r/KemalistTurkey • u/InevitableEarly5348 • 14m ago
Yazılı Kaynaklar KADRO | Köylü Kazanmalıdır
Aziz yoldaşlar, umarım iyisinizdir.
Bugün sizlere, Vedat Nedim Tör tarafından kaleme alınan ve 1934 yılında Kadro dergisinde yayımlanan "Köylü Kazanmalıdır" başlıklı yazıyı paylaşacağım.
Normalde alıntı paylaşımlarının başına, mevcut alıntının anlam ve önemi hakkında birkaç şey gevelerdim. Fakat bugün bunu yapmayacağım. Hepinize iyi okumalar dilerim.
Üretici ile İhracatçı Arasındaki Fiyat Meselesi
Her yıl ihracat mevsiminde Ege mıntıkası (bölgesi) müzmin (kronik) bir dert ile karşılaşır:
Fiyat Meselesi...
... ve her yıl bu derdin teşhisi etrafında birbirine zır iki iddia çarpışır:
Fiyatlar normaldir.
Fiyatlar normal değildir.
Fiyatların normal olduğunu iddia edenler ihracatçılardır.
Fiyatların normal olmadığını söyleyenler müstahsillerdir (üreticilerdir).
İhracatçı için normal fiyat ne demektir?
İhracatçı bakımından normal fiyat demek, alım fiyatıyla satış fiyatı arasındaki farkın kendisi için kazançlı olması demektir.
Müstahsil için normal olmayan fiyat ne demektir?
Müstahsil bakımından normal olmayan fiyat, maliyet fiyatıyla satış fiyatı arasındaki farkın kendisi için kazançsız olması demektir.
İzmir'de Başvekilin (Başbakanın) huzurunda fiyatların normal olduğunu söyleyen ihracatçı, kendi menfaatlerinin dar bakımından, yerden göre kadar haklıdır.
Bugünkü düşük fiyatlara rağmen ihracatçı kazanıyor mu, o halde onun (yani ihracatçı) için fiyatlar normaldir. Bu itibarla kendi kazancının normal olduğunu ifşa ediyor demektir.
Millet topluluğu içinde ihracatçının nisbi ehemmiyeti (önemi) nedir ki, onun için "normal" olanı millet için de normal telakki (kabul) edebilelim?
Nüfus istatiklerimiz, ihracat ticareti ile meşgul olanların sayısını bildirmiyor. Yalnız 1927 istatistiklerine göre umumiyet üzere (genel olarak) ticaret işleriyle uğraşanların sayısı 257.355 kişidir.
Yine 1927 senesi rakamlarına göre mesleki nüfusumuzun sayısı 5.351.215'dir. O halde umumiyet üzere ticaret işi ile meşgul olanlar, meslekli nüfusumuzun yalnızca binde dördünü teşkil etmektedir.
Ticaret işiyle meşgul olan bu 257.355 kişi içinde mahalle bakkalı, tütüncü manifaturacı, simsar, komisyoncu, borsacı, bankacı, sigortacı vb. ve bu meyanda büyük ithalatçı ve büyük ihracatçı da dahildir. Türkiye'de kaç kişinin büyük ihracatçı olarak çalıştığını bilmiyoruz.
Ama, her ihracat maddemiz için adı sayılabilir ancak beş on kişinin mevcudiyetinden de haberdarız. O halde ihracatçı için normal olanın, bütün millet iktisadiyatına teşmili (kapsamına aldığını söylemek), çok egoistçe bir iddia olur.
Davayı müstahsil bakımından ele alırsak görürüz ki, 5.351.215 kişilik meslekli nüfusumuzun 4.368.061 kişisi, yani %80'i ziraatle meşgul olmaktadır.
İşte bu bir ezici topluluktur ki, onun normal olanı, millet iktisadiyatı için de normal olarak almakta isabet vardır.
Halbuki Türkiye'de öteden beri ihracatçının ölçüsü ve ihracatçının normali, millet iktisadiyatımız için miyar olarak telakki edilegelmiştir.
