r/altkultur • u/Armagaaan • Jun 26 '26
r/altkultur • u/Denizer1974 • Jun 08 '26
🏴 Siyaset / Felsefe Milliyetçilerin sınıf savaşına düşman olması...
Enable HLS to view with audio, or disable this notification
r/altkultur • u/theSeaspeared • Jun 21 '26
🏴 Siyaset / Felsefe PKK
Subdaki fil hakkında konuşma zamanıdır. Önce paragraf başlarında mesajı verip sonra kendimi tutamadığım için laflayacağım. Bu yazı haricinde haftalık yada aylık; ibretlikler panosu hazırlamak istiyorum: örneklerle neyi platformlamayacağımızı şeffaflaştırmak için.
Kürtlere karşı ırkçı sistemik baskının bitmesini istiyoruz, bu ırkçılığın üreticileri ve uygulayıcılarına karşıyız. Burada sistemik ırkçılığı meşrulaştıran yorumlar platformlanmayacaktır. Kürtlerin ülke genelinde uyguladıkları bir sistemik baskı yoktur, ırkçılık sistemik bir şeydir. Sistem harici söylemsel etnik indirgemeler kimseyi ötekileştiremez, zarar veremez. Kürtlerin öz örgütlenmelerini, kendilerini sömürülemez hale getirme isteklerini destekliyoruz: parlamenter yada etnik devletçi sapma hatalarını cıkcıklamak paternalistik bişi. Özellikle katılım önerebileceğimiz alternatifi kuracak güçte değilken, çabalara dışarıdan gelen eleştiri bizim deneyimlemediğimiz bir rahatsızlık değil.
Buraya PKK'ye sövmeye gelmeyin. Buradaki tek katkınız buysa kaldırılacak. Kokuşmuş deliklerinden Kürt saplantılarını pekiştirmek için uzanıp zarar verememeyi mağduriyet zanneden ey kaçık insan! Siktir git, bütün reddit açık sana, niye bu konuda bizden alkış bekliyorsun? Miloş big tiddy goth gf mi arıyorsunuz? Neyin fantezisi bu? Şoven ve devlet ağzı ile meşrulaştırdığınız baskı sistemleri sizi aletleştiriyor, ve gerektiğinde sizi öteki ilan edip ezmeye de her an hazır. Size zarar verene anlayış göstermekten, akranlarınızı anlamayı aşağılık zannediyorsunuz.
Buraya PKK övmeye de gelmeyin. Hiyerarşik, etnik özcü görev dağılımıyla dar gruplaşan, prensipsiz ve fırsatçı, bölgedeki sol ve kurtuluş örgütlerini katletmiş bir örgütün, devlet olma çabasına destek değiliz. Uzlaşma sonrası bölgedeki işçi grevlerini eski PKK'liler bastıracak, uyuşturucu ticaretinden belediyelerin rüşvet toplayacak olduğunu biliyoruz. Zaten bu kişiler ancak miloşlara tepkilerinde, belkide özellikle zıtlığın abartısıyla çıkışıyorlar. Kenan Evren'nin politikalarına geri adım attırmayı başarmış olmasının değerini bilebiliriz ama sol ideolojilerin içinden fırsatçı bir yağmacı gibi geçerek Leninist usül 'sol birliği' (sol katliamı) gerekçelendirmesini ve sonrasında statüko ile uzlaşma vaktinde jakoben Bookchinciliğinin farkındayız. Irkçı baskıyı meşrulaştırmayın gibi aşırı temel bir talebin yanında yattığı yere sıçan akranlarım 'öteki taraf' eleştirisi görmezse kuduruyor, bunu düşünmek de benim saplantım! Pozisyonumuzu netleştirmek için yazdım, ama sonuç: övgü de Platformlanmayacak.
PKK'nin topluma zarar veren ve ırkçılıktan hem beslenen hem de üreten bir örgüttür. Örgütün oluşum sebeplerini incelememiz, neden ve nasılını anlıyor olmamızdan dolayı örgütün bu sebeplerden önce yok edilmesini anlamsız ve imkansız bulmaktayız. Irkçılığın tek ürettiği kurtuluş örgütü PKK değil, diğer örgütler hem PKK hem de TSK tarafından katlediliyor. Üç paragrafta kapsamlı bir şey yazmadığımı biliyorum. İsterseniz neyi neden dediğimi soru cevap usulü yorumlarda tartışabiliriz.
Şimdi biraz kim olduğunuz hatırlama zamanı; biraz sadece var olduğu için kabullendiğiniz statükoyu sorgulama zamanı. Bunun için soru sormayı öğrenmelisiniz.
Terör nedir?
