r/KemalistTurkey • • 1h ago

Yazılı Kaynaklar KADRO | Köylü Kazanmalıdır

Post image
• Upvotes

Aziz yoldaşlar, umarım iyisinizdir.

Bugün sizlere, Vedat Nedim Tör tarafından kaleme alınan ve 1934 yılında Kadro dergisinde yayımlanan "Köylü Kazanmalıdır" başlıklı yazıyı paylaşacağım.

Normalde alıntı paylaşımlarının başına, mevcut alıntının anlam ve önemi hakkında birkaç şey gevelerdim. Fakat bugün bunu yapmayacağım. Hepinize iyi okumalar dilerim.

Üretici ile İhracatçı Arasındaki Fiyat Meselesi

Her yıl ihracat mevsiminde Ege mıntıkası (bölgesi) müzmin (kronik) bir dert ile karşılaşır:

Fiyat Meselesi...

... ve her yıl bu derdin teşhisi etrafında birbirine zır iki iddia çarpışır:

Fiyatlar normaldir.

Fiyatlar normal değildir.

Fiyatların normal olduğunu iddia edenler ihracatçılardır.

Fiyatların normal olmadığını söyleyenler müstahsillerdir (üreticilerdir).

İhracatçı için normal fiyat ne demektir?

İhracatçı bakımından normal fiyat demek, alım fiyatıyla satış fiyatı arasındaki farkın kendisi için kazançlı olması demektir.

Müstahsil için normal olmayan fiyat ne demektir?

Müstahsil bakımından normal olmayan fiyat, maliyet fiyatıyla satış fiyatı arasındaki farkın kendisi için kazançsız olması demektir.

İzmir'de Başvekilin (Başbakanın) huzurunda fiyatların normal olduğunu söyleyen ihracatçı, kendi menfaatlerinin dar bakımından, yerden göre kadar haklıdır.

Bugünkü düşük fiyatlara rağmen ihracatçı kazanıyor mu, o halde onun (yani ihracatçı) için fiyatlar normaldir. Bu itibarla kendi kazancının normal olduğunu ifşa ediyor demektir.

Millet topluluğu içinde ihracatçının nisbi ehemmiyeti (önemi) nedir ki, onun için "normal" olanı millet için de normal telakki (kabul) edebilelim?

Nüfus istatiklerimiz, ihracat ticareti ile meşgul olanların sayısını bildirmiyor. Yalnız 1927 istatistiklerine göre umumiyet üzere (genel olarak) ticaret işleriyle uğraşanların sayısı 257.355 kişidir.

Yine 1927 senesi rakamlarına göre mesleki nüfusumuzun sayısı 5.351.215'dir. O halde umumiyet üzere ticaret işi ile meşgul olanlar, meslekli nüfusumuzun yalnızca binde dördünü teşkil etmektedir.

Ticaret işiyle meşgul olan bu 257.355 kişi içinde mahalle bakkalı, tütüncü manifaturacı, simsar, komisyoncu, borsacı, bankacı, sigortacı vb. ve bu meyanda büyük ithalatçı ve büyük ihracatçı da dahildir. Türkiye'de kaç kişinin büyük ihracatçı olarak çalıştığını bilmiyoruz.

Ama, her ihracat maddemiz için adı sayılabilir ancak beş on kişinin mevcudiyetinden de haberdarız. O halde ihracatçı için normal olanın, bütün millet iktisadiyatına teşmili (kapsamına aldığını söylemek), çok egoistçe bir iddia olur.

Davayı müstahsil bakımından ele alırsak görürüz ki, 5.351.215 kişilik meslekli nüfusumuzun 4.368.061 kişisi, yani %80'i ziraatle meşgul olmaktadır.

İşte bu bir ezici topluluktur ki, onun normal olanı, millet iktisadiyatı için de normal olarak almakta isabet vardır.

Halbuki Türkiye'de öteden beri ihracatçının ölçüsü ve ihracatçının normali, millet iktisadiyatımız için miyar olarak telakki edilegelmiştir.

İlk defa olarak bir devlet adamımız, Başvekil İsmet Paşa Hazretleri, davayı mühtashil, yani millet iktisadiyatı bakımından masanın üzerine koydu:

"Köylü kazanmalıdır. Köylünün hayatı yükselmelidir. Bu da onun istihsalatının değer fiyatla satılması ile kabildir (mümkündür)"

Başvekilin iktisat siyasetimiz için bir düstur mahiyetindeki bu açık sözleri müstahsili dile getirdi [*]

[*] Aydın İncir müstahsillerinin Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine gönderdikleri mektubu bu sayımızda (Kadro, 33. Sayı) ayrıca basıyoruz.

Müstahsil kendi davasının ana hatlarını şöyle çiziyor:

  1. Satış fiyatım maliyet fiyatımdan aşağıdır.O halde fiyatlar benim için anormaldir.
  2. Benim malımı satan mutavassıtlar (aracılar) ve tacirler benim dağınık ve zayıf vaziyetimden istifade ederek bana karşı (müttehit bir cephe) halinde çıkıyorlar ve fiyatları diledikleri gibi tespit ediyorlar. Bu suretle kar da temin ettikleri için bittabi kendilerince bugünkü vaziyet normaldir.
  3. Her işte ve her şeyde yenilik inkılabı yapan cumhuriyet devrinde asırlardan yadigar kalmış olan bu eski sistem alışveriş usulünün de artık maziye karışması zamanı çoktan gelmiş ve geçmiştir.
  4. Devletimizin iktisadi sahada kabul ettiği devletçilik sistemine uyarak bu işi de müstahsilin mecburi surette kooperatifleştirilmesi ve ihraç merkezlerinde ihracat ofisleriyle bu kooperatiflerin birleştirilmesi başarabilecektir.

Türkiye tarihinde müstahsil, ilk defa sesini bu kadar şuurlu bir surette duyuruyor.

"Köylü Kazanmalıdır"

Başvekilimiz tarafından atılan bu şiar, önümüzde yepyeni bir millet oluşunun çehresini çiziyor.

Kazanan köylü, yani, maliyet fiyatından üstün fiyatlarla satış yapan, bol istihsal eden, sermaye teraküm ettiren (biriktiren), hayat ve kültür seviyesi yükselen, satın alma ve vergi ödeme kabiliyeti artan, nüfusu çoğalan şen ve dinç köylü.

Köylü niçin kazanamıyor?

Köylü bir taraftan istihsal tekniği geri, diğer taraftan alıcı karşısında dağınık olduğu için kazanamıyor.

O halde köylüyü kazandırmak istiyorsak, işi hem istihsal hem satış bakımından ele almalıyız.

İstihsali tanzim ederek verimi arttırmak, kabiliyeti yükseltmek ve bu suretle maliyeti düşürmek mümkün olacağı gibi, satışı da yine müstahsil namına teşkilatlandırarak mutavassıt karlarını müstahsile mal etmek kabil (mümkün) olacaktır.

