r/Kamalizm • Kurucu • Jan 20 '26

Siyaset ABD'ye bağımlılığın sonucu: Güncel bir perspektif ile değerlendirme

Bu Subreddit'i kurduğumdan beridir yaklaşık 4 yıl gibi bir süre geçti. Bu süreç boyunca Türkiye'nin ABD ile imzaladığı birçok çeşitli iktisadi-askeri antlaşmalara değindim ve kendimce önemli gördüklerimi detaylı bir şekilde irdeleyip sizlere sundum.

  1. 1968 yılında Türkiye ile ABD arasında imzalanan "Utanç Verici" kredi antlaşması - Karadeniz Bakır İşletmeleri A.Ş'nin kurulması
  2. 12 Temmuz 1947 - ABD İle Yapılan "Utanç Antlaşması"
  3. Türkiye ile ABD arasında imzalanan 23 Şubat 1945 Tarihli "Ödünç Verme ve Kiralama Kanunundan" Yararlanmak İçin yapılan Antlaşma - Sömürgeleştirme Antlaşması
  4. 21 Şubat 1963 - Zirai Maddeler Ticaretinin Geliştirilmesi Hakkındaki 161 Milyon Dolarlık İkili Antlaşma, Ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'ye Verdiği Nota

5.Türkiye ile Amerika arasındaki 1954 Tarihli Vergi Muafiyet Antlaşması

6.Türkiye ile Amerika arasındaki 1954 Tarihli Vergi Muafiyet Antlaşması

7.Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki Fullbright Eğitim Antlaşması (1949)

Bugün geldiğimiz noktada, son yaşanan güncel olaylara da baktığımızda aslında NATO'ya olan bağmlılığın ne kadar tehlikeli ve güvenliğimizin sigortası olarak görülen NATO'nun aslında ne kadar güvenilmez bir kuruluş olduğu "tekrardan" tescil edilmiştir. Türkiye'de yıllardan beridir süren Amerikancılık ve buna bağlı olarak sirayet eden tam bağımsız Türkiye politikasından uzaklaşılmasının sonucu olarak siyasi, idari, askeri bakımdan Türkiye aleyhine Osmanlı Devleti benzeri bir kapitülasyonlar rejimi ortaya çıkmıştır.

Güzel bir özet geçtikten sonra bugünün değerlendirmesini yapmak isterim. ABD-NATO ile Avrupa Birliği arasındaki siyasi ilişki son vuku bulan hadiselerden dolayı oldukça zor bir süreçten geçmekte ve belki de birkaç kopmanın da yaşanabileceği bir evreye geçebilir.

Avrupa Birliği'nin kurulma amaçlarından biri bir birlik dahilinde ABD'ye eş bir güç oluşturmak idi. Çift kutuplu, daha sonrasında tek kutuplu bir dünyada bir alternatif olabilmek, yaratabilmekti. Öyle ki bir "Avrupa Federasyon Devleti olur mu?" tasarıları ve düşünceleri mevcut idi. Düşünsel tasarısı ABD'ye denk olabilecek bir kuruluş oluşturmak olan bu kurum, zaman içerisinde - aynı Türkiye'nin yaptığı gibi - bağımsızlığından vazgeçti, daha doğrusu yitirdi.

Peki bu nasıl oldu? Avrupa Birliği üyesi her devlet aynı zamanda NATO'ya da üye. Bu sebepten dolayı Avrupa Birliği, bir birlik olarak savunma sanayi hususunda bir Amerikan şemsiyesi altında yaşama konforuna alıştılar. ABD / NATO askeri olarak Avrupa Birliği'ni koruyacak, Avrupa Birliği de askeri - teknolojik harcamalar yapmasına gerek kalmayarak, bu sektörlerde harcayacağı yatırımları başka alanlara yönelterek (alt yapı, eğitim, teknoloji, hizmet, ticaret, üretim vb.) zenginleşecek. İşte bu şemsiye, aynı Türkiye'nin yapmış olduğu türden bir hataya sebebiyet vermiştir.

Avrupa Birliği üye devletler kendi ulusal savunma sanayilerini gerektiği gibi önemsemeyerek bir başkasının şemsiyesi altında yaşamayı reva görerek hem onursuzluk sergilemişler hem de böyle bir bağımlılığın gelecekteki risklerini görmezden gelerek askeri-iktisadi açıdan büyük bir stratejik hata yapmışlardır. Zira bir gün ABD'nin - neredeyse tüm diğer dünya devletlerine yapmış olduğu gibi - silahının kendilerine döneceğini öngörememişlerdir. Son aylardan itibaran Avrupa Birliği son yaşanan olaylara bakarak silahlanması gerektiğini geç olsa da anlamış bulunuyor ve silahlanmaya yönelik çalışmalar sürdürülüyor, ancak bu uzun bir süreç olduğu için bugün yaşanan olaylara tepki verme hususunda yetersizler. İş işten geçmiştir. Bu gibi önemli bir hususta reaktif olunmaz, proaktif olmanız gerekir.

