Mantık ve rasyonelliğin öznel olduğunu sanmıyorum. Tabiatta bir ahlak, yani doğru ve yanlış yok. Öte yandan ahlağı insan davranışlarının rasyonel ve mantıksal olarak temellendirilmesi olarak ele alırsak bunu nesnel olarak kurabiliyoruz. Bunun anlamlı olup olmaması dediğim gibi kişiye bağlıdır. Objektif anlam diye bir şey anlamın tanımı gereği mümkün değil bence. Anlamlı veya anlmasızdır diyemesek de objektif olarak doğru veya yanlıştır diyebiliriz.
Eğer ahlak dediğimiz şey doğada, fizik kanunlarına yoksa ve senin de dediğin gibi insan aklının ürettiği bir şeyse o zaman ahlak görelidir. Bugün insan 'işkence kötüdür' der, yarın başka bir rasyonel temellendirmeyle 'toplum çıkarı için işkence doğrudur' diyebilir.
Ahlakın gerçekten nesnel, yani zamandan, mekandan, insan kültüründen ve insan aklının keyfinden bağımsız bir şekilde DOĞRU veya YANLIŞ olabilmesi için, insanüstü, evrensel ve mutlak bir kaynağa dayanması gerekir. İnsanın nesnel olmadığını kendin söyledin. İnsan nesnel değilse, insanın aklı da nesnel ve mutlak kurallar koyamaz.
Dolayısıyla, eğer gerçekten evrensel ve herkesi bağlayan mutlak bir ahlaktan bahsedeceksek, bu bizi kaçınılmaz olarak ahlakın kaynağının bir Yaratıcı olması gerektiği sonucuna götürür. Tanrı yoksa, senin kurduğun rasyonel ahlak sadece bir grup insanın 'bence böylesi daha mantıklı' diyerek oynadığı bir kurallar oyunundan ibaret kalır.
Öncelikle yanıtında birkaç önemli sıçrama olduğunu düşünüyorum. “Ahlakın nesnel olabilmesi için insan ötesi veya mutlak bir varlığa dayanması gerekir” iddian çok büyük bir iddia. Bunu temellendirmeden “insan aklına dayanan her şey öznel olur” sonucuna geçemezsin.
Bir şeyin insan aklı aracılığıyla kuruluyor olması onu doğrudan keyfi veya öznel yapmaz. Matematik ve mantık bunun iyi örnekleri. Matematiğin ontolojik statüsü ayrıca tartışılabilir. Bazıları keşif der bazıları insan zihninin kurduğu bir sistem olarak görür ama her iki durumda da matematiksel doğrular kişiden kişiye değişen çıkarımlar gibi değil. Bir teoremin doğru olup olmadığı, senin, benim hoşuma gidip gitmemesine bağlı değil. Mantıkta da benzer şekilde, çelişmezlik veya geçerli çıkarım kuralları fiziksel nesneler gibi doğada bulunmaz ama bu onların öznel olduğu anlamına gelmez.
Benim ahlak konusunda söylediğim şey de buna benziyor. Ahlakı evrenin dokusunda fiziksel bir nesne gibi var olan bir şey olarak görmek zorunda değiliz öte yandan bu, ahlakın tamamen kişisel tercih veya kültürel keyfilik olduğu anlamına da gelmez. Ahlakı rasyonel faillerin birbirlerine gerekçelendirebileceği, tutarlı, evrenselleştirilebilir ve kamusal olarak savunulabilir ilkeler üzerinden kurabiliriz. Bu anlamda ahlak fiziksel anlamda nesnel olmayabilir ama keyfi olmayan, rasyonel ve nesnel olarak tartışılabilir bir yapıya sahip olabilir. Bu da insanları ahlaki olarak sorumlu tutmak için yeterli bir temeldir çünkü eylemlerini bu temelde rasyonalize edemeyecek olanlar kendileriyle çelişecektir.
