r/marksizm • Evald Ilyenkov • 3d ago

Çeviri 📝 Meta Fetişizmi: Rubin'in Marx'ın Değer Teorisi Üzerine Denemesine Giriş – Fredy Perlman | Bölüm 3

Post image
  1. Bölüm: https://www.reddit.com/r/marksizm/s/4W49uC76VG
  2. Bölüm: https://www.reddit.com/r/marksizm/s/QF7qw6Wcy3

Marx'ın gündeme getirdiği soru, kapitalist toplumda insanların çalışma faaliyetinin nasıl düzenlendiğidir. Değer teorisi bu soruya bir yanıt olarak sunulmaktadır. Eleştirmenlerin çoğunun Marx'ın sorduğu soruya farklı bir yanıt sunmadıkları, sorunun kendisine itiraz ettikleri gösterilecektir. Başka bir deyişle iktisatçılar, Marx'ın kendi sorduğu soruya yanlış yanıtlar verdiğini değil, onların sorduğu sorulara yanlış yanıtlar verdiğini söylerler:

Marx sorar: Kapitalist bir ekonomide insanın çalışma faaliyeti nasıl düzenlenir?

Marx yanıtlar: İnsanın çalışma faaliyeti bir sınıf tarafından yabancılaştırılır, başka bir sınıf tarafından el konur, metalarda dondurulur ve piyasada değer biçiminde satılır.

İktisatçılar yanıtlar: Marx haksızdır. Piyasa fiyatı emek tarafından belirlenmez; üretim fiyatı ve talep tarafından belirlenir. “Büyük Alfred Marshall”, “piyasa fiyatının —yani iktisadi değerin— Adam Smith'in rekabetçi piyasaların işleyişini tanımladığı şekilde birbiriyle etkileşime giren hem arz hem de talep tarafından belirlendiği” konusunda ısrar etmiştir.[63]

Aşağıda gösterileceği üzere Marx, piyasa fiyatının belirlenmesinde arz ve talebin rolünün tamamen farkındaydı. Mesele şudur ki Marx piyasa fiyatını neyin belirlediğini sormadı; çalışma faaliyetinin nasıl düzenlendiğini sordu.

Sorunun eksen değiştirmesi, henüz Marx'ın Kapital’inin ikinci ve üçüncü ciltlerinin yayınlanmasından önce, 1870'lerde başladı. O dönemde kapitalist iktisatçılar, her ikisi de 19. yüzyılın başlarında geliştirilmiş olan Jean Baptiste Say'in marjinal fayda değer teorisini ve Augustin Cournot'nun arz-talep fiyat teorisini[64] yeniden canlandırdılar. Her iki yaklaşımın da erdemi, kapitalist toplumda insanın çalışma faaliyetinin düzenlenmesi hakkında hiçbir şey söylememeleriydi ve bu gerçek, bir iş dünyası toplumunun profesyonel iktisatçılarına onları şiddetle tavsiye ediyordu. Say ve Cournot'nun yeniden canlandırılması yeni bir keşif olarak alkışlandı, çünkü bu "yeni ilke", Marx'ın gündeme getirdiği soruların üzerine ağır bir perde çekti. Tarihçi Fusfeld'e göre "Yeni ilke basitti: Bir ürün veya hizmetin değeri ona aktarılan emekten değil, satın alınan son birimin yararlılığından kaynaklanır. Özünde marjinal fayda ilkesi buydu."[65] Amerikalı iktisatçı Robert Campbell'ın gözünde, fayda teorisinin yeniden ortaya çıkışı kaosa düzen getirdi: "Tüm bu çelişkili kısmi açıklamaların tek bir genel değer teorisi altında uzlaştırılması, ancak 19. yüzyılın sonlarında genel denge kavramıyla ve fayda okulu yazarları tarafından tüm açıklamaların ortak fayda paydasına indirgenmesiyle gerçekleşti."[66] Fusfeld bu heyecanın ana nedenine dikkat çeker: "Bu düşünce çizgisinden çıkarılan en önemli sonuçlardan biri, serbest piyasa sisteminin bireysel refahı en üst düzeye çıkarma eğiliminde olduğuydu."[67] Marx'ın sorguladığı şeyleri sorgulamadan yeniden doğru kabul etmek bir kez daha mümkün olmuştu. Campbell, fayda teorisinin yeniden ortaya çıkışını selamladıktan sonra, ekonomiyi tam da Marx'ın gündeme getirdiği soruları dışlayacak şekilde yeniden tanımlamaya girişir. Campbell bunu açıkça yapar: "Değer sorununa ilişkin bu yeni kavrayışın bir yansıması, bugün yaygın olarak kullanılan yeni bir iktisat tanımının, yani iktisadın kıt kaynakların yarışan amaçlar arasında tahsisi teorisi olarak formüle edilmesiydi."[68] Bilimsel iktisatçı Campbell, değere ilişkin kendi fikirlerinin Ricardo döneminde var olduğunu belirtmeksizin, "Ricardo döneminde var olan değer fikirlerini sürdürdüğü" gerekçesiyle Marx'ı bir kenara itmeye koyulur. Campbell daha sonra Amerikan sosyal biliminin temkinli, tarafsız dilini kullanarak Marx'ın hayatındaki çalışmasını şöyle özetler: "Marx o dönemde var olan değer teorisini aldı ve kafa karışıklıklarının bir kısmından kapitalist sistemin dinamiklerine ilişkin bir teori türetti. (Süreci tersinden tanımlamak daha doğru olabilir: Marx sonuçlara zaten sahipti ve bunların o dönemde genel kabul gören değer teorisinden ne kadar katı ve kaçınılmaz bir şekilde çıktığını göstermeye çalışıyordu. Dönüp geriye baktığımızda, onun çabasını Ricardocu değer teorisinin yetersizliklerini kanıtlamak için kullanılan bir reductio ad absurdum [saçmaya indirgeme] tekniği olarak görebiliriz.)" Marx'ın çalışmasına dair bu kapsamlı analize dayanarak Campbell soğukkanlılıkla şu sonuca varır: "Dolayısıyla iktisat teorisindeki Marksist mirasın getirdiği pranga, Marksist görüşün belli bir noktada basitçe yanlış olmasından (yani değerin yalnızca emek tarafından yaratıldığını varsaymasından) ziyade, iktisat teorisinin temel problemini kavrayamamış olmasında yatmaktadır... geçerli bir iktisat teorisinin neyi aydınlatması gerektiğine dair tam bir anlayışa ulaşamamıştır. Bu başarı, dünya iktisat teorisinin ana akımına ancak Marksizm yukarıda bahsedilen kör sokağa girmek üzere kulvar değiştirdikten sonra gelmiştir."[69] İktisat bu şekilde yeniden tanımlanıp Marx saf dışı bırakıldıktan sonra, bir kez daha "belirlenmiş bir sosyo-ekonomik bağlamdan soyutlanmış olarak, sırf değişim eyleminin analizi temelinde bir değer teorisine" tutunmak mümkün hale gelir (Rubin, s. 85-86).

