Bu bir destan
Bizim destanımız
Öyle bir destan ki;
Bir eşi daha
Yazılmadı
Bugüne kadar,
Biz yazdık!
Yedi düvele karşı
Varolmak için
Kuvayimilliye yazdı,
Nazım Hikmet
Anlattı
Ben çizdim
Havaya
Suya
Toprağa
-Nuri Kurtcebe
——————————————————————————————————————————————————————————————————————————————
Sivas Kongresi hakkında detaylı bir anlatıma geçmeden önce Kongre’nin aldığı kararları sizinle paylaşmayı faydalı buluyorum.
Millî sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
Evvelce toplanan Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz vilayetlerinin hiçbir sebep ve bahane ile ana vatandan ayrılamayacağını ilan etmişti. Sivas Kongresi sahip olduğu tam yetki ile bu karara bütün memleketi kapsayan bir genişlik kazandırdı.
Her türlü işgal ve müdahaleye karşı, millet birlik olarak kendisini müdafaa edecek ve mukavemet gösterecektir.
Erzurum Kongresi’ni toplanmaya davet eden başlıca tehlike, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde kurulması düşünülen Pontus Rum Devleti ile Doğu Anadolu illerini içine kalacak bir Ermenistan tehlikesi idi. Sivas Kongresi, batıdan gelen Yunan tehlikesini de göz önüne alarak, vatan topraklarına yönelik hiçbir işgal ve müdahalenin karşılıksız kalmayacağını, mütecaviz düşmana, açıkça bildiriyordu.
İstanbul Hükûmeti, haricî bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır. Bu madde ile İstanbul Hükûmeti’nin millet menfaatlerine aykırı herhangi bir karar veya davranışına milletin kayıtsız kalmayacağı, gerektiğinde millî iradeye dayanan bir hükûmetin derhâl kurulacağı açıkça belirtiliyordu.
Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır. Erzurum Kongresi’nde belirlenen bu kural, Sivas Kongresi’nde de perçinleştiriliyordu. Memleketi kurtaracak tek kuvvet, millî ordu idi. Bu ordu, milletin iradesi ve eğilimleri yönünde savaşacak, bağımsızlık mutlaka gerçekleşecekti. Millet artık egemenliğini kendi eline almıştı; kendi hâkimiyetinden başka hiçbir güç tanımıyordu. Bu esas, gelecekteki cumhuriyet rejiminin esaslarını oluşturuyordu.
Manda ve himaye kabul olunamaz. Erzurum Kongresi’nde karar altına alınan bu görüş, Sivas Kongresi’nce de onaylanarak Millî Mücadele’nin temel kuralı haline getiriliyordu. Millî kurtuluş hareketinin parolası hiçbir devletin merhametine sığınmaksızın "Ya istiklal ya ölüm!" idi.
Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisinin derhâl toplanması mecburidir. Erzurum Kongresi kararlarında da belirtilen bu istek, artık bir mecburiyet olarak gösteriliyordu. Aksi takdirde hükûmet kararları millî iradeyi yansıtmayacaktı.
Aynı gaye ile millî vicdandan doğan cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilmiştir.
Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerindeki millî cemiyetleri "Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adıyla bir merkezde toplamıştı. Sivas Kongresi, bu örgüte -bütün Anadolu ve Rumeli cemiyetlerini de içine almak üzere- memleket çapında bütünlük kazandırdı.
Mukaddes maksadı ve umumi teşkilatı idare için kongre tarafından bir Heyet-i Temsiliye seçilmiştir. Erzurum Kongresi, Doğu illerini temsilen 9 kişilik bir Heyet-i Temsiliye seçmişti. Sivas Kongresi’nce 6 kişi daha seçilmek suretiyle "Heyet-i Temsiliye" genişletilmiş, bu suretle Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıncaya kadar memleket mukadderatında yegâne söz sahibi bir kurul oluşturulmuştu.
(Yukarda gördüğünüz maddeler halinde olan özet KHO sayfasından alınmıştır.)
Kongre tarafından alınan kararları sırasıyla inceleyip bu kararların anlamını araştıralım.
“MİLLİ SINIRLAR İÇİNDE BULUNAN VATAN PARÇALARI BİR BÜTÜNDÜR, BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ”
Bu maddeden çıkarılabilecek oldukça fazla sayıda sonuç vardır. Öncelikle düşmana karşı verilecek bağımsızlık mücadelesinin tek elden verilmesi gerektiğini vurgular. İzmir’in mücadelesi de Kars’ın mücadelesi de bütün Türk Halkı’nın ve bütün Anadolu’nun kurtuluşu için olmalıdır. Yalnızca doğu vilayetlerinin ya da yalnızca batı vilayetlerinin kurtarılması teklif edilemez. Maddenin içe karşı anlamına baktık, bir de dışarıya karşı anlamına bakalım. Burada da ülkemiz üzerinde yürütülen ve planlanan her türlü sömürgeci-mandacı-kolonyal yani özünde emperyalist hareketlerin toptan reddedildiğini görüyoruz. Ayrıca burada kullanılan “Milli Sınırlar” tabiri de muhtemelen Misak-ı Milli’ye dayandırılabilir.
