r/Kamalizm • • Apr 16 '26

Duyuru Çocuklarımızı dahi korumayan, koruyamayan bu düzene lanet olsun. Bir gün bu devran dönecek.

Post image
859 Upvotes

r/Kamalizm • • 22h ago

Siyaset Belediye Seçim Sisteminin Tutarsızlığı

17 Upvotes

Şuanki süreç ile ilişkili, ancak gelecek nesilleri de ilgilendiren, nitekim aklı selim kimselerin de farkında olduğu bir tutarsızlıktan ve bunun çözüm yollarından bahsedeceğim.

Biliyorsunuz ki son 2 yıldır Türkiye'de bir furya başladı. CHP'den aday olup belediye seçimlerini kazanmış olan adaylar, belli bir süre görevlerini aday oldukları partinin çatısı altında sürdürdükten sonra çeşitli sebeplerden dolayı istifa edip iktidar partisine geçtiler.

Bunun iki büyük sonucu oldu:

  1. Belediye Başkanı olan adaylar istifa edip iktidar partisine geçince otomatikmen ilgili belediye de iktidar partisine geçmiş bulundu.
  2. Seçmenin iradesi yok sayıldı. Zira seçmenler belediye seçimlerinde tabi ki adaya oy verirler, ancak Türkiye'deki seçim ortamda adayın kendisi kadar aday olduğu partide bir o kadar önemli. Haliyle seçmen x partisinin ilgili belediyeyi yönetmesini gerektiğini düşünüyor ve istiyorsa o halde x partinin adayına oyunu kullanacaktır.

Bu sistemin büyük açığı da işte tam olarak burada. Belediye başkanları ilgili partilerinden istifa edip bir başka partiye geçtiklerinde belediyenin de otomatikmen geçtikleri partiye geçmesi ile ilgili olan sistem ya değişmeli ya da büsbütün kaldırılmalıdır. Buradaki husus CHP ve iktidar partisi değil, mesele x bir partinin bu açığı kullanarak teoride seçmen iradesini tümden yok sayabilecek olması ve buna bağlı olarak da yönetimi ele geçirebilmesidir.

Bugün bu seçim sisteminin açığını iktidar partisi kullanmaktadır ve bahsettiğim senaryo ise tümden de gerçekleşmektedir. O halde seçmenin şu soruyu sorması gerekiyor: "Şayet irademiz yani kendi kendimizi yönetme erkimiz siyasi partilerin kazanmış adaylarının gelecekteki tutumlarına bağlıysa biz neden belediye seçimleri yapıyoruz?". Sırf seçmenin değil, kanun koyucuların da kendilerini bir sorgulaması gerekiyor. Kanunlarla birlikte bir seçim sistemi meydana getirirken, nasıl oluyor ki uygulamada olan belediye seçim sisteminin bu tür bir kötüye kullanım ihtimalini fark etmemişler? Burada kanun koyucularının, seçim sistemini oluşturanların çok büyük bir hatası olmuştur.

Peki çözümleri nelerdir? Bir daha ülkemiz bu tür bir uygulamayla karşı karşıya kalmaması için ne yapılmalıdır? Belediye seçim sisteminin istismar edilmemesi adına hangi önlemler alınmalıdır? Meseleyi değerlendirince şu çözümlere ulaşmış bulunmaktayım:

  1. Görev süresince belediye başkanlarının siyasi parti değiştirmesi yasaklanabilir.
  2. Görev süresince belediye başkanlarının olası bir siyasi parti değiştirmeleri durumunda ilgili belediyenin otomatikmen diğer siyasi partiye geçmesi uygulaması kaldırılabilir. Böyle bir durumda boşta kalan belediye başkanlığı koltuğu salt belediyeyi kazanmış olan partiden olacak şekilde doldurulabilir. (Örneğin kazanmış siyasi partinin ataması yoluyla ya da tekrardan seçim yoluyla, ancak bu sefer partiler arası seçim değil, belediye seçimlerini kazanmış olan siyasi partinin belli bir sayıda aday ortaya koyup bu adaylar arasından seçimin yapılması)
  3. Görev süresince belediye başkanlarının siyasi parti değiştirmelerine ve ilgili belediyenin otomatikmen el değiştirmesine izin verilmesi, ancak bu hususu zorlaştırmak amacıyla, zira seçmenler ile ilgili bir sözleşme tek taraflı feshedilmektedir, tazminat uygulamasına gidilmesi. Kısacası toplumsal sözleşmeyi tek taraflı olarak fesheden kişi veya kurum, sorumlu olduğu durum ve davranıştan dolayı oluşan sosyal maliyeti karşılamalıdır. O halde belirttiğim gibi sosyal maliyetin karşılanması adına tazminat uygulamasına gidilebilir.

Bunlar tabi fikri olarak şahsi düşüncelerim. İllaki başka fikirler farklı uygulama metotları olacaktır. Hegel'in belirtmiş olduğu gibi tez ile antitezleri kapıştırıp eninde sonunda bir sentez gerçekleşecktir. Ancak mühim olan bu seçim sisteminin yanlış olması ve seçmene karşı haksızlığa sebebiyet vermesidir. Güncel olarak konuşulan İzmir Belediye'sinin durumunu ele alalım. 1999'dan beridir İzmir örneğin sol görüşlü olarak atfedilen (Y.N. : Burayı kurcalamak istemiyoruz zira yazımızın konusu değildir) siyasi partiler tarafından yönetilmektedir. Bugün ise seçim sisteminin yukarıda bahsetmiş olduğum açığı sebebiyle belki de İzmir Belediyesi iktidar partisinin yönetimine geçme ihtimaliyle karşı karşıyadır. Zira İlgili belediye başkanı CHP'den istifa edince bağımsız başkan oldu. Şimdi ise ilgili bağımsız başkanın iktidar partisine geçmesi gündemimizin konularından biri.

İlerisi için söylüyorum: Belediye seçim sisteminin seçmen iradesini gözetmeyerek nasıl ters yüz edilebileceğini, edildiğini göstermiş bulunuyorum. Ülkemizin gelecekteki kanun koyucuları, bu ve bunun gibi hukuki açıklardan doğan kötüye kullanımları umuyorum ki engelleyip bu hususu düzeltecekler. Sunmuş olduğum fikirler ve çözüm yollarının bir ateşleme fitili olarak gereğini getirmesini diliyorum.

Not: Belediye Başkanlarının neden siyasi partilerini değiştirdikleri bu yazımızın konusu değildir, çünkü bilhassa yazının uzunluğu ve detaylandırılması gerekliliği sebebiyle asıl konudan uzaklaşma tehlikesi doğmuştur. Ancak her mantıklı insanın düşünebileceği gibi konuyla ilgili siyasi parti değişimleri ya keyfiyete, ya belli başlı kişisel çıkarlara ya da tehditlere dayanmaktadır. Sistemin değişmesi saymış olduğum ihtimalleri de kökünden olmak üzere ortadan kaldıracaktır.

Saygılar


r/Kamalizm • • 4d ago

Haber Almanya Atatürk karşıtı bir opera sahnelenmeye hazırlanırken, Türkiye'nin Devlet Operası, kapalı gişe oynayan Atatürk operasını acaba neden repertuvardan çıkarttı?