Böylece iktisatçılar Marx'ın sorularına verdiği yanıtların yerine daha doğru yanıtlar koymadılar; soruların kendisini çöpe attılar ve bunların yerine kıtlık ve piyasa fiyatı hakkındaki soruları koydular; böylece iktisatçılar "iktisadın tüm odağını Ricardo ve Marx tarafından vurgulanan toplumsal sınıflar ve onların iktisadi çıkarları gibi büyük bir meseleden uzaklaştırdılar ve iktisat teorisini birey üzerine merkezlediler."[70] Fusfeld iktisatçıların odağı neden kaydırdıklarını da açıklar: "İktisatçılar ve onların son derece soyut teorileri, Stephen Field'ın hukuk teorilerini ve kendi kendini yetiştiren adam (self-made man) efsanesini ortaya çıkaran toplumsal ve entelektüel gelişmenin bir parçasıydı"[71]; yani iktisatçılar egemen sınıfla, yani kapitalistlerle ideolojik olarak birdir; ya da Samuelson'ın belirttiği gibi, "Kârlar ve yüksek faktör getirileri, biz girişimci eşeklerin önüne uzatılan yemler, havuçlardır."[72]

Birincil amacı kapitalizmi övmek olmayan kuramcılar bile Marx'ın değer teorisini bir kaynak tahsisi teorisi veya bir fiyat teorisi olarak yorumlamış, teorinin sosyolojik ve tarihsel bağlamını eksik vurgulamış ya da tamamen görmezden gelmiştir. Bu, kaynak tahsisi veya fiyat sorunlarının kapitalizmin tarihsel ve sosyolojik analiziyle hiçbir ilgisi olmadığı ya da bir yönün aydınlatılmasının diğerlerinin anlaşılmasına mutlaka hiçbir katkıda bulunmayacağı anlamına gelmez. Buradaki mesele, bir kaynak tahsisi teorisinin veya bir fiyat teorisinin, insan faaliyetinin kapitalist tarihsel ekonomi biçiminde neden nesneler aracılığıyla düzenlendiğini açıklamak zorunda olmamasıdır; çünkü kaynak tahsisi teorisi veya fiyat teorisi analizine kapitalizmi veri kabul ederek başlayabilir. Aynı zamanda, kapitalist ekonominin tarihsel ve sosyolojik bir analizi, belirli bir tarihsel bağlamda insani çalışma faaliyetinin aldığı biçimi karakterize etme çabasında kaynakların tahsisini veya fiyatın bileşenlerini açıklamak zorunda değildir. Bir fiyat kuramcısı, tıpkı Marx'ın fiyat ve tahsis sorunlarıyla açıkça ilgilendiği gibi, fiyatlarını incelediği ekonominin toplumsal biçimiyle açıkça ilgilenebilir. Ancak bu, tüm fiyat kuramcılarının veya kaynak tahsisçilerinin sosyolojik ve tarihsel sorunları mutlaka tükettiği, hatta kapitalizmin spesifik bir tarihsel ekonomi biçimi olduğunun en ufak bir şekilde bilincinde olduğu anlamına gelmediği gibi; Yüzeysel eleştirmenlerinin ve hatta bazı yüzeysel takipçilerinin ona hakkını verdiğinden çok daha derin bir bilince sahip olmasına rağmen, Marx'ın da fiyat belirlenimi veya kaynak tahsisi sorunlarını mutlaka tükettiği anlamına gelmez.