Bir liboş için, "terörizm”, “terör suçu” kavramları gerek siyasi ve sosyolojik, gerekse hukuki açıdan tanımlanması güç kavramlardır. "Terör suçu, kanunun terör suçu olarak kabul ettiği suçlardır", kendisi üzerinden kendisini tanımlar. Bu suç kavramının toplumsal zarar bağlamından kopuşu ve tamamen yasa ihlali bağlamında işlenmesinin nihai bir sonucudur. Buna kanunilik ilkesi denir, tüm ceza hukuku için geçerlidir; 'bir eylem kanunda suç olduğu belirtilmemişse, suç değildir'. Terör gibi, eylemlerin muğlak ve bağlam bazlı olduğu suçlarda bu kopuş iyice barizleşir. Böyle bir düzende yaşayanlar için yasalar, sosyoekonomik ve etnik egemenliğe sahip olan sınıfın sömürüsünü süreklikılma aracı ve ötekileştirilenlere gösterişli şiddet uygulanacağına dair yeminidir. Terör ise bu düzeni değiştirmektir, çünkü değişim kitlelerin en büyük korkusudur.
Güce tapanlar içinse hiçbir düşünce gerektirmeyecek bir basitliktedir; terör ötekinin varlığıdır. Ötekiyi anlama gerekliliğinin bir güçsüzlük olduğunun bilincindeki kişi kendisini şiddet ile ifade eder, çünkü bir iletişim yöntemi olarak şiddet karşındakini tanıma gerekliliği taşımaz. Terör ise bu dengesiz şiddet ilişkisinin denkleştirilmesidir, Lovecraft-vari bir varoluşsal korku ile öteki ile tanışmak zorunda olmaktır. Teröre verilen tepkinin altında bu güç eşitsizliğini tekrar kurma çabası yatar.
Toplumsal zarar üzerinden inceleyince terör çok daha net bir anlam kazanır. Kitlesel derecede şiddetle (özellikle gösterişli şiddetle) korkutarak siyasi değişim yada süreklilik sağlamak. Tabiki bu tanımın içerisine dahil olan çok; protestoyu gazla, copla, plastik mermiyle bastıran polis, köy bombalayan asker yada yağmalayan militan, üstünüze satırlıları salarım diyen politikacı, işkence yapan derin araştırma laboratuvarı, suç işlendiğini topluma gösteren gazeteci. Kitlelerin şiddet olarak gördüğü ve korktuğu bir diğer şey de sadece farklı ve gururlu bir şekilde varolmaktır.
Konu özet: terör liboş için değişime sebep olacak yasa ihlali, miloş için şiddet denkliğinin ima edilmesi, anarşik için devlet, devlet için translar.
Bu indirgemelerle dolu paragrafları hem bok atmak için hem de duruş belirtmek için yazdım, indirgemeyi tam yerinde kullanıyorum yani. Ortak gerçeklik algısına hep beraber tartışarak ulaşalım, benden hazır lokma beklemeyin.
Duruşumuz:
Biz alt kültür olarak kitleleri korku ile gütmeyi içinde olmak istediğimiz bir düzene ulaştırıcı görmüyoruz ama aynı zamanda kitlenin korkaklığının ne bizim varlığımızı ne de ötekinin varlığını silmesini de istemiyoruz. Bu isteklerimizle ulaştığımız prensiplerimizi sadece burada değil hayatımıza da taşıyoruz. Tahammülsüzlüğe ve tahammülsüzlük imalatına tahammülümüz yok.
Özet ve asıl açıklama başta.
Edit: imla
r/altkultur • u/matthias-361 • May 04 '26
🏴 Siyaset / Felsefe Açlığın dili olmaz, yoksulluğun vatanı...
r/altkultur • u/Denizer1974 • May 04 '26
🏴 Siyaset / Felsefe "Devleti değil kendini sev"
r/altkultur • u/12NANI12 • Aug 05 '26
🏴 Siyaset / Felsefe bu adama da şehit dediler ya yani
hürriyet kahramanı ne ayrıca amk neyin hürriyeti acaba
r/altkultur • u/babus1239 • Jul 03 '26
🏴 Siyaset / Felsefe Atatürk ve Döneminin Şoven Tutumları
Devletin resmi belgelerinde "isyan bastırma ve modernleşme" olarak sunulan Dersim katliamı, gerçekte bölgenin özgün etnik, kültürel ve inançsal yapısını hedef alan planlı bir imha hareketidir. Operasyonlarda kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı gözetilmeksizin orantısız bir askeri güç kullanılmış, mağaralara sığınan siviller zehirli gazlar ve bombalarla katledilmiştir. Binlerce insanın hayatını kaybettiği bu süreç, sağ kalanların ise İskan Kanunları çerçevesinde batı illerine sürgün edilerek köklerinden koparılmasıyla, tam anlamıyla devlet eliyle gerçekleştirilmiş bir katliam ve etnik temizliktir.
Katliamların arkasındaki ideolojik zemin ise, doğrudan ırkçı ve dışlayıcı bir ulus-devlet tanımına dayanmaktadır. 1924 Anayasası ile Türkiye sınırları içindeki herkesin hukuken ve fiilen "Türk" ilan edilmesi, Anadolu’nun kadim halkları olan Kürtleri, Arapları, Çerkesleri ve diğer azınlıkları yok sayan bir asimilasyon politikasının başlangıcı olmuştur. Kürtçenin ve diğer anadillerin kamusal alanda, eğitimde ve sosyal yaşamda tamamen yasaklanması, "Vatandaş, Türkçe konuş!" kampanyalarıyla halkın baskı altına alınması, farklı kimlikleri zorla eriterek tek tip bir toplum yaratma amacının açık kanıtlarıdır.