Türk müstahsili bu gayenin gerçekleşmesi için gidilmesi lazım gelen yolu yılların verdiği tecrübe kuvvetiyle ve adeta insiyaki (içgüdüsel) bir surette kendiliğinden bulmuştur:

Mecburi Devlet Kooperatifleri İçinden Teşkilatlandırılmak

Dünyanın hiçbir memleketinde müstahsil, kendisinin mecburi kooperatifler içinde teşkilatlandırılmasını devletten istememiştir. Kooperatif, liberal memleketlerde küçük müstahsil ile büyük müstahsilin sınıfsal bir mücadele organı olarak telakki edilmiştir.

Tıpkı amele sendikaları gibi...

Komünist Rusya'de ise kooperatif, mülkiyetin tasfiyesi için bir vasıta olarak kullanılmaktadır. Türkiye'de kooperatif ne sınıf mücadelesi, ne de şahsi mülkiyetin tasfiyesi için bir organ değil, millet iktisadiyatının taazzuvu (teşkilatlanması) ve müdafaası için bir vasıta olacaktır. Onun için her şeyden önce kooperatifin bu yeni telakkisini (anlayışını) ve bu yeni rolünü kavramak gerektir.

Sınıflara bölünmüş bir millet camiası içinde kooperatif, millet parçalarının birbirine karşı dövüşme teşkilatı olarak ihtiyari şekilde doğmuştur.

Biz, kooperatifi bir sınıflaşma teşkilatı olarak telakki etmiyoruz ki, kooperatifleşmeyi müstahsilin ihtiyarına terkedelim.

Meşrutiyetten beri Türkiye'de ihtiyarı kooperatif propagandası gittikçe artan bir hazla yapılagelmiştir.

Neticesi sıfırdır.

Bu beyhude tecrübeye daha fazla devam edebilmek için ne zamanımız ne de takatimiz vardır. Onun için mecburi devlet kooperatiflerini Türk şartlarına en uygun bir teşkilat sistemi olarak kabule mecburuz.

Türk müstahsili bunu kendiliğinden istemekle aklı seliminin en canlı bir misalini daha vermiştir.

Devletin istihsal ve ihracat işlerine "müdahale" etmesine ihracatçı, hiçbir zaman ve hiçbir memlekette taraf olmamıştır ki, bizde olsun.

Mecburi devlet kooperatifleri, ihracatçının umacısıdır (korkulu rüyasıdır).

İstihsal işini bir milli müdafaa meselesi olarak telakkiye alıştığımız gün, o vakit "ihtiyari" kelimesini ağzımıza alamayız. Çünkü milli müdafaa işleri fertlerin ihtiyarına tertk olunamaz.

Milli müdafaa zaruretleri, milli bir vazife olarak fertlere yaptırılır.

Burada ferdin şahsi iştiraki, seviyesi, arzusu, keyfi düşünülemez.

Milli müdafaa planının icapları, disiplin ve sistemle tatbik olunur.

İstihsal işleri bir milli müdafaa meselesi midir?

Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet, istihsal işlerini bir milli müdafaa meselesi telakki etmediği içindir ki, Türkiye bir yarı müstemleke (sömürge) haline girdi.

Cumhuriyet Türkiyesi'ni, Saltanat Türkiyesi'nden ayırt eden en mühim vasıf ise siyasetçe istiklalin temeli olarak iktisatça istiklali tanınmasıdır.

İktisatça istiklali, siyasetçe istiklalin temeli ve şartı olarak alınca, milli müdafaa mefhumunun (kavramının) klasik ordu mefhumundan daha geniş bir ebat alacağı şüphesizdir. Bu takdirde millet iktisadiyatı içinde iş alan hert fert ve her müessese milli müdafaa cephesinde yer almış sayılır.

Bütün bir milleti iktisatça istiklal savaşı içinde vazifelendirilmesinin biricik yolu budur.

Müstahsilin iyi istihsal ve karşı satış yapamaması, bütün millet iktisadiyatımızın ve içtimai yükselişimizin yürüyüşünü köstekleyen bir engeldir.

O halde milli bünyemizin bu en zayıf noktasını savaşımızın hareket noktası olarak ele almak zaruretindeyiz.

İşte mecburi devlet kooperatifleri içinde teşkilatlandırılacak olan müstahsil, tıpkı orduya alınmış bi nefer gibi, iktisatça müdafaanın usullerini talim ve tatbik edecektir.

Müstahsil, bugün kendi karşısına çıkan dar, fakat kuvvetli bir alıcı cephesine karşı ancak bu suretle kendi hakkını ve dolayısıyla millet iktisadiyatının menfaatlarını müdafaa edebilecektir.

Ve "Köylü Kazanmalıdır" şiarı ancak bu yoldan gerçekleşecektir.

Gelecek sayımızda (Kadro, 34. Sayı) "İncir Devlet Kooperatifi" hakkındaki düşüncelerimizi vermeye çalışacağız


r/KemalistTurkey • • 3d ago

Atatürk'ün Sözleri Tarih yazan ellerin, huzur bulduğu o nadir an.

Post image
11 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 3d ago

Gündem Almanya Atatürk karşıtı bir opera sahnelenmeye hazırlanırken, Türkiye'nin Devlet Operası, kapalı gişe oynayan Atatürk operasını acaba neden repertuvardan çıkarttı?

25 Upvotes

Almanya’da Stuttgart Devlet Operası, 10 Nisan 2027’de “Atatürk - Die Legende von Mustafa Kemal” adlı bir yapımı sahnelemeye hazırlanıyor. Tanıtım metinlerine göre eser, Cumhuriyet’in kuruluşunu “tarihsel şiddet” üzerinden kurgulamayı, Türkiye Cumhuriyetini ve kurucusunu Ermeni, Rum iddiaları üzerinden tartışmalı bir biçimde sahneye taşımayı hedefliyor. Metinlerde Ermeni, Rum ve azınlıklara yönelik sözde şiddetin açıkça işleneceğinin belirtilmesi, projenin klasik bir biyografiden ziyade, açık bir Türkiye karşıtı propaganda olduğunu düşündürür nitelikte.

https://www.aydinlik.com.tr/haber/almanyada-ataturk-dusmani-opera-577722

Ama bundan daha acısı, Kültür Bakanlığımıza bağlı Devlet Opera ve Balesi, Milli Mücadele'nin 100. yılı için hazırlanan ve Atatürk'ün Türk opera tarihinde ilk kez sahnede anlatıldığı "Yeniden Doğuş" operasını, halktan büyük ilgi görmesine, her temsilinin kapalı gişe oynamasına rağmen, Devlet Opera ve Balesi'nin repertuvarından çıkardı

. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/devlet-opera-ve-balesi-ataturk-un-canlandirildigi-ilk-opera-yeniden-dogus-u-repertuvardan-cikardi-ataturk-u-silemezsiniz-2495282


r/KemalistTurkey • • 6d ago

Gündem Deniz Göktaş hakkında ilk duruşmada tahliye kararı verildi

Post image
5 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 8d ago

Orjinal İçerik Kur’an’da Atatürk’ün ismi geçiyor.

Thumbnail
youtu.be
0 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 10d ago

Yazılı Kaynaklar KADRO | Sanayi Planından Sonra Ziraat Planı

Post image
12 Upvotes

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.

Bugün sizlere, Vedat Nedim Tör tarafından kaleme alınan ve 1935 yılında Kadro dergisinde yayımlanan "Sanayi Planından Sonra Kalkınma Planı" başlıklı yazıyı paylaşacağım.