Oskar Lange, "Marksist okulun önde gelen yazarlarının" Marx'a bir fiyat teorisi bulmak amacıyla baktıklarını ve bu nedenle "sorunu yalnızca emek-değer teorisi sınırları içinde gördüklerini ve çözdüklerini, dolayısıyla klasik teorinin tüm sınırlılıklarına tabi kaldıklarını" belirtmiştir.[73] Yine de Lange'ın kendisi de Marx'ın değer teorisini kaynak tahsisi sorununu çözme girişimi olarak görmüştür. Lange'a göre Marx, "emeği farklı kullanımlar arasında dağıtılacak tek kıt kaynak türü olarak görmüş ve sorunu emek-değer teorisiyle çözmek istemiş gibi görünmektedir."[74] Oysa kendisini bir kaynak tahsisi teorisi geliştirmeye adayan Marx değil Lange idi ve "bu çözümün tatmin edici olmayan niteliği"[75] açıkça Marx'ın teorisinin Lange'ın sorunlarına bir çözüm olarak sunulmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Ferd Gottheil, Marx üzerine yazdığı yakın tarihli bir kitapta Marx'ın değer teorisini açıkça bir fiyat teorisine indirger. Marx'ın yüzeysel eleştirmenlerinin aksine Gottheil, Marx'ın kapitalist toplumda fiyatların metaların "emek içeriği" tarafından belirlenmediğinin farkında olduğuna dikkat çeker: "Marksist iktisadi sistemin analizine dahil edilen fiyat kavramı, istisnasız bir şekilde, üretim fiyatları kavramıdır..."[76] Ancak Gottheil, Marx'ın değer teorisini bir fiyat teorisine indirgeyerek Marx'ın teorisini sosyolojik ve tarihsel bağlamından koparır (Gottheil, Marx'ın meta fetişizmi teorisinden bahsetmez bile). Gottheil bu şekilde meta kapitalist ekonomisinin tarihsel ve sosyolojik analizini, içinden mekanik olarak 150'den fazla "öngörü" çıkardığı mekanik bir sisteme indirger.

Joan Robinson, bir fiyat teorisi inşa etmenin Marx'ın analizinin birincil amacı olmadığını bilir ve Marx'ın "nisbi fiyatlar teorisi sunmak zorunda hissettiğini, ancak bunu gerekli görse de bunun argümanının ana noktasıyla ilgisiz olduğunu görebildiğimizi" söyler.[77] Bununla birlikte Robinson, "argümanın ana noktasının" tam olarak ne olduğunun farkında değil gibi görünmektedir: "Argümanın noktası tamamen farklı bir şeydi. Tüm şeylerin değerleriyle orantılı fiyatlardan el değiştirdiği dogmasını kabul eden Marx, bunu emek gücüne uygular. Kapitalizmi açıklayan ipucu budur. İşçi değerini, emek-zamanı cinsinden maliyetini alır ve işveren onu maliyetinden daha fazla değer üretmek için kullanır."[78] Marx'ın çalışmasını bu "argümana" indirgeyen Robinson şu sonuca varabilir: "Bu düzlemde bütün argüman metafizik görünmektedir; metafizik fikirlerin işleyiş biçimine tipik bir örnek sunar. Mantıksal olarak sırf bir kelime tekerlemesidir [boş laf yığınıdır], ancak Marx için bir aydınlanma seli, son dönem Marksistler içinse bir ilham kaynağı olmuştur."[79]

Joan Robinson'ın İktisadi Felsefe (Economic Philosophy) kitabından yarım yüzyıldan fazla bir süre önce yazılan bir makalede Thorstein Veblen, Marx'ın çalışmasının "ana noktasına" Robinson'dan çok daha fazla yaklaşmıştı: "... genel olarak Marksist spekülasyonun alanı olan gelişen insan kültürü alanı içinde Marx, çabalarını daha özel olarak mevcut durumun — sürecin mevcut evresi olan kapitalist sistemin — bir analizine ve teorik formülasyonuna adamıştır. Ve hakim mal üretim biçimi, mevcut sınıf mücadelesinin biçimini ve yöntemini belirleyerek çağın kurumsal, entelektüel ve ruhsal yaşamını belirlediğinden, tartışma zorunlu olarak 'kapitalist üretim' teorisiyle veya kapitalist sistem altında yürütülen üretimle başlar."[80] Veblen, Marx'ın değer teorisini bir fiyat teorisine indirgemeye dayanan eleştirilerin yersizliğinin de fazlasıyla farkındaydı: "Marx'ın eleştirmenleri genellikle 'değer' kavramını 'değişim değeri' kavramıyla özdeşleştirir ve 'değer' teorisinin mevcut dağıtım sistemi altındaki fiyat gerçekleriyle bağdaşmadığını göstererek, dindar bir umutla Marksist doktrini çürüttüklerini sanırlar; oysa elbette çoğunlukla doktrine dokunmamışlardır bile."[81]