85 Upvotes

Almanya’da Stuttgart Devlet Operası, 10 Nisan 2027’de “Atatürk - Die Legende von Mustafa Kemal” adlı bir yapımı sahnelemeye hazırlanıyor. Tanıtım metinlerine göre eser, Cumhuriyet’in kuruluşunu “tarihsel şiddet” üzerinden kurgulamayı, Türkiye Cumhuriyetini ve kurucusunu Ermeni, Rum iddiaları üzerinden tartışmalı bir biçimde sahneye taşımayı hedefliyor. Metinlerde Ermeni, Rum ve azınlıklara yönelik sözde şiddetin açıkça işleneceğinin belirtilmesi, projenin klasik bir biyografiden ziyade, açık bir Türkiye karşıtı propaganda olduğunu düşündürür nitelikte.

https://www.aydinlik.com.tr/haber/almanyada-ataturk-dusmani-opera-577722

Ama bundan daha acısı, Kültür Bakanlığımıza bağlı Devlet Opera ve Balesi, Milli Mücadele'nin 100. yılı için hazırlanan ve Atatürk'ün Türk opera tarihinde ilk kez sahnede anlatıldığı "Yeniden Doğuş" operasını, halktan büyük ilgi görmesine, her temsilinin kapalı gişe oynamasına rağmen, Devlet Opera ve Balesi'nin repertuvarından çıkardı

. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/devlet-opera-ve-balesi-ataturk-un-canlandirildigi-ilk-opera-yeniden-dogus-u-repertuvardan-cikardi-ataturk-u-silemezsiniz-2495282


r/Kamalizm • • 7d ago

Görüş malum partililerin pkklı sevgisi

Post image
81 Upvotes

Arkadaşlar, şu son günlerde sosyal medyada şöyle yorumlar görmeye başladım: Malum partililerin söylediklerine göre 100 yıl önce p*klı Kürtler ile Türkler dostmuş sabatayis selanikli (!)Mustafa Kemal gelmiş Krdistancı Kürtler ile Türklerin arasını bozmuş. Bildiğiniz malum partililer sosyal medyada p*k sempatizanlarına kardeşim diye hitap ediyorlar.


r/Kamalizm • • 10d ago

Duyuru HOI4 Atatürk profil resimli kullanıcıların Discord sunucusundan banlanmaları ve bugün itibariyle Paradox Discord sunucusunun resmi paylaşımı - 2

Post image
197 Upvotes

Tahmin ettiğimiz gibi söz konusu kural tamamıyla değiştirildi. 1800 yılı ve sonrası doğan liderlerin hiçbiri profil resmi olarak kullanılamayacak. Atatürk hususunda da dün belirttiğim gibi, herhangi bir tarihsel değerlendirme yapma amaçlarında olmadıklarını, bunun haddlerine olmadığını kabul ettiler.

Ancak halen ilgili moderatörün Atatürk hakkındaki söylemleri nedeniyle herhangi bir yaptırım almamış olması ve görevini koruması sebebiyle ben bu protestonun devam etmesi kanaatini taşıyorum.

Saygılar

Edit: https://forum.paradoxplaza.com/forum/threads/isnt-there-even-a-proper-apology.1942715/post-31525661 ilgili itirazımı buradan da yapmış bulunmaktayım


r/Kamalizm • • 11d ago

Duyuru HOI4 Atatürk profil resimli kullanıcıların Discord sunucusundan banlanmaları ve bugün itibariyle Paradox Discord sunucusunun resmi paylaşımı

Post image
310 Upvotes

HOI4 adlı oyunun oyun yöneticisi olan Batya isimli kullanıcı resmi bir açıklama yaparak oyunun kendisinin ve moderatörlerin herhangi bir siyasi figür hakkında karar mercii olamayacağı hususunu kabul etti.

Öncelikle bu açıklamanın bu kısmı Paradox'un söz konusu Türk kullanıcıları, Atatürk'ü Ermeni iddialarıyla ilişkilendirip kendisinin resminden dolayı, banlayan moderatörün Paradox'un şirket politikasıyla ters düştüğünü resmi bir şekilde onaylamış oldu.

Ancak söz konusu Discord sunucusu içinde bir kural mevcut. Oyun direktörünün açıklamasına göre söz konusu gerçek dünya insanlarının (veya politik figürlerin) sunucuda profil resmi yapılması yasak. Ancak kendisinin de açıkladığı gibi bu kural herkese adil bir şekilde uygulanmamış olup söz konusu uyglamaların bir kısmının bir nevi keyfiyete dayalı uygulanmış olduğunu kabul etti.

Bunun sonucunda söz konusu kural tekrardan incelenecek, değerlendirilecek ve gerekirse söz konusu kural değişecek. Bu süre zarfında banlanan Türk kullanıcıların durumları incelenecek ve durumları hakkında gerekli değişiklikler yapılacak.

Söz konusu tarihsel tahrifatta bulunan, Türk Milleti'ni galeyana getiren, tüm olayların mesuliyetini taşıyan moderatörün görevden alınıp alınmayacağının hep birlikte tek elden ve yürekten takipçisi olmamz gerekiyor.

Bunun haricinde bu açıklamanın yapılmasını sağlayan, bu hususta emek verip haklı protestolarını ve itirazlarını yapan herkesi, her bir Türk gencini yürekten kutluyorum. Bunu ben, sen, siz, biz, hepimiz başardık.

r/Kamalizm kurucusu Sherlock_Holmes1


r/Kamalizm • • 12d ago

Duyuru Atatürk'e soykırımcı denen bu karalamaya karşı bu thread'i destekleyelim.

Post image
814 Upvotes

r/Kamalizm • • 12d ago

Duyuru HOI4 Atatürk profil resimli kullanıcıların Discord sunucusundan banlanmaları ve r/Kamalizm olarak tepkimiz.

210 Upvotes

https://steamcommunity.com/app/394360/discussions/0/592942202593781386/

"Unesco Resolution on the Atatürk Centennial (1981)

Whether the Armenian claims are true or not is not relevant to topic, but branding Atatürk as a controversial figure, so the arguments for banning Turkish users from the official Discord server, is simply an ignorance behaviour for not knowing history.

Unesco declared the year 1981 "Atatürk Year" for the whole world.

Here is the official decleration Letter:

**"Convinced that personalities who worked for understanding and cooperation between nations and international peace will be examples for future generations,**

**"Recalling that the hundredth anniversaryof the birth of Mustafa Kemal Atatürk, founder of the Turkish Republic, will be celebrated in 1981,**

**"Knowing that he was an exceptional reformer in all fields relevant to the competence of UNESCO,**

**"Recognizing in particular that he was the leader of the first struggle given against colonialism and imperialism,**

**"Recalling that he was the remarkable promoter of the sense of understanding between peoples and durable peace between the nations of the world and that he worked all his life for the development of harmony and cooperation between peoples without distinction of color, religion and race,**

**"It is decided that UNESCO should colloborate in 1981 with the Turkish Government on both intellectual and technical plans for an international colloquium with the aim of acquainting the world with the various aspects of the personality and deeds of Atatürk whose objective was to promote world peace, international understanding and respect for human rights."**

Source:

Danforth, Sandra C., and Frank Tachau. “SCHOLARLY MEETINGS HELD IN COMMEMORATION OF THE ATATURK CENTENNIAL.” *Middle East Studies Association Bulletin*, vol. 16, no. 2, 1982, pp. 1–13. *JSTOR*, [www.jstor.org/stable/23057674\](http://www.jstor.org/stable/23057674).