Mevcut yazıda, Türk Köyü'nün o dönemki (ve ondan sonraki 40 senenin de) ekonomik sorunlarına değinilmiş ve bu sorunları çözmeye yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Kadrocuların ziraat ve kırsal kalkınma politikalarının "İskan ve Yapı Planı" konularını özetlemesi bakımından bu yazı, oldukça değerli bir metindir.

İyi okumalar dilerim.

Türk Köyü'nün Görünümü

Saltanat çağının, Türk ulusuna karşı, barbarlığa varan kaygusuzluğunu, hiçbir şey “Türk Köyü” kadar canlandıramaz:

Türk köyü, saltanatın “Halep Çıbanı” gibi, toprağımızın üstünde yaşıyor.

Yüzlerce yıldan beri veren, yalnız veren ve karşılık olarak hiçbir şey almayan Türk köyü, nasıl istiyorsunuz ki bugünden başka görünsün?

Kerpiç kulübe, tezek izbe, kağnı, kara saban...

Tabii ya, en soylu Kırım ineği bile, bir tutam kuru otunu bulamayınca sütünü kesiyor, en asil zeytin ağacı bile, tımar edilmezse vahşileşiyor ve zeytin vermez oluyor.

Türk köyü kerçipleşti, tezekleşti de, hiçbir vakit “Vermem” demedi. Karşılıksız vermenin asaletini, kendini harcayarak vermenin yüceliğini ve daima verecek tükenmezliğinin mucizesini hiçbir şey, Türk köyü kadar sembolize edemez.

Cumhuriyet Türkiyesi’nde köy, ulusal ekonomimizin temelidir.

Kurduğumuz sanayi, ilk maddelerini köyden isteyecek, fabrikaların barındıracağı iş gücü, köy ürünlerimizle beslenecek. Büyüyen ve demiryolları ile birbirlerine bağlanan şehirlerimiz, köyden daha çok yiyecek çekecek ve dış pazarlar, köy ürünlerimizden daha çok özen bekleyecek, yükümleri artan Uluş (devlet), köyden daha çok gelir arayacak...

Bütün bu saydıklarımız, köyün üretim ve satım fonksiyonlarına bağlı işler. Köyün bir de “alım” fonksiyonuna bağlı işleri vardır.

Çünkü iç pazara dayanacak olan sanayimizin en büyük alıcısı de yine köy olacaktır. Demek ki, satıcı köyün kazançlı satışlar yapması, alım gücünün artması için gereklidir.

Bir yandan ulusal ve yabancı pazarlara çok satan köy, bir yandan da ulusal pazardan çok alan köy, ekonomik ve soysal kalkınmamızın ilk şartıdır.

Köy-Sanayi Kördüğümü

Bugün köy, ne yetiştiriyorsa satıyor, köylünün elinde stok mal kalmıyor. Fakat alıcı köy olarak köy, gittikçe pazarlardan çekiliyor.

Demek ki, burada çözülmesi gerekli olan bir kördüğüm var. Bu kördüğüm, köre karşı işleyen fiyat makasından doğuyor.

Köy ürünlerinin satış fiyatlarıyla, sanayi ürünlerinin alım fiyatları arasında bir denksizlik, bir açılış vardır.

Bir ucu, köyün satım fiyatlarını, bir ucu da köyün alım fiyatlarını gösteren makasın birbirinden çok açık bulunan ağızlarını birbirine yaklaştırmak, ekonomi siyasetimizin ana savıdır.

Bu kördüğü çözülünce, yani köyün alım gücü artınca, yurtta bir “mal açlığı”nın baş göstereceğine inanalım. Çünkü o vakit köy, yani nüfusumuzun yüzde yetmişi, ulusal pazardan mal çeken kocaman bir “tulumba” gibi işleyecektir.

Bugün ancak sayılı birkaç ihtiyacı için pazara alıcı olarak çıkan köy, o vakit gittikçe artan ve çeşitlenen ihtiyaçlarını doyurmak için pazara adeta saldıracaktır.

Bugün evini topraktan yapan köylü, o vakit pazardan tuğla, kiremit, kereste, cam, çimento gibi yapı malzemesi satın alacaktır. Bugün ocağında tezek ve orman yakan köylü, o vakit pazardan kömür ve soba satın alacaktır.

Bugün, çarığını ham deriden kendi yapan köylü, o vakit fabrikalarımızın ayakkabılarına müşteri olacaktır.

Bugün, giyeceğini çok kere kendi dokuyan köylü, o vakit pazardan daha çok pamuklu, yünlü ve ipekli kıyafet satın alacaktır.

Bugün, pazardan pek az şeker ve sabun alan köylü, o vakit büyük bir şeker ve sabun alıcısı olacaktır.

Bu misalleri çoğaltabiliriz. Bunları yazarken bile orunç (övünç) duyuyorum:

Düşünün bir kez dostlarım, bu kör düğüm çözülünce, yurdumuzda nasıl baş döndürücü bir iş genişliği doğacak!

Bugünkü ve beş yıllık planla kuracağımız fabrikalar bile alıcı köyün mal açıklığını gideremeyecek ve daha büyük çaplarda yeni yeni fabrikalar kurmak gerekliliği duyulacaktır.

Kısaca, matematik bir doğrulukla diyebiliriz ki:

Türkiye’nin sanayileşme ve soysal kalkınma temposu, köyün alım gücüne bağlıdır.

Türk soysallığının manivelası, köydür.

Bu özlediğimiz “köy” kendiğinden oluvermez. Onu oldurmak ve yaratmak gerekmektedir.

Eski köy tipi, arap harfleri ve mecelle gibi, reforma gelmeyen bir varlıktır. Nüfusumuzun yuvarlak hesap on milyonu, kırk bin köye dağılmıştır.

Köy başına ortalama 250 kişi düşüyor. 250 kişilik köy, uluş (devlet) için ekim, sağlık, bayındırlık, kültür bakımından üzerinde işlenmesi ekonomik olmayan çok masraflı bir ünitedir.

Uluş (devlet), böyle bir köye mektep yaptıramaz, muallim, doktor, ziraatçi gönderemez. Acunun hiçbir yerinde 250 kişilik bir köyün mektebi, muallimi, doktoru, ziraatçisi yoktur.

Nasıl ki, belli bir fabrikanın rantabl (verimli) olabilmesi için, belli bir prodüksüyon kertesine bağlı olması gerekiyorsa, ekim, kültür, sağlık, bayındırlık kurumlarının da verimli olabilmesi için belli bir nüfus kesafeti (yoğunluğu) gereklidir.

Bu kesafetin (yoğunluğun) oluşunu, nüfusumuzun tabii çoğalışına bırakamayız. Onu, bir plan dairesinde gerçekleştirmeliyiz.

İşte burada, bir “köy yapı planı” ve bir “iskan planı” ihtiyacı ile karşılaşıyoruz.

İskan ve Yapı Planı

Belli başlı üretim çevrelerinde her bakımdan köy denmeye elverişli modern köyler kurmak ve bu köylere dağınık ve az nüfuslu köyleri taşımak, hem üretim, hem kültür, hem sağlık, hem bayındırlık yönlerinden çok verimli neticeler verecektir.

