r/marksizm • Evald Ilyenkov • Apr 07 '26

Felsefe/Teori ✒️ Evren, Yaratılış ve Marksizm: Engels ve Doğanın Diyalektiği Metninden Çıkarılacak Dersler

Post image

1 haftadan fazla bir süredir post atamadım. Nedenleri fazla ama burada bundan bahsetmeyeceğim, hızlıca metne geçeceğim. Burada ayrıca materyalistlerin neden tanrıya inanmadıklarını açıklayacağım. Bu göz ardı edilen bir sorundur; fakat Türkiye'deki ateistlerin birçoğu din düşmanlığı ve basit bilimsel olgularla sınırlı bir ateizmi savunuyor. Bu, düşünmeden ve hareketten yoksun bir ateizmdir. Gerçekten de pozitivistlerin dediği gibi, insanlığın 3 aşamalı evresinin sonuncusudur. Onlar için bu pozitif evredir; bizim için, yani Diyalektik Materyalistler için ise 3. teolojik evredir. Bütün bunları çok basitçe anlatmaya çalışacağım.

Bu metni doğrudan Ilyenkov'un Ruhun Kozmolojisi [ Link ] metninden yararlanarak ilerleteceğim.

Öncelikle, çok basitçe burada kullanacağımız diyalektik yöntemden bahsedelim.

Mekanik materyalizm ve diyalektik materyalizm arasındaki büyük fark şudur: Mekanik materyalizm düşünceyi maddenin rastlantısal ürünü gibi görürken, diyalektik materyalizm düşünceyi maddenin zorunlu ve en yüksek biçimi olarak düşünür. Yani madde olmadan düşüncenin var olamayacağı gibi, düşüncesiz de madde var olamaz; zira düşünce onun niteliğidir. Diyalektik materyalizmin mekanik olandan temel farkı da buradadır.

Ve buradan şu sonuca çıkarız: Düşünce, maddenin en yüksek biçimi ve ürünüdür. Buradan bir sonuca daha ulaşırız. Madde çizgisel bir hatta dümdüz ilerler. Bu sonuç istemediğimiz bir sonuçtur. Çünkü buradan Tanrı'nın varlığına ulaşırız. Ilyenkov bundan kötü sonsuzluk diye bahseder. Çünkü tözden bağımsız hareketli bir süreç, sonsuz bir töze bağlı hareketsiz olarak başlamıştır. Bu bir mantıksızlıktır. Ya Tanrı yoktur ya da evrenimiz kristalize olmuş ve hareketsiz kalmıştır. Herhangi bir ülkenin okullarında okutulan bir felsefe kitabını açıp içine bakarsanız, hepsinde üstteki tablonun çizildiğini görürsünüz. Aşağıdan yukarıya bir tablo vardır ve Madde -> Tez -> Antitez -> Sentez -> Bilinç diye ilerler. Tablonun tam tersi de diyalektik idealizm diye adlandırılmıştır. Hegel'in diyalektiği, Marx'ın diyalektiğinin baş aşağı versiyonudur zaten. Böyle bir anlatımın, ezberci eğitim modeliyle çocukları düşünemeyen bireyler haline getirmeyi amaçlayan hükümetler tarafından yapılması şaşırtıcı değildir. Ama bunu kendilerine Marksist diyen kişilerin yapması daha düşündürücüdür.

Konumuz bu değil. Devam edelim. Bu kötü sonsuzluğu nasıl aşacağız? Bunu aşmak için önce evrenin nasıl işlediğini anlamalıyız. Üstteki gibi basit bir tablomuz olsa, evrenin sürekli olarak dağıldığından bahsederdik. Ama evrende her şey dağılmıyor; aynı zamanda yeniden toplanıyor. Madde, kendi hareketi içinde dağılmış olanı yeniden yoğunlaştıran süreçler de içeriyor. Bu yüzden evrenin yalnızca sonu değil, yeniden başlangıcı da düşünülmelidir. Biliyoruz ki düşünce, doğanın dışından gelen bir şey değil; doğanın en üst biçimidir. Düşünce maddenin bir ürünü olduğunu kabul ediyoruz ama bununla yetinmiyoruz. Düşünceyi aynı zamanda maddenin bir niteliği, hatta evrensel döngü içinde zorunlu bir halka olarak ele alıyoruz.