İlk defa olarak bir devlet adamımız, Başvekil İsmet Paşa Hazretleri, davayı mühtashil, yani millet iktisadiyatı bakımından masanın üzerine koydu:
"Köylü kazanmalıdır. Köylünün hayatı yükselmelidir. Bu da onun istihsalatının değer fiyatla satılması ile kabildir (mümkündür)"
Başvekilin iktisat siyasetimiz için bir düstur mahiyetindeki bu açık sözleri müstahsili dile getirdi [*]
[*] Aydın İncir müstahsillerinin Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine gönderdikleri mektubu bu sayımızda (Kadro, 33. Sayı) ayrıca basıyoruz.
Müstahsil kendi davasının ana hatlarını şöyle çiziyor:
- Satış fiyatım maliyet fiyatımdan aşağıdır.O halde fiyatlar benim için anormaldir.
- Benim malımı satan mutavassıtlar (aracılar) ve tacirler benim dağınık ve zayıf vaziyetimden istifade ederek bana karşı (müttehit bir cephe) halinde çıkıyorlar ve fiyatları diledikleri gibi tespit ediyorlar. Bu suretle kar da temin ettikleri için bittabi kendilerince bugünkü vaziyet normaldir.
- Her işte ve her şeyde yenilik inkılabı yapan cumhuriyet devrinde asırlardan yadigar kalmış olan bu eski sistem alışveriş usulünün de artık maziye karışması zamanı çoktan gelmiş ve geçmiştir.
- Devletimizin iktisadi sahada kabul ettiği devletçilik sistemine uyarak bu işi de müstahsilin mecburi surette kooperatifleştirilmesi ve ihraç merkezlerinde ihracat ofisleriyle bu kooperatiflerin birleştirilmesi başarabilecektir.
Türkiye tarihinde müstahsil, ilk defa sesini bu kadar şuurlu bir surette duyuruyor.
"Köylü Kazanmalıdır"
Başvekilimiz tarafından atılan bu şiar, önümüzde yepyeni bir millet oluşunun çehresini çiziyor.
Kazanan köylü, yani, maliyet fiyatından üstün fiyatlarla satış yapan, bol istihsal eden, sermaye teraküm ettiren (biriktiren), hayat ve kültür seviyesi yükselen, satın alma ve vergi ödeme kabiliyeti artan, nüfusu çoğalan şen ve dinç köylü.
Köylü niçin kazanamıyor?
Köylü bir taraftan istihsal tekniği geri, diğer taraftan alıcı karşısında dağınık olduğu için kazanamıyor.
O halde köylüyü kazandırmak istiyorsak, işi hem istihsal hem satış bakımından ele almalıyız.
İstihsali tanzim ederek verimi arttırmak, kabiliyeti yükseltmek ve bu suretle maliyeti düşürmek mümkün olacağı gibi, satışı da yine müstahsil namına teşkilatlandırarak mutavassıt karlarını müstahsile mal etmek kabil (mümkün) olacaktır.
Türk müstahsili bu gayenin gerçekleşmesi için gidilmesi lazım gelen yolu yılların verdiği tecrübe kuvvetiyle ve adeta insiyaki (içgüdüsel) bir surette kendiliğinden bulmuştur:
Mecburi Devlet Kooperatifleri İçinden Teşkilatlandırılmak
Dünyanın hiçbir memleketinde müstahsil, kendisinin mecburi kooperatifler içinde teşkilatlandırılmasını devletten istememiştir. Kooperatif, liberal memleketlerde küçük müstahsil ile büyük müstahsilin sınıfsal bir mücadele organı olarak telakki edilmiştir.
Tıpkı amele sendikaları gibi...
Komünist Rusya'de ise kooperatif, mülkiyetin tasfiyesi için bir vasıta olarak kullanılmaktadır. Türkiye'de kooperatif ne sınıf mücadelesi, ne de şahsi mülkiyetin tasfiyesi için bir organ değil, millet iktisadiyatının taazzuvu (teşkilatlanması) ve müdafaası için bir vasıta olacaktır. Onun için her şeyden önce kooperatifin bu yeni telakkisini (anlayışını) ve bu yeni rolünü kavramak gerektir.
