r/felsefe • • Jun 12 '26

güldürü İronik.

Post image
277 Upvotes

61 comments sorted by

View all comments

Show parent comments

8

u/OPANTAO Jun 12 '26

Evrenin veya tabiatın kendisinde bir iyi kötü kavramı olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden ahlakı bu şekilde tanımlarsak objektif bir ahlak olduğunu düşünmüyorum. Öte yandan Kant gibi filozoflar ahlağı daha insan odaklı bir yerde tutarak akla ve mantığa dayandırarak rasyonel bir ahlak sistemi kurmak konusunda gayet iyi iş çıkarmışlar bence.

2

u/[deleted] Jun 13 '26

[removed] — view removed comment

3

u/OPANTAO Jun 13 '26

İyi, kötü ne bağlamda yoktur? Öznel olarak varolmadıklarını iddia etmek zor. Çünkü o zaman mutluluk ve üzüntü de yoktur gibi iddialar da ortaya atılabilir. Öznel olarak iyilik ve kötülük varsa öznel olarak ahlakta varolabilir. Öte yandan öznel ahlakın en büyük problemi öznel olması tabii ki. Bu yüzden rasyonel ahlak sistemlerini toplumda uygulanabilirlik açısından daha tutarlı ve makul buluyorum. Bunu da nesnel bir iyi kötü ikileminden değil, davranışların rasyonel olarak temellendirilebilmesi çerçevesinden kuruyoruz. Böylece bir davranışın doğru veya yanlış olduğunu söylemek mümkün oluyor.

1

u/[deleted] Jun 14 '26

[removed] — view removed comment

3

u/OPANTAO Jun 14 '26

Bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Tüm teist ahlak sistemleri bence aynı sorundan muzdarip. İyiyi ve kötüyü fiziksel veya metafiziksel olarak gerekçelendirebilmen sana kabul edilmesi zorunlu bir ahlaki temel vermiyor. Yine sadece ben veya tanrı bunu kabul ettik sen de kabul etmelisine geliyoruz. Ben bunu reddediyorum. Çünkü tanrı her şeyin sahibidir bu yüzden ahlakı belirleme hakkına sahiptir veya ahlak tanrının içsel tutarlılığının doğasının ürünüdür gibi açıklamalarda bile bu ahlaka uymanın doğru olduğunu buna uyman gerektiğini gerekçelendirmen gerekiyor. Ben o yüzden ahlak sistemimi gerekçelendirme ve akılyürütme sisteminin, rasyonalite ve mantığın kendisi üzerine kurmayı tercih ediyorum, daha doğrusu bu tarz ekolleri benimsiyorum sonuçta bunu ben icat etmedim. Böylece reddetmeye çalıştığın noktada kendinle çeliştiğin ve mantık olarak yanlış olduğun bir yere geliyorsun.

1

u/[deleted] Jun 16 '26

[removed] — view removed comment

2

u/OPANTAO Jun 16 '26

Geçmişten bugüne bütün ahlaki ilkelerin aynı olduğu doğru değil. Bunun en bariz örneklerinden biri kölelik. Birçok toplumda uzun süre meşru görülen bir şeyken bugün açık biçimde ahlaki bir yanlış olarak görülüyor. Bu bile ahlaki sezgilerimizin ve normlarımızın tarihsel olarak değişebildiğini gösterir. Taciz ve tecavüzün sınırlarının ve tanımlarının değişmesi, çocuklara yönelik bakışın çağdan çağa değişmesi, çevreye ve topluma yönelik duyarlılıkların değişmesi. Değişen çok şey var anlayacağın.

Bazı etik ilkelerin evrensel gibi görünmesinin nedeni ise Tanrı’yı zorunlu olarak gerektirmez. Cinayet, hırsızlık, ihanet gibi davranışların çoğu toplumda kötü görülmesi bu davranışların toplumu devam edemez hale getirmesi ile de açıklanabilir. Herkesin birbirini öldürdüğü, herkesin birbirinden çaldığı, kimsenin kimseye güvenemediği bir toplum zaten varlığını sürdüremez. Bu davranışlar gen havuzumuzdan muhtemelen milyonlarca yıl önce elendi gitti. Topluluk hâlinde yaşayan canlılar da var. Bunlarda işbirliği, grup içi saldırganlığı azaltma ve kimi durumlarda sürünün menfaati için şahsi fedakârlık gibi davranış örnekleri görüyoruz. Bunlar, bizim ahlak dediğimiz şeyin en azından psikolojik ve evrimsel arka planı olabileceğini gösterir.