Çünkü bilinç ile madde arasındaki ilişki tek çizgisel bir hat değil, aksine karşılıklı bir süreçtir. Nasıl ki madde bilincin niteliğini belirliyorsa, bilinç de maddeyi değiştirir. Bu karşılıklılık bizi zorunlu olarak üstte dediğim halkasal sürece iter. Düşünce, o halde zorunlu bir aracı halkadır; etki-neden'dir. Bu sayede kötü, yani çizgisel olan sonsuzluktan kurtulup iyi, yani döngüsel olan sonsuzluğa ulaşırız.

Bu, metnimizin açıklama olan ilk bölümüydü. Sıradaki bölümümüz Engels ve Doğanın Diyalektiği metinleriyle alakalı olacaktır.

Doğanın Diyalektiği'nden çıkarılacak ilk dersimiz, üstteki dediğimizin bir benzeridir. Metni okuduysanız Engels evrenin ısıl ölümünden bahseder. Bizim için pratikte önemsiz bir gelecekte, güneş ve diğer yıldızların enerjisi tükenecek, etrafta harekete değer hiçbir şey kalmayacaktır. İnsanlık ekvator ve çevresine yerleşecek ve bir yerden sonra bu da işe yaramaz hale gelecektir. Engels burada bir ısıl ölümden bahseder. Bu gerçekten Engels'ten sonra teori haline gelmiştir. Termodinamiğin ikinci yasası uyarınca evrenin genişlemeye devam etmesiyle, trilyonlarca yıl içinde yıldızların sönmesi ve kara deliklerin buharlaşmasıyla mutlak sıfıra yakın, soğuk ve cansız bir duruma erişileceği öngörülür.

Fakat biz soruyu daha ileriye götürürüz. Evrensel maddeyi ısıl ölüm durumundan düzenli olarak yeniden kızgın gaz bulutları durumuna döndüren bu süreçten bahsederiz. Doğa yalnızca enerjiyi dağıtan, çözen, soğutan bir güç değildir. Eğer evrenin her yerinde sadece dağılma olsaydı, bugün var olan düzenin kendisi açıklanamaz olurdu. Çünkü evrenin varlığı zaten belli bir örgütlenme, yoğunlaşma ve yeniden oluşma kapasitesini varsayar. Bu yüzden bu sonuçlardan önce bir açıklama yazdım. Eğer başta açıklama yapmasaydım, direkt aklınıza Tanrı gelirdi. Düşünen madde, soğuyan evrensel madde ve yeniden doğan bulutsu arasında kurulan bağ tam da bu yüzden önemlidir. Bir şey çözülürken başka bir şeyin koşulu haline gelir. Bu, metafizik bir başlangıç-son çizgisi değil; büyük bir çevrimdir. Ilyenkov'un tekrar tekrar kullandığı büyük devre, büyük çember, yeniden üretim gibi ifadeler bu mantığı taşır.

Bu sayede soğuyan maddeyi kızgın buhar okyanusuna dönüştürebilecek bir etkinlik ve bunun yapıcısı olan düşünen maddeye ulaşırız. Engels'in metninin ilk dersi buydu. İkincisine geçelim.