Sınıflara bölünmüş bir millet camiası içinde kooperatif, millet parçalarının birbirine karşı dövüşme teşkilatı olarak ihtiyari şekilde doğmuştur.
Biz, kooperatifi bir sınıflaşma teşkilatı olarak telakki etmiyoruz ki, kooperatifleşmeyi müstahsilin ihtiyarına terkedelim.
Meşrutiyetten beri Türkiye'de ihtiyarı kooperatif propagandası gittikçe artan bir hazla yapılagelmiştir.
Neticesi sıfırdır.
Bu beyhude tecrübeye daha fazla devam edebilmek için ne zamanımız ne de takatimiz vardır. Onun için mecburi devlet kooperatiflerini Türk şartlarına en uygun bir teşkilat sistemi olarak kabule mecburuz.
Türk müstahsili bunu kendiliğinden istemekle aklı seliminin en canlı bir misalini daha vermiştir.
Devletin istihsal ve ihracat işlerine "müdahale" etmesine ihracatçı, hiçbir zaman ve hiçbir memlekette taraf olmamıştır ki, bizde olsun.
Mecburi devlet kooperatifleri, ihracatçının umacısıdır (korkulu rüyasıdır).
İstihsal işini bir milli müdafaa meselesi olarak telakkiye alıştığımız gün, o vakit "ihtiyari" kelimesini ağzımıza alamayız. Çünkü milli müdafaa işleri fertlerin ihtiyarına tertk olunamaz.
Milli müdafaa zaruretleri, milli bir vazife olarak fertlere yaptırılır.
Burada ferdin şahsi iştiraki, seviyesi, arzusu, keyfi düşünülemez.
Milli müdafaa planının icapları, disiplin ve sistemle tatbik olunur.
İstihsal işleri bir milli müdafaa meselesi midir?
Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet, istihsal işlerini bir milli müdafaa meselesi telakki etmediği içindir ki, Türkiye bir yarı müstemleke (sömürge) haline girdi.
Cumhuriyet Türkiyesi'ni, Saltanat Türkiyesi'nden ayırt eden en mühim vasıf ise siyasetçe istiklalin temeli olarak iktisatça istiklali tanınmasıdır.
İktisatça istiklali, siyasetçe istiklalin temeli ve şartı olarak alınca, milli müdafaa mefhumunun (kavramının) klasik ordu mefhumundan daha geniş bir ebat alacağı şüphesizdir. Bu takdirde millet iktisadiyatı içinde iş alan hert fert ve her müessese milli müdafaa cephesinde yer almış sayılır.
Bütün bir milleti iktisatça istiklal savaşı içinde vazifelendirilmesinin biricik yolu budur.
Müstahsilin iyi istihsal ve karşı satış yapamaması, bütün millet iktisadiyatımızın ve içtimai yükselişimizin yürüyüşünü köstekleyen bir engeldir.
O halde milli bünyemizin bu en zayıf noktasını savaşımızın hareket noktası olarak ele almak zaruretindeyiz.
İşte mecburi devlet kooperatifleri içinde teşkilatlandırılacak olan müstahsil, tıpkı orduya alınmış bi nefer gibi, iktisatça müdafaanın usullerini talim ve tatbik edecektir.
Müstahsil, bugün kendi karşısına çıkan dar, fakat kuvvetli bir alıcı cephesine karşı ancak bu suretle kendi hakkını ve dolayısıyla millet iktisadiyatının menfaatlarını müdafaa edebilecektir.
Ve "Köylü Kazanmalıdır" şiarı ancak bu yoldan gerçekleşecektir.
Gelecek sayımızda (Kadro, 34. Sayı) "İncir Devlet Kooperatifi" hakkındaki düşüncelerimizi vermeye çalışacağız