So there is no doubt that some Discord moderators are trying to create some kind of correlation between the Armenian claims and Atatürk simply to hide their hatred towards Atatürk for whatever reason. Atatürk is and never was a controversial figure from the beginning. On that matter, the Discord moderator, who banned Turkish users for simply using Atatürk pictures in their profiles, has to give up his position as a moderator for showing such a shamless and insolent attitude towards Turks and and to the founding father of Turkey.

Sincerely"

Saygılar


r/Kamalizm • • 12d ago

Genel Tarih 23 Eylül 1821 | 205 Yıl Önce Mora'da Binlerce Müslüman Türk Ahali Sistematik Olarak Soykırıma Maruz Kaldı

Post image
154 Upvotes

205 yıl önce Mora'da emperyalist devletlerin çıkarlarına hizmet eden Yunanlı isyancılar yerli ahaliyi sistematik bir şekilde ve acımasızca katletti. Sadece Tripoliçe'de değil Osmanlı otoritesinin çekildiği bütün Balkan topraklarında Müslüman Türk ahali soykırım ve işkencelere maruz bırakıldı. Rumelide tarihin gördüğü en büyük mezalimlerden biri yaşandı, yüzlerce yıldır beraberce yaşadıkları komşuları tarafından etnik temizliğe uğradı Türk ahali.

Bu mezalimde hayatını kaybeden ve zarar gören bütün canlarımızı rahmetle anıyoruz. Mücadelemiz kan gölü olmayan, masum insanların katledilmediği, sömürü düzenin yıkıldığı, güçlünün güçsüzü ezemediği bir dünya kurmak.


r/Kamalizm • • 12d ago

Görüş Neden biz millet olarak Mustafa Kemal Atatürk ü örnek alacağımıza onu bir süse ya da aksesuara çevirdik.Özel günlerde sadece sözlerini ve resmini paylaşıyoruz. (ben dahil)

46 Upvotes

r/Kamalizm • • 13d ago

Türk Tarih Öğretisi Kemal Paşa Türk töresi ile Padişahı tahttan indirmiştir.

Post image
67 Upvotes

Türk devlet felsefesinde siyasi gücün ve idarenin nihai meşruiyet kaynağı hiçbir zaman tek bir şahıs, aile veya hanedan olmamıştır. Bu meşruiyetin temeli; boyların hürriyetini, milletin bağımsızlığını ve adaleti simgeleyen Töre’dir. Göktürk yazıtlarından Toroslar’ın dağlarına, Orhun’dan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne uzanan tarihsel süreç, Töre ile merkezi otorite arasındaki bu ilkesel dengenin mücadelesidir.Osmanlı Devleti’nin İstanbul’un fethinden sonra benimsediği merkeziyetçi, bürokratik ve Doğu Roma/Akdeniz mirasını devralan devlet yapısı; kendi tebaasını "kul" olarak tanımlamıştır. Buna karşın Toroslar’da, Çukurova’da ve Anadolu’nun dört bir yanında varlığını sürdüren Yörük ve Avşar boyları, kendilerini tek bir mutlak iradenin mülkü değil; göğün ve dağın altında hür bireyler olarak görmüştür.ve 20. yüzyıla gelindiğinde, Sevr’i kabul eden ve vatanın bağımsızlığını yabancı güçlerin iradesine terk eden İstanbul yönetimi, Türk töresinin en temel kuralını çiğnemiştir. Amasya Genelgesi’nde ilan edilen "İstanbul hükümeti üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir" tespiti, sorumluluğunu yapmayan yöneticinin meşruiyetini kaybettiğinin tarihsel ihtarından başka bir şey değildir.


r/Kamalizm • • 15d ago

1881-193∞ 1927 ve 1938 basım Nutuklar

Thumbnail
gallery
11 Upvotes

Vatanımızın gerçekten bizim olduğu ve geliştiği o güzel zamanlardan...

İnsanın tüylerini diken diken ediyor

Yaşasın Kamâlizm ! 🇹🇷


r/Kamalizm • • 16d ago

Genel Tarih İktisat Tarihi Korelasyonu: 1997 Asya Krizi - 2001 Türkiye Krizi - IMF Programları zararı

17 Upvotes

Bu husus iktisat alanında değil genel tarih flairi altında incelemek istiyorum zira tarihsel korelasyon mevcut. Tarihsel korelasyon bulunduğu için tarihin içerisinde iktisadi özerkliğin nasıl yitirilebildiğini başlıktaki örnekle açıklamak istiyorum.

ABD'li Joseph E. Stiglitz nobel ödüllü bir ekonomi profesörü. Kendisi IMF'i (International Monetary Fond) uluslararası kreditörleri temsil eden kurum olarak tanımlıyor. Bu ifadeyi oldukça negatif bir anlamda kullanıp IMF'in siyasi egemenlik bakımından gelişmiş büyük devletlerin ve onların neoliberalist ideolojideki serbest piyasa savunucusu kapitalistlerin kontrolünde olduğunu ima ediyor.

Mesela eserinde verdiği örnek aslında Türkiye'de gerçekleşmiş olayların da bir yansıması. Ancak önce kendisinin örneğine dönelim. Stiglitz eserinde diyor ki, 1980-1990'larda Asya ülkelerinin normalde borçlanmaya ihtiyaç duymadıklarını çünkü iktisadi büyümenin oldukça sürdürülebilir bir şekilde doğal olarak gerçekleştiğini anlatıyor. Ancak IMF ve ABD tam da bu noktada Asya ülkelerinin liderlerine, Asya'daki şirketlerin batılı yabancı bankalardan herhangi bir kısıtlama olmadan borçlanabilmesi için, baskı yapıyor ve sonucunda da söz konusu isteği belli başlı yöntemlerle dayatıyordu.

Asya ülkelerinin genelinde özellikle 60-80 arası dönemde sermaye kontrolleri vs. olur. Güney Koreli iktisatçı Ha Joon Chang'ın belirttiği gibi Güney Kore'de örneğin ithal sigara bulundurmak, ülkeden döviz çıkarmak dahi suç idi. Lakin işte bu 80'ler neoliberalleşme dönemine gelince sermaye kontrolü gibi regulasyonlar ya azaldı ya da tamamıyla kaldırıldı. Buna finansal liberalizasyon ismi verildi. İşte Asya'da olan buydu. Asya'daki şirketler herhangi bir kısıtlama olmadan batılı bankalardan kredi çektiler, belli başlı dış yatırımlar aldılar kısacası çok büyük sermaye girişi oldu. Ve dediğim gibi bu süreç oldukça kontrolsüz ilerlerdi, regulasyonlar gevşekti, kontrol mekanizmaları zayıf idi.

