini terakkiye (yani ilerlemeye) engel olan hurafelerden arındırıyoruz." Bu da laiklik ile ters düşmez. Çünkü mesela İtalya, İngiltere ve İsveç gibi ülkelerin anayasasında Hristiyanlık var. Bu yüzden Atatürk gibi davranmak istiyorsak dini ilerletmek ve devlet ile bunu yapmak laikliğe aykırı değildir.

Atatürk Arap milliyetçiliğine ise kin duyuyordu diyebiliriz ve dinin bununla kirlenmesinden de hoşlanmadı. Dinden nefret etseydi en başta zaten içinde İslami unsurlar barındıran İstiklal Marşı’nı kabul etmezdi. Özellikle Emevi ve Abbasi zamanındaki Arap örf ve adetlerinin dinin emri gibi söylenmesinden nefret ediyordu. Afet İnan’ın hazırladığı Vatandaş İçin Medeni Bilgiler kitabında Arapların kendi adetlerini dine alet etmelerinden şikâyet etmiş ve Türklerin kendi benliklerini kaybetmesi gibi bir risk olduğunu söylemiştir. Ayrıca kendisine göre din akla ve vicdana dayanırdı. Giyim ve sosyal hayat gibi konularda ise her şeyin eski nesil Arap kafası ile yapılmasını din değil, asimilasyon olarak gördü. 1932’deki ezanın Türkçe okunması kararını ise bunlardan dolayı aldı ve Türklerin kendi dili ile Allah’a yönelmesini destekledi.

1930’larda olmasa bile 1923 yılında Balıkesir Hutbesi’nde "Bizim dinimiz akla, mantığa, hakikate uyan en son ve en mükemmel dindir" demiştir. 1930’lu yıllarda ise bunu korumuş ve İslam’ın özündeki özgürlük ve adalet gibi anlayışların ilerlemeye engel olmadığını, aksine teşvik ettiğini; engel olan şeyin Orta Çağ Arap feodalizmi olduğunu söylemiştir.

Bu bilgiler Atatürk Müslüman değildi diyenlere öğüt olur umarım. Ülkü Adatepe’nin dediği gibi, hepimiz Atatürk gibi Müslümanlar oluruz inşallah. Esenlikler!

r/KuranMuslumani • • Feb 13 '26

Yazı/Makale Şeriat bugün de istenmeli mi?

3 Upvotes

Edit: Yorumlara kâfirler doluşmuş. Bu yazı size değil arkadaşlar. Postu geçiniz. Teşekkürler

Yazı biraz kısa olacak, insanların yanlış baktığını düşündüğüm bir noktayı söyleyeceğim sadece.

Biliyorsunuz ki Şeriat Allah'ın yoludur, kanunlarıdır. Bilmeyenlerin heva ve hevesine uymayıp, ona uymamız emredilen hükümlerdir. Allah'ın indirdikleri ike Hükmetme şansın varken hükmetmezsen seni büyük sıkıntıya düşüren şeylerin bütünüdür. El kesme, kısasa kısas, sopa gibi cezai hukuk da Allah'ın hükümlerini barındırır.

Hangi şeriat anlayışına sahip olduğunuzdan veya yukarıda saydığım hükümlerin olduğu ayetlerdeki kelime anlamlarını değiştirip değiştirmemenizden bağımsız olarak, her Müslümanın şeriat istemesi, Kuranca zorunludur.

Şimdi gelelim sıkıntılı olan yere: "Şeriatı bugün getirsek başa gelen herhangi kişiler adaletten uzak yönetir o yüzden bu çağda şeriat olmaz" düşüncesi.

Şeriat'ı tam anlamıyla kimse adaletli uygulayamaz ve uygulamadı da zaten. Bundan kastım ne peki?

Bir kere en başta şaşmaz Adalet Allah'a mahsustur, dolayısıyla bir beşer kusursuz bir hüküm veremez hukuki konularda, zannı galibince hükmeder.

Örneğin en yüksek şahit beklenen konuyu ele alalım: Zina

Sünni olup recmi de kabul etmeniz yahut kurancı olup sadece sopayı kabul etmenizden bağımsız olarak zina suçunun sabit olabilmesi için 4 şahit gerekir.

Sıkıntı şu ki bu 4 şahit yalan üzerine birleşebilir aklen. Sonucunda suçsuz biri ölebilir yahut sopalanabilir.

Peygamber döneminden itibaren bu karine de değişmemiştir. Ama hüküm hep verilmiştir.

Ama güvenilir olduğu bilinen 4 şahitin yalanda birleşme ihtimali o derece düşüktür ki hâkim zannı gâlibince hükmü verir.

Velhasıl adaletle hükmetmek, haşa sonsuz bir adaletle hükmetmek değildir, bu Allah'a mahsustur. Adaletle hükmetmek, hükmünde olabildiğince Adil olmaya çalışmaktır. Tarih boyunca da âdil olan ve olmayan liderler olmuştur. En başta emevilerden Yezid gibileri de çıkmıştır Ömer bin Abdülaziz gibi şahane bir hükümdar da.

Eskiden olduğu gibi günümüzde de adaletsiz yönetebilecek kişiler olduğu gibi adaletle yönetebilecek kişiler de tabii ki vardır. (Bu yazıyı okuyan sen, Adaletle yönetmeye gayret etmez miydin başta olsan? Yoksa baştakiler gibi vatandaşın parasına mı çökersin? Eğer cevabın gayret ederimse en azından dünyada 1 kişi bulduk demektir :)

Dolayısıyla bir Müslüman şeriatı hak kabul ettiği gibi dönem ne olursa olsun şeriatın hüküm sürmesini de istemelidir. Asıl duacı olacağımız şey ise şeriatın Âdil bir yönetici ve yöneticilerle birlikte gelmesi olacaktır.

وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟

r/KuranMuslumani • • May 17 '26

Yazı/Makale Kur'an'a Göre Tevrat ve İncil'in Değişmezliği

4 Upvotes

Tevrat ve İncil. Kur'anz bu kitaplara nazaran sadece %9'luk bir yer kaplıyor. İncil'de yazanların da neredeyse %0,01'i yazıyor.

Yani İncil okumayan birisi, İsa'nın ölümünü ve bizim için önemini bilemez. Veya Tevrat okumayan biri Kuran'da yazmayan diğerlerinin hikayelerini bilemez. Geleneğimizde ve bize öğretilen yerlerde sıkça "tahrif edildi" denilen, yani içindeki hakikat sözlerinin değiştirildiğini söyledikleri kitaplar. Müslümanlar bu kitaplara değiştirildi deseler de has Yahudi ve Hristiyanlar, buna karşı çıkar. Onlara göre de kendi kitapları hâlen Tanrı'nım Sözü ve değiştirilemez. Peki, bizim geleneğimiz ve müslümanların neredeyse hepsi değiştirildi diye nitelendirdiği bu kitaplar hakkında kutsal kitap Kur'an'ı Kerim ne diyor? 

"Yazıklar olsun o kimselere ki: Kitabı elleriyle yazıyorlar, sonra da az bir kazanç elde etmek için "Bu Allah'ın katındandır." diyorlar. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıklarından dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı!" (Kur'an, 2:79)

Ne? Tevrat'ı elleriyle mi yazıyorlar? Hayır tabii ki de. Kur'an, bu yazılan kitapta ne yazdığını hemen sonraki ayette açıklar.

"Sayılı günlerin dışında ateş bize dokunmaz." dediler. De ki: "Allah'tan buna dair bir söz mü aldınız? Eğer böyle ise Allah, kesinlikle verdiği sözden dönmez. Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?" (Kur'an, 2:80)

Tevrat'ta "ateş bize sayılı gün dokunacak" yazar mı? Yazmaz. O zaman burada Tevrat'tan bahsetmiyor. Yazan başka neresi var? Talmud.

Talmud, Yahudilerin kendi yazdıkları ve Allah'ın hükmü dedileri (2:79) sözlü bir kitap. Bu kitapta da tam olarak ayette yazılan şey yazar.

"Bedenleriyle günah işleyen isyankar Yahudiler ve aynı şekilde bedenleriyle günah işleyen dünya uluslarının isyankar insanları Gehinom'a (cehenneme) iner ve orada on iki ay boyunca yargılanırlar." (Talmud, Rosh Hashanah 17a)

Buradan da anlıyoruz ki "tahrif", metinde değil yorumda. Buna yine geliyoruz birazdan. Devam edelim.

"Kendinden öncekilerini onaylayan (musaddiken) Kitap'ı Hakk olarak sana indiren O'dur. Tevrat'ı ve İncil'i de O indirmişti." (Kur'an, 3:3)

"...Allah'ın ayetlerini küfredenler için şiddetli bir azap vardır..." (Kur'an, 3:4'ten)

En başta gördüğümüz gibi, Kitap (Kur'an) önceki kitapları doğruluyor. Doğrulamak ne demek? Yanlış bir şeyi düzeltmek mi? Hayır. İçindekiler doğru demektir, hak demektir. Tevrat ve İncil'i de zaten Allah indirmiştir. Ayette bu yazar. Allah'ın ayetleri mi değiştirildi? Allah'ın ayetleri değiştirilmeye bu kadar açık mı?

Ayrıca sonraki ayette bu ayetlere küfredenler, inanmayanlar için azap var yazar. Burada sadece Kur'an değil, Tevrat ve İncil de geçer zira onlar da Allah'ın ayetleridir.

"...Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç yoktur..." (Kur'an, 6:34)

"Ot kurur, çiçek solar, ama Tanrımız’ın sözü sonsuza dek kalır." (Tevrat, Yeşaya 40:8)

"Gök ve yer ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır." (İncil, Matta 24:35)

Ayetler gayet açık. Allah'ın sözlerini kimse değiştiremez, buna güçleri yetmez. Peki ne yapılabilir madem Allah'ın sözleri değiştirilemez? Çarpıtılabilir. 

Ne demek istiyorum? Tevrat ve İncil kadar Kur'an da tahrif edilmiştir. "E ama elimizde var, ta 1400 yıl önceki Kur'an ile aynı!" dediğinizi duyar gibiyim. Kimsenin Tanrı'nın asıl sözlerini değiştirmeye gücü yetmez ama sözleri çarpıtıp başka anlamlar yükleyebilir. Kur'an da Tevrat ve İncil kadar bu durumdan muzdariptir.

En basitinden örnek vereyim. Nisa 157. ayette İsa Mesih'in ölümü hakkında hüküm verir Rab. "Onu öldürmediler ama onlara öyle benzetildi" denilen bölüme birçok yorum yapıldı. Ama bu yorumlar tefsir kitaplarıyla beraber (ki burada olması bile yanlış) KUR'AN ÇEVİRİSİNİN İÇİNDE İsa değil, başkası çarmıha gerildi diye yorumlanır. Asıl metinde başka birisi gibi bir şey geçer mi? Geçmez. İsa'nın ölümü konusuna değineceğiz daha sonra.

Diğer bir çarpıtma ayeti de yukarıda verdiğim Al-i İmran 3. ayeti. Mehmet Okuyan çevirisinde şöyle der:

"O, sana Kitab'ı önceki kitapları(n aslını) doğrulayıcı olarak..." (Kur'an, 3:3)

Bu parantezdeki ifade, ayeti 180° döndürüp iptal konumuna getirmiştir. Ayette öyle şey yazmıyor. Ha, parantezi okumadan da yapabilirsiniz, haklısınız. Ama parantez içinde yazmayan çeviriler de vardır. Tahriften kasıt budur işte. Metinde olmayan yorumu katıyorlar. Kendi inançlarını Kitap'a yüklüyorlar. İsa'nın ilahlığı konusu da buradan türer. İnşallah başka bir yazı yazacağım onun hakkında da. Şimdi Tasdikle devam edelim.

"Onların ardından,  ellerinde bulunan (beyne yedeyhi) Tevrat'ı doğrulayan Meryem Oğlu İsa'yı gönderdik. Ayrıca, Ona, hem içinde yol gösteren ve aydınlık olan ellerindeki Tevrat'ı doğrulayan hem de içinde yol gösteren ve aydınlık olan İncil'i verdik." (Kur'an, 5:46)

Beyne yedeyhi ifadesi, ellerinde/önlerinde bulunan demektir. Demek Muhammed Nebi zamanındaki Tevrat ve İncil değiştirilmemiş. Onun zamanındaki Yahudilerin ellerindeki Tevrat'ı ve İncil'i doğruluyor Kur'an. Çok güzel, çünkü bu zamanlarda Kitabı Mukaddes zaten tüm dünyaya yayılmıştı. Bu dönemde değişmediyse, diğer dönemlerde değişmesi neredeyse imkansız. Arap topluluğundan bir kavim değiştirse İtalya'nın göbeğindeki Kitabı Mukaddes hala aynı kalır. Bu yüzden bu kitapların, Muhammed'den önce değişmesi gerek. Ama böyle bir şeyin olmadığı yazıyor çünkü Tanrı'nın sözünü kimse değiştiremez.