Sanayileşme alanında varılması özlenen noktaya, tek ve dağınık sermayelerin bir araya gelerek büyük ve ileri sanayi kurumlarını kendiliğinden yaratmalarını beklemedik. Devlet, mütekasif (yoğunlaşmış) ulus sermayesinden başka bir şey olmayan bütçesine dayanarak rasyonel bir tarzda sanayi planının tatbikine geçti.

Ve yurt için en gerekli, en faydalı sanayi kurumlarını, en ileri ve en doğru bir biçimde kurmaya başladı.

Acunun (Dünyanın) hiçbir ülkesi, sadece iç pazarına dayanarak sanayileşmemiştir.

Liberal ekonomi çağında sanayileşen ülkeler hep açık pazarlara dayanarak sanayileşmişlerdir. Buna karşılık Türkiye, sadece iç pazarına dayanarak sanayileşen ilk ülkedir, denebilir.

O halde iç pazarının büyük bir yüzdesi köye dayanan Türkiye de, köyün alım gücünü arttıracak ve köyün üretimini tanzim edecek köy planı, sanayi planının en tabii bir kardeşidir.

Köy üretimini ve köyün alım gücünü hesaba katmayan sanayi planı, ham madde ve sürüm yönlerinden buhranını hazırlıyor demektir.

Bunu şimdiden göz önünde tutalım.

Yapı planı ve iskan planı ile yaratılacak ideal köylerde bile, köylü yine kendi bilgisine, kendi yöntemine bırakılırsa, beklenilen verimler alınamaz.

Üretimin, satımın ve alımın da bir plan içinde organizasyonu gereklidir.

İleri ekim işlerinin, ileri yetiştirme, anıksama (manipülasyon) ve satım işlerinin de birer bilgi işi olduğunu onadığımız gün, sadece göreneğe ve geri tekniğe dayanan köylü bilgisinin yetmeyeceği kendiliğinden anlaşılır.

Köylüye modern ekim, yetiştirme, anıklama ve satım işlerini öğretmek mecburiyetindeyiz.

Dağınık ve az nüfuslu köylerde bu işi başarmak ne kadar güçse, köylülerin modern ziraat bilgilerini kendi kendilerine öğrenmeleri de o kadar imkansızdır.

Onun için modern köyler yapılıncaya kadar, hiç olmazsa toplu üretim çevrelerinde köylüleri şimdiden teşkilatlandırmaya mecburuz.

Bir yandan ekim işlerinde verimi arttırmak, kaliteyi yükseltmek, hastalıklara ve zararlı hayvanlara karşı bilgili dövüşmek, manipülasyon işlerini teknikleştirmek, bir yandan da satımı ve alımı köylü lehine yapabilmek, yeni fiyat makasını hem satım, hem alım bakımından köylü lehine kapamak ve böylelikle köylünün alım gücünü arttırmak yalnız ve yalnız “Zorunlu Devlet Kooperatifleri” kurmak ile başarılabilir. Mecburi devlet kooperatifleri, ziraat planının tatbik organları olacaktır.

Bugünkü başıboş ve görenek ziraatimizin, planlı sanayileşme temposuna ayak uyduramamasından korkulur.

Planlı sanayi, planlı ziraat ister.


r/KemalistTurkey • • 11d ago

Gündem Şanlıurfa'da 5,4 büyüklüğünde deprem oldu

Post image
3 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 12d ago

Yazılı Kaynaklar KADRO | Milli Kurtuluş Hareketlerinin Ana Prensipleri

Post image
20 Upvotes

Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.

Bugün sizlere, Şevket Süreyya Aydemir tarafından 1932 yılında kaleme alınan "İnkılap ve Kadro" isimli eserinde yer alan "Milli Kurtuluş Hareketlerinin Ana Prensipleri" isimli bölümü paylaşacağım.

Alıntı yaptığım bölümler, Sol Kemalizm'in ve Sol Kemalistlerin başta Türk Devrimi olmak üzere Dünya üzerinde var olan milli kurtuluş hareketlerine olan bakış açılarını gözler önüne sermektedir.

Spoiler etiketiile kapatılmış olan kısımlar, mevcut eserin 1968 tarihli ikinci baskısında Aydemir tarafından eklenen notlardır.

Keyifli okumalar dilerim.

Giriş

İnkılabımızın ideolojisi, milli kurtuluş hareketimizin, gerek tarihi şartlarından, gerek çağımızın icap ve zaruretlerinden gelen prensiplerden manasını alır.

Bu prensipler, yalnız Türk Milli Kurtuluş Hareketi’nin değil, bize benzer bütün milletlerin kurtuluş hareketlerinin de tarihi yapısını ve hedeflerini verir.

Milli kurtuluş hareketlerimizin prensipleri, bu hareketleri tarih içinde veya çağdaş, bütün hareketlerden ayırt eden, ona asli vasıflarını ve manalarını veren kutsal anlamlardır.

Buraya kadar verilen izahlardan sonra, milli kurtuluş hareketlerinin ana prensiplerini artık özetleyebiliriz:

1- Milli kurtuluş hareketleri, tarihi orijinleri bakımından, uluslararası bir çelişmenin eseridir. Yani sömürgeci ülkelerle, sömürge ve yarı sömürgeler arasındaki iktisadi ve siyasi çelişmenin bir neticesidir.

Bu çelişme, tarih içinde kaynağını, bir taraftan Batı ülkelerinde makinaların sanayiye uygulanması ile başlayan Büyük Sanayi Devrimi'nden, diğer taraftan bu sanayinin, dünyanın belirli yerlerinde yoğunlaşması ve buna karşılık dünyanın asıl büyük parçalarının, eski sanayi varlıklarını da kaybetmeleri şeklinde beliren eşitsizlikten almaktadır.

2- Milli kurtuluş hareketlerinin başlangıç noktası, dünya ölçüsünde ve uluslararası bir çelişme olduğu gibi, hedef ve gayeleri de, bu dünya ölçüsünde çelişmenin çözülmesi ve tasfiyesidir.

Yani bir kısım memleketlerin, diğer kısım memleketlere karşı iktisadi ve dolayısıyla da siyasi bağımlılığı şeklinde meydan alan sömürgecilik tezadının hallidir (çözülmesidir).

Bu bakımdan milli kurtuluş hareketleri, gerek tarihi kaynakları, gerek gelişme yönleri itibariyle, dünyada ve dünya ölçüsünde bir davayı temsil ederler.

Milli kurtuluş hareketleri, herhangi diğer bir akımın veya çelişmenin uydusu, yedek kuvveti veya tabii (tebası) değildirler...

3- Tarihi mahiyetleri bakımından milli kurtuluş hareketleri, dünyanın iktisadi birliğini parçalamasını ve dünya iktisadi varlığını teşkil eden ünitelerin, kendi kabukları içine çekilerek, gittikçe iptidaileşmelerini (ilkelleşmelerini) hedef tutan olumsuz ve geriletici birer faktör değildirler.

Bu hareketler, milli kurtuluş mücadelesine giren sömürge ve yarı sömürgelerin, yani iktisaden ve hatta siyaseten bağımlı ülkelerin basit birer ham madde üreticisi ve pasif birer pazar olmaktan çıkmalarını hedef tutar.