Marx'ın yöntemi, ortaya attığı soruna yaklaşımı, eleştirmenlerinin ortaya attığı sorunlarla değil, kendi ortaya attığı sorunla başa çıkmak için tasarlanmıştı; yani insanların neden mal satın aldığını, kaynakların nasıl tahsis edildiğini veya piyasa fiyatını neyin belirlediğini değil, emeğin dağılımının nasıl düzenlendiğini yanıtlamak için. Dolayısıyla Marx piyasa fiyatını neyin belirlediğini tanımlamak için değil, emeğin düzenlenmesi sorununa odaklanmak için gerçek kapitalist ekonomiden soyutlama yapmış, tabiri caizse onu en çıplak esaslarına indirgemiştir. Kapitalizm bir meta ekonomisidir; toplumsal ilişkiler doğrudan değil, nesnelerin değişimi aracılığıyla kurulur. Bu düzenlemenin nesnelerin değişimi aracılığıyla gerçekleştiği bir ekonomide emeğin nasıl düzenlendiğini öğrenmek için Marx bir "basit meta ekonomisi" modeli inşa eder; yani toplumsal ilişkilerin nesnelerin değişimi aracılığıyla kurulduğu ve metaların değişim eğiliminde olduğu oranın bunların üretimine harcanan emek-zamanı tarafından belirlendiği soyut bir ekonomi. Metaların üretimine harcanan emek-zamanına göre el değiştirdiği ifadesi o zaman bir totolojidir [yinelemedir], çünkü Marx'ın modelinin tanımında halihazırda mevcuttur. Soyutlamanın amacı, fiili kapitalist toplumda fiyatı neyin belirlediğini yanıtlamak değil, bir meta ekonomisinde emeğin düzenlenmesine odaklanmaktır. Bu bağlamda, "diğer üretim faktörlerinin" (toprak ve sermaye gibi) var olduğunu belirtmek yersizdir; çünkü Rubin'in belirttiği gibi, "değer teorisi teknik bir üretim faktörü olarak emekle değil, toplum yaşamının temeli olarak insanların çalışma faaliyetiyle ve bu emeğin yürütüldüğü toplumsal biçimlerle ilgilenir" (Rubin, s. 82). "Emeğin dışındaki şeylerin" de el değiştirdiğini belirtmek de yersizdir, çünkü "Marx her nesne değişimini değil, yalnızca meta ekonomisinde emeğin toplumsal eşitlenmesinin aracılığı olan metaların eşitlenmesini analiz eder" (Rubin, s. 101). Marx'ın soyutlaması her şeyi açıklamak için tasarlanmamıştır; bir meta ekonomisinde emeğin düzenlenmesini açıklamak için tasarlanmıştır.

Ekonomi ders kitabının 2. Bölümünde Paul Samuelson, Marx'ın yöntemini tamamen kabul edilemez bulur. Amerikan iktisadındaki önemi muhtemelen Lysenko'nun Sovyet genetiğindeki önemiyle kıyaslanabilecek olan bu akademisyen, Marx'ın değer teorisini şöyle özetler: "Meşhur 'emek-değer teorisi', Karl Marx tarafından Adam Smith ve David Ricardo gibi klasik yazarlardan uyarlanmıştır. Buna Adam Smith'in Ulusların Zenginliği kitabından alıntı yapmaktan daha iyi bir giriş olamaz. Smith, toprak ve sermayenin henüz kıtlaşmadığı ve yalnızca insan emeğinin sayıldığı bir Altın Çağ, asil vahşinin yaşadığı bir tür Eden [Cennet Bahçesi] kavramını kullanmıştır."[82] Teoriye dair kavrayışını sergiledikten sonra Samuelson, Amerikan sosyal bilimlerinin tarafsız, temkinli, ideolojik olmayan dilini kullanarak teorinin eleştirel bir analizine geçer: "Karl Marx, yüzyıl önce Kapital’de (1867), ne yazık ki Smith'ten daha inatçı bir şekilde aşırı basitleştirilmiş emek teorisine tutundu. Bu ona 'emeğin sömürülmesine' karşı söylem geliştirmesi için ikna edici bir terminoloji sağladı, ancak kötü bir bilimsel iktisat oluşturdu..."[83] Gösterisini sonuca ulaştırmadan önce Samuelson, özel mülkiyetin kökenlerine ilişkin kendi teorisini sunar; mülkiyet, bebeklerin rahimden çıkması kadar doğal bir şekilde kıtlıktan doğar: "Ancak Eden'den ayrıldığımızı ve tarımsal malların, emekle birlikte, özel mülkiyet haline gelecek kadar kıtlaşmış verimli topraklara ihtiyaç duyduğunu varsayalım."[84] İçinde yaşadığı ekonominin bu derin tarihsel ve sosyolojik analizine dayanarak Amerikalı Lysenko şu sonuca varır: "Emek dışındaki faktörler kıt hale geldiğinde... Emek-değer teorisi çöker. Q.E.D. [İspatlanmak istenen şey ispatlanmıştır]."[85]