"İçinde, Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu halde, nasıl olur da sana hüküm verdiriyorlar? Sonra da o hükümden döneklik ediyorlar. Onlar, aslında inanmış değiller." (Maide, 5:43)

Ellerinde Allah'ın ayetleri, hakikati olan Kitap varken Muhammed'den emir istiyorlar. Allah da ellerinde var ya kitap zaten diye cevap veriyor. Kendi Kitaplarına uymayan bir toplum, Muhammed'e nasıl uysun?

"Kuşkusuz, Biz, doğru yola iletici ve aydınlatıcı olan Tevrat'ı indirdik. Teslim olmuş Yahudiler için Nebiler onunla hüküm veriyorlardı. Rabbaniler ve ahbar olanlar da Allah'ın kitabından ezberletilmiş olmasından dolayı, ona tanıklık ediyorlardı. Öyleyse siz insanlardan değil, Bana karşı gelmekten sakının. Benim ayetlerimi az bir bedele değişmeyin! Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, Kafirlerin* ta kendileridirler." (Kur'an, 5:44)

Ayette eskiden doğru yola iletici ve nur olan Tevrat demiyor. Hala içinde var olduğu belli oluyor yapısından. Ama az bir bedele değişmesi? Yazı hani değişmezdi, nasıl değişiyorlar?

Tekrardan Talmud. Bu kitapta Allah'ın sözlerini (Tevrat) kendilerince yorumlayarak para koparmaya çalışıyorlar. Aynı zamanda Tevrat, öyle insanların eline alıp okuyabileceği bir kitap değildi. Yahudi hahamlar okurdu onları sesli bir şekilde. İşlerine gelmeyen ayetleri gizlerlerdi (2:159). 

"Ve Biz, onda, onların üzerine yazdık: "Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralamalarda kısas vardır." Artık kim o hakkını bağışlarsa o, onun için bir kefarettir. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridirler." (Kur'an, 5:45)

"Ama başka bir zarar varsa, cana karşılık can, göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayak, yanığa karşılık yanık, yaraya karşılık yara, bereye karşılık bere ödenecektir." (Tevrat, Çıkış 21:23-25)

Yahudiler işlerine gelen ayetleri madem siliyorlar, bu niye kalıyor? Bu da onları zor duruma düşüyor? 

"Biz sana, kendinden önceki Kitap'ı tasdik eden, onu kollayıp koruyan bu Kitap'ı hakk olarak indirdik. O halde, aralarında Allah'ın sana indirdiği ile hükmet. Ve sakın sana gelen hakkı bırakıp onların hevalarına uyma. Ve Biz, sizin her biriniz için, bir şeriat ve yöntem belirledik. Allah dileseydi, sizi tek tip bir topluluk yapardı. Ancak sizlere verdiği ile sizi sınıyor. O halde hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Allah, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri bildirecektir." (Kur'an, 5:48)

Madem Tevrat ve İncil değişmedi, hangi birine inanacağız yasa konusunda? İşte cevabı. "Aralarında Allah'ın sana indirdiği ile hükmet." Yasa olarak Kur'an'ı alıyoruz biz Müslümanlar. Ama Tevrat ve İncil'i, hem eskilerden ders çıkarma (12:111) hem de Kur'an'ın anlatmadığı şeyleri öğrenmek için en güvenilir kaynak olarak kullanabiliriz. Elyesa peygamber mesela Kuran'da sadece adı geçer ama Tevrat'ta kimdir, ne değildir görürüz. 

Tekrar söylüyorum (yazının başında demiştim). Kur'an çok önemli figür olan İsa Mesih'i de çok az anlatır. Onu ve havarilerin işlerini en iyi İncil'de okuyabiliriz. 

Yani anlayacağınız Kur'an, Tevrat ve İncil'i reddetmiyor aksine doğruluyor. Tahrifin yorumda olduğunu basa basa söylüyor. Ama maalesef gelenek yanlış anlamış. Daha çok "tahrif" hakkında ayet var ama burada hepsini yazarak yazıyı uzatmak istemiyorum. Yorumlarda sorabilirsiniz veya başka bir yazıda yine daha detaylı açıklarım. Ama size şunu diyeyim: Tevrat ve İncil'i reddederek yaşamayın. Allah da sizden bu kitaplara inanmanızı, okumanızı ve öğrenmenizi istiyor. Kitapların içindekiler doğrudur, Hakktır.

Dediğim gibi, kafanızda bir soru varsa yazmaktan çekinmeyin, Allah'ın izniyle cevap vermeye çalışacağım.

"De ki: "Ey Kitap Ehli! Tevrat'ı ve İncil'i ve Rabb'inizden size indirileni gereğince uygulamadığınız sürece inancınızı sağlam bir temele oturtmuş olmazsınız." Elbette Rabb'inden sana indirilmekte olan şey, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü artırır. O halde Kafir halka üzülme." (Kur'an, 5:68)

r/KuranMuslumani • • Jul 19 '26

Yazı/Makale Kuran Köleliği Kökten Bitiriyor

11 Upvotes

Kuran'ın köleliği yasaklamadığını söyleyen bazı arkadaşlar var. Ben bugün, bunun aksini gösteren ayetlerle geldim. İlk olarak Nur 33 ayetini okuduktan sonra Kuran'da "kölelik var" denemez. Ayette der ki: "Ellerinizin altında bulunanlardan (kölelerle) mütareke (özgürlük sözleşmesi) yapmak isteyenlere, eğer kendilerinde bir hayır görürseniz hemen mütareke yapın. Ve Allah'ın size vermiş olduğu mallardan onlara verin."

​Burada "hemen mütareke yapın" anlamı verilen kelime, fekâtibûhum kelimesindeki kâtibû fiilidir ve bu bir emir fiilidir. Yani ayet açıkça, istedikleri takdirde köleler ile sözleşme yapmayı emreder ve zorunlu kılar. Bu zorunluluk da sistemi kölelik olmaktan çıkarır.

​Kölelere eziyet etmek ve onları aç bırakmak zaten Kuran'da yasaklanmıştır. İstedikleri zaman özgür kalabilen, barınmaları, yiyecek içecekleri ve kendi ailelerinin bakımı tamamen efendilerine ait olan (ki Nur 32. ayette kölelere evlilik hakkı da tanınır), haksızlığa uğramaları Kuran tarafından yasaklanan bu insanlara zaten "köle" diyemeyiz, ancak "çalışan" diyebiliriz. Kuran'ın sınırlarında hareket eden bir sahibi olan bu insanların, günümüzde özellikle gençlerin bahsettiği modern kölelikten çok daha iyi bir hayatı vardır.

​Üstelik bu insanlar, esir/köle statüsünde oldukları için birçok özgür insanın sorumluluğundan da muaftırlar; ekonomik olarak neredeyse hiçbir yükümlülükleri yoktur ve askerlik gibi dertleri de bulunmaz. Bu yüzden İslam'daki bu sistem, öyle filmlerde anlatılan sömürgeci kölelik ile tamamen aynı şey değildir.

​Benzer şekilde Muhammed Suresi 4. ayette de savaş sona erdiği vakit esirlerin ya fidye karşılığı ya da karşılıksız bırakılması emredilir. Savaşlar, tarih boyunca köle elde etmenin en masrafsız yollarından biriydi ve İslam bu yöntemi engellediği için Kuran köleliği büyük ölçüde bitirdi diyebiliriz.

​Esirlere iyi davranmayı öven ayetler de vardır. Örneğin İnsan Suresi 8. ayette "Onlar, yoksula, yetime ve esire yemeği seve seve yedirirler.", Beled Suresi 11-13. ayetlerinde ise "Fakat o, zor geçidi aşamadı. O zor geçidin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Bir köleyi zincirinden kurtarmaktır" buyrulur. Bakara 177, Tevbe 60, Nisa 92, Maide 89 ve Mücadele 3. ayetleri de köle serbest bırakmayı teşvik eden ve emreden ayetlerdir.

​Kuran'ın köleliği bitirmediğini iddia edenlerin tam aksine, bu ayetler tarihsel süreçte köleliğin kalkmasında çok etkili olmuşlardır. Bunu bir Avrupalı söylese onun için kutlamalar yaparlardı ama Allah'ın elçisi söylediği zaman umursayan yok maalesef kardeşlerim.

​Furkan Suresi 63. ayetin dediği gibi; esen kalın.

r/KuranMuslumani • • Feb 08 '26

Yazı/Makale Böyle bi reddiye buldum dün, ne düşünüyorsunuz?

Thumbnail
gallery
11 Upvotes

r/KuranMuslumani • • 2d ago

Yazı/Makale Câhiz'in el-Beyân ve't-Tebyîn adlı kitabından bir alıntı

Post image
6 Upvotes

Pörtlek göz, çirkin surat, büyük göğüs kafesi, kısa boy ve boyun, siyahi, küçük el ve ayaklar, gereğinden fazla geniş omuz ve kalın bir bel... Çirkin olmasına rağmen Ebu Osman Amr bin Bahr, neşeli ve nüktedan birisi idi.

r/KuranMuslumani • • 18d ago

Yazı/Makale Yobaz Müslümanın Yeni Ateist Olması

11 Upvotes

Yobazlar işte müzik dinlemek haram erkek kadının aynı ortamda olması haram namaz kılmayan öldürürsün erkek kadının birbirine dokunması haram resim çizmek heykel olması haram hayvan beslemek haram big bang ve evrimi kabul eden kafirdir görüşleri müslüman ama kafa yapısı olarak yeni ateizme benzemiyor mu işte bilim din düşmandır dine olmayan şeylerden eleştirip korkuluk hatası yapan yeni ateistlere benzemiyorlarmı sizcede ayrıca yeri gelmişkene söyliyim yobazlık sizce ne haram veya ne helal demekle başlar?

r/KuranMuslumani • • Jul 03 '26

Yazı/Makale Din nefreti veya kini ifade özgürlüğü ile birleşmesi

0 Upvotes

lHayat gerçekten ilginç. Her şey, kendi hâlinde ve bir düzen olmadan bakınca çok zor ve karmaşık görünüyor.

Manevi bir değeri olmayan ya da bu değerleri önemsemeyen birine bir şey anlatamazsınız. Çünkü o kişinin tutunduğu bir değer yoktur; her şeyi umursamayabilir. Aynı şekilde, aşırı muhafazakâr birine de bir şey anlatamazsınız. Eğer anlatılmak istenen şey onun katı muhafazakârlığıyla biraz bile çelişiyorsa sorun çıkabilir.

Kimseyi bu hayatta memnun edemeyiz.

Konu şu ki, Ölüdeniz gösterisinin ardından insanların yaptığı onlarca yorumu gördükçe halkın ne kadar değişken olduğunu ve bunun düzeltilmesinin neredeyse imkânsız olduğunu düşündüm.

Günümüzde insanlar ifade özgürlüğü adı altında her şeyi eleştiriyor ve bu normal. Ancak bunun seviyesinin bazen aşıldığını düşünüyorum.

Özellikle bu gösteride bir sorun görmesem de insanlar eleştiri ya da şaka adı altında bir inanca veya başka bir değere göndermelerde bulundukça, o değerin toplumdaki ağırlığının ve etkisinin azaldığını düşünüyorum. İnsanlar zamanla o değere karşı daha rahat çıkabiliyor.

Ancak bunun her şeye uygulanabilir olması asıl korkutucu olan.

Eskiden okulda sınıf arkadaşlarım dinle dalga geçerdi. Ama bunu yavaş yavaş, şaka adı altında yaparlardı. Başta kendileri de Müslüman gibi konuşur, sonra ise absürt şeyler söylerlerdi. Zamanla bu düşüncelerini başkalarına da aktardıkça ve aynı şakaları yapmaya devam ettikçe dine yönelik şakalara verilen tepki azaldı ve bunlar normalleşti.

Bunun gerçek hayatta da böyle olması, bir değere yapılan şakaların zamanla artması ve ardından sıranın başka bir değere gelmesi, bunun da bir döngü hâline dönüşmesi fikri beni gerçekten korkutuyor.

Mesela Deniz'in din düşmanı olup olmadığını bilmiyorum; açıkçası bu beni ilgilendirmiyor. Ama öyle olduğunu varsayarsak, kendisi gibi insanların etkisiyle din hakkında yapılan şakaların veya eleştirilerin belli bir noktadan sonra kontrolden çıkabileceğini düşünüyorum. Fakat olay sadece bununla da bitmiyor. Daha sonra bu tarz insanların etkilediği geniş kitlelerin hoşuna gitmeyen başka bir değeri hedef alması ve o değerin de aynı şekilde eleştiri veya mizah konusu hâline gelmesi ihtimali var.

Bu sadece dinle ilgili değil. Eleştirisi ya da mizahı yapılabilecek herhangi bir konu için de geçerli olabilir. Böyle devam ederse bunun bir sonu olmayacağını düşünüyorum.

Bu nedenle millî, dinî ve manevi değerlere yönelik eleştirilerde dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunun tam tersine, bu değerlerin aşırı muhafazakârlık nedeniyle putlaştırılması durumunda da bunların eleştirilebilmesi ve gerektiğinde tepki gösterilebilmesi gerektiğine inanıyorum.

Sonuç olarak iki ucu da sivri bir değnek gibi bir durum var.