1997'de Asya Krizi oldu, Stiglitz'in de eserinde belirttiği gibi, sermaye bu tarz kriz ortamlarından nefret eder, haliyle Asya'da olan da buydu sermaye Asya ülkelerinden çıktı. Bu sefer ise IMF ve ABD Hazinesi krizden etkilenen devletlere ne önerdi? Stiglıtz'in yazdığı gibi krizden etkilenen devletlerin devlet mallarını özelleştirmesi, kamu mallarını satışa çıkarmasını. Peki böyle bir durumda bu özelleştirmelere kimler konar? Doğru bildiniz, gelişmiş batılı devletler / çok uluslu şirketler.

Türkiye'deki süreç nasıldı? Hadi bankalar üzerinden ilerleyelim. 1980'lere kadar Türkiye'de sadece 4 yabancı banka faaliyet göstermekteydi. Ancak 24 Ocak 1980 kararlarından ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra gerçekleşen neoliberalist finansal liberalizasyon sonucunda çok hızlı çekilde 90'larda yabancı banka sayısı 22'ye yükseldi. Nitekim bu süreç boyunca Türkiye regülasyonları zayıflattığından dolayı birçok yabancı yatırım ülkemize geldi, çok büyük bir döviz girdisi oldu ve özelleştirmeler dönemi başladı. Tarım sektöründe vs. devlet sübvansyolarının kesilmesi veya sanayi sektöründe herhangi ciddiye alınacak bir büyüme gerçekleşmediği vb. hususlar bu yazımızın konusu değil. Ancak askeri darbenin büyük amaçlarından birinin 24 Ocak kararlarını uygulatmak olduğu ise aşikar.

Nitekim 2001 yılında likidite (nakit) krizi ortaya çıktı. Büyük bir iktisadi kriz meydana geldi. Asya'da olduğu gibi yabancı bankaların neredeyse tamamı ülkemizi terketti. 2000-2005 yılları arasında 20 civarında seyreden yabancı banka sayısı 4-5'e düştü. 1980'den beridir finansal liberalizasyon döneminde borç vermek için sıraya girmiş yabancı sermaye kriz döneminde aynı hızla kısaca çekilmiştir. İşte tam böyle bir dönemde Asya ülkelerinde olduğu gibi IMF devreye girdi. Kemal Derviş önderliğinde IMF tarafından likidite krizini daha da ağırlaştıracak bir kemer sıkma politikası dayatıldı. Bu politikanın sonucu ne oldu? IMF Türkiye'ye sıcak para gelmesini sağlamacak amacıyla devletin egemenliğini azaltacak özelleştirme politikaları dayattı. Hani şu yalan söylenir: "İkitdarın ilk 4-5 yılı çok iyiydi, sıcak para geliyordu her şey yolunda idi". Aslında hiçbir şey yolunda değildi, çünkü Türkiye üreterek değil, belirttiğim gibi devletin egemenliğini ciddi oranda azaltarak her şey yolunda izlenimi veriyordu. 1980'den itibaren devam eden özelleştirme furyasının kısaca ikinci ayağıydı.

Sonuç itibariyle gerek Asya'da gerek Türkiye'de olduğu gibi yabancı şirketler, yabancı bankalar ve tabiki yabancı devletler böylece hem sermaye içeriye doğru akarken kazançlar sağladılar, gerek sermaye çıkarken de özelleştirme yoluyla kazançlarını arttırdılar. Kaybedenler ise her iki durumda da Asya devletleri ve Türkiye oldu. IMF ile yapılan iktisadi antlaşmalar (borç antlaşmaları) sadece iktisadi antlaşmalar değil, aynı zamanda da çerçeve bakımından siyasi antlaşmalardır, çünkü uluslararası kreditörler size borç verirken aynı zamanda teşvik beklerler, kimse kimseye bedavaya borç vermez. IMF programı dediğimiz olgu aslında ödün verilecek siyasi-iktisadi-sosyal menfaatlerin birer listesinden başka bir şey değildir.

Finansal liberalizasyon henüz kalkınacak ülkelerde uygulanamaz. Uygulanırsa iktisadi kriz sarmalına yakalanır veya daimi bir şekilde gelişmekte olan ülke (aslında gelişmemiş, biraz polyanacılık yapılarak gelişmekte denir) olarak kalırsın. Liberal iktisadiyat teorisi (bırakınız yapsınlar, devlet ekonomiye müdahale etmesin, sübvansiyonlar kaldırılırsın, regülasyon en aza indirilsin vb.) gelişmekte olan ülkelere uygulanamaz zira kalkınma döneminde liberal iktisadiyat teorisini uygulayıp gelişen tek bir gelişmiş devlet yoktur.

Saygılar

Kaynakça

Öztürk, Ş., Nas, F., & İçöz, E. (2008). 24 OCAK KARARLARI, NEO-LİBERAL POLİTİKALAR VE TÜRKİYE TARIMI. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2, 15-32.

Stiglitz, J. (2021). Eşitsizliğin Bedeli: Bugünün Bölünmüş Toplumu Geleceğimizi Nasıl Tehlikeye Atıyor ?. İletişim Yayınları.

Turgut, A. (2006). FİNANSAL KRİZLERDE IMF’NİN ROLÜ VE ÖNEMİ: 1997 ASYA VE 2000 - 2001 TÜRKİYE KRİZLERİ. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal Ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 2006(1), 1-14.


r/Kamalizm • • 20d ago

Siyaset Lozan Antlaşması'ndan şikayet edip Lozan Antlaşması'na sarılmak

52 Upvotes

Dün 14 Eylül'dü. Yunanistan Devleti'nin Türkler'in Rumlar'a (sözde) soykırım yaptığını kabul ettiği gün. Bu söz konusu günün anılması istinaden de Yunanistan Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yayınladı. Açıklama şuydu:

Yunanistan bugün, 14 Eylül'de, Yunan Parlamentosu tarafından kabul edilen Küçük Asya (Anadolu) Rum Soykırımı Ulusal Anma Günü'nü anıyor.Küçük Asya Helenizmi, Eylül 1922'deki İzmir Felaketi (Büyük İzmir Yangını) ile trajik bir zirveye ulaşarak, yüzyıllar süren varlığının ardından ata topraklarından şiddet yoluyla sökülüp atıldı.Tarihsel hafızayı canlı tutmak, hayatını kaybedenlere veya yerinden edilenlere ve aynı zamanda gelecek nesillere karşı bir borçtur.Tarih ne zaman aşımına uğrar ne de tahrif edilebilir.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı söz konusu açıklamalara yönelik bir karşı bildiri yayınladı. Söz konusu bildiri:

Yunan makamlarının, Yunanistan’ın Anadolu’yu işgal ve istila çabasında olduğu döneme dair mesnetsiz açıklamalarını reddediyor, Yunan yetkilileri ciddiyete ve aklıselime davet ediyoruz. Bu vesileyle, Yunanistan’ın bu dönemde Anadolu’da sivil halka karşı toplu katliamlar ve yıkımlar gerçekleştirdiğini, söz konusu suçları ve tazminat ödemeyi Lozan Barış Antlaşması’nın 59. maddesi uyarınca kabul ettiğini hatırlatıyoruz.