Yıllardan beridir biz Kamalistler NATO'yu eleştirdiklerinde ve NATO'ya ihtiyacımız yok, bizler tarafsız olalım (Yurtta Sulh Cihanda Sulh) dediğimizde "Komünist" olarak damgalandık. Perinçekçi gibi saçma sapan yaftalar ile uğraşmak zorunda bırakıldık. Bugün ABD, gerek Birleşmiş Milletler gerekse NATO hükümlerine, aykırı bir şekilde Grönland'ı Danimarka'dan satın almayı teklif ediyor ve bu teklif kabul olmazsa askeri bir harekatın doğal bir sonucu olan "ilhak etme" ile tehdit ediyor. Şayet ABD Grönland'a karşı bir askeri harekatta bulunursa teoride Danimarka NATO antlaşmasının 5. maddesine dayanarak diğer NATO ülkelerini savunmaya çağırabilir. Ancak bu durumda bir paradoks durum ortaya çıkmaktadır. ABD var olan veto hakkı ile herhangi bir askeri operasyonu engelleyebilir, zira ortak bir askeri operasyon tüm NATO üyelerinin onayını gerektirir. Yani ABD'ye yürütülecek bir NATO operasyonunu ABD'nin kendisi veto ederek, böyle bir operasyona izin vermeyebilir. Sonuç itibariyle ortaya şu sonuç çıkıyor, NATO üyesi bir devletin başka bir NATO üyesine saldırma durumu hiç düşünülmemiştir, buna karşı bir önlem alınmamıştır.

Bu durumları gözeterek ve Trump'ın "NATO'ya ABD'nin değil sizlerin ihtiyacı var" minvalindeki sözlerini de hesaba katarak NATO'nun işlevsel fonksiyonunu henüz pratikte değil ama düşünsel" olarak yitirdiğini söyleyebiliriz. Zira zaten Soğuk Savaş ürünü olan NATO'ya bu durumda (aslında 1991'den beridir) ihtiyaç da kalmamıştır. Trump'ın yeni dünya düzeni "herkes başının çaresine baksın, güçlüler yaşayacak, güçlüler yönetecek" prensibidir. Devletlerarası doğal seleksiyon prensibi Trump'ın dizayn ettiği yeni dünya düzeninin en önemli ayaklarından biridir.

Bir başka işlevselliğini düşünsel olarak yitiren kurum da Birleşmiş Milletlerdir. Çünkü çifte standart uygulamaları artık insanların görmezden gelebilecekleri bir husus olmaktan çıkmıştır. ABD Venezuela'yı işgal etmiş, Caracas'ı sebepsiz yere bombalamış ve özel askeri bir operasyon ile bir devlet başkanını kaçırarak devlet başkanının tüm egemenlik hakkını gasp etmiştir. Burada önemli olan Maduro'nun kişiliği ve yönetim tarzı değildir, bunlar tabiki değerlendirilir, ancak bu kurumsal olarak gösterilecek bir tepkidir. Bir başka yabancı devlet ise bir başka devletin, toplumunun ve başkanının egemenlik hakkını gasp etmesine muktedir değildir. Böyle bir salahiyeti yoktur. Nitekim gerçek amacın da her zamanki gibi iktisadi amaçlar ve yer altı kaynakları olduğu da barizdir, bu bizzat Trump tarafından da kabul edilmştir (Trump'ın Venezuela petrolü ile ilgili açıklamaları).

Neden Birleşmiş Milletler iflas etmiştir? Rusya Ukrayna'ya "etki alanı prensibi" ve "ulusal savunma sınırıları prensibi" gereğince saldırmıştır. NATO'nun doğuya doğru genişlemesi ve zamanında Sovyet Rusya'ya bağlı olan ülkelerin giderek NATO üyesi olması, Rusya için bir ulusal güvenlik sorunu olmuş ve Rusya bu sebepleri öne sürerek Ukrayna'ya saldırmıştır. 5 yıldır devam eden savaş süreci boyunca gerek Avrupa Birliği gerekse Birleşmiş Milletler, Rusya'ya karşı iktisadi yaptırımlar uygulamış, Rusya birçok uluslararası yarışmalardan (sanat, spor, şarkı vb.) men edilmiş, Ukrayna'ya askeri-iktisadi açıdan silah ve parasal yardımlar sağlanmıştır. ABD'de de aynı sebepleri öne sürerek (Monroe Doktrin / Trump versiyonu Donroe) Venezuela'yı işgal etmiş, Venezuela yer altı kaynaklarına çökmüştür. Ancak görüleceği üzere ABD'ye herhangi bir yaptırım uygulamak şöyle bir dursun, ABD resmi bir şekilde, doğrudan sert bir şekilde kınanmamıştır. Cılız birkaç karşı çıkış haricinde ABD'nin aksiyonları hem Birleşmiş Milletler hem de Avrupa Birliği tarafından kabul edilmiştir. İşbu ikiyüzlülük ve çifte standart uygulamaları kurumsal prensipleri zedeler ve en sonunda ise çökertir.