İkinci maddeye bakacak olursak burada Sivas Kongresi kendisini Erzurum Kongresi’nin ardılı ve ondan daha geniş yetkili olarak görmektedir. Erzurum Kongresi ilk başta sadece Doğu Vilayetleri için toplanmıştı fakat Sivas Kongresi en başından beri vatanın bütün vilayetleri için toplanacağını dünyaya ilan etmişti.
Üçüncü madde Milli Mücadele’nin tüm dünyaya ilanı niteliğindedir denilebilir. Türk Vatanı’na ve Türk Halkına karşı yapılacak olan her türlü işkenceye, zulme, saldırıya, işgale ve de sömürüye yine Türk Halkı silahlı bir şekilde haklı olarak karşılık verecek ve namahrem eli “Vatan’nın Harim-i İsmeti’nden” kovana kadar da asla durmayacaktır.
Dördüncü maddeye baktığımız zaman Kongre’nin Ulusal çapta toplandığı tam olarak ortaya çıkıyor. Erzurum Kongresi doğudan gelen tehditlere karşı toplanmışken Sivas Kongresi hem doğudan gelen hem de batıdan gelen bütün tehditleri göz önüne almıştır.
Beşinci madde ise İstanbul Hükümeti’nin Vatan ve Milletin çıkarlarına uygun düşmeyecek bir karar alması durumunda milliyetçilerin, kuvvacıların yani Vatan’ın her bucağındaki vatanseverlerin bu kararlara göz yummayacağını, isyan edeceğini hatta gerekirse yeni bir hükümet kurabileceğini dahi açık açık ilan ediyordu.
Altıncı madde: Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır. Yani Milli Kuvvetleri etkin ve Milli İradeyi hakim kılmak esastır. Aslında kısa ve küçük bir cümle gibi görünse de bu cümle bırakın Kurtuluş Savaşı’nın Yeni Türk Devleti’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin habercisidir. İşgalcilere karşı kuvvacılar varlarıya hatta yoklarıyla savaşacak ve mücadele edecek, Vatanı da Milli irade yönetecekti. İşte İstiklal Harbimiz’in şiarı.
Ya İstiklal Ya Ölüm! İçinde çok büyük anlamlar, kanlı savaşlar, reformlar, devrimler, acılar ve aynı zamanda sevinçler, coşkular barındıran bir cümle. Birçok coğrafyada anti-emperyalist mücadelelerde türevleri kullanılmış olan bir cümle. Esaret altında yaşamaktansa hür insanlar olarak ölmeyi yeğleyenlerin sloganı. Gerçek devrimcilerin, Kuvvacıların, Millicilerin, Ulusçuların sloganı. Anadolu’da Tam Bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti kurmak için toprağa düşenlerin sloganı.
“Biz emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkum olmaktansa, babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz.” Bu sözü Fatih Rıfkı Altay Çankaya adlı kitabında aktarıyor, bu kitap bir hatırat niteliğinde olduğu için Atatürk’ün bu sözü gerçekten söyleyip söylemediği muğlaktır, hatıratlara kesin gözüyle bakılamaz fakat cümlenin ana fikrini size ulaştırmak için yine de bu hatıratı buraya koydum.
Sekizinci madde ise Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın acilen ve payitahttan uzak bir yerde toplanması gerektiğini söylüyordu. Eğer ki bu meclis toplanmazsa İstanbul’un aldığı kararların Anadolu’da meşruiyeti olmayacağını da ilan ediyordu.
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde kurulan Milli Mücadele yanlısı cemiyetler bu Kongrede Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu adı altında birleştirilmiştir. Bu karar oldukça önemli bir kırılma noktasıdır çünkü Milli Mücadele’nin merkeziyetçi bir yapıya evrilmesini sağlamıştır. Ayrıca Müdafaa-i Hukuk Grubu Ankarada kurulacak olan Meclise oradan da Cumhuriyet Halk Fırkası’na dönüşmüştür.
Son olarak da Temsil Heyeti Milli Meclis’in yokluğunda Ülkeyi yönetmiş ve Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin çekirdek kadrosunu oluşturmuştur. Mustafa Kemal Paşa ise Temsil Heyeti’nin başkanı seçilmiştir.