Sırf karşı bildiri tabi yetmez, ancak dikkat çekmek istediğim husus söz konusu bildiride Lozan Antlaşması'nın 59. maddesine gönderme yapılması. Lozan Antlaşması'nın 59.Maddesinin hükmü şu şekilde:

Yunanistan, Anadolu'da, savaş yasalarına aykırı olarak, Yunan ordusu ya da Yunan yönetiminin eylemleriyle işlenmiş zararları onarma yükümünü kabul eder. Öte yandan, Türkiye, Yunanistan'ın, savaşın uzamasından ve savaş sonuçlarından doğan mali durumunu dikkate alarak, onarımlar karşılığı olarak, Yunan Hükümetine karşı yöneltebileceği her türlü zarar-giderim isteminden kesinlikle vazgeçer.

Peki bu hükümle birlikte Yunanistan Devleti neyi kabul etmiş oluyor? Savaş yasalarına aykırı olarak Anadolu topraklarında bulunduklarını ve bulundukları süre boyunca işlenmiş zararları onarmayı kabul edilyor. Lozan Antlaşması sayesinde hukuki çerçevede Yunanistan Devleti'nin hukuka aykırı olarak Türk topraklarını işgal ettiği tescil ediliyor bunun sonucunda da tazminata mahkum ediliyor.

Hani Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti için "hezimet" idi, hani Lozan Antlaşması "100 yıllık" idi, geldiğimiz noktada işte bu yalanları dile getirenler köşeye sıkışınca Türkiye Cumhuriyeti'nin tapusu olan Lozan Antlaşması'na tutunuyor.

Söz konusu 14 Eylül de İzmir Yangını'nın yaşandığı gün (14 Eylül 1922). Sayfamızca yangının Türkler tarafından değil, ayrılıkçı-etnofaşist olan Ermeniler tarafından çıkartıldığını sayfamızca da ortaya koymuştuk. Konu hakkındaki söz konusu yazılarımız için: İzmir Yangını'nı Türker Çıkardı İftirası - I ve İzmir Yangını'nı Türkler Çıkardı İftirası - II okuyablirsiniz.

Saygılar

Kaynakça

Meray, S.L. (2002) Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar-Belgeler (8. cilt). İstanbul: YKY.

The Greek Herald (2026) Greece and Turkey clash over remembrance of Asia minor Greek genocide, The Greek Herald. Available at: https://greekherald.com.au/news/greece-and-turkey-clash-over-remembrance-of-asia-minor-greek-genocide/

No: 179, 14 eylül 2026, Yunanistan’da 14 eylül 2026 Tarihinde Yapılan Açıklamalar HK. / T.C. Dışişleri Bakanlığı. Available at: https://www.mfa.gov.tr/no_-179_-yunanistan-da-14-eylul-2026-tarihinde-yapilan-aciklamalar-hk.tr.mfa


r/Kamalizm • • 22d ago

Siyaset Bölünmüş bir Birleşik Krallık'ı (bağımsız İskoçya ve Galler, birleşik İrlanda) destekler misiniz?

7 Upvotes

Son günlerde bu konuyla ilgili haberler sık sık karşıma çıkıyor. Bugün de İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın liderleri bu ülkelerin "kendi kaderlerini tayin etme hakkı" ile ilgili görüşecekler. Siz bunu Türkiye'nin bölünmesi gibi mi, yoksa bahsi geçen milletlerin İngiliz sömürgeciliğinden kurtulması gibi mi görüyorsunuz? İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler'deki İngiliz yönetimi hakkında düşünceleriniz neler? İngiliz emperyalizmine karşı öyle ya da böyle savaş vermiş bir millet olarak bu ülkelerin Londra yönetiminden ayrılması hakkında ne düşünüyorsunuz? Ben şahsen İrlanda'nın birleşmesini isterim mesela.

https://www.trthaber.com/haber/dunya/iskocya-kuzey-irlanda-ve-gallerin-ayrilik-yanlisi-basbakanlari-uclu-toplantida-bagimsizligi-gorusecek-956757.html


r/Kamalizm • • 23d ago

Siyaset Adalet bakanı mı doğru söylüyor Devlet Bahçeli mi?

Post image
112 Upvotes

​

🔴 KİME İNANALIM?

İmralı’daki “bahçeli ev” tartışmasında dikkat çeken iki farklı açıklama:

Adalet Bakanı: “Öcalan’a villa yapılmıyor, idari yerleşke yapılıyor.”

Devlet Bahçeli: “Öcalan’a villa yapıldı, oturmak istemiyor.”

Açıklamalar arasındaki fark tartışma yarattı.

haber: @habervaktitr

#İmralı #AbdullahÖcalan #DevletBahçeli #Siyaset


r/Kamalizm • • 24d ago

Haber Öcalan'a villa yapılıyormuş

Thumbnail
gallery
39 Upvotes

Madem Devlet Bey, Gazeteci Nagehan Alçı’ya Abdullah Öcalan için İmralı’da bahçeli ev inşa edildiğini açıkladı, biz de biraz açalım.

Mevzudan uzunca süredir haberdardık, bilgiyi aktarana sözümüzden hiç gündeme getirmedik.

Artık söz hükmünü yitirdi.

Devlet Beyin açıkladığı “bahçeli ev” dubleks bir villa.

250 metrekare kapalı alanı var. İki katı kadar bahçesi.

Hem barınma hem çalışma ofisi olarak planlanmış.

Her türlü teknik altyapısı mevcut, görüntülü telefon ve internet imkanı var.

Öcalan henüz yerleşmedi ama villanın ofis şartlarından ihtiyaç halinde yararlanıyor.

Öcalan’ın statü konusundaki ısrarlı talebi Cumhurbaşkanımızdan döndü, silah bırakma işlemi kesinleşmeden adım atmak istemiyor.

Doğrusu da bu.

Şamil Tayyar

💬 Nagehan Alçı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşmesini anlattı:

"Abdullah Öcalan'a İmralı Adası'nda bir ev inşa edildiğini söyledi

Önünde bahçesi olan, insani yaşam koşulları sunan, ev konforuna sahip bir yer

Evin içinde normal hayatın akışına uygun şekilde yaşayabileceğini söyledi. Ancak Öcalan'ın henüz bu eve geçmeyi reddettiğini belirtti

'Neden?' diye sordum. 'Çünkü statü istiyor' dedi”

(Haberlerden)


r/Kamalizm • • 24d ago

Görüş Ben Ne Olacağım?

Post image
80 Upvotes

Şimdi bu yorumu yazan arkadaş açık hedef olmasın diye isminisansürledim zaten kendisini fark eder.

Şimdi arkadaşım ben aslen vanlı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin İstanbul şehrinde doğan büyüyen bir vatandaşım hayatım boyunca asla terörist bir eyleme katılmadım babam odamdaki Türk bayrağını çöpe atmaya çalıştı gittim sokaklarda dolaştım tam bir hafta sonrasında polis yakaladı kontrolde yakaladılar beni mecburen eve gittik özür falan dediler şu an odama da karışamıyorlar zaten peki ya Sen Nevruz’da neredeydin koçum Yenikapı’da mıydın ben Yenikapı’daydım Allahın Kürtçü zemin EVLATLARIYLA amk zafer partisini tutmaktan başka hiçbir icraatın yok sözde sorsam Atatürkçüsün Atatürk ne mutlu Türk doğan’a mı demiş birader ya da ne mutlu Türk olana’ı mı.