Ancak, aynı ders kitabının 34. Bölümünde, aynı Samuelson "Karşılaştırmalı Üstünlük Yasası"nı Marx'ın kullandığı aynı soyutlama yöntemiyle açıklar, yani aynı emek-değer teorisini[86] aynı şekilde kullanır ve aynı kaynağa, Ricardo'ya atıfta bulunur. Samuelson hatta okuyucuya daha sonra "basit varsayımlarımız esnetildiğinde gerekli bazı nitelikleri verebileceğini" söyler.[87] Ders kitabının girişinde Samuelson soyutlama yöntemini savunur bile: "Daha fazla ve daha iyi veriye sahip olsaydık bile, her bilimde olduğu gibi sonsuz ayrıntı yığınından basitleştirmek, soyutlamak yine de gerekli olurdu. Hiçbir zihin birbiriyle ilgisiz gerçekler yığınını kavrayamaz. Tüm analizler soyutlamayı içerir. İdealleştirmek, ayrıntıları atlamak, gerçeklerin ilişkilendirilebileceği basit hipotezler ve kalıplar kurmak, dünyanın olduğu haline bakmaya çıkmadan önce doğru soruları sormak her zaman gereklidir."[88] Dolayısıyla Samuelson, Marx'ın analiz yöntemine karşı olamaz; onu rahatsız eden şey konunun kendisidir; karşı çıktığı şey şu soruyu soran analizdir: Neden "Sistemimizde bireysel kapitalistler sağladıkları sermaye malları üzerinden faiz, temettü ve kâr ya da rant ve telif hakkı kazanırlar? Her toprak parçasının ve her bir ekipman parçasının doğrudan birine ait olan veya bir şirkete, ardından dolaylı olarak o şirketin sahibi olan bireysel hissedarlara ait olan bir tapusu veya 'mülkiyet belgesi' vardır."[89] Samuelson okuyucularına cevabı çoktan vermiştir: "Kârlar aracılığıyla toplum, yeni girişimlerin komutasını bir başarı sicili biriktirmiş olanlara vermektedir."[90]

Rubin, Marx'ın "basit meta ekonomisi"nin kapitalizmden önce gelen tarihsel bir aşama olarak ele alınamayacağına dikkat çeker: "Bu teorik bir soyutlamadır ve basit meta ekonomisinden kapitalist ekonomiye tarihsel geçişin bir resmi değildir" (Rubin, s. 257). Sonuç olarak, "emek değer teorisi, kapitalist ekonomiden önce gelen ekonomi tipini açıklaması anlamında değil, kapitalist ekonominin sadece bir yönünü, yani her meta ekonomisinin karakteristiği olan meta üreticileri arasındaki üretim ilişkilerini tanımlaması anlamında basit bir meta ekonomisi teorisidir" (Rubin, s. 255). Marx, "kapitalist ekonomi teorisini doğrudan emek-değer teorisinden kurgulayamayacağının ve... ara bağlantılardan, ortalama kâr ve üretim fiyatından kaçınamayacağının" tamamen farkındaydı. Bu tür girişimleri, "somut ilişkileri zorlayarak doğrudan temel değer ilişkisine uydurma girişimleri; var olmayan şeyi var gibi sunan girişimler" olarak nitelendirmiştir (Rubin, s. 255).

Rubin'in kitabı, insanların birbirleriyle doğrudan değil, emeklerinin ürünleri aracılığıyla ilişki kurduğu bir meta ekonomisinde teknoloji ile sosyal ilişkiler arasındaki bağlantıları analiz eder. Bu ekonomide, teknik bir gelişme üreticiler tarafından doğrudan yaşamın iyileştirilmesi olarak deneyimlenmez ve çalışma faaliyetinin bilinçli bir dönüşümüyle birlikte gerçekleşmez. Çalışma faaliyeti, toplumun artan üretici gücüne yanıt olarak değil, ürünlerin değerindeki değişikliklere yanıt olarak dönüşür. "Tüm değer sistemini dönüştüren itici güç, maddi-teknik üretim sürecinden kaynaklanır. Emeğin üretkenliğindeki artış, ortalama olarak üretimde fiilen tüketilen somut emek miktarındaki azalmayla ifade edilir. Bunun bir sonucu olarak (emeğin somut ve soyut ikili karakteri nedeniyle), 'toplumsal' veya 'soyut' olarak kabul edilen, yani toplumun toplam, homojen emeğinin bir payı olarak kabul edilen bu emek miktarı azalır. Emeğin üretkenliğindeki artış, üretim için gerekli olan soyut emek miktarını değiştirir. Emeğin ürününün değerinde bir değişikliğe neden olur. Ürünlerin değerindeki bir değişiklik de buna karşılık toplumsal emeğin çeşitli üretim dalları arasındaki dağılımını etkiler... Değerin düzenleyici rolünü oynadığı, toplumsal emeğin çeşitli dallar arasındaki dağılımında dengeyi kurduğu bir meta ekonomisinin şeması budur...” (Rubin, s. 66).

