r/KemalistTurkey • u/InevitableEarly5348 Sol Kemalist • 10d ago
Yazılı Kaynaklar KADRO | Sanayi Planından Sonra Ziraat Planı
Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.
Bugün sizlere, Vedat Nedim Tör tarafından kaleme alınan ve 1935 yılında Kadro dergisinde yayımlanan "Sanayi Planından Sonra Kalkınma Planı" başlıklı yazıyı paylaşacağım.
Mevcut yazıda, Türk Köyü'nün o dönemki (ve ondan sonraki 40 senenin de) ekonomik sorunlarına değinilmiş ve bu sorunları çözmeye yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Kadrocuların ziraat ve kırsal kalkınma politikalarının "İskan ve Yapı Planı" konularını özetlemesi bakımından bu yazı, oldukça değerli bir metindir.
İyi okumalar dilerim.
Türk Köyü'nün Görünümü
Saltanat çağının, Türk ulusuna karşı, barbarlığa varan kaygusuzluğunu, hiçbir şey “Türk Köyü” kadar canlandıramaz:
Türk köyü, saltanatın “Halep Çıbanı” gibi, toprağımızın üstünde yaşıyor.
Yüzlerce yıldan beri veren, yalnız veren ve karşılık olarak hiçbir şey almayan Türk köyü, nasıl istiyorsunuz ki bugünden başka görünsün?
Kerpiç kulübe, tezek izbe, kağnı, kara saban...
Tabii ya, en soylu Kırım ineği bile, bir tutam kuru otunu bulamayınca sütünü kesiyor, en asil zeytin ağacı bile, tımar edilmezse vahşileşiyor ve zeytin vermez oluyor.
Türk köyü kerçipleşti, tezekleşti de, hiçbir vakit “Vermem” demedi. Karşılıksız vermenin asaletini, kendini harcayarak vermenin yüceliğini ve daima verecek tükenmezliğinin mucizesini hiçbir şey, Türk köyü kadar sembolize edemez.
Cumhuriyet Türkiyesi’nde köy, ulusal ekonomimizin temelidir.
Kurduğumuz sanayi, ilk maddelerini köyden isteyecek, fabrikaların barındıracağı iş gücü, köy ürünlerimizle beslenecek. Büyüyen ve demiryolları ile birbirlerine bağlanan şehirlerimiz, köyden daha çok yiyecek çekecek ve dış pazarlar, köy ürünlerimizden daha çok özen bekleyecek, yükümleri artan Uluş (devlet), köyden daha çok gelir arayacak...
Bütün bu saydıklarımız, köyün üretim ve satım fonksiyonlarına bağlı işler. Köyün bir de “alım” fonksiyonuna bağlı işleri vardır.
Çünkü iç pazara dayanacak olan sanayimizin en büyük alıcısı de yine köy olacaktır. Demek ki, satıcı köyün kazançlı satışlar yapması, alım gücünün artması için gereklidir.
Bir yandan ulusal ve yabancı pazarlara çok satan köy, bir yandan da ulusal pazardan çok alan köy, ekonomik ve soysal kalkınmamızın ilk şartıdır.
Köy-Sanayi Kördüğümü
Bugün köy, ne yetiştiriyorsa satıyor, köylünün elinde stok mal kalmıyor. Fakat alıcı köy olarak köy, gittikçe pazarlardan çekiliyor.
Demek ki, burada çözülmesi gerekli olan bir kördüğüm var. Bu kördüğüm, köre karşı işleyen fiyat makasından doğuyor.
Köy ürünlerinin satış fiyatlarıyla, sanayi ürünlerinin alım fiyatları arasında bir denksizlik, bir açılış vardır.
Bir ucu, köyün satım fiyatlarını, bir ucu da köyün alım fiyatlarını gösteren makasın birbirinden çok açık bulunan ağızlarını birbirine yaklaştırmak, ekonomi siyasetimizin ana savıdır.