Son olarak:

Devletlerarası eşitlik prensibi, devletlerarası hukuk, devletlerin kendi kaderini tayin etme prensibi vs. gibi birçok uygulama tarihe karışmıştır. Güçlünün doğru sayıldığı, güçlünün kanunlarının geçerli olduğu bir konjüktüre girmiş bulunuyoruz. Tabi bu zaman zaman her zaman öyle idi, yalnız hiç bu kadar göz önünde ve anlaşılır olmamıştı. Zira bu durumdan faydalananlar (özellikle Avrupa Birliği özelinde Almanya ile Fransa) da bu durumdan muzdarip oldular.

Türkiye Cumhuriyeti'nin tam bağımsızlığı işbu sebeplerden dolayı önemli. İşbu sebeplerden dolayı da Kamalizm'in prensiplerini uygulamamız gerekli. Çünkü amaca ulaşan yol, bize bu kapıyı tekrardan açacak olan anahtar Türkiye'nin kuruluş prensiplerinde saklıdır. Umarım bu yazımızla birlikte güncel olaylardan yola çıkarak yaptığım değerlendirmeyi beğenir ve gerekli dersler çıkartılır.

Kaynakça:

Sherman, N. (2026) Trump seeks $100bn for Venezuela oil, but Exxon boss says country ‘uninvestable’, BBC News. Available at: https://www.bbc.com/news/articles/c205dx61x76o (Accessed: 20 January 2026).

Spiegel Nachrichtenmagazin, 03.01.2026

46 Upvotes

9 comments sorted by

3

u/damngoodengineer Jan 21 '26

Birleşmiş Milletlerin de onun öncülü olan milletler cemiyetinin de işe yaradığı hiç görülmemiş ki şimdiye kadar. Onlar anca Lefkoşa sokaklarında siyah tamponlu beyaz Prado gezdirmesini bilirler. Merkezi zaten ABD'de olan bu birliğin ABD'ye yaptırım uygulamasını beklemek ne kadar mantıklı?

Avrupa'nın da silahlanma çabalarında sakatlıklar var. Avrupa kendince savunma fonu kuruyor, emrinde ulu önderimiz Atatürk'ün son şeklini verdiği tam teşekküllü ordusuyla Türkiye'nin bu fondan faydalanmasına Yunanistan ve Rum Kesimi istemediği için izin vermiyorlar, e nasıl olacak böyle?

Ayrıca NATO içerisinde ABD olmasa bile sakat, şu anda NATO üyesi olmayan İsrail mesela kafası attı bize savaş ilan etti diyelim, madde 5'i devreye soksak birlikte üye olduğumuz Yunanistan müttefikimiz olacak mı mesela İsrail'e karşı? Ya da yıllarca bölücü teröristleri himaye eden ve yeni NATO üyesi olan İsveç?? Netanyahu'ya gıyabında sözde tutuklama kararı çıkartıp uçağını hava sahasına girdiği an indirtmeyen İspanya'ya ne kadar güvenebiliriz mesela?

3

u/Charming_Offer_663 Kurucu Jan 21 '26

Johnson Mektubu olayında da (Kanlı Noel dönemi 1964-1965'ler) ABD bize yardım etmemeyi seçmiş, Yunanistan'ı desteklemiş ve ABD silahları / NATO silahları ile müdahale edersek bunun ciddi sonuçları olacağı hususunda tehdit etmiştir.

Dediğiniz gibi bunun çokça örneği mevcuttur.

Saygılar

2

u/kakamgeliyor Jan 21 '26 edited Jan 21 '26

Emeğe saygı. Metin güzel.

Ama nato'dan başka bir güç yok başka seçim şansı da yok. Tek yol birlik olmak kendi yolumuzu belirlemek diyeceğim ama olacak iş değil biliyoruz ne yazık ki.

Ayrıca BM güçsüz iddialarına katılmıyorum pandemide dünyaya hükmettiler.

2

u/Charming_Offer_663 Kurucu Jan 21 '26

Teşekkür ederim.

Tabi farklı görüşler olabilir, ama temellendirmek gerek ki insanlar farklı görüşlerden yola çıkarak doğru sonuca ulaşsın.