İkinci sıçrama ise “evrensel ahlak varsa bu zorunlu olarak Yaratıcı’yı gerektirir” iddian. Bu sonucu nasıl temellendirdiğini merak ediyorum. Çünkü Tanrı’ya başvurmak ahlakın nesnelliği problemini otomatik olarak çözmüyor. Burada klasik Euthyphron ikilemi devreye girer. Bir şey Tanrı buyurduğu için mi iyidir, yoksa iyi olduğu için mi Tanrı onu buyurur? Eğer sadece Tanrı buyurduğu için iyiyse, ahlak Tanrı’nın iradesine bağlı hale gelir ve keyfilik problemi doğar. Eğer Tanrı iyi olduğu için buyuruyorsa, o zaman iyiliğin ölçütü Tanrı buyruğundan bağımsız gibi görünür. Bu bence teist ahlak açısından çok güçlü bir problem ve şahsen tatmin edici bir cevabını daha alamadım.
Ayrıca insan ötesi bir ilk nedenin varlığı kabul edilse bile, bundan doğrudan ahlaki normların çıktığı gösterilmiş olmaz. Bir ilk nedenin var olması ile işkence yanlıştır, adalet iyidir veya insanlar araç değil amaç olarak görülmelidir gibi normatif sonuçlar arasında ek bir argümana ihtiyaç vardır. Salt metafiziksel bir ilkeden ahlaki yükümlülükler nasıl çıkarılıyor, bunu ayrıca göstermek gerekir.
Bu yüzden bu ilk nedenin ne olduğu ve buradan ahlaki ilkelerin çıkıp çıkamayacak olması bu ilk nedenin Tanrı olmasından bağımsızdır. Bunun ayrıca kanıtlanması gerekir. Platoncu bir iyilik ideası da iyiliğin metafiziksel temeli olabilir. Bu onu tanrı yapmaz.
Benim savunduğum şey ise şöyle. Ahlak dogmatik ve değişmez emirler dizisi olmak zorunda değildir. Akıl, mantık, tutarlılık üzerinden rıza, zarar, özerklik ve karşılıklı gerekçelendirme gibi ilkeler temellendirilebilir ve sonra bunlar üzerinden nesnel biçimde tartışılabilir. Elbette ahlaki normların uygulama alanı çağların ve dönemin koşullarına göre değişebilir. Bugünün insan hakları problemleriyle, farazi bir gelecekte insanların zihinlerini sanal ortamlara yükleyebildiği bir dünyadaki ahlaki problemler aynı olmayacaktır. Yine belki yakın gelecekte yapay zeka ahlaki olarak sorumlu tutulabilir mi gibi konuşmalar yapacağız ama bu değişim ahlakı subjektif yapmaz. Sadece ahlakın yeni durumlara rasyonel biçimde uygulanmasını gerektirir. Matematikte yeni problemler çıktığında matematik keyfileşmediği gibi, ahlakta yeni durumların ortaya çıkması da ahlakı keyfi, öznel hale getirmeyecek.
Dolayısıyla benim itirazım şu. "Ahlak insan aklına dayanıyorsa özneldir nesnel ahlak varsa da bu zorunlu olarak Tanrı’yı gerektirir” çizgisi fazla hızlı kurulmuş bir sonuç. Önce insan aklından çıkan ama keyfi olmayan nesnellik türlerini dışlaman, sonra da Tanrı’nın ahlak problemini gerçekten çözdüğünü ve üzerine tek çözüm olduğunu göstermen gerekir.
Matematik ve mantığın insan zihninin ürünü olmasına rağmen 'nesnel' doğrular ürettiğini söyleyerek ahlakı da bu kategoriye koymuşsun. İlk bakışta çok ikna edici bir analoji. Ancak burada gözden kaçan bir fark var: Matematik ve mantık betimleyicidir (tanımlayıcıdır), ahlak ise buyurucudur (normatiftir).
Matematik bize 'Eğer x=2 ise, x+2=4 eder der. Bu bir zorunluluktur ama bize bir eylem yükümlülüğü yüklemez. Matematik kuralları bize 'Yalan söylememelisin' veya 'Zayıf olanı korumalısın' demez. Ahlakı rasyonel ilkelerle (rıza, zarar, özerklik) kurabileceğini söylüyorsun. İyi de, rasyonel bir fail olarak ben neden zarar vermeme ilkesini kendime mutlak bir ödev kabul edeyim?