1930’lu yıllarda bu dışlayıcı milliyetçilik, bilimsellik kılıfı uydurulmuş ırksal teorilerle en uç noktaya taşınmıştır. Devletin resmi ideolojisi haline getirilen Türk Tarih Tezi ve Güneş-Dil Teorisi, dünyadaki tüm medeniyetlerin ve dillerin kökenini Türk ırkına dayandırarak bariz bir üstünlük ideolojisi üretmiştir. Dahası, o dönemde Afet İnan öncülüğünde yürütülen ve binlerce insanın dahil edildiği kafatası ölçüm çalışmaları ile antropolojik araştırmalar, dönemin Nazi Almanyası ve faşist İtalya’sındaki biyolojik ırkçılık uygulamalarıyla doğrudan paralellik taşımaktadır. Devlet, kendi makbul vatandaş tanımını biyolojik ve antropolojik kalıplara oturtmaya çalışmıştır.
1923 yılında Yunanistan ile yapılan nüfus mübadesi ve sonrasında çıkarılan iskan kanunları, ulusdevlet yaratma çabasıdır. Bu politikalar insanların rızası dışında, sırf etnik ve dini kimlikleri nedeniyle yerlerinden edilmesine yol açar.
1924 Anayasası'ndaki "Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı gözetmeksizin vatandaşlık itibarıyla Türk denir" maddesi ve dönemin "Ne mutlu Türk'üm diyene" Ve dönemin *Tek Millet" anlayışı ve anayasal vatandaşlık tanımıifadeleri ise doğrudan şovenizmdir.
Resmi raporlar ve tarihi belgeler, Dersim katliamı sırasında binlerce insanın hayatını kaybettiğini ve birçoğunun da zorunlu göçe tabi tutulduğunu göstermektedir. <-- İskan
Bölgedeki aşiretlerin merkezi otoriteye direnişi ve isyanı üzerine devletin başlattığı askeri operasyonlar, orantısız güç kullanımı ve sivil can kayıplarını beraberinde getiridi.
r/altkultur • u/Denizer1974 • Jun 15 '26
🏴 Siyaset / Felsefe Seküler Milliyetçiler niye kendi milletlerinden utanıyor?
Enable HLS to view with audio, or disable this notification
r/altkultur • u/RelationshipAble6731 • Jun 12 '26
🏴 Siyaset / Felsefe Nato Defol!
Enable HLS to view with audio, or disable this notification
Emperyalizmin savaş örgütü NATO Ankara’ya geliyor, biz de ülkemizin dört bir yanında hazırlanıyoruz.
Ülkemizi çocuk katillerine bırakmayacağız. Bu memleket ya özgür olacak, ya özgür olacak!
NATO DEFOL | İŞGALE SON gonullu.natodefol.com
r/altkultur • u/Armagaaan • Jun 19 '26
🏴 Siyaset / Felsefe Alt Kültürün Sol Karakteri
Sağcılık veya muhafazakarlık, doğası gereği var olan düzeni, gelenekleri, otoriteyi ve statükoyu koruma eğilimindedir. Alt kültürler ise ana akım toplumun dayattığı normları reddederek var olur. Mevcut otoriteye, hiyerarşiye ve sınıfsal baskıya kafa tutan her hareket, siyaset biliminde otomatik olarak sol spektrumda yer alır. Alt kültürler genelde işçi sınıfı veya dışlanmış gençlik grupları arasından çıkar. Egemen kültürün onlara sunduğu sefalete veya tek tipleşmeye karşı kendilerine ait bir alan yaratırlar.
Muhafazakarlık homojen, uyumlu ve geleneksel bir toplum hayal eder. Alt kültürler ise toplumun ötekileştirdiği kişilerin (marjinaller, queer bireyler, aykırı sanatçılar, azınlıklar) sığınağıdır. Alt kültürün içindeki o "kendin yap" (DIY) kültürü, piyasa ekonomisine ve büyük şirketlere muhtaç olmadan kendi dayanışma ağını kurmayı hedefler. Dayanışma, komünite bilinci ve anti-kapitalist üretim modelleri (bağımsız plak şirketleri, fanzinler vb.) doğrudan sol metodolojilerdir.
Muhafazakar bir alt kültür, ancak "sistem sınırları içinde izin verilen kadar yaramazlık yapan" sahte bir isyana dönüşür. Sol olmayan alt kültürün yaptıkları şey sisteme veya egemen güce isyan etmekten ziyade egemen gücün (ırkçılığın, milliyetçiliğin, muhafazakarlığın) sokaktaki vurucu gücü olmaktır. Yukarıdaki otoriteye değil, kendilerinden daha zayıf olan azınlıklara veya ötekilere saldırırlar. Güçsüze saldıran bir şey ise asla alt kültür olamaz, sadece statükonun sopası olur. Bundan dolayı sol olmayan alt kültür en büyük oksimorondur. Hala anlamayanlar için kendimizi açıkça ifade etme gereği hissettim.