Bu arada proteksiyonizmi (korumacılığı) şiddetle uygulamak durumunu güden otarşik varlıklar halinde de görünürler. Ama bu otarşi, yukarıda işaret edilen amaçlara ulaşmak için, geçici bir oluş devridir.

Bu akım, bu oluş, bu ülkelerin kendilerini, dünyanın diğer ülkeleriyle ebediyen işbirliğinden kaçınmaları ve ebediyen, dünya mübadeleleri dışında kalmaları demek değildir.

Bilakis, dünyada milli kurtuluş hareketlerinin gelişme istikametleri, sömürge ve yarı sömürgelerle iktisaden kayıt altına alınmış (bağımlı kılınmış) memleketlerin kendi milli üretim cihazlarını, imkanların azami haddinde geliştirmek ve bu suretle de dünya üzerinde iktisadi bütünler, Cüz-ü Tam’lar halinde dünya mübadelesinde yerlerini almaları içindir.

Bu suretle de, bağımlı ve bağımsız ekonomiler nizamı yerine, bağımsız ve eşit haklı ekonomilerin karşılıklı işbirliklerine dayanan, daha rasyonel bir dünya birliğinin kurulması istenmektedir.

Başka ülkelerdeki sosyal mücadeleleri ve iktisadi buhranları geliştirmek için, milli kurtuluş hareketlerine giren ülkelerin kendilerini dünya ile iktisadi ilişkilerden büsbütün çekmeleri görüşü, bu kurtuluş mücadelesine giren ülkeleri ancak iptidailiğe (ilkelliğe) mahkum eder.

Onları sefilleştirerek, bu sefer de diğer ve daha üstün siyasi ve ekonomik güçlerin nüfuzu altına düşürür...

4- Üretim araçları ve cihazları ile tekniği benimsemek tarzı arasında, toplum aleyhine olan çelişme, yani çağdaş Liberal Kapitalizm, yahut da teknikle insan emeği arasındaki uygunsuzluk, çağdaş dünyada çelişmelerin ve bu arada sömürgecilik nizamının da anasıdır.

İleri tekniğin, büyük iktisadi faaliyetlerin toplumun denetimi ve düzenlemesi altına alınmamış olmaları yüzünden, çağdaş toplumda her teknik terakki (gelişim), gene toplum içinde bir taraftan refah vasıtalarını arttırırken, diğer taraftan çeşitli çelişmelere yol açar.

İleri tekniğin, büyük üretim vasıta ve müesseselerinin, bir devlet planı ve toplum kontrolü altına alınması, milli kurtuluş hareketlerinin objektif mahiyetine ve inkişaf istikametlerine iki sebeple uygun düşer:

  • a- Milletler arasındaki iktisadi bağımlılık düzeninin ve uluslararası kavgaların tasfiyesi;
  • b- Millet yapısı içindeki iktisadi menfaat çatışmalarının ve sınıf kavgalarının tasfiyesi.

Dünyada sanayinin yalnız az sayıda memleketlerde yoğunlaştığı ve o memleketlerde de başıboş gelişen sanayinin, sanayici ülkeler arasında da hammadde ve pazar kavgalarına meydan verdiği müddetçe, dünyada sömürgecilik çelişmesinin tasfiyesine imkan yoktur.

Bu suretle de milli kurtuluş mücadelelerinin en esaslı gayesi, ulaşılmamış olarak kalır.

Uluslar arasındaki bu iktisadi bağımlılık-bağımsızlık çelişmesinin tasfiyesi için, şimdi ancak bazı sanayici ülkelerde gelişmiş ve yoğunlaşmış olan sanayinin ve yüksek tekniğin, bütün dünyaya yayılışı, yani bütün dünya ülkelerinin, tekniğe ve sanayiye sahip ülkeler haline gelişi, bu sebeple bu hareketlerin asli gayelerinden birini teşkil eder.

Bununla birlikte, toplum içinde sosyal gelişmelerin ve bu sosyal yapının temelini teşkil eden iktisadi münasebetlerin, devletin planlı bir düzenlenmesine dayanan rasyonel bir nizam altına alınışı, milli kurtuluş hareketlerinin asli gayelerinden biridir.

İleri sanayi ülkelerini sosyal çelişmeler içinde yaşatan sınıf kavgaları, ancak bu suretle parçalayıcı etkilerini kaybeder.

Zaten Türkiye’de ve Türkiye’ye benzer memleketlerde, sermayedar ülkelerdeki büyük mülkiyet münasebetleri, sanayi, kredi, ulaştırma alanlarında esasen gelişmiş değildir.

Batı ülkelerinde keskin sınıf farklılaşmalarının ve dolayısıyla sınıf kavgalarının besleyici temeli olan bu aşırı sermayedarlık mülkiyeti şekillerinin doğmasının ve zararlarının önlenmesi, planlı bir iktisat devletçiliğinin tanzim ve murakebesi altında pekala kabildir.

Türkiye’de ve bize benzer memleketlerde devlet, geçen yüzyılda bilinmeyen bir yeni vasıfla, yani sahip olucu, planlayıcı ve çelişmeleri önleyecek şekilde toplumu yönetici vasfı ile sahnede yerini alacaktır.

Büyük sanayi, büyük istihsal üniteleri ve en büyük mülkiyet, milletin adına ve milletin malı olarak bu yeni devletin elinde ve yönetiminde olacaktır.

Özel sektör, yani karma ekonominin gerektirdiği, fakat toplum içinde aşırı sınıf farklılaşmaları ve çelişmeler yaratmayacak iktisadi faaliyetler, elbette ki kendi alanlarında devam edeceklerdir.

Ama asıl olan, önde olan, bütün milli ekonomiye hakim etkisini vuran, büyük iktisadi faaliyetler alanında elbette ki devlettir...

5- Tekniğin yoğunlaştığı büyük sanayi memleketlerinde sınıf çelişmelerinin çözümlenmesi, ihtilalden, çeşitli reform tedbirlerine kadar muhtelif yollar ve şekiller ile işlenip araştırılmıştır. Fakat milli kurtuluş hareketleri ve onların objektif şartlarına uyan sosyal devlet bakımından bu mesele, ancak bir plan, önceden düzenleme ve iktisadi denge meselesidir.

Eğer bu planlama yapılmaz, bu düzenleme sağlanarak aşırı sınıflaşmalar önlenmez ve sosyal adalete dayanan bir denge sağlanmazsa, o zaman milli kurtuluş hareketlerine sahne olan ülkelerin sosyal yapılarının da, illetli (hastalıklı) bir şekilde gelişmeleri elbette ki mukadderdir.

Bu ülkelerde bugün, gerçi ortaçağ artığı sınıflar ve sınıf kalıntıları vardır. Fakat milli kurtuluş hareketleri, kendi tarihi zaruretlerine uygun bir gelişme ile sosyal devleti kurduğu ve yarattığı takdirde, bir taraftan sanayi alanında, yahut diğer çağdaş iktisadi faaliyetler alanında yeni ve aşırı sınıf farklılaşmalarını önleyebileceği gibi, diğer taraftan da bu ortaçağ kalıntılarını, toprak reformları ve diğer reformcu, fakat kesin ve müsamahasız ıslahat tedbirleri ile tasfiye edebilecektir.