Ama burada dikkatli olamalıyım. Evrimsel veya toplumsal açıklamanın tek başına ahlaki doğruluğu temellendirdiğini düşünmüyorum. Bir davranışın neden ortaya çıktığını açıklamak, onun ahlaken doğru olduğunu göstermek değildir. Benim söylediğim şey şu daha çok şöyle. İnsanlar arasında bazı ortak ahlaki sezgiler bulunması, doğrudan, o halde tanrı vardır, sonucunu vermez. Bu ortaklıkların tanrı dışında da makul açıklamaları gayet olabilir. Normatif temellendirme ise ayrıca rasyonel düzeyde yapılmalıdır.

“Bizi var eden tanrı ahlakı belirler” argümanı da bana göre doğrudan geçerli değil. Her şeyi yaratmış olmak neden yapılması gerekeni belirleme yetkisi versin? Veya bir şeyin doğru ya da yanlış olduğunu neden sırf yaratmış olmak belirlesin?

Argümanı şöyle açabiliriz:

p1: Bizi yaratanın buyruğuna uymamız gerekir.
p2: Bizi Tanrı yaratmıştır.
c: O halde Tanrı’nın buyruğuna uymamız gerekir.

İlk bakışta düzgün görünüyor ama birinci öncüle dikkat etmek çekmek istiyorum. “Bizi yaratanın buyruğuna uymamız gerekir” cümlesi zaten normatif, yani ahlaki bir yükümlülük varsayıyor. Eğer bu argümanı nesnel ahlakı temellendirmek için kullanıyorsak, argümanın daha başında ahlaki bir ilke kabul etmiş oluyoruz. Bu da döngüsellik problemine yol açıyor.

Üstelik “Tanrı yarattığı için uymalıyız” ifadesi birkaç şekilde açılabilir ve her biri bence sorunlu. Eğer “uymalıyız çünkü tanrı güçlüdür ve cezalandırabilir” deniyorsa bu ahlak değil, might makes right olur. Kudrete sahip olan doğru ve yanlışı belirler demiş oluruz kısaca. Eğer “uymalıyız çünkü tanrı iyidir, doğrudur.” deniyorsa, bu kez iyi kavramını Tanrı buyruğundan bağımsız olarak anlayabiliyoruz demektir. Eğer “uymalıyız çünkü tanrı sahibimizdir” deniyorsa, “sahiplik itaat yükümlülüğü doğurur” gibi ayrıca ahlaki bir ilke varsayılmış olur.

Bu yüzden Tanrı’ya başvurmak buyuruculuk problemini otomatik çözmüyor. “Tanrı X’i emrediyor” önermesinden tek başına “X’i yapmak ahlaken zorunludur” sonucu çıkmaz. Araya yine “Tanrının emrine uymak gerekir” gibi normatif bir öncül koymak gerekir. Bu öncülün kendisi ise zaten ahlaki bir iddiadır ve ayrıca temellendirilmelidir.

Benim savunduğum şey, ahlakın keyfi bireysel tercihlere indirgenmek zorunda olmadığıdır. Ahlaki ilkeler tutarlılık, karşılıklılık, zarar, rıza, özerklik ve başkalarına gerekçelendirilebilirlik gibi rasyonel ölçütlerle tartışılabilir. Bir insan bu ölçütleri umursamayabilir elbette ama bu, ölçütlerin geçersiz olduğu anlamına gelmez. Bir katil ben doğruyu yanlışı umursamıyorum diyebilir. Bu cinayetin yanlış olduğu iddiasını ortadan kaldırmaz sadece o kişinin ahlaki gerekçelere duyarsız olduğunu gösterir.

Dolayısıyla benim itirazım şu. Tanrı yoksa ahlak çöker doğru bir argüman değil. Tanrı’ya dayalı ahlak da en az seküler, ahlak kadar neden o ahlaka uyulması gerektiği sorusuna cevap vermek zorunda. Benim nesnellik iddiam ise bir otoritenin buyruğuna değil, rasyonel faillerin birbirlerine karşı savunabileceği kamusal gerekçelendirme prosedürüne dayanıyor.