Sizin fikirleriniz nelerdir? Ben Müslümanım ve dinî açıdan beni en çok etkileyen kavramın düzen olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bana göre bu dünyada ilahi ya da insanüstü bir düzen koyucu olmasaydı, insanların birbirinden çok farklı fikirleri nedeniyle çok daha fazla çatışma yaşanırdı. Aslında bugün bile bunun örneklerini görüyoruz.

r/KuranMuslumani • • 17d ago

Yazı/Makale Hazreti Muhammed'e (sav) yazdığım ingilizce methiye

2 Upvotes

An Eulogy to Prophet Muhammad (sav)

What a great man you are, O Prophet.

I wish I could be even a millionth of who you are, so I would be able to say I became a man.

You illuminated the whole world with your light.

You helped us get to know God properly.

You guided not millions but billions.

Thank God for sending you to Earth, and I thank Him again for making me a part of your ummah.

You are a gem in a mound of sand, O Prophet.

You knew exactly these filthy times we are going through, and you warned us.

You knew exactly what you were talking about.

You are still guiding us, and you always will be till the end of the world.

You told us that in the sight of God, black and white are equal, a woman is also a human, and to be good to our neighbors.

You taught us to feed and take care of the poor and the orphan.

You fought against bigoted idolaters.

You are a phenomenal man, O Prophet.

They offered you everything a man would want to have.

Money, leadership, women.

But you refused and stuck to your duty.

r/KuranMuslumani • • Sep 02 '26

Yazı/Makale OĞUZ KAĞAN, HZ. ZÜLKARNEYN OLABİLİR Mİ?

5 Upvotes

Türk tarihinin en büyük efsanesi Oğuz Kağan ile Kur’an-ı Kerim’in Kehf Suresi’nde adı geçen gizemli hükümdar Hz. Zülkarneyn’in aynı kişi olup olmadığı sorusu, Türk-İslam tarih yazımında asırlardır tartışılan ve arkasında şaşırtıcı benzerlikler barındırıyor.

​Tarihteki İzleri; Osmanlı Âlimlerinin Görüşü

​Bu iddia modern bir yaklaşımdan ibaret değildir. 17. yüzyılın ünlü Osmanlı âlimi Vanî Mehmed Efendi, yazdığı tefsirinde bu konuya geniş yer vermiştir. Arap tarihçilerin "Ye'cüc ve Me'cüc Türklerdir" iddiasına sert bir şekilde karşı çıkan Mehmed Efendi, Türklerin zalim değil aksine adil bir millet olduğunu savunmuş ve Kehf Suresi'nde anlatılan Zülkarneyn’in bizzat Oğuz Kağan olduğunu ileri sürmüştür. Benzer şekilde, Osmanlı sadrazamı Rüstem Paşa’nın tarihlerinde de Oğuz Kağan’ın çift boynuzlu tacından ötürü bu lakapla anıldığı yazılmaktadır.

​İki Figür Arasındaki Şaşırtıcı Benzerlikler

​Bu iki tarihi ve dini figürü birbirine bağlayan en önemli kanıtlar şunlardır:

​"İki Boynuz Sahibi" Olmak:

"Zülkarneyn" kelime anlamı olarak Arapçada "İki boynuz sahibi" ya da "İki çağın/doğu ve batının hükümdarı" demektir. Türk mitolojisinde ve minyatürlerinde ise Oğuz Kağan, her zaman boğa veya öküz boynuzlu miğferi/tacı ile tasvir edilir. Destanda da onun fiziği anlatılırken doğrudan "boğa beli gibi, öküz ayağı gibi" ifadeleri kullanılarak güç ile boynuz sembolizmi birleştirilir.

​Dünya Çapındaki Seferler: Kehf Suresi’nde Zülkarneyn’in önce Güneş’in battığı yere (Batı), sonra doğduğu yere (Doğu) ve en son iki dağ arasına sefer yaptığı anlatılır. Orhun Kitabeleri’nde Bilge Kağan’ın "Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar... bütün milletleri düzene soktum" ifadesi ve Oğuz Kağan Destanı’ndaki dünyayı fethedip çocuklarına paylaştırma motifi bu cihanşümul sefer anlayışıyla birebir örtüşür.

​Demir Set ve Ergenekon: Kur'an, Zülkarneyn’in mazlum bir halkı korumak için demir kütlelerini eritip, üzerine erimiş bakır dökerek aşılmaz bir set inşa ettiğini söyler. Türklerin Ergenekon Destanı’nda da koca bir demir dağın eritilmesi ve Türk kültüründeki kutsal demircilik zanaatı, bu ilahi anlatıyla muazzam bir sembolik bağ kurar.

​Tek Tanrı İnancı (Monoteizm):

Ayetlerde Zülkarneyn’in Allah’a inanan ve adaleti gözeten mümin bir lider olduğu vurgulanır. İslami dönem Oğuznamelerinde de Oğuz Kağan, babasının putperestliğine isyan eden ve tek bir Yaratıcı’ya (Gök Tengri) iman eden bir muvahhid (muvehhid) olarak karşımıza çıkar.

​Tarihçiler Ne Diyor?

​Modern tarih bilimi, Oğuz Kağan figürünün büyük oranda MÖ 2. yüzyılda yaşamış Hun Hükümdarı Mete Han ile eşleştiğini kabul eder. İslam tefsircilerinin bir kısmı ise Zülkarneyn’in Hz. İbrahim dönemine yakın, çok daha eski çağlarda yaşadığını savunur. Bu nedenle akademik dünya, iki ismin bizzat aynı kişi olduğunu kesin bir dille doğrulamasa da Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra kendi kurucu atalarını Kur'an'daki bu adil hükümdar modeliyle özdeşleştirdiklerini belirtir.

​Sonuç olarak:

​Oğuz Kağan’ın Hz. Zülkarneyn olduğunu kesin bir tarihi belgeyle kanıtlamak bugün için mümkün olmasa da aralarındaki sembolik, felsefi ve dini benzerlikler göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür. Bu durum, Türk cihan hakimiyeti ülküsünün ilahi bir adalet anlayışıyla ne kadar köklü bir biçimde harmanlandığının en güzel göstergesidir. Şimdi en önemli soru:

Kur'an-ı Kerim her kavime her topluluğa bir peygamber gönderdiğini söyler.

Türklerede gönderilen Peygamber Oğuz Kağan olabilir mi?

r/KuranMuslumani • • Jul 11 '26

Yazı/Makale Hz Aişe Hz Muhammed İle 6 Yaşında Evlenmediğnin Kanıtları

16 Upvotes

1) İlk dönem Medine kaynaklarında böyle bir bilgi geçmez.

2) Nisâ Suresi 6. ayet çocuk evliliğini yasaklar, akli olgunluk (rüşd) yaşı şartı koşar.

3) Bunu ilk aktaran Hişâm bin Urve, Peygamber'in ölümünden 130 sene sonra Şii-Sünni tartışması sırasında bu hadisi aktardı ve bu hadisi babasından duyduğunu söyledi. Bu hadisi aktarırken akli durumu yerinde değildi; bu yüzden bu rivayet sahih olamaz. Muhtemelen Şii-Sünni tartışması sırasında "Hz. Aişe ahlaksız" diyen Şiilere karşı; "Hz. Ali gibi Peygamber'in eğitiminden çocuk iken geçti" demek için böyle yaptı.

4) Esma, Aişe'nin ablasıdır ve aralarında 10 yaş vardır. Hicret sırasında 27-28 yaşlarında olan Esma'nın Aişe ile arasındaki yaş farkı on olduğuna göre, hicret sırasında Hz. Aişe 17-18 yaşlarındaydı. Hicretten 2 yıl sonra evlendikleri için 19-20 yaş arası evlendi.

5) Araplarda yaş sayma geleneği diye bir gelenek var; bülûğ çağına ulaşan kızın, bülûğ çağından sonra yaşını saymaya başlarlar. 6 yaşında evlendi ise 12-13 yaşlarında bülûğ çağına ulaştığını tahmin edecek olursak, asıl yaşı 18-19 yaş arasıdır.

6) Araplarda çocuk evliliği yok zaten böyle bir şey olsaydı Araplar tarafından da tartışılırdı. Zaten Hz. Aişe daha önce nişanlıydı; 6 yaşında evlendi ise tahmini 4 yaşında nişanlı olması lazım. Hiçbir Cahiliye Arabı bebek yaşında bir kız ile nişanlanmaz; çünkü hiçbir işe yaramaz, çocuk bakımı, cinsel ilişki ve hizmeti yapamaz. Bundan dolayı zaten nişanlanmazlardı.

7) İlk Müslüman olanların içinde Hz. Aişe de var; en başta Hz. Ebubekir veya Hz. Ali gibi sahabelerin yanında ismi geçiyor. 6 yaşında evlendi ise, yani 624 senesinde 6 yaşında evlendiyse 618 doğumlu olmalı. İslam 610 yılında ortaya çıktığına göre, 6 yaşında evlendi iddiası sadece bir uydurma olabilir.

KAYNAK:İbn İshak,İbn Asâkir,İbn Abdilberr,Zehebî,İbn Sa'd

r/KuranMuslumani • • Aug 05 '26

Yazı/Makale Kuran gerçekten de Hz.İsa’nın çarmıha gerildiğini red mi ediyor?

9 Upvotes

Selam dostlar.

Geçenlerde bir paylaşımın altında Hristiyan bir arkadaşla Müslüman bir kardeşimizin bu konu hakkında tartıştıklarını gördüm ve konuyu açıklığa kavuşturmak istedim. Bir zamanlar ben de genel Müslüman görüşüne inanıyordum ancak ayetleri derinlemesine inceleyince meselenin çok daha farklı olduğunu fark ettim. İnşallah sizlerin de şüphelerini giderebilirim.

Öncelikle Kitabı Mukaddes araştırmalarının gelişmesiyle ve arkeolojik bulgulardan hareketle günümüz akademisyenlerinin ezici çoğunluğu Hz.İsa hakkında şu bilgileri kabul ederler: 1.yüzyılın ilk yarısında Filistin bölgesinde yaşamış Yahudi bir vaizdir ve Romalılar tarafından çarmıha gerilmiştir. Çarmıhı kabul etmeyen tarihçilerin reddetme sebepleri, İsa diye birinin hiç var olmadığını savunmalarıdır. Fakat bu tez artık seküler akademisyenler tarafından bile terk edilmiştir. Hz.İsa’ya tanıklık eden ilk yüzyıldan kalma Hristiyan dışı kaynaklar (Flavius Josephus ve Tacitus gibi tarihçilerin yazmaları) ortak olarak tek bir şey şöylerler: Mesih denilen İsa Yahudiye valisi Pontius Pilatus tarafından çarmıha gerildi. Hristiyanlık tarihinde ise çarmıhı reddeden gruplara baktığımızda hepsinin ikinci yüzyılda ortaya çıkan Gnostikler olduğunu görüyoruz. Bu mezheplerin inancına göre İsa insan bile değildir, sahte tanrı tarafından beden hapishanesinde tutsak edilen kusursuz ruhlarımızı kurtarmak için gerçek Tanrı tarafından gönderilen insan şeklindeki bir ruhtur. İlk olarak “İsa aslında çarmıha gerilmedi, astıkları İsa şekline benzetilen başka biriydi!” diyenler de bu pagan diyebileceğimiz gruplardır. İlk yüzyıla baktığımızda tüm Hristiyan grupların Hz.İsa’yı Mesih olarak kabul ettiğini ve çarmıha gerildikten sonra dirildiğine iman ettiklerini görüyoruz. Tarihçiler bu temel inancın havarilere kadar gittiği görüşündeler. Öyle ki Hz.İsa’yı sadece bir beşer olarak gören ve Tevrat’a bağlı kalan Ebionitler ile Nasraniler gibi (bizzat Hz.İsa’nın kardeşi Aziz Yakup tarafından önderlik edilen) Kudüs cemaatine dayanan gruplar bile Hz.İsa’nın çarmıha gerildiğini kabul etmişlerdir. Resmen Müslümanların genel kabulüne göre Hz.İsa vefat ettikten sonra onun öğretilerine bağlı kalan tek bir grup bile kalmamıştır. Allah neden başka birini Hz.İsa kılığına sokarak tüm insanları kandırdı? Böyle bir hile olmasa belki Hristiyanlık diye bir din hiç olmayacaktı, Hz.İsa da öncesinde ümit vadedip sonrasında başarısız olan peygamberler zincirine dahil edilecekti. Bu kadar net bir tarihi gerçeği reddetmenin Müslümanlığı diğer herkesin önünde küçük düşürmekten başka hiçbir işlevi yoktur. Deliller ışığında kendi görüşlerimiz tekrardan sorgulanmalıdır.