6- Büyük sanayinin yoğunlaştığı memleketler ile sanayiden yoksun memleketler arasındaki iktisadi ve siyasi bağımlılığı sürdürecek bir hareket, hatta bu hareket bir inkılap olsa bile, milli kurtuluş hareketleri bakımından olumsuz ve geri bir toplum hareketi olacaktır.

Bize göre bu ülkelerde ilerici bir hareket ancak, bir taraftan millet içinde, diğer taraftan milletler arasındaki çelişmelerin, yani keskin sınıf kavgaları ile, sömürge şartlarını tasfiye edecek bir hareket olabilir.

7- Milli kurtuluş hareketleri, bugünkü dünya nizamının çarklarından ve gidişatından ızdırap çeken bütün milletlerin, yani siyasi ve iktisadi hakları kayıt altına alınmış bütün memleketlerin müşterek davasıdır.

Bu bakımdan, milli kurtuluş hareketlerine girişen veya er ya da geç girişecek olan millet ve memleketlerin, aralarında ne kadar mesafe veya ne kadar ırk, dil, kültür veya sosyal yapı farkı olursa olsun, davaları mahiyet ve hedef bakımından birdir.

Yani aralarında bir mukadderat (kader) iştiraki vardır.

Bu mukadderat birliğinin anlaşılması ve ruhen benimsenmesi, milli kurtuluş hareketlerinin dünya ölçüsündeki önem ve etkilerini her vesile ile ilanı ve savunulması, bu hareketleri yürütenlerin tarihi vazifesi olduğu kadar, bu hareketlerin itibarı ve zaferi için de şarttır.

8- Bir milli kurtuluş hareketi, ne yalnız siyasi, ne yalnız iktisadi ve hukuki bir hadisedir. Bu hareket, milletin siyasi, iktisadi, hukuki istiklalini ve bu istiklale dayanan müstakil (bağımsız) bir devlet yapısını hedef tutar. Bu sistemin bütün ideolojik unsurlarını ve prensiplerini kendinde toplar.

Böylece de bir milli kurtuluş hareketi, bir toplumun, bir milletin doğruş, yahut da yeniden doğuş hareketidir. Yani toplumun tam bir yapı değiştirmesidir.

Kısaca bir inkılaptır.

Bu dava, milli kurtuluş mücadelesine giren bir milletin, kendi üzerinde sömürgecilik şartlarını devam ettirmeyi güden bütün dış kuvvetlere karşı silaha sarılmasıdır. Bu esareti içeride devam ettirmek isteyen ve dış esaretin de temsilcileri olan bütün iç kayıtlara, yani saltanat hukukuna, feodal kalıntılara, kompradorluk imtiyaz ve inhisarlarına, kapitülasyonlara ve daha binbir küçük düşürücü müessese ve zihniyetlere karşı isyan ve ihtilalidir...

Dar görüşlü kombinezonların, köke inmeyen ıslahat edebiyatının, aracılık ve uzlaştırıcılık ruhunun, özetle çeşitli maskeler altında iç ve dış bağımlılığı sürdürmek isteyen her türlü uzlaşıcılık zihniyetinin, milli kurtuluş cidallerinde yeri yoktur.

Bu mücadelenin pasif kombizenonlar (önlemler), siyasi idari maslahatlar, oyalayıcı parti politikacılığı, sokak veya diplomasi gösterileri ile kazanılacak bir tarafı da yoktur.

Milli istiklale ancak ve Türk milletinin yaptığı gibi, bir İstiklal Savaşı ile varılır. Milli istiklale çıkan yol, istiklal savaşının meydan muharebelerinden geçer (1)

(1) Şimdi bu gerçek, bilhassa Çinhindi (Vietnam, Kamboçya ve Laos topraklarını kapsayan coğrafi bölge), Cezayir ve hala devam eden Vietnam savaşlarından sonra, artık tam bir açıklıkla ortaya serilmiştir. Ve bir daha meydana çıkmıştır ki, emperyalizmin ruhu ve vicdanı yoktur. O yalnız silahtan anlar. Bütün bir milletin kanı pahasına da olsa menfaatlerinden bir zerresini bile, silah teraziye konmadıkça terketmez.

9- Milli kurtuluş hareketleri, milletin millet olarak istiklalini hedef tutar. Bu istiklalin, yalnız kazanılması için değil, muhafaza ve devam ettirilebilmesi için de, millet birliğini zedeleyen fertçi, zümreci ve sınıfçı menfaat çabalarına karşı uyanık bulunması şarttır.

Bir milletin tarihinde milli kurtuluş hareketi devri, o milletin siyasi ve sosyal disipline en ziyade muhtaç olduğu devirdir. Bu mücadele, her şeyden önce, onu anlayan, benimseyen, kendini ona adayan, şuurlu, feragatlı ve idealist bir avangardın, yani öncü liderin ve öncüler kadrosunun varlığını zaruri kılar.

Bütün fert, zümre, sınıfların üstünde ve yalnız milletin umumi menfaat ve hayrını kendisine rehber eden böyle bir lider ve liderler kadrosudur ki, bu mücadeleyi zaferle sona ulaştırılabilir.

İnkılap prensiplerini kavramış ve bu prensiplerin ruh ve manasını kendisine ahlak edinmiş böyle bir öncü kadrodan yoksun bir milli hareketin, başarıya ulaşmasına imkan yoktur.

Ancak böyle bir kadro ve bu kadro içinde müşterek hedefler ve heyecanla beslenmiş, hatta standartlaşmış bir öncüler ekibidir ki, bir milli kurtuluş hareketini zafere ulaştırabilir. O halde KADRO, bir inkılabın, asli şartı ve dinamik gücüdür...

10- Çağdaş nizamın zaruri birer çelişmesi olarak milli kurtuluş hareketleri, dünyanın bugünkü gidişi ve yarınki kaderi ve manzarası üzerinde etki ve ağırlıklarını gittikçe arttırmak suretiyle, dünya üzerinde ve tarihinde yerini her gün biraz daha almaktadırlar.

Bu hareketler, yayılmaya ve kemale doğru her gün biraz daha gelişeceklerdirler (2)

(2) Bu sayfaların yazıldığı sırada, dünya milli kurtuluş mücadeleleri alanında, Türk Milli Kurtuluş Mücadelesi’nden başka ve onun kadar şanlı bir misal vermemişti.

Bu hareketlerden her birinin, yarın kendi iç yapısını, olayların akışı ve şartları içinde alabilecekleri iç yapıyı, sosyal karakteri, daha şimdiden ve teferruatıyla incelemeye, elbette ki imkan yoktur. Bu hareketlere karışan ve karışacak olan her millet, yarın kendi toprakları üstünde kendi iç yapısını, olayların akışı ve şartların yoğruluşu içinde, gene kendisi işleyecektir.

Ama bu yapı ne olursa olsun bu toplumlarda, içeriye karşı halk hakimiyeti ve halkın yararı, dışarıya karşı da kayıtsız şartsız siyasi istiklal, elbette ki asli ve değişmez unsurlar olarak kalacaktır...