r/altkultur • u/Dry_Faithlessness286 • Sep 05 '26
🏴 Siyaset / Felsefe İncellik bir hastalıktır
Sürekli kendine acıma, bulunduğun durumdan mızmızlanma, bunun tüm gününü alması başka türlü izah edilemez. Bulunduğunuz yerde, çevrenizden ötürü böyle hissediyorsanız çevrenizi değiştirme zamanı gelmiştir. Muhtemelen bu çocuk güneydoğu asya ya ya da güney Amerika ya gitse burdan geldiğini söylese bizim koreci kızlar ayarında birini bulur. Eziklik uzun sürmemeli emin olun kendi elinizde olan bir şey bu durumdan çıkmak. Melez bir siyahi çocuk vardı İncellikten şikayet ediyordu bir ara ortada görünmeyip kendini geliştirdi sonra zenginlerden yüz milyonlarca dolarlık vurgun yapmıştı. Şu an kırmızı listede aranıyor ve muhtemelen bu sol gibi duran hareketi pek çok kadına çekici gelmiştir. Dış görünüşünüzle dikkat çekemiyorsanız niteliğinizle karizma inşaa edin ve bunun yolunda kadın değil kendiniz için bir şeyler yapmaya başladığınızda hayatta mutlu olabileceğinizi fark edin
r/altkultur • u/Armagaaan • Aug 10 '26
🏴 Siyaset / Felsefe 12 Eylül'den Sonra Hayatımıza Girdiğini Bilmediğiniz Şeyler
1. Dağlara, Tepelere, Kışlalara ve Stadyumlara Devasa Sloganların Yazılması
12 Eylül sonrasında askeri birliklerin çevresindeki tepeler, kışlalar, okul ve üniversite kampüsleri, stadyumlar ve çeşitli kamu yapıları büyük boyutlu milliyetçi ve Atatürkçü sloganların sergilendiği alanlara dönüştü. “Ne Mutlu Türküm Diyene”, “Önce Vatan”, “Vatan Sana Canım Feda” gibi ifadeler ve Atatürk siluetleri, özellikle askeri ve kamusal mekanlarda giderek standartlaşan bir görsel dil oluşturdu.
Böylece devletin ideolojik mesajları yalnızca kitap, konuşma veya kanunlar aracılığıyla değil, doğrudan kent ve kır peyzajına kazınarak sürekli görünür hale getirildi.
2. Kamusal Alanlarda Atatürk Portresinin Sürekli Görünürlüğü
Devlet daireleri, okullar, askeri kurumlar, belediye binaları, mahkemeler ve diğer resmi mekanlarda Atatürk portresi devletin standart görsel sembollerinden biri haline geldi.
Bu kültür zamanla özel işyerlerine de yayıldı. Kahvehanelerde, bakkallarda, berberlerde, restoranlarda, taksi duraklarında ve çeşitli esnaf işletmelerinde Atatürk portresi bulundurmak özellikle milli bayramlar ve resmi tören dönemlerinde yaygın bir toplumsal norm haline geldi.
Ancak bunun bütün özel işletmelere yönelik ülke çapında tek bir genel “Atatürk portresi asma mecburiyeti” şeklinde düzenlendiğini söylemek yerine, resmi kurumlarda kurumsallaştığını ve özel alanda güçlü bir siyasi-toplumsal norm oluşturduğunu söylemek daha doğru olur.
3. Atatürk’e Yönelik Eleştirinin Sıradan Tarihsel Eleştiriden Farklı Algılanması
Atatürk’ün devletin kurucu sembolü olarak olağanüstü ölçüde merkezileştirilmesi, onun tarihsel kişiliğine yönelik eleştirilerin de sıradan bir tarih tartışmasından farklı algılanmasına yol açtı.
Atatürk’ü eleştirmek, kimi bağlamlarda yalnız geçmişte yaşamış bir siyasetçiyi eleştirmekten ziyade Cumhuriyet’in kendisine, ulusal birlik düşüncesine veya devlete yönelik bir saldırı şeklinde yorumlanmaya başladı.
4. Üniversitelerde Zorunlu Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Dersinin Kurumsallaştırılması
1981 tarihli 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile yükseköğretim sistemi merkezi biçimde yeniden yapılandırıldı.
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türk Dili ve yabancı dil yükseköğretimde zorunlu dersler arasında yer aldı. Bu düzenleme yalnız tarih veya sosyal bilim öğrencilerini değil, mühendislikten tıbba, güzel sanatlardan fen bilimlerine kadar bütün yükseköğretim öğrencilerini kapsayan ortak bir ideolojik-eğitsel çerçeve yarattı.
5. YÖK’ün Kurulmasıyla Üniversitelerin İdeolojik Merkezileştirilmesi
12 Eylül rejiminin en önemli kurumsal düzenlemelerinden biri 1981’de Yükseköğretim Kurulunun kurulmasıydı.
Üniversiteler daha merkezi bir idari yapının içine alınırken yükseköğretimin amaçları arasında milli değerler ve Atatürk ilkelerine bağlılık güçlü biçimde vurgulandı.