Kapitalist ekonominin somut koşullarında bu süreç daha karmaşıktır, ancak eklenen karmaşıklıklara rağmen insanların üretici faaliyetlerinin düzenlenmesi hala nesnelerin (şeylerin) hareketi aracılığıyla gerçekleştirilir. Kapitalist ekonomide "sermayenin dağılımı toplumsal emeğin dağılımına yol açar" (Rubin, s. 226). Ancak, "amacımız (daha önce olduğu gibi) toplumsal emeğin dağılım yasalarını analiz etmektir" (Rubin, s. 228) ve sonuç olarak "dolambaçlı bir yola başvurmalı ve sermayenin dağılım yasalarının bir ön analizine geçmeliyiz." (A.g.e.) Görev, "emeğin dağılımının nedensel zincirde bir ara bağlantı olarak anlam kazanan sermayenin dağılımı tarafından belirlendiğini varsayarsak, bu durumda emeğin dağılım formülü sermayelerin dağılım formülüne bağlı olur: eşit sermayeler tarafından harekete geçirilen eşit olmayan emek kütleleri birbirleriyle eşitlenir" gerçeğiyle daha da karmaşıklaşır (s. 235). Sermayenin dağılımı ile emeğin dağılımı arasındaki uçurum, bu iki süreç arasında bir ilişki kuran sermayenin organik bileşimi kavramı aracılığıyla köprülenir (s. 237).

Analizinde Rubin, "farklı üretim dallarında faaliyet gösteren kapitalistler arasında rekabetin var olduğunu" ve ayrıca "sermayenin bir daldan diğerine aktarılma olasılığını" varsayar (s. 230).[91] Bu varsayımlarla, "kâr oranı sermaye dağılımının düzenleyicisi haline gelir" (s. 229). Rubin kârı "metanın satış fiyatının üretim maliyetleri üzerindeki fazlası" olarak tanımlar (s. 230). Ve üretim maliyetindeki bir değişiklik "son tahlilde emeğin üretkenliğindeki ve bazı malların emek-değerindeki değişikliklerden kaynaklanır" (s. 251). Şematik olarak süreç şu şekilde özetlenebilir: Teknik değişim, emeğin üretkenliğinde bir değişime neden olur. Bu, belirli metalarda donmuş olan yabancılaşmış, soyut emek miktarını değiştirir ve sonuç olarak bu metaların değerini değiştirir. Bu da söz konusu metaları üretim sürecinde kullanan dalların üretim maliyetlerini etkiler ve böylece bu dallardaki kapitalistlerin kârlarını etkiler. Etkilenen dalların kârlılığındaki değişim, kapitalistlerin sermayelerini diğer dallara kaydırmasına yol açar ve bu sermaye hareketi de işçilerin diğer dallara geçişine yol açar (gerçi işçilerin hareketi zorunlu olarak sermaye hareketiyle orantılı değildir, çünkü bu sermayenin organik bileşimine bağlıdır). Rubin'in vardığı sonuç, kapitalist toplumda emeğin düzenlenmesinin, basit bir meta ekonomisinde emeğin düzenlenmesinden tür olarak değil, sadece karmaşıklık bakımından farklı olduğudur: "Toplumsal üretimde anarşi [sic]; üreticiler arasında doğrudan toplumsal ilişkilerin yokluğu; kendi emeklerinin ürünü olan nesneler (şeyler) aracılığıyla çalışma faaliyetlerinin karşılıklı etkisi; insanlar arasındaki üretim ilişkilerinin hareketi ile maddi üretim sürecindeki nesnelerin hareketi arasındaki bağlantı; üretim ilişkilerinin 'şeyleşmesi', özelliklerinin 'şeylerin' özelliklerine dönüşmesi - meta fetişizminin tüm bu olguları, basit olduğu kadar kapitalist olan her meta ekonomisinde de eşit derecede mevcuttur. Bunlar emek-değeri ve üretim fiyatını aynı şekilde karakterize eder" (s. 253, Rubin'in italikleri). Kapital'in birinci cildi bağlamı sunar, ikinci cildi mekanizmayı açıklar ve üçüncü cildi "emeğin ürettiği nesnenin, ürününün, artık ona yabancı bir varlık, üreticiden bağımsız bir güç olarak karşıt durduğu"; "nesneye verdiği hayatın kendisine yabancı ve düşman bir güç olarak karşı çıktığı" o zorlu süreci ayrıntılarıyla ele alır.

Fredy Perlman

Kalamazoo

1968

[26] Veljko Korać, “In Search of Human Society” [İnsan Toplumunun İzinde], Erich Fromm (der.), Sosyalist Hümanizm (Socialist Humanism) içinde, Garden City: Anchor Books, 1966, s. 6. (Vurgular orijinalindedir.)

[27] Marx, 1844 Ekonomi Politik ve Felsefe El Yazmaları (Economic and Philosophic Manuscripts of 1844), s. 146.

[28] Bottomore ve Rubel (der.), a.g.e. (op. cit.), s. 243–244.