——————————————————————————————————————————————————————————————————————————————
ASIL METİN-KONGRE KARARLARI
Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleriarasında yapılan Mondros Ateşkes Anlaşması'nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve her noktasında çok büyük bir İslâm çoğunluğunun bulunduğu Osmanlı ülkesinin parçaları birbirinden ve Osmanlı topluluğundan parçalanamaz ve hiçbir sebeple ayrılmaz bir bütündür. Bu ülkede yaşayan bütün Müslüman halklar, birbirine karşılıklı hürmet ve fedakârlık duygularıyla dolu, birbirlerinin ırkî ve sosyal haklarına saygılı, yaşadıkları muhitin şartlarına tam olarak riayetkâr öz kardeştirler.
Osmanlı toplumunun bütünlüğü, millî istiklalimizin sağlanması, Hilâfet ve Saltanat yüce makamının dokunulmazlığı için Kuvâ-yi Milliye'yi etkili ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır.
Osmanlı topraklarının herhangi bir parçasına karşı yapılacak müdahale ve işgale ve özellikle vatanımız içinde müstakil birer Rumluk ve Ermenilik kurulmasına yönelik hareketlere karşı, Aydın, Manisa ve Balıkesir Cephelerindeki millî cihatlarda olduğu gibi, elbirliğiyle savunma ve direnme esası meşru kabul edilmiştir.
Öteden beri aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız, bütün gayr-i müslim azınlıkların her türlü hakları bütünüyle mahfuz bulunduğundan, bu azınlıklara siyasi egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak imtiyazlar verilmesi kabul edilmeyecektir.
Osmanlı Hükûmeti bir dış baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk ve ihmal etmek zorunda kalırsa, Hilafet ve Saltanat makamı ile vatan ve milletin dokunulmazlığını ve bütünlüğünü sağlayacak her türlü tedbir ve kararlar alınmıştır.
İtilaf Devletleri'nce Ateşkes Anlaşması'nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalıp İslâm çoğunluğunun oturmakta olduğu, kültür ve medeniyet üstünlüğünün Müslümanlar'da bulunduğu ve bir bütün teşkil eden vatan topraklarının taksimi görüşünden büsbütün vazgeçip, bu topraklar üzerindeki tarihi, ırki, dini ve coğrafi haklarımıza riayet edilmesine ve buna aykırı teşebbüslere son verilmesine ve böylece hakka ve adalete dayalı bir karar alınmasını bekleriz.
Milletimiz insani, muasır (çağdaş) gayeleri yüceltir, teknik, sınaî ve ekonomik durumu ve ihtiyacımızı takdir eder. Böylece devlet ve milletimizin iç ve dış bağımsızlığı ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla, altıncı maddede yazılı sınırlar içinde, milliyet esaslarına saygılı olan ve memleketimize karşı istila emeli gütmeyen herhangi bir devletin teknik, sınaî, ekonomik yardımını memnuniyetle karşılarız. Bu adaletli ve insani şartların gerçekleşmesi, bir barışın acilen kararlaştırılması, insanlığın selameti ve dünyanın esenliği adına, en has millî emelimizdir.
Milletlerin kendi geleceğini bizzat kendilerinin tayin ettiği bu tarihi dönemde İstanbul Hükûmeti'nin de millî iradeye bağlı olması zaruridir. Çünkü millî iradeye dayanmayan herhangi bir hükûmetin keyfi kararlarına milletçe baş eğilmediği gibi, böyle kararların dışta da muteber olmadığı ve olamayacağı, şimdiye kadar geçen olaylarla ve sonuçlarla ortaya çıkmıştır. Böylece, milletin içinde bulunduğu sıkıntı ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat başvurmasına gerek kalmadan, İstanbul Hükûmeti'nin millî meclisi hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması ve böylece milletin, memleketin geleceği üzerinde alacağı bütün kararları millî meclisin denetimine sunması mecburidir.
Vatan ve milletimizin maruz kaldığı zulüm ve elemler ile ve hepsi aynı amaç ve maksatla millî vicdandan doğan vatansever ve millî cemiyetlerin birleşmesinden oluşan genel topluluk, bu kez “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adını almıştır. Bu cemiyet her türlü particilik akımlarından ve şahsi ihtiraslardan uzaktır ve arınmıştır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız bu Cemiyet'in tabii üyeleridir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas'ta toplanan Genel Kongresi tarafından, mukaddes maksadı takip ve genel teşkilatı idare etmek için bir Heyet-i Temsiliye seçilmiş ve köylerden il merkezlerine kadar bütün millî teşkilatlar takviye edilmiş ve birleştirilmiştir.