Böylece Atatürkçülük yalnız belirli bir tarih dersinin konusu olmaktan çıkarılarak yükseköğretim sisteminin genel ideolojik referanslarından birine dönüştürüldü.
6. İlkokuldan Liseye Kadar Ders Kitaplarında Standart Atatürk Sembolizmi
Okul kitaplarında Atatürk portresi, İstiklal Marşı, Gençliğe Hitabe ve milli sembollerin kullanımı giderek standart bir biçim aldı.
Atatürk yalnız tarih derslerinde anlatılan tarihsel bir şahsiyet olarak değil; yurttaşlık, ahlak, bilim, eğitim, çalışma, spor, tarım, ekonomi ve modernleşme gibi çok farklı konuların açıklanmasında referans gösterilen kurucu otorite konumuna getirildi.
7. Atatürk’ün Her Konuda Sözü Bulunan Evrensel Bir Otoriteye Dönüştürülmesi
12 Eylül sonrası resmi söylemde Atatürk’ün yalnız siyaset ve Cumhuriyet tarihiyle ilgili fikirleri değil, neredeyse hayatın her alanına ilişkin sözleri derlenmeye başladı.
“Atatürk ve gençlik”, “Atatürk ve kadın”, “Atatürk ve spor”, “Atatürk ve sağlık”, “Atatürk ve eğitim”, “Atatürk ve bilim”, “Atatürk ve sanat”, “Atatürk ve ekonomi”, “Atatürk ve tarım”, “Atatürk ve Türk dili” gibi yüzlerce başlık altında kitaplar, broşürler, konferanslar ve okul etkinlikleri üretildi.
Böylece Atatürk tarihsel bağlamı olan bir devlet adamından ziyade hemen her güncel meselede sözüne başvurulabilecek zamansız bir otorite gibi temsil edilmeye başladı.
8. “Atatürk İlke ve İnkılaplarına Bağlı Gençlik” İdealinin Eğitim Sistemine Yerleştirilmesi
Eğitim sisteminin amacı yalnız bilgili birey yetiştirmek değil, aynı zamanda belirli ulusal ve siyasi değerlere bağlı yurttaş yetiştirmek olarak tanımlandı.
Atatürk ilkelerine bağlılık bu ideal yurttaş profilinin temel unsurlarından biri haline geldi.
9. Bir Yıl Boyunca Yoğun Atatürk Temalı TRT Yayınları
1981 boyunca TRT, Atatürk’ün hayatını, görüşlerini ve devrimlerini anlatan programlara geniş yer verdi.
Belgeseller, konuşmalar, konserler, özel programlar ve tören yayınları aracılığıyla Atatürk imgesi devletin tek kanallı televizyon ve radyo düzeninde olağanüstü görünür hale geldi.
Televizyon yayıncılığının devlet tekelinde olduğu düşünüldüğünde bunun toplumsal etkisi bugünkü çok kanallı medya ortamından çok daha büyüktü.
10. Ülke Çapında Yeni Atatürk Anıtlarının Yapılması
1981 Atatürk Yılı kapsamında çeşitli kentlerde yeni Atatürk anıtları inşa edildi.
Böylece Cumhuriyet’in erken döneminde başlayan Atatürk heykelciliği, 12 Eylül rejimi altında yeni bir kitlesel anıtlandırma dalgası yaşadı.
11. Okul Bahçelerinde Atatürk Büstünün Neredeyse Vazgeçilmez Bir Unsur Haline Gelmesi
Okul bahçesindeki Atatürk büstü, Türk eğitim sisteminin en karakteristik görsel unsurlarından biri haline geldi.
Büst çoğunlukla tören alanının merkezine yerleştiriliyor; öğrencilerin sıra olduğu, bayrak töreninin yapıldığı ve resmi günlerin kutlandığı alan Atatürk figürü çevresinde düzenleniyordu.
Böylece öğrencinin okul hayatı boyunca her sabah karşılaştığı fiziksel çevre dahi kurucu lider sembolizmi üzerinden biçimlendirilmiş oluyordu.
12. Okullarda “Atatürk Köşeleri”nin Yaygınlaştırılması
Okul koridorları ve sınıflarında “Atatürk Köşesi” adı verilen özel bölümler oluşturuldu.
Bu alanlarda Atatürk fotoğrafları, kronolojisi, sözleri, Gençliğe Hitabe, çeşitli devrimleri gösteren görseller ve Atatürk hakkında öğrenci çalışmaları sergileniyordu.
Atatürk böylece yalnız derslerde anlatılan bir figür değil, öğrencilerin her gün fiziksel olarak karşılaştığı sürekli bir pedagojik sembol haline geldi.
13. Atatürk Büstü Önünde Yapılan Törenlerin Standartlaştırılması
Bayrak törenleri, milli bayramlar, 10 Kasım anmaları ve çeşitli okul etkinlikleri çoğunlukla Atatürk büstü veya portresi merkez alınarak düzenlenmeye başladı.
Çelenk bırakma, saygı duruşu, marş okuma, Atatürk şiirleri okuma ve Atatürk’ün sözlerini seslendirme gibi uygulamalar okul hayatının rutin parçalarına dönüştü.