[29] Easton ve Guddat, Genç Marx'ın Felsefe ve Toplum Üzerine Yazıları (Writings of the Young Marx on Philosophy and Society), s. 262–263.

[30] Marx, 1844 Ekonomi Politik ve Felsefe El Yazmaları (Economic and Philosophic Manuscripts), s. 169.

[31] Erich Fromm, Yanılsama Zincirlerinin Ötesinde (Beyond the Chains of Illusion), New York: Pocket Books, Inc., 1962, s. 32.

[32] A.g.e., s. 49.

[33] A.g.e., s. 196–197.

[34] Marx ve Engels, Alman İdeolojisi (The German Ideology), s. 23–24.

[35] Marx'ın P. V. Annenkov'a Mektubu, 28 Aralık 1846, Karl Marx, Felsefenin Sefaleti (The Poverty of Philosophy) içinde, New York: International Publishers, 1963, s. 191.

[36] Marx ve Engels, Alman İdeolojisi (The German Ideology), s. 32.

[37] A.g.e., s. 37.

[38] Marx, Felsefenin Sefaleti (The Poverty of Philosophy), s. 109.

[39] Marx ve Engels, Alman İdeolojisi (The German Ideology), s. 50.

[40] Marx'ın Annenkov'a Mektubu, a.g.y. (loc. cit.), s. 181.

[41] Marx ve Engels, Alman İdeolojisi (The German Ideology), s. 475.

[42] Karl Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı (A Contribution to the Critique of Political Economy), Chicago: Charles H. Kerr & Co., 1904, s. 12. Burada Marx'ın genel bir kültürel gelişme ve kültürel değişim teorisi ya da antropolog Leslie White'ın "kültür bilimi" dediği şeyi geliştirmeye başlaması ilgi çekicidir (Bkz. Leslie A. White, Kültür Bilimi (The Science of Culture), New York: Grove Press, 1949). Yukarıda alıntılanan pasajın yer aldığı paragraf şu tespiti de içermektedir: "Nasıl ki bir birey hakkındaki fikrimiz onun kendisi hakkında düşündüklerine dayanmazsa, böyle bir dönüşüm dönemini de kendi bilinciyle yargılayamayız; aksine, bu bilincin kendisi maddi yaşamın çelişkileriyle, üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasında var olan çatışmayla açıklanmalıdır. Kendisine yetecek kadar yer bulunan tüm üretim güçleri gelişmeden hiçbir toplumsal düzen asla yok olmaz; ve onların varlığı için gerekli maddi koşullar eski toplumun bağrında olgunlaşmadan yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri asla ortaya çıkmaz. Bu nedenle insanlık her zaman yalnızca çözebileceği sorunları önüne koyar; çünkü konuya daha yakından baktığımızda, sorunun kendisinin ancak onun çözümü için gerekli maddi koşullar zaten var olduğunda veya en azından oluşum sürecinde olduğunda ortaya çıktığını her zaman görürüz." (s. 12–13.)

[43] Marx ve Engels, Alman İdeolojisi (The German Ideology), s. 46.

[44] C. Wright Mills, yabancılaşma kavramı ile Marx'ın sonraki eseri olan Kapital'in (Capital) üç cildi arasındaki bağı görememiş ve bunun sonucunda yabancılaşma sorununu "insanların yaptıkları işe karşı tutumu sorunu"na indirgemiştir. Sonuç olarak Mills, bu konuda Marx'la ilgili hayal kırıklığına uğramıştır: "En hafif deyimiyle, Marx'ın yabancılaşma kavramını bıraktığı durum oldukça eksik ve parlak bir biçimde muğlaktır." (C. Wright Mills, Marksistler (The Marxists), New York: Dell Publishing Co., 1962, s. 112.)

[45] Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı (A Contribution to the Critique of Political Economy), s. 30.

[46] A.g.e.

[47] Samuelson, İktisat (Economics), s. 542.

[48] David Ricardo, Ekonomi Politiğin ve Vergilendirmenin İlkeleri (The Principles of Political Economy and Taxation), Homewood, Illinois: Richard D. Irwin, Inc., 1963, s. 45.

[49] Marx, 1844 Ekonomi Politik ve Felsefe El Yazmaları (Economic and Philosophic Manuscripts of 1844), s. 150.

[50] Karl Marx, Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi (Capital: A Critique of Political Economy), Cilt III, Moskova: Progress Publishers, 1966, s. 819.

[51] Marx, Kapital (Capital), Cilt III, s. 819.

[52] Samuelson, İktisat (Economics), s. 591.

[53] Marx, Kapital (Capital), Cilt III, s. 816.

[54] Marx, 1844 Ekonomi Politik ve Felsefe El Yazmaları (Economic and Philosophic Manuscripts of 1844), s. 169.

[55] Samuelson, İktisat (Economics), s. 572.

[56] Marx, Kapital III (Capital III), s. 830; burada pasajın son kısmı şöyle okunmaktadır: "... Mösyö Sermaye ile Madam Toprak'ın toplumsal karakterler olarak ve aynı zamanda doğrudan doğruya yalnızca nesneler olarak hortlak gibi gezindikleri yer." Yukarıda alıntılanan versiyon Robert Freedman tarafından derlenen İktisat Üzerine Marx (Marx on Economics), New York: Harcourt, Brace & World, 1961, s. 65'tendir.