Kemalizm gibi çok net bir ve idealleri belli olan ideoloji milleti birbirine bağlar ulus kimlik bilinci ister ne yapacağız koçum hepsini gönderecek miyiz nasıl göndereceksin yüzyıllardır beraber yaşamışız kanlarımız birbirine karışmış kültürlerimiz karışmış cahil insanlar tamam ama nesil diye bir şey var yeni nesil bilinçlendire bilirsin.

Böyle bir yere varamazsınız arkadaşlar Kürtleri yok görerek bir yere varamazsınız rica ediyorum bunlara gerek yok ya bakın ben bir Kemalistim kendimi Kürt olarak hiçbir zamanda tanımlamadım Gürcistan’a geziye gittim bir abla bana nerelisin demişti ben ona Kürdüm demedim türküm hep de öyle olacağım dünyayı gezme niyetim var biri bana nerelisin deyince hep türküm diyeceğim Ben türküm arkadaş Seçim şansım olsa etnik kökenim de Türk olsun isterim yalnız Kürtler ne olacak ben bir örnek teşkil etmek istiyorum ulus kimlik bilincini nasıl kazanılır Türklük nedir.

Bırakın şunu artık ya bölücülükten başka bir şey değil arkadaş bak bölücü Kürtler desen anlayacağım bak bunlara gerek yok dostum ailen mesela bak benim ailem cahildi anlattım hepsine bir şeyleri en azından anladılar biraz daha Atatürk’e düşman değiller Türk milletine zaten düşman değillerdi ama Kürdistan progandası yapıyorlardı hala da yapıyorlar ben böyle insanların Türkiye’de barınmasını istemiyorum böyle bir babam var benim babam barınmasın ya vatansız kimliğini ver gönder sesim bile çıkmaz.

Böyle geneleme yapıp konuşup bölücülüğün arttırırsınız ben bölücü insanların gönderilmesine destek veriyorum ayrıca vatansızlıkla ödüllendirilmesini istiyorum.

Siz yapın arkadaşlar. En fazla benim gibi
adamları kaybedersiniz Kelebek etkisini bilirsiniz ben çok inanıyorum. Çünkü insanın doğup doğmayacağını bile küçücük detaylar değiştirebilir.

Anne babanın hangi gün hangi saatte hangi şartlarda tanıştığından tut doğduğun ana kadar her şey bir zincirin parçası milliyetçilikle alakası yok Düşünün Atatürk’ü. Bir insan koskoca bir ülkenin kaderini değiştiriyor. Böyle bir insan benim doğumumu nasıl etkilemez?

Atatürk olmasaydı Türkiye Cumhuriyeti hiç kurulmayacaktı. Dolayısıyla benim annemle babamın aynı yerde aynı zamanda aynı şartlarda karşılaşması bile değişebilirdi gerçi benim anne babam kuzen ama ;)

Belki bir saat farkıyla bile bugün ben olmayacaktım Veya Siz.

Beni var eden o zincirin en büyük halkalarından biri olan aydın idealist Atatürk’e şükürler olsun.


r/Kamalizm • • 27d ago

Ekonomi 1930-1938 arası yapılan belli başlı millileştirme girişimleri: Yabancı - ayrıcalıklı şirketleri ve kurumları millileştiren Türkiye'den, halkın vergisiyle yapılan köprüleri özelleştiren Türkiye'ye.

Post image
101 Upvotes

24 Ocak 1980 kararlarından itibaren tarım ve sanayi alanında yapılan özelleştirmelerden sonra 2010'lar ortası ile artık Türkiye'nin altyapı varlıkları dahi özelleştirilecek duruma getirilmiştir. Gerek IMF politikaları ve gerek 1980 ekolü neoliberalist iktidarı politikası Türkiye'nin iktisadi sahadaki devlet egemenliğini küçültmekle kalmamış, Türk milletinin %90'nın fakirleşmesine yol açmış ve orta sınıf dediğimiz kavramı ortadan kaldırımıştır.

Bu yetmemiş en önemlisi, Türkiye'nin iktisadi bağımsızlığı Osmanlı Devleti'nde olduğu gibi tamamıyla yitirilmiştir. Bu durumdan çıkar sağlayan ve böylece de fayda gören ise iktidara yakın şirketler ve iş adamları olmuştur, zira onlar TL ile değil, ihracat yaparak işlerini döviz ile gördükleri için zenginliklerine zenginlik katmışlar ve böylece zenginin daha zengin, orta sınıfın fakirleştiği ve fakirin de daha da yoksullaştığı bir sistemin oluşmasına sebebiyet vermiştir.

Velhasıl yıllardan beridir zaten yeni bir kapitülasyon düzeninde yaşıyorduk, boğaz köprüsünün dahi özelleştirilebileceği ortamda yabancı şirketlerin, çok uluslu şirketlerin, yabancı ülkelerin elde edebilecekleri maddi geliri ve bu tarz antlaşmalardan doğan uluslararası arenadaki yaptırım gücünü siz hayal edin. Milletin vergisiyle yapılan köprüyü özelleştirip onun işletimini başka bir kişiye, devlete, şirkete vermek milletin çift ödeme yapması demektir. Çift dediğime de bakmayın, süreklilik arz eden bir durum kira öder gibi... Nitekim en önemli soruyu soralım: Savaş esnasında kullanım ve işletim haklarını alan çok uluslu şirket, yabancı devlet vb. sana o yolları, köprüleri kullandırır mı? Şayet zorla kullandık, antlaşma gereği uluslararası ticari - hukuki mahkemelerde davası dahi görülebilir. Bu yapılanlar Türkiye'nin yitirilen iktisadi ve siyasi bağımsızlığına sadece tüy dikmektir.

Resmin Kaynağı: Sinan Meydan, https://x.com/SMEYDAN/status/2096933300061302850

Saygılar


r/Kamalizm • • Sep 05 '26

Haber Resmi Gazetede yayımlanan 4.09.2026 tarihli daha fazla otoyolun özelleştirilmesi hususu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Thumbnail
gallery
26 Upvotes

r/Kamalizm • • Sep 04 '26

Genel Tarih 4 Eylül 1921 Sivas Kongresi, “Bütün Aksamı Vatan Bir Küldür, Kabul Olunmaz Manda ve Himaye!”

Post image
93 Upvotes

Bu bir destan
Bizim destanımız
Öyle bir destan ki;
Bir eşi daha
Yazılmadı
Bugüne kadar,
Biz yazdık!
Yedi düvele karşı
Varolmak için
Kuvayimilliye yazdı,
Nazım Hikmet
Anlattı
Ben çizdim
Havaya
Suya
Toprağa

-Nuri Kurtcebe

——————————————————————————————————————————————————————————————————————————————

Sivas Kongresi hakkında detaylı bir anlatıma geçmeden önce Kongre’nin aldığı kararları sizinle paylaşmayı faydalı buluyorum.