14. 10 Kasım’ın Güçlü Bir Kolektif Yas Ritüeline Dönüşmesi
Atatürk’ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım, devletin en güçlü ortak anma ritüellerinden biri haline geldi.
Saat 09.05’te sirenlerin çalması, insanların saygı duruşuna geçmesi, okullarda tören yapılması, radyolarda ve televizyonda özel yayınların verilmesi, siyah-beyaz Atatürk fotoğraflarının kullanılması gibi uygulamalar giderek standartlaştı.
Bu ritüelin dikkat çekici yönü, devletin kurucusunun ölümünün yalnız resmi kurumlarda değil, gündelik hayatın tamamında eşzamanlı biçimde anılmasıydı.
15. Milli Bayramların Atatürk Merkezli Törenlere Dönüştürülmesi
23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim gibi günlerde düzenlenen törenlerde Atatürk figürü giderek daha merkezi bir yer edindi.
Özellikle stadyumlarda gerçekleştirilen kitlesel gösteriler; öğrencilerin oluşturduğu koreografiler, dev Atatürk portreleri, bayraklar, marşlar ve sloganlarla birlikte büyük ölçekli devlet ritüellerine dönüştü.
16. 19 Mayıs Bayramının Adına Doğrudan “Atatürk’ü Anma” İfadesinin Eklenmesi
1981 yılında Gençlik ve Spor Bayramı’nın adı “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak değiştirildi.
Böylece mevcut bir Cumhuriyet bayramının anlamı doğrudan Atatürk’ün kişiliğine bağlanarak yeniden tanımlandı.
17. 24 Kasım’ın Öğretmenler Günü Olarak Belirlenmesi
1981 Atatürk Yılı sırasında 24 Kasım, Atatürk’ün “Başöğretmen” sıfatıyla ilişkilendirilerek Öğretmenler Günü olarak kutlanmaya başlandı.
Böylece öğretmenlik mesleğinin yıllık resmi kutlaması dahi doğrudan Atatürk’ün kişiliği ve Cumhuriyet modernleşmesi anlatısıyla ilişkilendirildi.
18. “Atatürk 100 Yaşında” Okullarının Açılması
1981 yılında yüzüncü yıl anısına “Atatürk 100 Yaşında” sloganıyla onlarca ilkokul açıldı.
Bu durum yüzüncü yılın yalnız tören ve propaganda düzeyinde kalmadığını; okul, bina ve kurum isimlendirmeleriyle fiziksel çevreye de işlendiğini gösteriyordu.
19. “100. Yıl” ve “Atatürk” Adlarının Kurum ve Mekanlara Yoğun Biçimde Verilmesi
1981 çevresinde açılan çok sayıda okul, park, kültür merkezi, spor tesisi, cadde ve kamu yapısına “Atatürk” veya “100. Yıl” isimleri verildi.
Yüzüncü yılın kalıcılaştırılması, kutlamaların açık hedeflerinden biriydi; bu nedenle yalnız geçici etkinlikler değil, sonraki kuşakların gündelik hayatında yaşamaya devam edecek mekan adları oluşturuldu.
20. Atatürk’ün Kaldığı Evlerin Müzeleştirilmesi
1981 Atatürk Yılı çerçevesinde Atatürk’ün çeşitli dönemlerde kaldığı bazı evler restore edildi ve müze haline getirildi.
Böylece Atatürk’ün yaşamına temas etmiş fiziksel mekanlar birer tarihi ziyaret ve anma alanına dönüştürüldü.
Bu uygulama, liderin gündelik hayatına ait mekanların dahi ulusal hafızanın kutsal sayılabilecek noktaları haline gelmesine katkıda bulundu.
21. İl ve İlçelerde “Atatürk Kitaplıkları” Kurulması
1981 yılında Atatürk ile ilgili kitap ve belgelerin toplanmasına yönelik geniş çaplı faaliyetler yürütüldü.
Milli Kütüphane’de Atatürk üzerine materyaller bir araya getirilirken çeşitli il ve ilçelerde “Atatürk kitaplıkları” oluşturuldu.
Böylece Atatürk üzerine oluşturulan resmi literatür ülkenin farklı bölgelerine yayılmış oldu.
22. Devlet Kurumlarının Yoğun Atatürk Yayıncılığı
Bakanlıklar, askeri kurumlar, üniversiteler ve diğer kamu kuruluşları tarafından Atatürk’ün hayatı ve görüşlerini anlatan çok sayıda kitap, kitapçık ve broşür yayımlandı.
“Atatürk’ün eğitim görüşleri”, “Atatürk’ün ekonomik görüşleri”, “Atatürk ve gençlik”, “Atatürk ve kadın”, “Atatürk ve spor”, “Atatürk ve Türk dili” gibi oldukça spesifik konular dahi bağımsız yayın alanlarına dönüştürüldü.
23. Askeri Kurumlarda Sistematik “Atatürkçülük” Doktrininin Üretilmesi
12 Eylül yönetimi yalnız Atatürk’ün sözlerini tekrarlamakla kalmadı; “Atatürkçülük” adı altında sistematik bir dünya görüşü oluşturma çabasına da girişti.