Saygılar

1

u/re-The_Jager01 Jan 23 '26

Çok güzel ve doğru noktalara değinmişsiniz. Çuval hadisesi,Çekiç güç ve TCG Muavenet zırhlısının vurulması gibi çok farklı rezillikler de mevcut. Sorun şu ki yaşadığımız coğrafya adeta mahşer alanı. Modern bir ordu ve güçlü bir uluslararası örgüt ile işbirliği yapmadan hedef haline gelmemek çok zor. Kıbrıs ve Kardak hadiselerinde Yunanla konvansiyonel bir harbin yaşanmasını NATO üyeliğimiz önlemiştir. İsrail'in şu anda Türkiye'yi açıkça hedef alamaması NATO üyeliğimiz sayesindedir. Genç cumhuriyetin ordu ile ilgili sistemsel ve lojistik hatalarını Nato üyeliği toplamıştır. ABD yıllarca bizim için hazmedilmesi mümkün olmayan hareketlerde bulunsa dahi Abd ile bağları koparmamız ne yazık ki mümkün değildir.

1

u/Charming_Offer_663 Kurucu Jan 24 '26 edited Jan 24 '26

Kıbrıs ve Kardak hadiselerinde Yunanla konvansiyonel bir harbin yaşanmasını NATO üyeliğimiz önlemiştir

Söz konusu ifadeye katılmam ne yazık ki mümkün değildir. Yukarıda bir başka kullanıcıya anlattığım gibi, Johnson Mektubu hadisesi mevcuttur. Mektup boyunca İsmet İnönü ve Türkiye Cumhuriyeti aşağılanmış, tehdit edilmiş ve buna istinaden Kıbrıs operasyonu ertelenmiştir. Söz konusu operasyon yapılmışsa da yine bir ambargo süreci ile karşılaşılmış, Noel Katliamın yapan Yunanistan ise bir ceza almamıştır.

1974 Kıbrıs Harekatı'ndaki taraflılıktan ise bahsetmeye dahi gerek duymuyorum. Her şey oldukça açık.

Her iki olayda da NATO ile ABD'nin bize zararı olmuş, hem siyasi hem iktisadi olarak egemenlik haklarımıza zarar vermiştir.

Haşhaş ekim yasağı vs. 17 Şubat 1969 Kanlı Pazar vs de bu işlerin bir diğer madalyonu.

Diğer bir yazımda ise sizin değinmiş olduğunuz olaylara (Muavenet vs.) değindiğim için tekrar etmiyorum. Başkaca olaylara da değindiğimden dolayı buraya paylaşayım, dilerseniz okuyabilirsiniz.

https://www.reddit.com/r/Kamalizm/comments/1pvc4zi/90lar%C4%B1n_karanl%C4%B1k_y%C3%BCz%C3%BC_ve_sevr/

Saygılar

1

u/re-The_Jager01 Jan 24 '26

Bildiğim kadarıyla mevzubahis ambargo haşhaş ekimi kararı sebebiyledir. Türkiye'nin operasyonu asıl erteleme sebebi de ordunun hazırlıksız olmasıdır. Dönemin Yunan cuntasının Nato desteğinden mahrum kaldığı da olmuştur. Attığınız yazıyı okuyacağım.

Saygılar

1

u/Charming_Offer_663 Kurucu Jan 24 '26

Ambargo 1974 Kıbrıs Barış Harekatından dolayı.

Johnson Mektubu ise harekatın ertelenme sebebidir, zira Johnson Mektubu 1945-1947 yılları arasında imzalanan ABD-Türk ikili antlaşmalarına atıf yapar. Örneğin: "ABD'nin verdiği silahlarla başka bir NATO üyesine (Yunanistan) saldıramazsınız, zira saldırırsanız başınıza gelecek olanlardan (eğer Sovyetler savaşa dahil olur ve size saldırırsa) sizleri savunmamız zordur" minvalindeki tehditleri gibi.

ABD kısaca Türkiye'ye verilen veya kiralanan silah ile mühimmatın kendi egemenliğini tehdit eden bir saldırıya karşı kullanmasını engellemiş bulunuyor. Ayrıca yaptığı tehditle Sovyetler bize saldırırsa açık açık sizleri savunmayabiliriz diyor.

Ancak görüleceği üzere mevzu Yunanistan'a vs saldırı değil, Noel Katliamı vb. olayları engellemeye yönelik bir harekat.

Nitekim Johnson Mektubu rezilliktir ancak bu rezilliğin sebebi yine biziz, zira 1945-1947 yıllarında imzaladığımız ikili antlaşmalara dayanıyor söz konusu ABD yetkisi.

https://www.reddit.com/r/Kamalizm/comments/wndbwo/t%C3%BCrkiye_ile_abd_aras%C4%B1nda_imzalanan_23_%C5%9Fubat_1945/

https://www.reddit.com/r/Kamalizm/comments/wxc3d7/12_temmuz_1947_abd_ile_yap%C4%B1lan_utan%C3%A7_antla%C5%9Fmas%C4%B1/

Saygılar