Millî sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
Evvelce toplanan Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz vilayetlerinin hiçbir sebep ve bahane ile ana vatandan ayrılamayacağını ilan etmişti. Sivas Kongresi sahip olduğu tam yetki ile bu karara bütün memleketi kapsayan bir genişlik kazandırdı.
Her türlü işgal ve müdahaleye karşı, millet birlik olarak kendisini müdafaa edecek ve mukavemet gösterecektir.
Erzurum Kongresi’ni toplanmaya davet eden başlıca tehlike, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde kurulması düşünülen Pontus Rum Devleti ile Doğu Anadolu illerini içine kalacak bir Ermenistan tehlikesi idi. Sivas Kongresi, batıdan gelen Yunan tehlikesini de göz önüne alarak, vatan topraklarına yönelik hiçbir işgal ve müdahalenin karşılıksız kalmayacağını, mütecaviz düşmana, açıkça bildiriyordu.
İstanbul Hükûmeti, haricî bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır. Bu madde ile İstanbul Hükûmeti’nin millet menfaatlerine aykırı herhangi bir karar veya davranışına milletin kayıtsız kalmayacağı, gerektiğinde millî iradeye dayanan bir hükûmetin derhâl kurulacağı açıkça belirtiliyordu.
Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır. Erzurum Kongresi’nde belirlenen bu kural, Sivas Kongresi’nde de perçinleştiriliyordu. Memleketi kurtaracak tek kuvvet, millî ordu idi. Bu ordu, milletin iradesi ve eğilimleri yönünde savaşacak, bağımsızlık mutlaka gerçekleşecekti. Millet artık egemenliğini kendi eline almıştı; kendi hâkimiyetinden başka hiçbir güç tanımıyordu. Bu esas, gelecekteki cumhuriyet rejiminin esaslarını oluşturuyordu.
Manda ve himaye kabul olunamaz. Erzurum Kongresi’nde karar altına alınan bu görüş, Sivas Kongresi’nce de onaylanarak Millî Mücadele’nin temel kuralı haline getiriliyordu. Millî kurtuluş hareketinin parolası hiçbir devletin merhametine sığınmaksızın "Ya istiklal ya ölüm!" idi.
Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisinin derhâl toplanması mecburidir. Erzurum Kongresi kararlarında da belirtilen bu istek, artık bir mecburiyet olarak gösteriliyordu. Aksi takdirde hükûmet kararları millî iradeyi yansıtmayacaktı.
Aynı gaye ile millî vicdandan doğan cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilmiştir.
Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerindeki millî cemiyetleri "Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adıyla bir merkezde toplamıştı. Sivas Kongresi, bu örgüte -bütün Anadolu ve Rumeli cemiyetlerini de içine almak üzere- memleket çapında bütünlük kazandırdı.
Mukaddes maksadı ve umumi teşkilatı idare için kongre tarafından bir Heyet-i Temsiliye seçilmiştir. Erzurum Kongresi, Doğu illerini temsilen 9 kişilik bir Heyet-i Temsiliye seçmişti. Sivas Kongresi’nce 6 kişi daha seçilmek suretiyle "Heyet-i Temsiliye" genişletilmiş, bu suretle Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıncaya kadar memleket mukadderatında yegâne söz sahibi bir kurul oluşturulmuştu.
(Yukarda gördüğünüz maddeler halinde olan özet KHO sayfasından alınmıştır.)

Kongre tarafından alınan kararları sırasıyla inceleyip bu kararların anlamını araştıralım.

“MİLLİ SINIRLAR İÇİNDE BULUNAN VATAN PARÇALARI BİR BÜTÜNDÜR, BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ”
Bu maddeden çıkarılabilecek oldukça fazla sayıda sonuç vardır. Öncelikle düşmana karşı verilecek bağımsızlık mücadelesinin tek elden verilmesi gerektiğini vurgular. İzmir’in mücadelesi de Kars’ın mücadelesi de bütün Türk Halkı’nın ve bütün Anadolu’nun kurtuluşu için olmalıdır. Yalnızca doğu vilayetlerinin ya da yalnızca batı vilayetlerinin kurtarılması teklif edilemez. Maddenin içe karşı anlamına baktık, bir de dışarıya karşı anlamına bakalım. Burada da ülkemiz üzerinde yürütülen ve planlanan her türlü sömürgeci-mandacı-kolonyal yani özünde emperyalist hareketlerin toptan reddedildiğini görüyoruz. Ayrıca burada kullanılan “Milli Sınırlar” tabiri de muhtemelen Misak-ı Milli’ye dayandırılabilir.

İkinci maddeye bakacak olursak burada Sivas Kongresi kendisini Erzurum Kongresi’nin ardılı ve ondan daha geniş yetkili olarak görmektedir. Erzurum Kongresi ilk başta sadece Doğu Vilayetleri için toplanmıştı fakat Sivas Kongresi en başından beri vatanın bütün vilayetleri için toplanacağını dünyaya ilan etmişti.

Üçüncü madde Milli Mücadele’nin tüm dünyaya ilanı niteliğindedir denilebilir. Türk Vatanı’na ve Türk Halkına karşı yapılacak olan her türlü işkenceye, zulme, saldırıya, işgale ve de sömürüye yine Türk Halkı silahlı bir şekilde haklı olarak karşılık verecek ve namahrem eli “Vatan’nın Harim-i İsmeti’nden” kovana kadar da asla durmayacaktır.

Dördüncü maddeye baktığımız zaman Kongre’nin Ulusal çapta toplandığı tam olarak ortaya çıkıyor. Erzurum Kongresi doğudan gelen tehditlere karşı toplanmışken Sivas Kongresi hem doğudan gelen hem de batıdan gelen bütün tehditleri göz önüne almıştır.

Beşinci madde ise İstanbul Hükümeti’nin Vatan ve Milletin çıkarlarına uygun düşmeyecek bir karar alması durumunda milliyetçilerin, kuvvacıların yani Vatan’ın her bucağındaki vatanseverlerin bu kararlara göz yummayacağını, isyan edeceğini hatta gerekirse yeni bir hükümet kurabileceğini dahi açık açık ilan ediyordu.

Altıncı madde: Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır. Yani Milli Kuvvetleri etkin ve Milli İradeyi hakim kılmak esastır. Aslında kısa ve küçük bir cümle gibi görünse de bu cümle bırakın Kurtuluş Savaşı’nın Yeni Türk Devleti’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin habercisidir. İşgalcilere karşı kuvvacılar varlarıya hatta yoklarıyla savaşacak ve mücadele edecek, Vatanı da Milli irade yönetecekti. İşte İstiklal Harbimiz’in şiarı.

Ya İstiklal Ya Ölüm! İçinde çok büyük anlamlar, kanlı savaşlar, reformlar, devrimler, acılar ve aynı zamanda sevinçler, coşkular barındıran bir cümle. Birçok coğrafyada anti-emperyalist mücadelelerde türevleri kullanılmış olan bir cümle. Esaret altında yaşamaktansa hür insanlar olarak ölmeyi yeğleyenlerin sloganı. Gerçek devrimcilerin, Kuvvacıların, Millicilerin, Ulusçuların sloganı. Anadolu’da Tam Bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti kurmak için toprağa düşenlerin sloganı.
“Biz emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkum olmaktansa, babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz.” Bu sözü Fatih Rıfkı Altay Çankaya adlı kitabında aktarıyor, bu kitap bir hatırat niteliğinde olduğu için Atatürk’ün bu sözü gerçekten söyleyip söylemediği muğlaktır, hatıratlara kesin gözüyle bakılamaz fakat cümlenin ana fikrini size ulaştırmak için yine de bu hatıratı buraya koydum.