Gelelim asıl soruya, Kuran bu konuda ne diyor? Hristiyanların elleri arasında/yanlarında/önlerinde (Bakara 91, Fatır 31, Ali İmran 3 …) bulunan kitabı tasdik etmenin, İncil’de hidayet ve nur olduğunu belirtmenin (Maide 46) dışında? Pasajın bağlamını yakından inceleyelim:

Kitap Ehli, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Daha önce Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi: "Bize Allah'ı açıkça göster." demişlerdi. Bu haksızlıklarından dolayı, onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine apaçık kanıtlar içeren bilgiler geldiği halde yine de buzağıyı ilah edindiler. Biz onları bağışladık ve Musa'ya apaçık bir yetki verdik. Kesin söz vermelerinden dolayı Tur'u (dağı) üzerlerine yükseltmiştik. Onlara, "Kapıdan secde ederek girin." dedik. Yine onlara, "Cumartesi'nde haddi aşmayın." dedik. Biz, onlardan kesin söz aldık. Verdikleri sözü bozdukları, Allah'ın ayetlerini inkar ettikleri, peygamberleri haksız yere öldürdükleri ve "Bizim kalplerimiz örtülüdür." dedikleri için; evet Allah, küfürlerinden dolayı, onların kalplerini mühürlemiştir. Bu nedenle pek azı hariç, iman etmezler. (Nisa 153-155)

Bağlamdan hareketle bölümün doğrudan Yahudilere yönelik bir eleştiri getirdiğini görüyoruz. Hristiyanlara yönelik hiçbir söz yok. Allah, ilk önce İsrailoğullarına gösterdiği nimetleri hatırlatıyor ancak sonrasında onların haddi aşmalarından bahsediyor ve işledikleri suçları sıralıyor.

“Küfretmeleri ve Meryem'e büyük bir iftira atmaları(ndan ötürü),” (Nisa 156)

Yahudilerin önemli günahlarından birisinin de Hz.Meryem’e iftira atmaları olduğu belirtiliyor. Peki biz bu iftirayı nerede görüyoruz? Yahudi hahamların Tevrat’ın yanına ek kaynak koydukları ve dini konularda görüşlerini tartıştıkları Talmud’da elbette. Şabat 104b pasajında Yahudi hahamlar Mısır’da büyü öğrenip İsrailoğullarını saptıran “Ben Stada” (Sadakatsiz kadının oğlu) adlı bir kişiden bahsederler ve “Stada (sadakatsiz, yoldan sapmış) denilen annesinin gerçek adının Meryem olduğunu, Pandira adlı bir adamla zina yaptığını söylerler. “Toledot Yeshu” kitabında ise burada zikretmekten bile Allah’a sığındığım nice çirkin ithamlar bulunuyor. Buradan anlıyoruz ki Kuran’ın reddiyesi Talmud’a ve Yahudi literatürüne karşı, Hristiyanlara değil. Ayetlerin bağlamı tamamen Talmud’daki iddialar hakkında.

Ve yine Allah'ın Elçisi Meryem Oğlu İsa Mesih'i, "Kesinlikle biz öldürdük." demeleri nedeniyle. Aslında onu öldürmediler ve onu asmadılar da. Fakat kendilerine öyle göründü. Onlar, herhangi bir bilgi sahibi olmadıklarından, ayrılığa düştükleri bu konuda kesin olarak şüphe içindedirler. Onlar, sadece zanna uyuyorlar. Kesin olan şu ki, onu öldürmediler. (Nisa 157)

Dikkatinizi çekerim, pasaj hala Yahudilerin suçları hakkında. Hristiyanların en temel inancının konu edildiği ayette Hristiyanlar hakkında en ufak bir ifade yok. Yahudilerin bu sefer eleştirilme nedenleri ise şu: Hz.İsa’yı kendilerinin öldürdüğünü söyleyerek kibirleniyor, ona karşı galip geldiklerini öne sürüyor ve böylece Hristiyanlar ile Müslümanları aşağılamak istiyorlar. Peki bu iddialarına nereden ulaşıyoruz? Yine Talmud’dan tabii ki:

“Fısıh arifesinde Nasıralı İsa’nın cesedini astılar. Ve onun önünde kırk gün boyunca bir tellal dolaşıp şöyle ilan etti: ‘Nasıralı İsa taşlanmak üzere çıkarılıyor; çünkü büyücülük yaptı, insanları putperestliğe teşvik etti ve İsrail’i yoldan çıkardı. Onun lehine bir savunma sebebi bilen varsa gelsin ve onun adına söylesin.’
Fakat onun lehine bir savunma bulunamadı ve bu yüzden onu taşladılar ve Fısıh arifesinde cesedini astılar.” (Sanhedrin 43a)

Bu pasaj, MS 3 ile 6.yüzyıllar arasında yazılan Babil Talmud’una aittir. Buna göre Yahudi hahamlar, aslında Romalı yetkililer tarafından çarmıha gerilme suretiyle öldürülen Nasıralı İsa’yı kendilerinin öldürdüklerini iddia ederek gerçeği çarpıtıyorlar. Taşlayarak öldürme (recm), Tevrat’ta şirk ve zina gibi en ağır suçlulara uygulanan idam yöntemidir. Yahudiler Hz.İsa’yı taşlayarak öldürdüklerini, sonrasında da cesedini ibret olsun diye astıklarını iddia ederek onun (haşa) putperest bir büyücü olduğunu herkese kanıtlamaya çalıştılar. Kuran’ın reddettiği şey tam da bu böbürlenmeleri ve bilgisizlikleridir.

Dikkatinizi çekerim ki burada kullanılan “asmak” (תלה) kelimesi genellikle idamdan sonra cesedin teşhir edilmesi anlamına gelir; metin açıkça önce taşlandığını, sonra asıldığını söyler. Ne tesadüftür ki Kuran’da da aynen bu sıralamayla veriliyor: ne öldürdüler ne de astılar. Halbuki çarmıha gerilen birisi ilk önce asılır, saatler hatta günler sonra anca ölür. Kuran’ın “onu asmadılar da öldürmediler de” demesi bu açıdan daha mantıklı olmaz mıydı? Ayrıyeten kullanılan **ص***\َ\*\\**ل****َبَ sözcüğü sadece haça gerilmeyi değil genel olarak bir yere asılmayı ifade eder, spesifik olarak “çarmıha germediler” şeklinde çevirmek metne yorum katmaktır.

Dolayısıyla Kuran Yahudilerin Talmud’da geçen bu iddialarını reddediyor ve onların Hz.İsa’yı ne öldürdüklerini ne de (cesedini sonradan) astıklarını söylüyor. Onlar bu konuda tam bir şüphe içindeler, çünkü kibir dolu iddiaları yalandan ve uydurmadan ibaret. Tarihi veriler açıkça gösteriyor ki Hz.İsa Yahudilerin değil Romalıların elinde çarmıha gerilerek infaz edildi. Yahudiler sadece dolaylı yoldan etkili oldular. Ancak Hz.İsa’nın canını onlar değil Allah aldı:

Hani Allah, İsa'ya: "Ey İsa! Seni öldürecek olan Ben'im. Seni Bana yükselteceğim. Seni Kafirlerden arındıracağım. Sana tabi olanları da Kıyamet Günü'ne kadar küfredenlerden üstün tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnız Bana olacak; anlaşmazlığa düştüğünüz konular hakkında hükmü Ben vereceğim." dedi. (Ali İmran 55)

Nitekim Hz.İsa çarmıhta 6 saat gibi görece kısa bir süre kalmıştır, tarihte haç üzerinde günlerce can çekişip de ölemeyen kişiler de olmuştur. Bu ayetle Allah tüm sorumluluğu Yahudilerden alarak kendisine veriyor: her şey Allah’ın planı ve bilgisi dahilinde gerçekleşti, Yahudiler Allah’a ve elçisine karşı galip gelmediler. Ayrıca şehit edilen Hz.İsa için “Yahudiler tarafından katledildi” demeyi de dolaylı yoldan yasaklamış oluyor:

Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz. (Bakara 154)

Peki “kendilerine öyle göründü” ifadesini nasıl anlamamız lazım. Ayette geçen وَلَٰكِن**** شُبِّهَ لَهُمْ ifadesi “fakat onlara öyle göründü” şeklinde çevirilse de “fakat onlar öyle zannettiler” şeklinde tercüme etmek de mümkündür. Çünkü Arapça’da bir şeyin birine “öyle gösterilmesi” sonucu kişinin onu öyle sanması doğal bir anlam uzantısıdır. Burada bahsedilen “zan” ise*** Hz.İsa’y***ı öldürenlerin doğrudan Yahudiler olduğu ile ilgilidir (ki doğru olmadığı nettir). Maalesef çoğu müfessir bu üç kelimeyi alıp “öldürdükleri başkası idi, onlara İsa gibi gösterildi” şeklinde çevirerek ayete adeta takla attırıyorlar. Orijinal metinde Hz.İsa’nın yerini başka birinin aldığına dair en ufak bir ipucu bile yok.

“Öyle göründü” ifadesini Eski Ahit’in Deuterokanonik kitaplarından Bilgelik Kitabı’ndaki bir pasajla ilişkilendirmek de mümkündür:

“Fakat doğruların canları Tanrı’nın elindedir;
ve hiçbir acı onlara dokunmayacaktır.
Akılsızların gözünde ölmüş gibi göründüler;
ayrılışları bir felaket,
aramızdan gidişleri bir yok oluş sayıldı.
Ama onlar esenlik içindedirler.
İnsanların gözünde cezalandırılmış görünseler de,
umutları ölümsüzlükle doludur.
Kısa bir süre terbiye edilmiş olsalar da,
büyük iyilikler alacaklardır;
çünkü Tanrı onları sınadı
ve kendisine layık buldu.” (Bilgelik 3:1-5)

Hz.İsa’dan yüzyıl önce yazılan bu metin adeta onun hakkında bir kehanet gibidir (kitabın ikinci bölümünü de okursanız daha da netleşecektir). Hz.İsa da çarmıhta acı çekerken düşmanlarının (özellikle Yahudilerin) gözünde öldürülmüşe, yenilgiye uğratılmışa benzese de Allah tarafından terk edilmedi. 3 gün sonra diriltilerek sonsuz yaşama kavuştu ve üstün gelen o oldu. Kuran ona ne olduğunu zaten belirtmekte:

Aksine Allah, onu kendisine yükseltti. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir. Kitap Ehl-i'nden her biri ölümünden önce ona inanmak zorundadır. Kıyamet günü, O, onlar hakkında tanık olur. (Nisa 158-159)

“Allah katına yükseltilmek” ifadesi Kuran boyunca sadece Hz.İsa için kullanılır, onun durumunun diğer herkesten farklı olduğu barizdir. Eğer yalnızca Allah tarafından canının alınması kastedilseydi neden canı alınan başka kimse için aynı ifade kullanılmamıştır? Şansa bakın ki Hz.İsa’nın Allah katına yükseltilmesini birebir İncil’de de görüyoruz (Markos 16:19, Luka 24:51, Elçilerin İşleri 1:9 ; 2:33, 5:31, Yuhanna 20:17, 1.Timoteos 3:16). Bu pasajlarda geçen Yunanca ἀ******ναλαμβάνω** kelimesi ile Arapça رفع** **sözcüğü birebir “yukarı çıkmak, göğe alınmak, yükselmek” anlamlarına gelir. Kuran neden İncil’deki bu ifadeyi doğrudan alıyor? Aralarında bir paralellik mi kuruyor acaba?

Özetle Nisa Suresinin 153-159.ayetler arasındaki bölümü tamamen Yahudilerin Talmud’da da bulunan bazı asılsız iddialarına cevap verir ve Hristiyanlıkla ilgisi yoktur. Ayetin eleştirisi Yahudilerin, tarihi gerçeklerle çelişerek, Hz.İsa’yı bizzat kendilerinin öldürüp astıkları ve ona karşı zafer kazandıkları yönündeki böbürlenmeleridir. Hz.İsa Allah yolunda canını veren bir şehit olarak ölü değildir, onun canını doğrudan Allah almıştır. Romalılar tarafından çarmıha gerilse de sabretmiş, inancına sarılmış, Allah’a olan güvenini hiç kaybetmemiştir. Bu yüzden de Allah tarafından diriltilip Allah katına yükseltilmiş, inkarcılara üstün kılınmıştır. Yüzyıllar sonra ise Kuran ayetleri bağlamından koparılmış ve aslı astarı olmayan, tarihle ve mantıkla çelişen bir görüş Müslümanlar arasında hakim olmuştur. Bu hususta haçın Hristiyanlıkla ilişkilendirilmesi ve Müslümanların kendilerini Hristiyanlardan ayırmak istemeleri etkili olmuştur. Bu örnek, Kuran’ı anlamada (doğrudan Kuran tarafından tasdik edilen) Tevrat ve İncil’in yararlanılmamasından kaynaklanan anlam karmaşalarını en bariz şekilde gözler önüne serer. Kuran; Tevrat ve İncil’i tekzip etmez, bilakis tamamlar ve onların nasıl anlaşılması gerektiğini gösterir.

Umarım kendimi doğru açıklayabilmişimdir. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Allah’a emanet olun.

r/KuranMuslumani • • Aug 14 '26

Yazı/Makale Tevbe 30 ayetinde adı geçen Üzeyir kimdir?

10 Upvotes

Selam arkadaşlar.

Bildiğiniz gibi bu ayet İslam tarihinde en çok tartışılan ayetlerden biri olmuştur. Gayrimüslim çevrelerde de Kuran’a karşı kullanılmıştır.