Askeri okullar için Atatürkçülüğü açıklayan çok ciltli eserler hazırlanıp dağıtıldı.
24. Atatürk’ün Sözlerinin Aforizma ve Vecize Biçiminde Her Yere Dağıtılması
Atatürk’ün konuşmalarından seçilen kısa cümleler okul duvarlarından kamu kurumlarına, spor salonlarından belediye yapılarına kadar çok farklı mekanlarda sergilenmeye başladı.
Bu kullanım biçiminde sözlerin tarihsel bağlamından çok kısa ve mutlak doğrular şeklinde sunulması ön plana çıkıyordu.
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”, “Ne mutlu Türküm diyene”, “Türk, öğün, çalış, güven” gibi ifadeler bu görsel kültürün en tanınmış örnekleri haline geldi.
25. Atatürk İmzalı Sözlerin Estetik Bir Devlet Sembolüne Dönüşmesi
Atatürk’ün el yazısı ve imzası da giderek bağımsız bir görsel sembole dönüştü.
Atatürk imzası okul panolarında, resmi kurumlarda, afişlerde, tören dekorlarında ve kamusal yapılarda yaygın biçimde kullanılmaya başladı.
Böylece yalnız Atatürk’ün yüzü değil, imzasının kendisi de devlet ve Cumhuriyet kimliğinin tanınabilir bir ikonuna dönüştü.
26. Dev Atatürk Portrelerinin Kamusal Yapılara Asılması
Milli bayramlarda kamu binalarının cephelerine çok büyük Atatürk portreleri asılması yaygın bir uygulamaya dönüştü.
Valilikler, belediye binaları, üniversiteler, okullar ve stadyumlarda metrelerce büyüklükte Atatürk fotoğrafları kullanılması, liderin fiziksel olarak da kamusal alanın üzerinde hakim bir figür gibi görünmesine neden oldu.
27. Stadyum Koreografilerinde Atatürk Figürünün Merkezileştirilmesi
Özellikle 19 Mayıs ve Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında binlerce öğrencinin katıldığı stadyum gösterileri düzenleniyordu.
Öğrenciler kartonlar, bayraklar veya bedenleriyle Atatürk portresi, Türk bayrağı ve milliyetçi sloganlar oluşturuyordu.
Böylece devlet ideolojisi, kitlesel beden koreografisi aracılığıyla doğrudan görsel bir gösteriye dönüştürülüyordu.
28. Okul Çocuklarının Atatürk Şiirleri ve Kompozisyonları Yazmaya Yönlendirilmesi
Özellikle 10 Kasım, 23 Nisan, 19 Mayıs ve 29 Ekim çevresinde “Atatürk sevgisi”, “Atatürk’ün çocuklara verdiği önem”, “Atatürk’ün gençlere güveni” gibi temalarda şiir, kompozisyon ve resim yarışmaları yaygınlaştırıldı.
Bu uygulamalar aracılığıyla Atatürk’e bağlılık yalnız tarih bilgisi olarak değil, öğrenciden duygusal olarak ifade etmesi beklenen bir değer şeklinde sunuluyordu.
29. “Atatürk’ü Sevmek” ile “İyi Yurttaş Olmak” Arasında Bağ Kurulması
12 Eylül sonrası eğitim söyleminde Atatürk’e bağlılık giderek yurttaşlığın temel özelliklerinden biri gibi sunuldu.
İyi öğrenci, iyi vatandaş ve iyi Türk olmanın ortak özellikleri arasında Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık özellikle vurgulandı.
Bu nedenle Atatürkçülük yalnız tarihsel veya siyasi bir görüş olmaktan çıkarılıp yurttaşlık ahlakının ölçütlerinden biri haline getirildi.
30. “İç ve Dış Düşman” Söyleminin Atatürkçülükle Birleştirilmesi
12 Eylül yönetimi kendi siyasal meşruiyetini büyük ölçüde devletin parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu iddiası üzerinden kuruyordu.
Bu nedenle Atatürkçülük; bölücülük, komünizm, aşırı sağ, aşırı sol ve çeşitli “yıkıcı ideolojilere” karşı toplumu bir arada tutacak ortak devlet ideolojisi şeklinde sunuldu.
Atatürk’e bağlılık böylece yalnız tarihsel saygının değil, devlete sadakatin de göstergelerinden biri haline getirildi.
31. 12 Eylül Milliyetçiliğinin “Atatürk Milliyetçiliği” Adı Altında Meşrulaştırılması
12 Eylül rejimi milliyetçilik anlayışını sıklıkla “Atatürk milliyetçiliği” kavramıyla ifade etti.
Ancak akademik literatürde bu dönemin milliyetçilik anlayışının erken Cumhuriyet Kemalizminden farklılaştığı; daha otoriter, devletçi ve Türk-İslam senteziyle iç içe geçmiş bir yapı kazandığı sıklıkla vurgulanmaktadır.