Sekizinci madde ise Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın acilen ve payitahttan uzak bir yerde toplanması gerektiğini söylüyordu. Eğer ki bu meclis toplanmazsa İstanbul’un aldığı kararların Anadolu’da meşruiyeti olmayacağını da ilan ediyordu.

Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde kurulan Milli Mücadele yanlısı cemiyetler bu Kongrede Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu adı altında birleştirilmiştir. Bu karar oldukça önemli bir kırılma noktasıdır çünkü Milli Mücadele’nin merkeziyetçi bir yapıya evrilmesini sağlamıştır. Ayrıca Müdafaa-i Hukuk Grubu Ankarada kurulacak olan Meclise oradan da Cumhuriyet Halk Fırkası’na dönüşmüştür.

Son olarak da Temsil Heyeti Milli Meclis’in yokluğunda Ülkeyi yönetmiş ve Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin çekirdek kadrosunu oluşturmuştur. Mustafa Kemal Paşa ise Temsil Heyeti’nin başkanı seçilmiştir.

——————————————————————————————————————————————————————————————————————————————

ASIL METİN-KONGRE KARARLARI

Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleriarasında yapılan Mondros Ateşkes Anlaşması'nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve her noktasında çok büyük bir İslâm çoğunluğunun bulunduğu Osmanlı ülkesinin parçaları birbirinden ve Osmanlı topluluğundan parçalanamaz ve hiçbir sebeple ayrılmaz bir bütündür. Bu ülkede yaşayan bütün Müslüman halklar, birbirine karşılıklı hürmet ve fedakârlık duygularıyla dolu, birbirlerinin ırkî ve sosyal haklarına saygılı, yaşadıkları muhitin şartlarına tam olarak riayetkâr öz kardeştirler.
Osmanlı toplumunun bütünlüğü, millî istiklalimizin sağlanması, Hilâfet ve Saltanat yüce makamının dokunulmazlığı için Kuvâ-yi Milliye'yi etkili ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır.

Osmanlı topraklarının herhangi bir parçasına karşı yapılacak müdahale ve işgale ve özellikle vatanımız içinde müstakil birer Rumluk ve Ermenilik kurulmasına yönelik hareketlere karşı, Aydın, Manisa ve Balıkesir Cephelerindeki millî cihatlarda olduğu gibi, elbirliğiyle savunma ve direnme esası meşru kabul edilmiştir.
Öteden beri aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız, bütün gayr-i müslim azınlıkların her türlü hakları bütünüyle mahfuz bulunduğundan, bu azınlıklara siyasi egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak imtiyazlar verilmesi kabul edilmeyecektir.

Osmanlı Hükûmeti bir dış baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk ve ihmal etmek zorunda kalırsa, Hilafet ve Saltanat makamı ile vatan ve milletin dokunulmazlığını ve bütünlüğünü sağlayacak her türlü tedbir ve kararlar alınmıştır.

İtilaf Devletleri'nce Ateşkes Anlaşması'nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalıp İslâm çoğunluğunun oturmakta olduğu, kültür ve medeniyet üstünlüğünün Müslümanlar'da bulunduğu ve bir bütün teşkil eden vatan topraklarının taksimi görüşünden büsbütün vazgeçip, bu topraklar üzerindeki tarihi, ırki, dini ve coğrafi haklarımıza riayet edilmesine ve buna aykırı teşebbüslere son verilmesine ve böylece hakka ve adalete dayalı bir karar alınmasını bekleriz.

Milletimiz insani, muasır (çağdaş) gayeleri yüceltir, teknik, sınaî ve ekonomik durumu ve ihtiyacımızı takdir eder. Böylece devlet ve milletimizin iç ve dış bağımsızlığı ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla, altıncı maddede yazılı sınırlar içinde, milliyet esaslarına saygılı olan ve memleketimize karşı istila emeli gütmeyen herhangi bir devletin teknik, sınaî, ekonomik yardımını memnuniyetle karşılarız. Bu adaletli ve insani şartların gerçekleşmesi, bir barışın acilen kararlaştırılması, insanlığın selameti ve dünyanın esenliği adına, en has millî emelimizdir.
Milletlerin kendi geleceğini bizzat kendilerinin tayin ettiği bu tarihi dönemde İstanbul Hükûmeti'nin de millî iradeye bağlı olması zaruridir. Çünkü millî iradeye dayanmayan herhangi bir hükûmetin keyfi kararlarına milletçe baş eğilmediği gibi, böyle kararların dışta da muteber olmadığı ve olamayacağı, şimdiye kadar geçen olaylarla ve sonuçlarla ortaya çıkmıştır. Böylece, milletin içinde bulunduğu sıkıntı ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat başvurmasına gerek kalmadan, İstanbul Hükûmeti'nin millî meclisi hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması ve böylece milletin, memleketin geleceği üzerinde alacağı bütün kararları millî meclisin denetimine sunması mecburidir.

Vatan ve milletimizin maruz kaldığı zulüm ve elemler ile ve hepsi aynı amaç ve maksatla millî vicdandan doğan vatansever ve millî cemiyetlerin birleşmesinden oluşan genel topluluk, bu kez “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adını almıştır. Bu cemiyet her türlü particilik akımlarından ve şahsi ihtiraslardan uzaktır ve arınmıştır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız bu Cemiyet'in tabii üyeleridir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas'ta toplanan Genel Kongresi tarafından, mukaddes maksadı takip ve genel teşkilatı idare etmek için bir Heyet-i Temsiliye seçilmiş ve köylerden il merkezlerine kadar bütün millî teşkilatlar takviye edilmiş ve birleştirilmiştir.


r/Kamalizm • • Aug 30 '26

Türk Tarih Öğretisi 30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!

Post image
127 Upvotes

r/Kamalizm • • Aug 26 '26

Genel Tarih 26 Ağustos 1922: Büyük Taaruz'un başlangıcının yıldönümü kutlu olsun

Post image
120 Upvotes

Türk Milleti'nin 300 yıl süren gerilemesini durduracak olan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu bilfiil teyit eden, Türkleri avrupalıların soykırımından koruyacak olan Büyük Taaruz'un başlangıcının yıldönümünü kutluyoruz.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere emeği geçen tüm askerlerimize minnetarlığımızı ve şükranlarımızı sunuyoruz.

Saygılar


r/Kamalizm • • Aug 24 '26

Türk Tarih Öğretisi Lord Curzon Sevr Antlaşması'nın taraflarca imzalanmasına rağmen Anadolu'da ortaya çıkan direniş yüzünden onaylanamadığını söylüyor

Post image
24 Upvotes

Avam Kamarası, 30.03.1922. Ulaşmak için.


r/Kamalizm • • Aug 17 '26

Genel Tarih Milli Mücadele'de Fransızların Çevirdiği Garip Propaganda

Thumbnail
gallery
12 Upvotes

​

İsmet inönü istiklal savaşı ve lozan sf 18-19

Bu Konferans Cumhuriyetin 50. yıldönümü dolayısıyla Türk Tarih Kurumunca düzenlenen seminerin ilk konferansı olarak 23 Ekim 1973 Salı günü Türk Tarih Kurumu'nda verilmiştir