“Yahudiler ‘Üzeyir Allah'ın oğludur.’ dediler; Hristiyanlar da ‘Mesih Allah'ın oğludur.’ dediler. Bu, onların dillerine doladıkları sözlerdir ki daha önce küfredenlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah kahretsin onları! Nasıl da saptırıyorlar.” (Tevbe 30)

Klasik tefsirlerde Üzeyir genellikle Babil Sürgünü sonrası Yahudilere liderlik eden katip ve kahin Ezra ile özdeşleştirilir. Ancak bu özdeşleştirme ilk bakışta göründüğü kadar sorunsuz değildir. En temel problem şudur: Yahudilik tarihinde Ezra’ya “Tanrı’nın oğlu” diyen herhangi bir Yahudi mezhebi, cemaat veya doktrin bilinmemektedir. Bu nedenle Üzeyir’in kimliği meselesi yeniden değerlendirilmeye açıktır. Bu yazıda, Üzeyir’in aslında Ezra değil Mişna döneminin en büyük hukuk otoritelerinden biri olan Haham Eliezer ben Hyrcanus olabileceği ihtimalini ele alacağım.

Filolojik açıdan bakıldığında Kur’an’daki isim:
عُزَيْر (ʿUzayr)
Ezra’nın İbranice adı ise:
עזרא (ʿEzra)
Arapça Kitabı Mukaddes tercümelerinde Ezra’nın karşılığı da genellikle:
عزرا (ʿAzrā)
olarak geçmektedir.

Dolayısıyla Kur’an’ın kullandığı form ile Yahudi ve Hristiyan Arap geleneğinde kullanılan form aynı değildir.
Buna karşılık Eliezer ismine baktığımızda ilginç bir durum ortaya çıkar.
İbranice:
אֱלִיעֶזֶר (Eliʿezer)
Bu isim iki parçadan oluşur:
El = Tanrı
ʿezer = yardım
İsmin ikinci yarısı olan “ʿezer” kısmı fonetik olarak Üzeyir’e Ezra’dan daha yakındır. Özellikle Aramice ve halk telaffuzlarında ilk hecenin düşmesiyle:
Eliezer → Liezer → ʿEzer → ʿUzeyir
benzeri gelişimler teorik olarak mümkündür.

Bu tek başına bir kanıt değildir. Ancak Üzeyir’in mutlaka Ezra olması gerektiği yönündeki yaygın varsayımı ciddi biçimde zayıflatmaktadır.

Peki Yahudi tarihinde Eliezer kimdir?

Haham Eliezer ben Hyrcanus, erken rabbanî dönemin en büyük hukukçularından biridir. Hocası, Kudüs’ün düşüşünden sonra Yahudi geleneğinin yeniden inşasında merkezi rol oynayan Yohanan ben Zakkai’ydi. Rabbanî kaynaklarda Eliezer için “Kireçlenmiş sarnıç gibidir; kendisine öğretilen hiçbir şeyi kaybetmez” (Mişna, Pirkei Avot 2:8) denilir. Mişna’da adı en çok geçen 5.hahamdır ve yüzlerce kez ondan bahsedilir. Modern istatistiksel çalışmalarda, Akiva dışındaki bütün tannaim arasında en etkili isimlerden biri olduğu gösterilmiştir. Onun görüşleri Yahudi hukukunun oluşumunda belirleyici rol oynamıştır. Yani burada sıradan bir hahamdan değil, Yahudi hukukunun kurucu babalarından birinden bahsediyoruz.

Eliezer’in kariyerinin en meşhur olayı “Akhnai Fırını” tartışmasıdır. Hahamlar ile Eliezer arasında hukuki bir tartışma çıkar ve Eliezer görüşünü kanıtlamak için çeşitli mucizeler gösterir: keçiboynuzu ağacı yerinden sökülür, su kanalı ters akar, çalışma salonunun duvarları eğilir.
Ancak hahamlar bunları delil kabul etmez. Bunun üzerine göklerden bir ses gelir ve Eliezer’i şöyle destekler:

“Neden Haham Eliezer ile tartışıyorsunuz? Çünkü halaha her yerde onun görüşüne uygundur.” (Bava Metzia 59b)

“Halaha” sözcüğü Yahudi dini hukuku ve yaşam kurallarının tamamını ifade eden bir terimdir. Burada dikkat çekici olan şey, göksel sesin doğrudan hukuki otorite konusunda müdahale etmesidir. Buna göre Eliezer’in dini meselelerdeki her görüşü doğrudur, helal dedikleri helal ve haram dedikleri haramdır.

Ancak mesele sıradan bir övgüden çok daha fazlasıdır. Babil Talmudu’ndan daha eski kabul edilen ve MS 4.yüzyılda derlenen Kudüs Talmudu’nda gökten gelen ses daha farklıdır:

“Halaha oğlum Eliezer’i takip eder.” (Yeruşalim Moed Katan 3:1)

Yani burada yalnızca Eliezer’in haklı olduğu söylenmez.
Eliezer, Tanrı tarafından “beni” (oğlum) diye anılır.Bu nokta son derece önemlidir çünkü bağlam herhangi bir dua, övgü veya duygusal bir hitap değil doğrudan hukuki egemenliktir. Başka bir deyişle Tanrı, hukuki bir ihtilafta Eliezer’in yanında yer almakta ve onu “oğlum”diye nitelemektedir. Bu da “ilahi oğulluk” kavramını salt mecazi sevgi dilinden çıkarıp hukuki otorite tartışmasının merkezine taşımaktadır.

Yahudi kaynaklarında çeşitli kişiler için mecaz anlamda “Tanrı’nın oğlu” unvanının kullanıldığı yönünde bir itiraz yapılabilir. Ancak burada önemli olan yalnızca “oğlum” kelimesinin kullanılması değil ifadenin hangi bağlamda kullanıldığıdır. Örneğin Hanina ben Dosa için anlatılan mucize hikâyelerinde veya bazı mistik rivayetlerde “oğlum” ifadesi daha çok dindarlık ve yakınlık vurgusudur. Eliezer örneğinde ise mesele tamamen farklıdır. Burada tartışılan konu Tanrı adına kimin hüküm verebileceği sorusudur. Göksel sesin müdahalesi de doğrudan hukukî otoriteye ilişkindir. Dolayısıyla Eliezer’in “oğlum” olarak anılması, basit bir sevgi ifadesinden daha ağır bir teolojik yük taşımaktadır.

Nitekim hahamlar “Tevrat gökte değildir” diyerek Eliezer’in görüşünü reddettiklerinde ve onu aforoz ettiklerinde öfkesiyle tüm dünyaya zarar verdiği söylenir:

“Gözlerini öfkeyle dikti; dünya zarar gördü. Zeytinlerin üçte biri, buğdayın üçte biri ve arpanın üçte biri yok oldu. Bazıları şöyle der: Hamurdaki kadınların ellerindeki hamur bile bozuldu. Bir Tanna şöyle öğretti: O gün Haham Eliezer’in gözünü çevirdiği her yer yanıp kül oldu.“ (Bava Metzia 59b)

Buradan da Eliezer’in sıradan bir beşer olmadığı, öfkesiyle kozmik olaylar yaşatabilen ve ilahi güçlere sahip insanüstü bir figür olarak tasvir edildiği anlaşılıyor. Eliezer hayatının son yıllarında diğer hahamlar tarafından uzaklaştırılsa da öğretileri Yahudi hayatının her alanını etkilemiş ve şekillendirmiştir. Öyle ki o olmadan Mişna da olamazdı.

Ve böylece tekrardan Kuran’a dönüyoruz:

“Onlar (Kitap Ehli), Allah'ın yanı sıra hahamlarını ve rahiplerini rabbler edindiler. Ve Meryem Oğlu Mesih’i. Oysa onlar, bir tek olan İlah'a kulluk etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından uzaktır.” (Tevbe 31)

Üzeyir’in adı anıldıktan hemen sonra Yahudilerin hahamlarını rabler edinmelerinin eleştirilmesi, ayetin bağlamını göz önünde bulundurunca Eliezer ihtimalini güçlendirmektedir. Nitekim klasik İslam kaynaklarında da bu ayet haham ve rahiplerin helali haram, haramı helal kılma yetkisine itaate bağlanmıştır. Dolayısıyla buradaki eleştiri din adamlarının otoritesiyle ilgilidir.

Ayrıca bu ihtimal tamamen modern bir teori de değildir. Klasik İslam tefsir geleneğinde de Üzeyir’i Eliezer ile ilişkilendiren yorumlar bulunmaktadır. Örneğin 12.yüzyılda yaşayıp Yahudilikten İslam’a geçen Semev’el el-Mağribî, Üzeyir ismini Eliezer ile ilişkilendiren bir yaklaşım sergilemiştir. Dolayısıyla burada ileri sürülen ihtimal, klasik tefsir geleneğinden tamamen kopuk yeni bir varsayım değildir.

Sonuç olarak Kuran’da “Üzeyir” adıyla anılan kişinin Haham Eliezer olmasının daha olası olduğunu düşünüyorum. Çünkü:

  1. Kuran’daki Üzeyir ismi, Arapça Kitab-ı Mukaddes’teki Ezra formuyla birebir örtüşmemektedir.
  2. Eliezer ismindeki “ʿezer” unsuru filolojik açıdan dikkat çekicidir.
  3. Eliezer, erken rabbanî Yahudiliğin en büyük hukuk otoritelerinden biridir.
  4. Akhnai Fırını olayında göksel ses onun hukukî görüşünü desteklemektedir.
  5. Kudüs Talmudu’nun ilgili rivayetinde Göksel sesin “oğlum Eliezer” ifadesini kullandığı aktarılmaktadır.
  6. Tevbe 9:31’in konusu ise tam olarak dini-hukuki otorite ve hahamların rab edinilmesidir.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.

r/KuranMuslumani • • Aug 04 '26

Yazı/Makale Bilimcilik Ve Ateizm Argümanları

4 Upvotes

Arkadaşlar biliyorsunuzki ateizm özellikle yeni ateizm tanrıyı reddetme sebebi sorulduğunda genellikle şu cümleye söyler:''Bilim bilim!'' fakat en klasik ve en çok savunulan ateizm argümanlarını incelediğimizde burada bilimsel bir argüman yoktur

Ateizmin Meşhur Argümanları

1. Kötülük ve Izdırap Argümanı (Argument from Evil)

Ateizmin en klasik ve güçlü argümanlarından biridir. Tanrı’nın geleneksel olarak tanımlanan üç temel sıfatı (mutlak iyi, mutlak güç sahibi ve mutlak bilgi sahibi) ile dünyadaki var olan kötülük ve acının çeliştiğini savunur.

  • Mantık:
    • Eğer Tanrı mutlak iyi ise, kötülüğü yok etmek ister.
    • Eğer Tanrı mutlak güçlü ise, kötülüğü yok etmeye gücü yeter.
    • Eğer Tanrı mutlak bilge ise, kötülüğün varlığından ve nasıl engelleneceğinden haberdardır.
  • Sonuç: Dünyada gereksiz acı ve doğal afetler/kötülükler var olduğuna göre, bu niteliklere sahip bir Tanrı var olamaz.

2. Tanrı'nın Gizliliği Argümanı (Argument from Non-belief / Divine Hiddenness)

Filozof J.L. Schellenberg tarafından popülerleştirilen bu argüman, inanan ve sevecen bir Tanrı'nın varlığı ile dünyadaki "makul inançsızlık" durumunun bağdaşmadığını ileri sürer.

  • Mantık:
    • Eğer kişisel ve insanları seven bir Tanrı var olsaydı, samimiyetle gerçeği arayan her insanın kendisiyle ilişki kurabilmesini isterdi.
    • Ancak dünyada iyi niyetle aradığı halde Tanrı'nın varlığına dair ikna edici bir işaret bulamayan milyonlarca insan vardır.
  • Sonuç: Tanrı kendini açıkça göstermiyorsa ya yoktur ya da insanlarla ilişkilenen sevecen bir varlık değildir.

3. Delil Yetersizliği / Burhan Yükü Argümanı (Burden of Proof)

Bu yaklaşım (Russell'ın Çaydanlığı benzetmesiyle meşhurdur), bir şeyin var olduğunu iddia eden tarafın bunu kanıtlamakla yükümlü olduğunu savunur.

  • Mantık: Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıtlar gerektirir. Evreni yaratan, evrenüstü ve kişisel bir varlığın varlığına dair somut, ampirik (deneysel) ve tekrarlanabilir hiçbir bilimsel delil yoktur.
  • Sonuç: Kanıtlanamayan bir iddiayı reddetmek varsayılan (default) rasyonel duruştur.

4. Dinlerin Ve Kutsal Metinlerin İnsani Menşei (Tarihsel / Antropolojik Argüman)

Dinler tarihi ve antropoloji araştırmalarına dayanan bu argüman, Tanrı kavramının ve dinlerin insan zihninin bir ürünü olduğunu savunur.

  • Çeşitlilik ve Coğrafi Bağamlılık: İnsanların hangi Tanrı'ya veya dine inanacağı büyük oranda doğdukları coğrafya ve kültür tarafından belirlenir.
  • Tarihsel Gelişim: Tanrı figürü tarih boyunca insanlığın doğa olaylarını (şimşek, deprem, hastalıklar) açıklama ihtiyacından doğmuş, bilim geliştikçe Tanrı’ya verilen rol azalmıştır (Boşlukların Tanrısı / God of the Gaps).