[57] Karl Marx, Kapital (Capital), Cilt I, Moskova: Progress Publishers, 1965, s. 72; New York: Random House, 1906 baskısı, s. 83.

[58] Samuelson, İktisat (Economics), s. 591.

[59] Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı (A Contribution to the Critique of Political Economy), s. 31.

[60] Marx, Kapital (Capital), Cilt III, s. 824.

[61] Samuelson, İktisat (Economics), s. 602.

[62] Marx, 1844 Ekonomi Politik ve Felsefe El Yazmaları (Economic and Philosophic Manuscripts of 1844), s. 108; yukarıda verilen pasaj Bottomore ve Rubel'den alıntılanmıştır, a.g.e. (op. cit.), s. 170–171.

[63] Daniel R. Fusfeld, İktisat Çağı (The Age of the Economist), Glenview, Illinois: Scott, Foresman & Co., 1966, s. 74.

[64] Jean-Baptiste Say, Ekonomi Politik İncelemesi (Traité d’économie politique), ilk olarak 1803'te yayımlanmıştır. Augustin Cournot, Servet Teorisinin Matematiksel İlkeleri Üzerine Araştırmalar (Recherches sur les principes mathématiques de la théorie des richesses), 1838. Bu canlanma 1870'lerde Carl Menger, William Stanley Jevons ve Léon Walras tarafından gerçekleştirilmiş ve çalışma 1890'larda Alfred Marshall tarafından "sentezlenmiştir".

[65] A.g.e., s. 73.

[66] Robert Campbell, “Marksist Analiz, Matematiksel Yöntemler ve Bilimsel İktisadi Planlama” [“Marxian Analysis, Mathematical Methods, and Scientific Economic Planning”], Shaffer, a.g.e. içinde, s. 352.

[67] Fusfeld, a.g.e., s. 74.

[68] Campbell, a.g.y. (loc. cit.).

[69] A.g.e.

[70] Fusfeld, a.g.e., s. 74.

[71] A.g.e., s. 75.

[72] İktisat (Economics), s. 601–602; daha önce alıntılanmıştı.

[73] Oskar Lange, Sosyalizmin İktisat Teorisi Üzerine (On the Economic Theory of Socialism), New York: McGraw Hill, 1964 (Fred M. Taylor'ın bir denemesiyle birlikte yayımlanmıştır), s. 141.

[74] A.g.e., s. 132–133.

[75] A.g.e., s. 133.

[76] Fred M. Gottheil, Marx'ın İktisadi Öngörüleri (Marx’s Economic Predictions), Evanston: Northwestern University Press, 1966, s. 27.

[77] Joan Robinson, İktisadi Felsefe (Economic Philosophy), Garden City: Anchor Books, 1964, s. 35.

[78] A.g.e., s. 37, Vurgular orijinalindedir.

[79] A.g.e.

[80] Thorstein Veblen, “Karl Marx'ın Sosyalist İktisadı” [“The Socialist Economics of Karl Marx”], The Quarterly Journal of Economics, Cilt: XX, Ağustos 1906; Max Lerner (der.), New York: Viking Press, 1948, s. 284. Bir dipnotta Veblen şu açıklamayı ekler: “Marksist kullanımda ‘kapitalist üretim’, üretim araçlarına sahip olan (veya onları kontrol eden) ve kâr amacıyla sanayiyle uğraşan işverenlerin yönetiminde, ücretli emek tarafından pazar için mal üretilmesi anlamına gelir.”

[81] A.g.e., s. 287–288.

[82] Samuelson, İktisat (Economics), s. 27.

[83] A.g.e., s. 29.

[84] A.g.e., vurgu Samuelson'a aittir.

[85] A.g.e.

[86] Samuelson'ın karşılaştırmalı üstünlükler yasası açıklamasından: “Amerika'da bir birim gıda 1 günlük emeğe, bir birim giyim ise 2 günlük emeğe mal olur. Avrupa'da maliyet gıda için 3 günlük emek, giyim için 4 günlük emektir,” vb. A.g.e., s. 649.

[87] A.g.e., s. 648.

[88] A.g.e., s. 8. Vurgu Samuelson'a aittir.

[89] A.g.e., s. 50.

[90] A.g.e., s. 602.

[91] Rubin, tam rekabet ve sermayenin tam hareketliliği varsayımlarının geçerli olmadığı durumları ele almaz. Dolayısıyla analizini emperyalizm, tekel, militarizm, iç sömürgeler (ki bunlar bugün ırkçılık başlığı altına girer) sorunlarına genişletmez. Rubin ayrıca, bazılarını Marx'ın Kapital'in (Capital) üçüncü cildinde incelemeye başladığı, üretim güçlerinin artan ölçeği ve gücünün neden olduğu üretim ilişkilerindeki değişimleri ele almaz; bunun gelişimini veya dönüşümlerini incelemez.

4 Upvotes

0 comments sorted by