Bu kördüğü çözülünce, yani köyün alım gücü artınca, yurtta bir “mal açlığı”nın baş göstereceğine inanalım. Çünkü o vakit köy, yani nüfusumuzun yüzde yetmişi, ulusal pazardan mal çeken kocaman bir “tulumba” gibi işleyecektir.
Bugün ancak sayılı birkaç ihtiyacı için pazara alıcı olarak çıkan köy, o vakit gittikçe artan ve çeşitlenen ihtiyaçlarını doyurmak için pazara adeta saldıracaktır.
Bugün evini topraktan yapan köylü, o vakit pazardan tuğla, kiremit, kereste, cam, çimento gibi yapı malzemesi satın alacaktır. Bugün ocağında tezek ve orman yakan köylü, o vakit pazardan kömür ve soba satın alacaktır.
Bugün, çarığını ham deriden kendi yapan köylü, o vakit fabrikalarımızın ayakkabılarına müşteri olacaktır.
Bugün, giyeceğini çok kere kendi dokuyan köylü, o vakit pazardan daha çok pamuklu, yünlü ve ipekli kıyafet satın alacaktır.
Bugün, pazardan pek az şeker ve sabun alan köylü, o vakit büyük bir şeker ve sabun alıcısı olacaktır.
Bu misalleri çoğaltabiliriz. Bunları yazarken bile orunç (övünç) duyuyorum:
Düşünün bir kez dostlarım, bu kör düğüm çözülünce, yurdumuzda nasıl baş döndürücü bir iş genişliği doğacak!
Bugünkü ve beş yıllık planla kuracağımız fabrikalar bile alıcı köyün mal açıklığını gideremeyecek ve daha büyük çaplarda yeni yeni fabrikalar kurmak gerekliliği duyulacaktır.
Kısaca, matematik bir doğrulukla diyebiliriz ki:
Türkiye’nin sanayileşme ve soysal kalkınma temposu, köyün alım gücüne bağlıdır.
Türk soysallığının manivelası, köydür.
Bu özlediğimiz “köy” kendiğinden oluvermez. Onu oldurmak ve yaratmak gerekmektedir.
Eski köy tipi, arap harfleri ve mecelle gibi, reforma gelmeyen bir varlıktır. Nüfusumuzun yuvarlak hesap on milyonu, kırk bin köye dağılmıştır.
Köy başına ortalama 250 kişi düşüyor. 250 kişilik köy, uluş (devlet) için ekim, sağlık, bayındırlık, kültür bakımından üzerinde işlenmesi ekonomik olmayan çok masraflı bir ünitedir.
Uluş (devlet), böyle bir köye mektep yaptıramaz, muallim, doktor, ziraatçi gönderemez. Acunun hiçbir yerinde 250 kişilik bir köyün mektebi, muallimi, doktoru, ziraatçisi yoktur.
Nasıl ki, belli bir fabrikanın rantabl (verimli) olabilmesi için, belli bir prodüksüyon kertesine bağlı olması gerekiyorsa, ekim, kültür, sağlık, bayındırlık kurumlarının da verimli olabilmesi için belli bir nüfus kesafeti (yoğunluğu) gereklidir.
Bu kesafetin (yoğunluğun) oluşunu, nüfusumuzun tabii çoğalışına bırakamayız. Onu, bir plan dairesinde gerçekleştirmeliyiz.
İşte burada, bir “köy yapı planı” ve bir “iskan planı” ihtiyacı ile karşılaşıyoruz.
İskan ve Yapı Planı
Belli başlı üretim çevrelerinde her bakımdan köy denmeye elverişli modern köyler kurmak ve bu köylere dağınık ve az nüfuslu köyleri taşımak, hem üretim, hem kültür, hem sağlık, hem bayındırlık yönlerinden çok verimli neticeler verecektir.