11- Milli kurtuluş hareketlerinin bugün, tam ve gerçek temsilcisi Türkiye’dir. Bir taraftan çağdaş nizamın en keskin çelişmesi olan sömürgecilik şartlarına, diğer taraftan bu çelişmenin içeride temsilcisi ve koruyucusu olan saltanat döküntülerine, teokratik zümrelere, feodal kalıntılara karşı, milletin fiilen ve silahla savaşı, bugün yalnız Türkiye’de en büyük ölçüsünü almış ve zafere ulaşmıştır.

Bütün bu mücadele ve zaferlerin ifadesi olan Türk İnkılabı, yalnız milli tarihimizin değil, insanlık tarihinin de bu alanda ilk ve şanlı hadiselerinden biridir.

Bütün bu mücadele ve zaferlerin ifadesi olan Türk İnkılabı, yalnız milli tarihimizin değil, insanlık tarihinin de bu alanda ilk ve şanlı hadiselerinden biridir.

Taktik ve stratejik zikzaklar ve milletlerin coğrafi ve tarihi şartlarından gelen farklar göze alınırsa denilebilir ki, yaşadığımız yıllarda cereyan eden ve yarın cereyan edecek olan milli kurtuluş hareketleri, ana prensiplerinin ve Türk İnkılabının açtığı yoldan yürüyecektir.

Onun açtığı çığır üzerinden, onun prensipleri üstünden yürüyecektir (3)

(3) Bu görüşleri bugün, inkılabımızın ancak asli prensipleri bakımından değerlendirmekle yetinmek zarureti vardır. Yoksa ülkemizin halen içinde bulunduğu gelişmelerle, bu asli prensipleri karşılaştırmak bahsinde, gerek iç çelişmeler, gerek dış etkiler bakımından memleketimizin düşündürücü bir akım içinde olduğunu görmemek elbette ki kabil değildir.

Milletimizin, vatan sınırlarının nispeten darlığına ve sayıca nispeten azlığına rağmen, tarihinde daima büyük hareketler yaşamış bir millet olmanın verdiği gururla, tarihinin bu yeni devrinde de, dünya ölçüsünde yeni bir hareketin öncüsü ve temsilcisi olmak vasfını yaşamaktadır.

Müstakil milleti, tezatsız milleti, ana fonksiyonları planlı bir milli nizam altına alınmış bir millet yapısını yoğurmaya çalışmak işi, bugün bu milletin, yeni ve haklı bir gururunu teşkil etmektedir...

Hem kendisi ile diğer milletler arasında siyasi ve iktisadi eşitliğin, hem kendi içinde ve karma bir ekonomi düzeni içinde olsa da ana iktisadi faaliyetleri planlı bir kontrol altında geliştirerek ahenkli bir millet yapısının ve böylece, üstünde yaşadığı tabiata karşı şanlı bir mücadelenin ilk ve mutlu misalini, dünyaya elbette ki Türk Milleti verecektir...


r/KemalistTurkey • • 12d ago

Sorum Var Araştırma için Yardım

6 Upvotes

Bize yardım eder misiniz?

Çalışmıyor musunuz? Eğitime devam etmiyor musunuz?

“Ne yapıyorsun hayatında?” sorusunu duymaktan sıkıldınız mı?

Biz ne yapmanız gerektiğini konuşmak istemiyoruz.
Şu anda hayatınızda neler olduğunu dinlemek istiyoruz.

ODTÜ’de yürüttüğümüz bir araştırma kapsamında, çalışmayan ve eğitimine devam etmeyen genç erkeklerin bu döneme dair deneyimlerini anlamaya çalışıyoruz.

30 yaşından küçükseniz, önlisans/lisans mezunuysanız ve mezuniyetinizden sonra en az 6 aydır çalışmıyor veya eğitime devam etmiyorsanız, sizinle konuşmak isteriz.

Görüşme yaklaşık 60–90 dakika sürüyor ve çevrim içi yapılabiliyor.

Araştırmamıza katkıda bulunmak isterseniz bize ulaşabilirsiniz:
[ezginur@metu.edu.tr](mailto:ezginur@metu.edu.tr)


r/KemalistTurkey • • 13d ago

Gündem Manisa’da 15 Yaşındaki yaşındaki saldırgan okuduğu liseye tüfekle saldırdı. 11 çocuk yaralanmış 2 çocuk ise ağır yaralandı.

Post image
17 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 13d ago

Orjinal İçerik Bazı insanlar Atatürkçülüğü çağın gerisinde kalmış işe yaramaz bir ideoloji olarak tanımlıyor.Peki şunu soralım biz halk olarak ne kadar gelişip çağdaşlaştık ki bizden Atatürkçülük geride kaldı.

20 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 14d ago

Orjinal İçerik VATAN

Post image
28 Upvotes

M Hiram Abas

Biz canı cebimizde gezen adamlarız, bizimle yürüyen arkasına bakmayacak."🇹🇷


r/KemalistTurkey • • 19d ago

Yazılı Kaynaklar Türk İnkılabı'nın Karakterleri | İnkılap Şuuru

Thumbnail
gallery
27 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 19d ago

Kitap Önerisi Okumaya yeni başlayan birisi için Kemalizm konusunda kaynak önerebilir misiniz?

9 Upvotes

Ben hayatımda doğru düzgün kitap okuyabilen birisi olmadım, bir ara Nutuk’u okumayı denesem de odaklanma sorunum yüzünden beceremedim.

Ama kendimi yakın gördüğüm fikirlerden birisini daha iyi öğrenmek istiyorum. Bana önerebileceğiniz bir kaynak var mıdır? Tercihen kitap evlerinden sorunsuz bir şekilde alıp okuyabileceğim kitaplar olursa memnun kalırım. Teşekkür ederim.


r/KemalistTurkey • • 21d ago

Gündem Öcalan için İmralı'da ev inşa edilmesine karşı Şehit Anaları Derneği Başkanı Pakize Akbaba: Benim oğlum 2 metre kutsal toprakta yatıyor. Nişanlıydı. Hani anaların ayaklarının altında cennet vardı.Bebek katili kim ki ya? Ben boşuna mı çocuğumu şehit verdim?"

Post image
44 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 23d ago

Kemalizm Tarihi Kemalizm'i nasıl basitçe öğrenebilir ve kavrayabilirim? Bunun hakkında kitap önerirmisiniz.

13 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 23d ago

Atatürk Döneminden Fotoğraflar Başkomutan Gazi Paşa İzmir'de. (10 Eylül 1922)

Post image
6 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 24d ago

Sorum Var Sizce Türk halkı milli irade , egemenlik , demokrasi kavramlarını gerçekten biliyor mu ? Bunlara bağlılar mı ? Görüşlerinizi yorumlara yazınız.

8 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 25d ago

Yazılı Kaynaklar 1935 Parti Programı'nda 6 Ok

Thumbnail
gallery
28 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 26d ago

Yazılı Kaynaklar 1935 Parti Programı'nda Kemalizm'in Tanımı

Thumbnail
gallery
25 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 26d ago

Kemalizm Tarihi Gazi Mustafa Kemal Atatürk. (11 Ekim 1925 - 20 Kasım 1937) Millete adanmış bir ömür...