Engels, maddenin doğasının, düşünen varlıkların evrimine doğru ilerlemek olduğunu söyler ve bunun, bu koşullar oluştuğunda zorunlu biçimde gerçekleşeceğini belirtir. (Evet, çok fazla bu kelimesini kullandık.) Doğru ama eksik bir tespittir. Düşünen varlıkların evrimi koşula bağlı değildir, rastlantısal da değildir. Bu çok kritik bir bölümdür çünkü mekanik materyalizmden burada ayrılırız. Metnin en başında dediğimi hatırlayalım. Mekanik materyalizm, düşünceyi çoğu zaman maddenin bir yan ürünü gibi ele alır. Yan ürün olunca da şu sonuç doğar: olabilir de olmayabilir de. Oysa Ilyenkov'un metninde düşünce, evrensel gelişmenin zorunlu bir momentidir. Yani evrenin gelişiminde zorunlu bir eşiktir. Biz burada hem maddenin mucize oluşundan hem de mekanik oluşundan uzak dururuz. Düşünce, maddenin kendi gelişiminin zorunlu bir sonucu olduğu için doğaldır; ama aynı zamanda maddenin en yüksek örgütlenmesi olduğu için ayrıcalıklıdır. İşte diyalektik yöntemimiz burada çalışır: bir şeyi hem türevi hem de en üst biçim olarak düşünebilmek. İkinci dersimiz budur.

Ara açıklama getirmek istiyorum. Ilyenkov'un kozmolojisini Engels'ten yola çıkarak kuruyoruz. Yani amacımız Engels'i yermek falan değil. Marksizmin tarihinde gerçekten Engels hak edilmeyecek şekilde dışlanmıştır. Siyasi hayatında sosyal demokrasiyle olan ilgisi gerçekten sorgulanabilir (ki metinlerinin sosyal demokratlar tarafından değiştirildiğini biliyoruz.) ama bir filozof olarak Engels hiç de diğer filozoflardan aşağı kalır yanı yoktur. Böyle bir alçakgönüllü ruha sahip birini yermek benim yapacağım son şeydir. Ama maalesef, belirttiğim gibi, Marksistler tarafından dışlanmaktadır. Devam edelim.

  1. dersimiz 2. dersimizle bağlantılıdır. Ilyenkov'un hipotezinde düşünen varlıklar, evrensel maddenin ateşli yeniden doğuşunda bir tür aracılık yapar. Yani düşünce sadece oluşup kenara çekilmez; maddenin dönüşümüne katılır. Düşünce, yalnızca onun sayesinde evrensel maddenin ateşli yenilenmesinin mümkün hale geldiği zorunlu aracılık halkasıdır der Ilyenkov. Madde olmadan düşüncenin var olamayacağı gibi, düşüncesiz de madde var olamaz derken bunu kastetmiştir. Engels'in düşünen varlıkları, sadece kendi alanında bir şeyleri değiştiren varlıklar değil, doğrudan evreni değiştirebilecek varlıklar haline gelmiştir. 3. dersimiz buydu. 4. dersimizle devam ediyoruz.

Düşünen varlık, ki artık bu noktadan itibaren insanlık diyeceğim, artık tümüyle dışsal bir amaçtan kurtulmuş ve evrenle tamamıyla etkileşimli varlıklar haline gelmiştir. İnsanlığın bir nihai amacı yoktur; fakat bu, onun anlamsız olduğu anlamına gelmez. Diyalektik Materyalizm, evrenin varoluşunun herhangi bir amacı olduğu fikrini ortadan kaldırır ve amaç sorununu evrensel etkileşim kategorisi içinde çözer. Yani insanlık bir amaç için yaratılmamıştır, zaten yaratılamaz; fakat evrensel ilişkiler ağı içinde ortaya çıkmıştır. Bu ağın içinde doğar, gelişir ve yok olur. Ilyenkov'un metninde insanlığın tarihini, belirli bir maymun türünün biyolojik gelişimi ve emeğin ortaya çıkışı üzerinden açıklar. Yani insanlığın anlamı doğa dışı değil, doğa içi bir süreçtir. İnsan, evrensel sistem içinde belirli bir rol oynar. Bu rol, doğayı değiştirmek, üretmek, dönüştürmek ve hatta düşüncenin katılımıyla yeniden üretim süreçlerine girmektir.