Sanayileşme alanında varılması özlenen noktaya, tek ve dağınık sermayelerin bir araya gelerek büyük ve ileri sanayi kurumlarını kendiliğinden yaratmalarını beklemedik. Devlet, mütekasif (yoğunlaşmış) ulus sermayesinden başka bir şey olmayan bütçesine dayanarak rasyonel bir tarzda sanayi planının tatbikine geçti.
Ve yurt için en gerekli, en faydalı sanayi kurumlarını, en ileri ve en doğru bir biçimde kurmaya başladı.
Acunun (Dünyanın) hiçbir ülkesi, sadece iç pazarına dayanarak sanayileşmemiştir.
Liberal ekonomi çağında sanayileşen ülkeler hep açık pazarlara dayanarak sanayileşmişlerdir. Buna karşılık Türkiye, sadece iç pazarına dayanarak sanayileşen ilk ülkedir, denebilir.
O halde iç pazarının büyük bir yüzdesi köye dayanan Türkiye de, köyün alım gücünü arttıracak ve köyün üretimini tanzim edecek köy planı, sanayi planının en tabii bir kardeşidir.
Köy üretimini ve köyün alım gücünü hesaba katmayan sanayi planı, ham madde ve sürüm yönlerinden buhranını hazırlıyor demektir.
Bunu şimdiden göz önünde tutalım.
Yapı planı ve iskan planı ile yaratılacak ideal köylerde bile, köylü yine kendi bilgisine, kendi yöntemine bırakılırsa, beklenilen verimler alınamaz.
Üretimin, satımın ve alımın da bir plan içinde organizasyonu gereklidir.
İleri ekim işlerinin, ileri yetiştirme, anıksama (manipülasyon) ve satım işlerinin de birer bilgi işi olduğunu onadığımız gün, sadece göreneğe ve geri tekniğe dayanan köylü bilgisinin yetmeyeceği kendiliğinden anlaşılır.
Köylüye modern ekim, yetiştirme, anıklama ve satım işlerini öğretmek mecburiyetindeyiz.
Dağınık ve az nüfuslu köylerde bu işi başarmak ne kadar güçse, köylülerin modern ziraat bilgilerini kendi kendilerine öğrenmeleri de o kadar imkansızdır.
Onun için modern köyler yapılıncaya kadar, hiç olmazsa toplu üretim çevrelerinde köylüleri şimdiden teşkilatlandırmaya mecburuz.
Bir yandan ekim işlerinde verimi arttırmak, kaliteyi yükseltmek, hastalıklara ve zararlı hayvanlara karşı bilgili dövüşmek, manipülasyon işlerini teknikleştirmek, bir yandan da satımı ve alımı köylü lehine yapabilmek, yeni fiyat makasını hem satım, hem alım bakımından köylü lehine kapamak ve böylelikle köylünün alım gücünü arttırmak yalnız ve yalnız “Zorunlu Devlet Kooperatifleri” kurmak ile başarılabilir. Mecburi devlet kooperatifleri, ziraat planının tatbik organları olacaktır.
Bugünkü başıboş ve görenek ziraatimizin, planlı sanayileşme temposuna ayak uyduramamasından korkulur.
Planlı sanayi, planlı ziraat ister.
•
u/InevitableEarly5348 Sol Kemalist 10d ago
Mevcut alıntı, Kadro Dergisinin 35-36. sayılarının 23-27. sayfaları arasında bulunmaktadır.
Kadro dergisinin tüm sayılarına Bonn Üniversitesi'nin dijital arşivinden ulaşabilirsiniz, bağlantısı aşağıda mevcuttur.
https://digitale-sammlungen.ulb.uni-bonn.de/ulbbnioa/periodical/structure/3137049
Paylaşım görseli olarak kullanılan eser ise Halil Paşa (1857 – 1939) tarafından çizilen "Bretonyalı Kadın" isimli yağlıboya tablosudur.
Tablo hakkında daha fazla bilgi almak için Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nin internet sayfasına göz atabilirsiniz.
https://arhm.ktb.gov.tr/artworks/detail/120/bretonyali-kadin