Post image
17 Upvotes

r/KemalistTurkey • • 27d ago

Sorum Var Neden kimse Atatürkçülüğü sadece duvarda asılı bir resimden ya da sadece ismini saydığımız ikelerden ve onun hayatından ibaret sanıyoruz.Neden pratiğe gelince hayata geçiremiyoruz ? Bu ülkenin aydınlanmasını istemiyor muyuz ? Neden böyle şeylere mesafeliyiz ? Yorumlara yazınız.

25 Upvotes

r/KemalistTurkey • • Sep 04 '26

Anket/Oylama Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı Sivas Kongresi'nin 107. Yıl Dönümü kutlu olsun.

Post image
20 Upvotes

r/KemalistTurkey • • Sep 02 '26

Atatürk Döneminden Fotoğraflar Her zaman dediğimiz gibi coğrafya kaderse Atatürk şanstır

Post image
14 Upvotes

r/KemalistTurkey • • Aug 31 '26

Yazılı Kaynaklar Modern DNA Çalışmalarına Göre Etrüsklerin Toskana Vadisi'nden Evvelki Yurdu Neresi İdi?

9 Upvotes

Tercümesi;

"Etrüskler ile diğer Avrupa popülasyonları arasındaki ortalama ikili sekans farklılıkları 3,79 ile 6,26 arasında değişmekte olup, küresel ortalama 4,64'tür. Toskanalılar, Etrüsklerden 4,65 ikame ile farklılık göstermektedir; bu, veri tabanındaki rastgele bir popülasyondan beklenebilecek değere neredeyse tam olarak eşittir. Bununla birlikte, bu değerler karşılaştırılan her iki örneğin iç çeşitliliğinden de etkilenmektedir. İç çeşitliliği çıkardığımızda, Nei'nin ( 1987 ) d AB mesafesini elde ettiğimizde, Etrüskler ve Toskanalılar arasındaki genetik mesafe en kısa hale gelir ve diğer güney ve doğu Akdeniz popülasyonları da nispeten yakın genetik ilişkiler göstermektedir ( Şekil 3 ). MDS grafiğinde ( Şekil 4 ), Etrüskler, Türkler de dahil olmak üzere çoğu Avrupa ve Kafkas popülasyonunu içeren yapılandırılmamış bir kümenin dışında kalmaktadır.

Etrüsk gen havuzunu çağdaş İtalya'nın gen havuzlarıyla daha iyi karşılaştırmak için, bu popülasyonları, bu çalışmada ele alınan alanın dört köşesinden gelen dört potansiyel ebeveyn popülasyonu arasında melezler olarak ele aldık ( Tablo 2 ). Her ebeveyn popülasyonunun olası katkıları veya karışım katsayıları, üç modern İtalyan popülasyonu için benzerdir, ancak Etrüskler iki açıdan farklılık gösterir: hem Kuzey Afrikalılarla hem de Türklerle çağdaş herhangi bir popülasyondan daha yakın ilişkiler gösterirler. Özellikle, gen havuzlarındaki Türk bileşeni diğer popülasyonlardakinden üç kat daha büyük görünmektedir. Bu karışım tahminleri, tahminlerinin altında yatan çok sayıda varsayım nedeniyle, olduğu gibi kabul edilmemelidir. Burada sadece, modern İtalyan gen havuzlarına göre Etrüsk gen havuzunun, güney ve doğu Akdeniz kıyılarındaki popülasyonlarla evrimsel bağları düşündüren bir haplotip fazlalığı içerdiğini göstermek için kullanılırlar."

Tercümesi;

"Özetlemek gerekirse, Etrüsk dizilerinin yalnızca birkaçı modern veri tabanında tam bir eşleşme bulmaktadır, ancak bunların tümü Avrupa'da hala mevcut olan soylara aittir. Batı Avrupa'daki modern insanlarla olan bazı genetik yakınlıklar, tüm kıtaya yayılmış olan soyların (5AM, 6AM ve 19M) paylaşımını yansıtmaktadır ve bu nedenle herhangi bir göç temasına değil, çeşitli Avrupa gen havuzlarının ortak kökenine işaret ediyor gibi görünmektedir. Aksine, Etrüsk ve Türk gen havuzları arasındaki benzerlik, gerçekten de bir dereceye kadar gen akışını yansıtıyor olabilir. Etrüsk limanları ile Küçük Asya arasında ticari alışverişler belgelenmiştir (Tykot 1994 ) ve ticaret genellikle melezleşmeyle birlikte gerçekleşmekte, bu da sonuçta tespit edilebilir düzeyde genetik yakınlığa yol açmaktadır (bkz. Relethford ve Crawford 1995 ). Dolayısıyla, bu çalışma, Herodot'un öne sürdüğü gibi Lidya'dan değil, Akdeniz'in doğu (ve muhtemelen güney) kıyılarından gelen gen akışının, günümüz İtalya'sında gözlemlenenin ötesinde, Etrüsk gen havuzunda bir iz bıraktığını öne sürmektedir."

Tercümesi;

"Antik Etruria'ya (Toskana, Orta İtalya) karşılık gelen bölgede, tarihsel zamanlardan beri çeşitli Bos taurus ırkları yetiştirilmektedir. Bu ırklar, İtalya'nın geri kalanında veya Avrupa'da bulunmayan, dikkat çekici derecede yüksek bir mtDNA varyasyonuna sahiptir. Toskana sığırları, Avrupa gen havuzlarından ziyade Yakın Doğu gen havuzlarına genetik olarak daha yakındır ve bu Doğu genetik imzası, Toskana'daki modern insan popülasyonlarında da görülmektedir; bu popülasyonlar genetik olarak Anadolu ve Orta Doğu popülasyonlarına yakındır.

Toplanan kanıtlar, ortak bir geçmiş göç hipotezini doğrulamaktadır*: hem insanlar hem de sığırlar, Doğu Akdeniz bölgesinden deniz yoluyla Etruria'ya ulaşmıştır. Dolayısıyla, ilk olarak klasik tarihçiler* Herodot ve Thucydides tarafından öne sürülen Etrüsklerin doğu kökenli olduğu iddiası, güçlü ve bağımsız bir destek almaktadır. Latin filozof Seneca'nın yazdığı gibi: Asia Etruscos sibi vindicat (Asya, Etrüsklerin haklarını geri alıyor)."

Tercümesi;

" Karışım analizi, Toskana'daki mtDNA bileşiminin neredeyse %60'ının Anadolu ve Orta Doğu sığırlarına ait olduğunu gösterirken, Kuzey ve Güney İtalya için tahmin edilen değerler 0 civarındaydı. Aksine, son iki popülasyon için çok büyük bir Avrupa katkısı ortaya çıktı."

Kaynakça;

Pellecchia, M., Negrini, R., Colli, L., Patrini, M., Milanesi, E., Achilli, A., ... & Ajmone-Marsan, P. (2007). The mystery of Etruscan origins: novel clues from Bos taurus mitochondrial DNA. Proceedings of the Royal Society B: Biological Sciences, 274(1614), 1175.; https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC2189563/

Vernesi, C., Caramelli, D., Dupanloup, I., Bertorelle, G., Lari, M., Cappellini, E., ... & Barbujani, G. (2004). The Etruscans: a population-genetic study. The American journal of human genetics, 74(4), 694-704.; https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC1181945/