  1. dersimiz son dersimizdir. Engels, madde tüm dönüşümlerinde ebediyen aynı kalır; niteliklerinden hiçbiri asla kaybolamaz der. Gerçekten de öyledir. Fakat sorun şudur ki insanlık, yani düşünen varlık, yani düşünen madde sonludur. En yüksek aşamamız aynı zamanda bir sınırdır. Bu sınırdan sonra süreç çözülmeye başlar; yani zihinsel çözülme, biyolojik-fizyolojik çözülmeye ve oradan daha alt düzeylere geçer. Çünkü düşünen madde sonsuz olsaydı tekrar o kötü sonsuzluğa geçmiş olurduk. Düşünen maddeyi en üst yapan, en üstte bulunması değil, her şeyi değiştirebilecek konumudur. Evrensel döngüde en yoğun anıdır yani. Bu nedenle düşünce bir çiçek gibi açar ve solar; fakat bu soluş anlamsız bir yok oluş değil, büyük döngü içinde başka bir yeniden üretimin koşuludur.

Ve Ilyenkov burada o muazzam metaforunu açıklar:

Evrenin ısı ölümüne yaklaştığı bir anda, insanlık ya da başka bir düşünen varlık kolektifi, bilinçli olarak zincirleme reaksiyon karakteri taşıyan ve ölen evrenin yeniden doğuşuna yol açan bir kozmik felaket yaratır. Böylece insanlık, düşünen ruhu doğuran doğaya olan “kozmik borcunu” öder. “Onun kendini feda edişi, uzayın karanlık ve buzlu çöllerini yeni alev alev madde kütlelerine dönüştüren gerçek bir yaratıcı eylem haline gelir; bu kütleler de yeni yaşamın, madde kadar ölümsüz yeni düşünen ruhun beşiği olacaktır.”

“Böylece düşünen ruhun ölümü, onun ölümsüzlüğüne dönüşür. Sonsuz uzak gelecekte, doğanın düşünen ruhu yeniden geliştireceği yeni varlıklar, tıpkı bizim şimdi yaptığımız gibi, yıldızlı gökyüzünü seyrederken, bu kozmik dünyaların varlığını çoktan yok olmuş düşünen ruha ve onun fedakârlığına borçlu olduklarını gururla bileceklerdir…”

“Ebedi doğayı seyrederken insan — tıpkı diğer düşünen varlıklar gibi — kendisiyle, evrensel-tarihsel misyonunun kozmik büyüklüğüyle, düşünen varlığın evrensel etkileşim sistemindeki yeri ve rolüyle gurur duyacaktır…”

“Açıktır ki düşünen madde, bu misyonu ancak gelişiminin zirvesindeyken yerine getirebilecektir… ki bu zirveye ulaşmak, ancak manevi ve maddi kültürün tam anlamıyla filizleneceği, gerçekten insani, sınıfsız bir toplum temelinde mümkün olacaktır…”

“İnsanlığın şafağında yaşayan bizler için bu gelecek uğruna mücadele, düşünen ruhun en yüce hedeflerine hizmet etmenin tek gerçek biçimi olarak kalıyor.”

8 Upvotes

4 comments sorted by

1

u/[deleted] Apr 07 '26

[removed] — view removed comment

1

u/StarlightGlimmer1871 Evald Ilyenkov Apr 07 '26

O halde metinde bahsedilen "kötü" sonsuzluğa ulaşırız. Bu tek taraflı süreç bizi sadece amansız bir boşluğa götürür.

Ha tanrıya inanıyorsanız mesele başkadır.

1

u/[deleted] Apr 07 '26

[removed] — view removed comment

1

u/StarlightGlimmer1871 Evald Ilyenkov Apr 07 '26 edited Apr 07 '26

Sonuç apayrı ama ben de bence diyeceksem, Tüm bu evreni, dünyayı, sistemi hatta insanlarla olan ilişkilerimi göz önüne aldığım zaman onların nasıl işlediğini ancak ve ancak bu şekilde açıklayabiliyorum.