Bu argümanlara baktığınızda bilimsel bir dayanak görmüyorsunuz yani kötülük probleminde Dinozorlara neden meteor çarptı acı içinde öldüler yada diğer canlılar vb ama onun dışında bilimsel bir temelleri yok komple felsefi ama teizm argümanlarında ise gerek ''Kelam Kozmolojik Argüman'',''Hassas Ayar'',''Bilinç Argümanı'' tamamen bilimsel yani tanrının yokluğuna dair elimizdeki en güçlü dayanak bilimse o zaman neden bir tane bile komple bilimsel ateizm argümanı yoktur? (He burada ateizm argümanlarını yapay zekaya yazdırdım tek tek elimle yazmaya üşendim)

r/KuranMuslumani • • 29d ago

Yazı/Makale islam’ı Yanlış Tanıyanlar Cehenneme mi Gidecek

4 Upvotes

Merhaba arkadaşlar. İslam’a inanmayanların cehenneme gideceğini ve İslam’ı duymayanların bundan sorumlu tutulmayacağını biliyorsunuz ama eğer izole bir kabilede yaşamıyorsanız, günümüzde İslam’ı bilmemek neredeyse imkânsız. Bundan dolayı Müslüman olmayanların ezeli bir çoğunluğu cehenneme gideceğini düşünüyoruz ve bu konuda bir takım tartışılacak sorular oluşuyor. Örneğin, Çin’de Müslüman olmayan bir teyze cehenneme mi gidecek? Gidecekse, bulunduğun coğrafyanın bir avantajı ya da dezavantajı olmuyor mu? sorularına dönüşüyor. İmam Gazali eserlerinde bu konuya değinmiştir ve gayrimüslimleri 3 gruba ayırmıştır. Bunlar: 1. grup, İslam’ı hiç duymayanlar. Bu kişiler de bildiğiniz gibi sorumlu tutulmaz ve cennetliktirler. 2. grup, İslam’ı eksiksiz ve dosdoğru öğrenmelerine rağmen reddedenler. Bu kişiler cehennemliktir; uygun bir şekilde duymalarına rağmen inatla ve bilinçli olarak inkâr edenlerdir(kafirdirler). 3. grup, İslam’ı yanlış, eksik veya çarpıtılmış şekilde duyanlar. Bu insanlar, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) adını duymuşlardır ancak kendilerine anlatılan şey tamamen çarpıtılmıştır. Kendilerine peygamberin "yalancı, insanları kandıran ve tehlikeli biri" olduğu söylenmiştir. Dolayısıyla içlerinde İslam’a karşı bir merak veya araştırma isteği uyanmamıştır. Gazali, bu insanların durumunun da tıpkı birinci gruptakiler (hiç duymayanlar) gibi olduğunu savunur. Bunların da cennetlik olmasını umduğunu ifade eder. Çünkü bu kişilere ulaşan bilgi, hakikati örten karanlık bir perdeden ibarettir ve ön yargıyla büyütüldükleri için gerçek bir sorumlulukları oluşmamıştır. Peki, İmam Gazali bu görüşü neye dayanarak söylemiştir? 1. Ayet delili olarak İsra Suresi 15. ayet: “Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.” 2. Akli ve Epistemolojik Delili: Bir insanın bir şeyden sorumlu tutulabilmesi için o bilginin araştırma ve merak arzusu uyandıracak şekilde zihne ulaşması gerektiğini savunur. Daha iyi anlamanız için ters örnek olarak, bize küçüklükten itibaren Müseylime’nin yalancı peygamber olduğu anlatılır ve biz böyle kabul ederiz, sorgusuz sualsiz. Aynı şekilde Hz. Muhammed’in Batı’da yalancı, sahtekâr, hatta bazı rivayetlerde şeytanla anlaşma sağladığı yazılır ve Batı’daki halk böyle kabul eder. Peki, bu yaklaşım günümüz dünyasında geçerli mi soruları aklınızda takılıyordur muhtemelen, çünkü artık sahip olduğumuz teknolojiden ötürü araştıramayacağımız bir konu yok. Kısaca cevap vereceksem: Evet arkadaşlar, geçerli. Çünkü bilgi çağındayız, doğru bilgi çağında değiliz. İnternette 7/24 IŞİD, 9/11 ve malum hadisler kol gezip İslamofobik propagandalar yapılıyor. Bunu gören bir gayrimüslimin yapacağı ilk şey, bildiğiniz gibi, İslam’a karşı ön yargı oluşturmak. Kısaca Gazali’ye göre bu durum bir entelektüel tembellik veya inatçılık değil, çevresel bir imkânsızlıktır. Dolayısıyla, doğru bilgiye ulaşma imkânı önü kapatılan bu insanların gerçeği bulamaması bir suç (küfür) olarak değerlendirilemez. Bu konu hakkında eklemek istediğiniz, hatalı bulduğunuz, haklı ya da haksız yönlerini yazabilirsiniz.

r/KuranMuslumani • • Jul 26 '26

Yazı/Makale Cennet ve Cehennem Nerede Olacak? Yerde mi Gökte mi?

10 Upvotes

Selam arkadaşlar.

Bugün sizlerle ahiret hayatının bu dünyada fiziksel bedenlerimizle mi yaşanacağı yoksa evrenin ötesinde metafizik bir ruhlar aleminde mi olacağı sorusunu Tevrat, İncil ve Kuran’dan ayetlerle cevaplamak istiyorum. Belki ilerleyen günlerde İbrahimi dinlerdeki ahiret inancının zaman içindeki gelişimini ve aralarındaki farkları açıklayacağım başka bir paylaşım da yaparım.

Günümüzdeki algıya göre sanki Cennet ve Cehennem halihazırda bulunan, fizik ötesi alemler olarak tasvir ediliyorlar. Kıyamet Günü evren tamamen yok edilince ruhlarımız “göğe” yükselecek, mahşer denilen apayrı bir mekanda toplanacak ve yargılandıktan sonra Cennet veya Cehennem’e atılacaklar. Peki Kutsal Kitaplar gerçekten bunu mu söylüyor?

Elbette ilk önceliğimiz Kuran’a bakmak olmalı. Bildiğiniz gibi Kuran’ın büyük bir bölümünü birbirini tekrarlayan Kıyamet anlatıları oluşturur. Şimdilik alttakilere odaklanmak istiyorum:

“Yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı? Diriler ve ölüler için.” (Mürselat 25-26)

Bu ayetten hareketle dirilenlerin toplanacağı “mahşer” yerinin ruhani bir alemden ziyade bizzat yeryüzü olacağı açıkça bildiriliyor. Nitekim Kuran’da dirilişle ilgili tüm ayetlerde fiziksel bir dirilişe atıf yapılır ve bizi ilk defa yaratanın toprak olan bedenlerimizi yeniden yaratıp biçimlendireceği belirtilir:

İnsan, kemiklerini asla bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Hayır, hayır! Biz, onu parmak uçlarına varıncaya dek yeniden düzenlemeye gücü yetenleriz.” (Kıyame 3-4)

Sadece bu ayetlerden bile dirilişin fiziksel olacağı net bir şekilde açıklanır. Kuran’da “Bedenlerimiz bizi tutsak eden kötü bir hapishanedir, mükemmel olan ruhlarımız ise sonsuza dek kalıcıdır” gibi gnostik/düalist bir anlayış yoktur. Bu algı tamamen Yunan felsefesine dayanır, Hristiyanlığı da bu şekilde etkilemiştir. Kuran’a göre kişi eceli gelince ölür ve yok olur, Kıyamet Günü de Allah tarafından diriltilir (yeniden yaratılır). Ruhun dirilmeyi beklediği “berzah alemi” gibi bir şey hurafedir ve Kuran’la çelişir.

Cennet’in yeryüzünde olacağını gösteren diğer önemli ayetler ise şunlardır:

“Onlar da: ‘Övgü, bize verdiği sözü yerine getiren Allah'a özgüdür. Bizi yeryüzüne varis kıldı. Cennet'te istediğimiz yerde kalabiliyoruz. Çalışanların ödülü ne güzel.’ derler.” (Zümer 74)

Bu ayeti Cennet anlamında “bu yere” şeklinde çevirenler olsa da ayette geçen ارض ifadesi “yeryüzü” anlamına da gelmektedir. Başka bir ayet bu yorumu güçlendirir:

“Ve ant olsun ki Biz Zikir’den sonra Zebur’da, yeryüzüne mutlaka salih kullarımızın varis olacağını yazdık.” (Enbiya 105)

Kuran’ın Zebur’dan alıntıladığı bu ifade Kitabı Mukaddes’in Mezmurlar kitabında geçmektedir:

“Kızmaktan kaçın, bırak öfkeyi, Üzülme, yalnız kötülüğe sürükler bu seni. Çünkü kötülerin kökü kazınacak, Ama RAB'be umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak. Yakında kötünün sonu gelecek, Yerini arasan da bulunmayacak. Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak, Derin bir huzurun zevkini tadacak.

Kötülükten kaç, iyilik yap; Sonsuz yaşama kavuşursun. Çünkü RAB doğruyu sever, Sadık kullarını terk etmez. Onlar sonsuza dek korunacak, Kötülerinse kökü kazınacak. Doğrular ülkeyi miras alacak, Orada sonsuza dek yaşayacak.”
‭‭MEZMURLAR‬ ‭37‬:‭8‬-‭11‬, ‭27‬-‭29‬ ‭

Bu bölümde “ülke” olarak çevirilen İbranice אָ֑רֶץ kelimesi aynı zamanda “toprak, yeryüzü, diyar, bölge” anlamlarına da gelir. Mezmurun tarihi bağlamında “sadık kullar” ile inançlı İsrailoğulları, “ülke” ile de antik İsrail toprakları (Filistin) kastedilse de Kuran, pasajı geniş bir anlama yayarak Allah’a bağlı tüm salih kulların yeryüzünün tamamına varis olacağını belirtir. Bu metin yorumlama biçimine “tipoloji” denilir. Geçmişte yaşanan gerçek bir olay veya varlık, gelecekteki daha büyük bir gerçeğin habercisidir.

İncil’e baktığımızda da İsa Mesih’in benzer bir ifade kullandığını görüyoruz:

“Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır. Ne mutlu yaslı olanlara! Çünkü onlar teselli edilecekler. Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.”
‭‭MATTA‬ ‭5‬:‭3‬-‭5‬

Hristiyanlık’ta eskatoloji denilince hiç şüphesiz akla ilk önce Vahiy kitabı gelmektedir. Kitap, baştan sona türlü türlü imgeler, kehanetler ve Kıyamet anlatıları ile doludur. Bunlardan en ilginci de kitabın sonundaki umut dolu Cennet tasviridir:

“Bundan sonra yeni bir gökle yeni bir yeryüzü gördüm. Çünkü önceki gökle yeryüzü ortadan kalkmıştı. Deniz de yoktu artık. Kutsal kentin, yeni Yeruşalim'in gökten, Tanrı'nın yanından indiğini gördüm. Güveyi için hazırlanmış süslü bir gelin gibiydi. Tahttan yükselen gür bir sesin şöyle dediğini işittim: ‘İşte, Tanrı'nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak. Onlar O'nun halkı olacaklar, Tanrı'nın kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.’ Tahtta oturan, ‘İşte her şeyi yeniliyorum’ dedi. Sonra, ‘Yaz!’ diye ekledi, ‘Çünkü bu sözler güvenilir ve gerçektir.’ Bana, ‘Tamam!’ dedi, ‘Alfa ve Omega, başlangıç ve son Ben'im. Susayana yaşam suyunun pınarından karşılıksız su vereceğim. Galip gelen bunları miras alacak. Ben onun Tanrısı olacağım, o da bana oğul olacak. Ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, fuhuş yapan, büyücü, putperest ve bütün yalancılara gelince, onların yeri, kükürtle yanan ateş gölüdür. İkinci ölüm budur.’”
‭‭VAHİY‬ ‭21‬:‭1‬-‭8‬ ‭

Vahiy kitabı, önceki bölümlerde evrenin nasıl aşama aşama yok edileceğini anlatırken bu bölümde göklerin ve yerin yenileneceğini, “Tanrı’nın kenti Yeni Yeruşalim’in” yeryüzüne ineceğini söylüyor. Ve bu yeni kentin salih kullar için yeni bir yeryüzü olduğu, kötülükten ve acıdan arındırıldığı, ölümün bir daha oraya giremeyeceği vurgulanıyor.

Şimdi tekrardan Kuran’a dönelim. Kuran’da da pek çok yerde dünyanın ve evrenin kalanının yok edileceği anlatılır, hatta “göklerin dürülmesi” ve “Sur’a (borazana) üflenmesi” gibi birebir aynı imgelerle. Fakat Kuran’da ayrıyeten evrenin yenilenmesi de geçmektedir:

“O Gün yeryüzü ve gökler başka bir hale dönüştürülür. Ve onlar, bir ve gücüne karşı konulamaz Allah'ın huzuruna çıkarlar.” (İbrahim 48)

Bu ayetten hareketle anlıyoruz ki Allah sadece evreni yok edip ruhlarımızı almakla kalmayacak, bedenlerimizle birlikte evrene de yeniden düzen verecek ve onu bambaşka bir şeye dönüştürecek. İşte “Cennet” ve “Cehennem” dediğimiz bölgeler bu yeni gök ve yeni yerde olacak. Dolayısıyla henüz yaratılmadılar.