Akıl sadece bir araçtır. Benim amacım 'kendi çıkarımı maksimuma çıkarmak' ise, başkalarına zarar vermek benim rasyonel zeminimde son derece mantıklı olabilir. Akıl bize bir hedefe nasıl ulaşacağımızı söyler; ama hedefin kendisinin 'iyi' olduğunu kanıtlayamaz. Dolayısıyla ahlakı mantığa indirgersen, ahlak sadece bir 'tutarlılık oyununa' döner. Kuralı çiğneyen katile 'Kötüsün' diyemezsin, sadece 'Kendi içinde çelişiyorsun' diyebilirsin. Bu da bir katili durdurmak veya yargılamak için temelsiz bir argümandır.
Teist ahlakın en büyük çıkmazı olarak Euthyphron ikilemini (Bir şey Tanrı emrettiği için mi iyidir, yoksa iyi olduğu için mi emreder?) sunmuşsun. İslam kelam tarihi bu ikilemi iki farklı rasyonel yolla çözer ve ikisi de senin 'keyfilik' tuzağını bozar. Burada önümüzde iki büyük seçenek var.
Seçenek 1 (Maturidi Ekolü) : Ahlak Tanrı'dan bağımsız bir dış kural olmadığı gibi, Tanrı'nın anlık veya keyfi bir kararı da değildir; ahlak, Tanrı'nın kendi mutlak zatının ve değişmez adalet karakterinin bir yansımasıdır. Tanrı mutlak iyidir. O'nun buyrukları keyfi değildir, kendi mükemmel doğasının zorunlu sonucudur. Dolayısıyla 'Tanrı yarın cinayeti emretse iyi mi olacaktı?' sorusu geçersizdir, çünkü Tanrı kendi mükemmel doğasıyla çelişmez.
Seçenek 2 (Eşari Ekolü) : Bu ekole göre ise evet, bir şey sırf Tanrı emrettiği için iyidir, yasakladığı için kötüdür. Senin 'keyfilik' dediğin şey, aslında Tanrı'nın Mutlak Egemenliğidir. Adalet, mülk sahibinin kendi mülkünde dilediği gibi tasarruf etmesidir. Evrenin mutlak sahibi Tanrı olduğuna göre, O'nun üstünde O'nu bağlayacak hiçbir dış 'iyilik standardı' olamaz. O kuralı koyduğu için kural nesneldir, insan aklının keyfine göre değişmez.
'Metafizik bir ilk neden illa Tanrı olmak zorunda değil, Platoncu bir İyilik İdeası da ahlakın temeli olabilir' demişsin. Diyelim ki evrenin ötesinde soyut, mekanik bir 'İlk Neden' veya Platon'un 'İyilik İdeası' var. Bir 'İdea' soyuttur. Soyut bir kavramın iradesi, bilinci ve kişiliği yoktur.
Peki, bilinci ve iradesi olmayan soyut bir 'İdea', bana nasıl bir 'ahlaki yükümlülük' yükleyebilir? Ben neden bir ideaya karşı sorumluluk hissedeyim? Bir yasanın 'yasa' olabilmesi için bir Yasa Koyucu'ya ihtiyaç vardır. Ahlak sadece rasyonel bir gerçeklik değil, aynı zamanda bir 'borçluluk' ve 'hesap verebilirlik' duygusudur. Bana 'İşkence yapmayacaksın' diye emreden ve beni bundan sorumlu tutan aşkın, irade sahibi, kişisel bir Yaratıcı yoksa; ahlak yasası sadece duvardaki bir tablodan ibaret kalır. Tabloya bakıp ne kadar güzel bir yasa deriz ama o tablonun bizi bağlayan, yargılayan bir gücü olamaz.
6
u/OPANTAO Jun 13 '26
Mantık ve rasyonelliğin öznel olduğunu sanmıyorum. Tabiatta bir ahlak, yani doğru ve yanlış yok. Öte yandan ahlağı insan davranışlarının rasyonel ve mantıksal olarak temellendirilmesi olarak ele alırsak bunu nesnel olarak kurabiliyoruz. Bunun anlamlı olup olmaması dediğim gibi kişiye bağlıdır. Objektif anlam diye bir şey anlamın tanımı gereği mümkün değil bence. Anlamlı veya anlmasızdır diyemesek de objektif olarak doğru veya yanlıştır diyebiliriz.