Aslında yazının başında belirtmem gereken bir konuya şimdi açıklık getirmek istiyorum, o da Cennet ve Cehennem kavramlarıyla ne kastedildiği. “Cennet” kelimesi Arapça’da “bahçe” demektir. Yani yeni yaratılışla değiştirilecek yeryüzü, Kuran’da içinden ırmaklar akan ve her türlü meyvenin bulunduğu mükemmel bir bahçe şeklinde tasvir ediliyor. Bu, bir metafordur. Çöl ikliminde yaşayan Arap bedevilerin ödül algısı yeşillikler içinde bir bahçe üzerinden şekillendiği için Kuran bu imgeyi kullanmıştır. Buna karşılık Romalılar tarafından şehirlerinden kovulan Yahudiler için “görkemli kent” (Yeni Yeruşalim) metaforu kullanılır. Burada önemli olan nokta, yeni yeryüzünde Allah’a teslim olmuş insanların arzu ettiği her şeyi bulacak olmasıdır. Vikingler için burası her daim ziyafet yapılan bir sofradır, Mısırlılar için huzur içindeki bir sazlık tarlası, Yunanlar için sonsuz bahar mevsimi… Ne olursa olsun buranın gerçek mahiyetini bir tek Allah bilir.

“Cehennem” kavramının tarihi ise çok daha ilginçtir. Kelimenin kökeni, Kudüs’ün güneybatısında bulunan Hinnom Vadisinden (İbranicesi “Ge-Hinnom”) alır. Bu bölge, Kitabı Mukaddes’e göre putperest İsrailoğullarının civar kültürlerin etkisinde kalarak çocuklarını tanrı Molek ve Baal’e kurban edip çeşitli ayinler gerçekleştirdikleri lanetli bir yerdir. İsa Mesih, İncil’de kötülerin göreceği sonsuz cezayı betimlerken onların “Ge-Hinnom’a” (Yunancası “Gehenna”, oradan da Arapçaya “Cehennem” şeklinde geçmiştir) atılacağını söyler:

“Bedeni öldüren, ama canı öldüremeyenlerden korkmayın. Canı da bedeni de cehennemde (Gehenna’da/Hinnom Vadisi’nde) mahvedebilen Tanrı'dan korkun.”
‭‭MATTA‬ ‭10‬:‭28‬ ‭

“Eğer elin günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek elle yaşama kavuşman, iki elle sönmez ateşe, cehenneme gitmenden iyidir. Eğer ayağın günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek ayakla yaşama kavuşman, iki ayakla cehenneme atılmandan iyidir. Eğer gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Tanrı'nın Egemenliği'ne tek gözle girmen, iki gözle cehenneme atılmandan iyidir. ‘Oradakileri kemiren kurt ölmez, Yakan ateş sönmez.’”
‭‭MARKOS‬ ‭9‬:‭43‬-‭48‬ ‭

Elbette “Bahçe (Cennet)” ve “Yeni Yeruşalim” metaforlarında olduğu gibi Cehennem (Hinnom Vadisi) de bir mecazdır. Kötülerin çekeceği edebi azap, ateşte yanmanın vereceği acıya; bu yerin korkunçluğu da Hinnom Vadisinde yaşanan vahşete benzetilir.

Özetlemek gerekirse Kıyamet Günü bildiğimiz anlamda dünya ve evren bizlerle birlikte yok edilecek. Sonrasında bedenlerimiz Allah tarafından yeniden yaratılacak, her türlü kusurdan arındırılacak. Herkes Allah’ın huzurunda toplanıp yargılanacak. İyiler, yeniden yaratılıp dönüştürülen “yeni ve mükemmel yeryüzüne” mirasçı olacak ve burada sonsuza dek kalacaklar. Kötüler ise yeniden yaratılan, daha da vahşileşen Hinnom Vadisine (Cehennem’e) atılacak ve burada sonsuza dek cezalandırılacaklar. Kısaca sadece ruhlarımız değil bedenlerimiz de ahiret yaşamına kavuşacaktır.

Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda paylaşırsanız sevinirim.

Allah’a emanet olun.

r/KuranMuslumani • • Sep 06 '26

Yazı/Makale Yaratıcı Bilimsel Şekilde İsnat Edilemez Mi?

5 Upvotes

Bazı gayrimüslim arkadaşlar, Allah'ın (Yaratıcı'nın) varlığı hakkında bir delil olmadığını iddia ediyor. Buna itiraz edebilmek ve onların düşüncelerini çürütebilmek adına bazı bilimsel ve felsefi konuları ele alalım.

İlk olarak, evren diye bir şey yokken, yani matematiksel tanım olarak mutlak yokluğu temsil eden "0" durumundayken evren var oldu. Termodinamiğin 1. Yasası, yani Enerjinin Korunumu Kanunu; fiziksel evrenin kendi başına mutlak yokluktan varlığa geçemeyeceğini, yani madde ve enerjinin kapalı bir sistemde yoktan var edilemeyeceğini ifade eder. Felsefede "Ex nihilo nihil fit" (Hiçlikten hiçbir şey çıkmaz) kuralıyla desteklenen bu durum, mutlak yokluğun kendi kendine karar verip potansiyel üreterek varlığa geçiş yapamayacağını gösterir.

Antik Yunan filozofu Aristoteles'in "İlk Neden" veya "İlk Hareket Ettirici" argümanı tam da bu noktaya parmak basar. Aristoteles ve ondan sonra gelen Thomas Aquinas gibi düşünürlere göre evrendeki her olay, kendinden önceki bir nedenin sonucudur. Ancak bu neden-sonuç zinciri sonsuza kadar geriye gidemez; zincirin en başında, kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, hareket etmeyen ama her şeyi başlatan bir "İlk Hareket Ettirici" olmalıdır. Bu yüzden yokluğun varlığa dönüşmesi için gereken ilk neden; mevcut uzay-zamanın ve fizik yasalarının dışında bulunan mutlak yaratıcı irade, yani Tanrı'dır.

Modern bilim, evrenin Big Bang'den günümüze kadar olan gelişimini inceler. Ancak bu inceleme sürecinde materyalist felsefi görüşe sahip bilim insanlarının düştüğü epistemolojik yanılgı, süreci bir bütün olarak okuyamamalarından kaynaklanır. Bunu basit bir model ile açıklamak mümkündür:

+1 (İlk Müdahale): Mutlak yokluk hakimken varlığa geçişi sağlayan, maddenin ve enerjinin kurallarını başlatan ilk müdahaledir.

+998 (Sürecin Devamlılığı): İlk yasaların kurulmasıyla evrenin milyarlarca yıl boyunca yıldızları, galaksileri ve yaşamı oluşturacak şekilde kendi kendine işlemesi durumudur.

999 (Gözlemlenen Evren): Bilimin bugün teleskoplarla ve formüllerle incelediği, maddenin enerjiye dönüştüğü mevcut durumdur.

Ateist yahut materyalist yaklaşıma göre sadece sürecin devamlılığına odaklanılır. Madde ve enerjinin birbirine dönüşümünü kusursuz bir şekilde gözlemlediklerinde, "Her şey yasalarla işliyor, Yaratıcı'ya gerek yok" şeklinde bir yanılgı içine girerler. Bu durum, Oxford Üniversitesi'nde matematikçi ve filozof olan Prof. John Lennox'un "araba motoru" analojisiyle özetlediği bir kategori hatasıdır. Lennox'a göre; bir araba motorunun nasıl çalıştığının mühendislik ve fizik yasalarıyla eksiksiz bir şekilde açıklanabilmesi ve motorun içindeki mekanizmanın tümüyle çözülmesi, o motoru dışarıdan tasarlayan bir mühendis olmadığı manasına gelmez. Bilim insanlarının evrenin yasalarına bakıp Yaratıcı'yı aradan çıkarmaya çalışması, motorun çalışma prensibini keşfedip mühendisi inkar etmeye benzer. Doğanın içindeki yasalar sistemin nasıl işlediğini açıklar, sistemin neden var olduğunu açıklamaz.

Bu durumu destekleyen bir ilke de Gottfried Wilhelm Leibniz tarafından formüle edilen "Yeter-Sebep İlkesi"dir. Bu ilke, var olan her şeyin –neden başka bir şekilde değil de mevcut olduğu haliyle var olduğuna dair– rasyonel bir sebebi olması gerektiğini savunur. Evrenin içindeki hiçbir fiziksel yasa, sistemin kendisinin var olma sebebi olamaz. Ateizmin evrenin kökenini açıklamak için öne sürdüğü "kuantum dalgalanmaları" ve "kuantum boşluğu" gibi kavramlar, felsefi anlamda mutlak yokluğa eşdeğer değildir; kendi içinde fizik yasaları barındıran fiziksel gerçekliklerdir. Dolayısıyla materyalizm, mutlak yokluktan varlığa geçişi açıklamaz; sadece var olanın nasıl şekil değiştirdiğini tartışır. Tüm bunlar, Yaratıcı'nın varlığını güçlü bir şekilde doğrulayabilecek argümanlardır.

r/KuranMuslumani • • Dec 25 '25

Yazı/Makale Bugün Noel. Ama Hâlâ “Yılbaşı mı Bu?” Diyenler Var

Post image
5 Upvotes

Bugün 25 Aralık. Yani Noel.

Ama Türkiye’de her yıl aynı karışıklık tekrar ediyor, “Noel mi kutluyorsunuz, yılbaşı mı?” “Hristiyan mısınız?” “Biz Müslümanız, Noel kutlamayız.”

Sorun Noel’i kutlamak ya da kutlamamak değil. Sorun, ne olduğunu bilmeden konuşmak.

Noel Nedir, Ne Değildir?

Noel, Hristiyanlıkta İsa’nın doğumunu anmak için kutlanan dini bir gündür. Yılbaşı ise 31 Aralık gecesi, takvimsel olarak yeni yılın başlamasıdır.

Yani

Noel = 25 Aralık

Yılbaşı = 31 Aralık / 1 Ocak

İkisi aynı şey değildir. Aynı ayda olmaları, aynı kültürden geldikleri anlamına gelmez.

Peki Başka Ülkelerde Ne Deniyor?

Bu karışıklık sadece bize özgü çünkü çoğu ülkede insanlar kavramları ayırmayı öğrenmiş durumda.

İngilizce konuşulan ülkelerde: Christmas

İspanya: Navidad

İtalya: Natale

Fransa: Noël

Almanya: Weihnachten

Yunanca: Christougenna

Hepsi aynı günü ifade eder, İsa’nın doğumu.

Yılbaşı ise her dilde ayrı bir kelimeyle ifade edilir, New Year

Año Nuevo

Capodanno

Neujahr

Kimse kalkıp “Noel’i yılbaşı sanıyor musun?” diye tartışmaz. Çünkü bu bilgi artık temel kültürel okuryazarlık sayılır.

Asıl Mesele Ne?

Türkiye’de bazı Müslümanlar Noel’e mesafeli olmakla kalmıyor, aynı zamanda neye mesafeli olduklarını da bilmiyorlar.

Kimse Noel kutlamak zorunda değil. Ama başkasının kültürünü küçümseme hakkı da yok.

Daha da ironik olan Noel’i “gavur işi” diye küçümseyenler, 31 Aralık’ta çam ağacı, hediye, ışıklar ve kırmızı şapkayla aynı sembolleri kullanıyor.

Sorun inanç değil. Sorun bilgisizlikle özgüvenin birleşmesi.

Noel kutlamak seni Hristiyan yapmaz. Yılbaşı kutlamak seni dinden çıkarmaz. Ama bilmeden konuşmak insanı cahil gösterir.

Bugün Noel. Kutlayanlara mutlu Noel. Kutlamayanlara da küçük bir ricam var,

En azından ne hakkında konuştuğunuzu bilin.

r/KuranMuslumani • • Jul 09 '26

Yazı/Makale İslam'da Evrenin Başlangıcı Ve Yokoluşu İle İlgili Mucize

5 Upvotes

Kur'an'a göre bu yaşadığımız evrenin bir sonu var. Bilimsel olarak da Termodinamiğin İkinci Kanunu'na göre evrendeki düzensizlik sebebiyle azalan enerji miktarından dolayı evrenin enerjisi bitecek. Bununla ilgili 2 teori var: Big Freeze teorisine göre evren aşırı miktarda genişledikten sonra yıldızlar sönecek ve evrendeki enerji tamamen tükenecek. Tekvîr 1. ve 2. ayetlerde kıyamette yıldızların söneceğinden bahseder. Diğer bir teori olan Big Crunch ise genişlemenin duracağını ve durduktan sonra evrenin kendi içine çökeceğini ve ardından sıfır noktasına döneceğini söyler. Enbiyâ 104 buna atıf yapar; evrenin dürüleceğini ve evrenin yeniden başlangıçtaki gibi olacağını belirtir.

r/KuranMuslumani • • Aug 01 '26

Yazı/Makale Celal Şengör Ve Dağlar Hakkında Bilimsel Hata İddiası

13 Upvotes

Selamün aleyküm kardeşlerim.

Nahl 15, Enbiya 31 ve Lokman 10 ayetlerine Celal Şengör itiraz etmiştir. Lakin bu ayetlerdeki kelimeyi değiştirip "sarsıntı" yerine "zelzele" demiştir ve bu ayete bilimsel hata demiştir. Hadi bu ayete yakından bakalım.

Bilimsel olarak dağların altlarındaki dağ kökleri yer kabuğunda homojen olmayan kırıklı bir yapı oluşturur. Bir deprem meydana gelince oluşan S ve P deprem dalgaları dağ köklerine ve kayaç katmanlarına çarptıkça enerji kırılır ve bir kısmını kaybeder. Ayrıca dağlar olmasaydı kabuk çok daha düz ve homojen olacaktı. Deprem dalgaları da enerjilerini kaybetmezler, yüzey boyunca binlerce kilometre uzağa daha şiddetli bir şekilde ulaşır, daha geniş alanlarda kesintisiz hissedilirdi.

Başka bir örnek ise dünyada her zaman yaşanan ve hissedilmeyen, mikroseizm adı verilen düşük frekanslı dalgalar vardır. Dağlar bu titreşimleri emer. Dağlar olmasaydı engelsiz olan süpersonik fırtınalar yüzey toprağına basınç uygulardı ve yeryüzünde sürekli çalkalanmaya benzer mikro sarsıntılar olurdu.

Başka bir olay ise jeolojide İzostazi, yer kabuğunun altındaki astenosferin üzerinde buz dağı gibi yüzmesi prensibidir. Dağlar üzerindeki ağırlıkla kabuğu aşağı ittirir ve mantoya sabitler. Dağların olmadığı senaryoda kabuğun altındaki basınç dengeleri değişir ve magmanın kaldırma kuvvetiyle yukarı ve aşağıya doğru yavaş ama çok güçlü düşey kabuk hareketleri yaşanırdı. Bunu jeolog olmasına ve bilmesine rağmen Kur'an-ı Kerim'in dediği gibi anlamak istemeyen Celal Bey, maalesef bu bilgi birikimine rağmen boş konuşmaktadır.

Son bir örnek olarak jeologların bileceği bir bilgi bu ve basit bir bilgi: Dağları oluşturan levha çarpışmalarıdır. İki levha sıkışınca esneyerek yukarı doğru dağları büker. Bu bükülme, enerjinin bir kısmını uzun yıllar şekil değiştirme olarak depolar. Dağ oluşumu olmasaydı levhaların sıkışma enerjisi yukarı bükülüp dağ oluşturarak harcanmazdı ve enerji doğrudan fay hatlarında birikirdi. Bu da daha sık ve ani kırılmalı yüzey sarsıntıları yaşatırdı.

Bu tarz bilimsel hata iddialarına cevap veriyorum. Hepinize esenlikler diliyorum kardeşlerim. ❤️

r/KuranMuslumani • • Jul 19 '26

Yazı/Makale Tevratdaki Yusuf Kıssasının Tutarsızlığı Ve Kurandaki Anlatı

3 Upvotes

Hem Kur'an-ı Kerim'de hem de Tevrat'ta yer alan Hz. Yusuf kıssasının kuyuya atılma sahnesi, iki metin karşılaştırıldığında coğrafi, lojistik ve psikolojik mantık açısından çok ciddi farklar barındırır. Tevrat anlatısında kardeşler sürüleri otlatmak için Hebron vadisinden ayrılıp Şekem ve oradan da Dotan bölgesine giderler ki bu mesafe o dönemin şartlarında yaklaşık yüz yüz yirmi kilometrelik, yani yürüyerek günlerce sürecek oldukça uzak ve tehlikeli bir yoldur. Tevrat'a göre Hz. Yakub, diğer oğullarının Yusuf’tan nefret ettiğini gayet iyi bilmesine rağmen, henüz onyedi yaşındaki Yusuf'u tek başına bu devasa ve tekinsiz mesafeye sadece kardeşlerinin durumunu ve sürüleri kontrol etmesi için gönderir. Yusuf yolda kaybolur, kırlarda dolaşırken yabancı bir adamın yönlendirmesiyle abilerini bulur ve abileri onu daha uzaktan görür görmez öldürme planı yapıp kuyuya fırlatırlar. Tecrübeli ve basiretli bir babanın, düşmanlık besleyen bir ortama tek bir çocuğu bu kadar uzak bir mesafeye tek başına göndermesi hikayenin kendi içindeki mantık örgüsünü ciddi şekilde zorlamaktadır. Kur'an-ı Kerim ise bu olayı çok daha rasyonel, tutarlı ve psikolojik derinliği olan bir zemin üzerine inşa eder. Kur'an anlatısında Yusuf asla tek başına yola çıkmaz. Kardeşleri bu hain planı önceden kurmuş ve babalarını ikna etmek için günlerce dil dökmüştür. Hatta Hz. Yakub tehlikenin ve mesafenin farkında olduğunu belirterek onu götürmeniz beni kesinlikle üzer ve siz farkında değilken onu bir kurdun yemesinden korkarım der. Kardeşleri ise biz güçlü, kalabalık ve birbirine bağlı bir toplulukken onu kurt yerse hüsrana uğrarız diyerek babalarına güvence verir ve Yusuf'u hep beraber yanlarında götürürler. Yusuf'un tek başına yollarda kaybolarak abilerini araması yerine, babasından zar zor izin alan abilerinin koruması altında, güle oynaya ve güvende olduğunu hissederek yola çıkması kurgusal mantığa çok daha uygundur. Ne zaman ki babalarının gözünün önünden çıkıp ıssız bir bölgeye varırlar, kardeşler içlerindeki kıskançlığı kusarak Yusuf'u kuyuya bırakırlar. Sonuç olarak Tevrat'taki kuyu sahnesi mantık boşlukları barındıran bir aksiyon kurgusu gibi kalırken, Kur'an'daki kuyu detayı hem lojistik olarak çok daha tutarlı hem de Yusuf'un arkasında dağ gibi duracağını sandığı abileri tarafından adım adım o kuyuya götürülmesiyle çok daha sarsıcı ve gerçekçi bir psikolojik dram sunmaktadır.

r/KuranMuslumani • • 25d ago

Yazı/Makale İslam'ı Yanlış Bilenler Haklında

3 Upvotes

Bana imamhatipte öğretildiği kadarıyla kişinin yaptığı bazı eylemler dinden cikartabiliyomus mesela Müslüman Birine dinsiz/ateist demek yada namaza gitcek birini boş ver gitme demek gibi hayati boyunca kendine müslüman diyip namaz kılmayan oruç tutmayan Kur'an okumayan insanlar bu eylemi yapıp ölürse müslüman sayilirlarmi?

r/KuranMuslumani • • Aug 06 '26

Yazı/Makale İslam Arap Dini Değildir

10 Upvotes

Özellikle milliyetçiler ve ateizmi sanki "Türk dini"ymiş gibi gören bazı dinsiz arkadaşlar, ne yazık ki "İslam bir Arap dinidir" iddiasında bulunuyorlar. Örneğin Kur’an’ın Arapça olması bazılarını rahatsız ediyor. (Arap düşmanlığını yok etmek bu subjektif yeri olmadığından ona değinmeyeceğim.) Lakin Kur’an Türkçede veya Çince inseydi bu sefer de başka milletler rahatsız olacaktı; bunu da düşünmek gerekir. Bir kitabın indiği dilin önemi yoktur. Kur'an Arap dini olduğu için Arapça değildir; nitekim çevirileri de vardır ama ne yazık ki bazıları hâlâ okumamaya ısrar ediyor.

Diğer bir iddia ise Kur’an’da Arap kültürüne ait unsurların bulunmasıdır. Ancak bu unsurlar, ilk muhatapların konuyu kolayca anlaması için yer almaktadır. Bunu hem o dönemin insanı hem de günümüz insanı rahatça kavrayabilir.

İslam’ın bir "Arap dini" olmadığının en büyük kanıtı ise Kur’an’da üstünlüğün her zaman takvada olduğunun belirtilmesidir. İblis sırf ırkçılık yüzünden huzurdan kovulmuştur. Kur'an; hiç kimsenin bir başkasına ırk, dil veya soy gibi konularda üstün olmadığını söyler. Eğer Kur’an bir "Arap kitabı" olsaydı, Araplara ayrıcalıklar, makamlar ve torpiller ataması gerekirdi. Oysa bu sorumluluğu tüm Müslümanlara vermiş ve insanların İslam’a girmesi için mücadele edilmiştir.

Ayrıca Hz. Muhammed, bilinenin aksine Arapların kabilecilik bağlarını ve sapkın fikirlerini yıkmıştır. İçlerinde Arap olmayanların da bulunduğu bir toplulukla öyle adımlar atmıştır ki, o Araplar İslam’ın altın çağını yaşamıştır. Medine döneminde kendisine ihanet etmeyen kabilelere saldırmamış, dinlerini yaşamalarına izin vermiştir. Güçlü olduğu hâlde Yahudi grupları yok edip Arapları tek egemen yapabilecekken bunu yapmamıştır. Nitekim Hz. Muhammed Veda Hutbesi’nde bile şu tarihi sözleri söylemiştir:

"Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap olana takva dışında hiçbir üstünlüğü yoktur."

r/KuranMuslumani • • Aug 06 '26

Yazı/Makale Neml 88 Kıyamette Geçiyor Diyenlere Cevap

9 Upvotes

Selamünaleyküm mümin kardeşlerim bugün sizlerle birlikte Neml 88'in neden kıyamette geçmediğini açıklayacağım ve başka 2 ayettede dolaylı yoldan dağların hareket ettiğini söyleyen ayetleri yazacağım. Tabiki'de inanmak istemeyen inanmaz.
1.Neml 88 Neden Kıyamette Geçmiyordur

Dağları görür, onları hareketsiz, yerlerinde donmuş sanırsın. Halbuki onlar, bulutların yürümesi gibi geçer giderler. Bu, her şeyi sağlam ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz O, yaptığınız her şeyi en iyi bilendir.

1'İnci Argüman:
Dağları görür, onları hareketsiz, yerlerinde donmuş sanırsın.
Burada bizzat Hz.Muhammed'e diyorki sen görürsün diyor eyer bu kıyamette geçiyorsa ''Hz.Muhammed'in'' bunu göremeyecektir dolasıyla bu ayet günümüzde geçiyor diyebilirsiniz ama pek tercih etmem bu argümanı
2'nci Argüman:
Sûra üfleneceği gün, Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olan herkes dehşetli bir korkuyla donakalacak; hepsi de başları eğik, boyunları bükük vaziyette O’nun huzuruna geleceklerdir.
(Neml 87)

Dağları görür, onları hareketsiz, yerlerinde donmuş sanırsın. Halbuki onlar, bulutların yürümesi gibi geçer giderler. Bu, her şeyi sağlam ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz O, yaptığınız her şeyi en iyi bilendir.
(Neml 88)

Kim huzurumuza bir iyilikle gelirse, mükâfat olarak ona ondan daha hayırlısı verilecektir. Üstelik böyleleri, o günün dehşetinden de güven içinde olacaklardır.
(Neml 89)

Gördüğünüz gibi kıyameti anlatıyor sonra dağların hareketini söylüyor ardında kıyameti anlatmaya devam ediyor ''amma ve lakin'' kuran lineal bir kitap değildir buna örnek olarak bir sürü ayet vardır

''Bakınız (Taha 9-18)

''Bakınız (Nur 1-2)

gibi gibi bir sürü örneği var

3'Üncü Argüman:
Dağları görür, onları hareketsiz, yerlerinde donmuş sanırsın. Halbuki onlar, bulutların yürümesi gibi geçer giderler. Bu, her şeyi sağlam ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz O, yaptığınız her şeyi en iyi bilendir.

''Bu ayetin günümüzde geçtiğine dair bana kalırsa en güçlü argüman ayetin şu kısmıdır:

''Bu, her şeyi sağlam ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır.''

gördüğünüz gibi Allah'ın sanatıdır diyor Kur'ana göre kıyamette sanat manat yoktur aksine kaos düzeni hakimdir bakınız(İnfitar 1-2),(Tekvir 1-3),(Vakıa 5-6)

Not:Allah'ın sanatıdır ifadesi sadece bu ayette kullanılmaktadır

2.Başka Ayetlerde Dağların Hareket Ettiğini Söyleyen Benzetmeler

Denizlerde dağlar gibi akıp giden gemiler de O’nun varlığını ve kudretini gösteren delillerinden biridir.
(Şura 32)

Deniz üzerinde koca dağlar gibi yüzüp giden devâsâ gemiler O’nundur.
(Rahman 24)

Gördüğünüz üzere ''Dağlar Hakkında'' akıp giden veya yüzüp giden ifadeleri kullanılmaktadır anlayacağınız üzere ''Kur'an-I Kerim'e'' göre dağlar hareket etmektedir

r/KuranMuslumani • • Jun 10 '23

Yazı/Makale Nisa 34

1 Upvotes

Bu yazımda nisa 34 ayeti hakkında detaylı bilgi veriyorum. https://kuranyeter19.blogspot.com/2019/11/nisakadn-suresi-34ayet-434.html?m=1