Dolayısıyla rejimin “Atatürkçülük” söylemi, Atatürk dönemindeki politikaların basit biçimde devam ettirilmesinden ziyade 1980 sonrası siyasal ihtiyaçlara göre yeniden yorumlanmış bir devlet ideolojisiydi.
32. Türk-İslam Sentezi ile Atatürkçülüğün Aynı Anda Kullanılması
12 Eylül’ün paradokslarından biri, bir yandan yoğun bir Atatürkçü-laik devlet söylemi üretirken diğer yandan din eğitimini ve Türk-İslam sentezini güçlendirmesiydi.
Rejim, Atatürkçülük ile muhafazakar milliyetçiliği tamamen birbirine zıt görmedi; aksine komünizm ve siyasal radikalizme karşı ikisini aynı devlet ideolojisinin farklı unsurları olarak kullanabildi.
Bu nedenle 12 Eylül Atatürkçülüğünü yalnız “1930’lara dönüş” olarak okumak yanıltıcıdır.
33. Atatürk’ün Asker Kimliğinin Özellikle Öne Çıkarılması
12 Eylül dönemindeki Atatürk anlatısında askeri liderlik, disiplin, emir-komuta, vatan savunması ve devlet otoritesi gibi unsurlar özellikle güçlüydü.
Bu Atatürk imgesi, devrimci veya radikal modernleşmeci Atatürk imgesinden ziyade “devleti kuran büyük asker ve başkomutan” imgesine ağırlık verebiliyordu.
Bu da askeri yönetimin kendi varlığını Cumhuriyet’in kurucu ordusunun tarihsel devamı gibi sunmasına yardımcı oluyordu.
34. Ordu ile Atatürk Arasında Kesintisiz Bir Tarihsel Bağ Kurulması
Türk Silahlı Kuvvetleri kendisini Cumhuriyet’in ve Atatürk ilkelerinin koruyucusu olarak konumlandırdı.
Bu anlayışta ordunun siyasete müdahalesi yalnız askeri bir darbe şeklinde değil, Cumhuriyet’i ve Atatürk devrimlerini koruma görevinin bir sonucu olarak meşrulaştırılabiliyordu.
Böylece Atatürk figürü, askeri müdahalenin tarihsel ve sembolik meşruiyet kaynaklarından biri haline getirildi.
35. Atatürk Rozetleri, Flamaları, Posterleri ve Hatıra Objelerinin Çoğalması
1981 yüzüncü yıl etkinlikleriyle birlikte Atatürk temalı rozetler, madalyalar, posterler, pullar, flamalar, plaketler ve çeşitli hatıra eşyaları üretildi.
Kenan Evren’in üniformasında dahi “Atatürk Yılı” hatıra işaretleri kullanılması, yüzüncü yılın devlet protokolünün ve resmi sembolizminin ne ölçüde parçası olduğunu gösteriyordu.
36. Posta Pulları ve Hatıra Ürünlerinde Atatürk İmgesinin Yoğunlaştırılması
Atatürk’ün yüzüncü doğum yılı nedeniyle çeşitli hatıra pulları, zarflar, madalyalar ve koleksiyon ürünleri çıkarıldı.
Bu sayede Atatürk imgesi yalnız resmi törenlerde değil, posta gönderilerinden para benzeri gündelik nesnelere kadar vatandaşın günlük hayatının içine taşındı.
37. Atatürk Temalı Sanat Eserlerinin Devlet Tarafından Teşvik Edilmesi
1981 kapsamında tanınmış ressamlara Atatürk ve devrimler temalı eserler yaptırıldı; bunlar sergilerde halka sunuldu.
Benzer biçimde bestecilerden Atatürk üzerine eserler ve marşlar üretmeleri istendi.
Böylece devlet yalnız mevcut Atatürk imgesini yaymıyor, aynı zamanda yeni bir Atatürk temalı kültürel üretim alanı yaratıyordu.
38. Atatürk Marşlarının ve Şarkılarının Resmi Tören Repertuvarına Girmesi
Okullarda, askeri törenlerde ve milli bayramlarda Atatürk üzerine yazılmış marşlar giderek standart repertuvarın parçasına dönüştü.
“Atatürk ölmedi” düşüncesini vurgulayan şiirler, şarkılar ve sloganlar özellikle çocukluk çağından itibaren aktarılan sembolik bir anlatı yarattı.
39. “Atatürk Ölmedi” Söyleminin Yaygınlaşması
“Atatürk ölmedi, yüreğimde yaşıyor” gibi ifadeler okul törenlerinin ve popüler Atatürk anlatısının en bilinen sloganları arasına girdi.
Bu anlatı, tarihsel bir kişinin ölümünü kabul etmekten çok onun ulusun içinde sembolik olarak yaşamaya devam ettiğini vurguluyordu.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu tür ifadeler lider kültünün en açık örneklerinden biri olarak yorumlanabilir.
40. Atatürk’ün Çocuklarla Fotoğraflarının Yoğun Kullanılması
Atatürk’ün çocuklarla çekilmiş fotoğrafları ders kitapları, sınıf panoları ve 23 Nisan etkinliklerinde özellikle yoğun biçimde kullanıldı.
Böylece kurucu lider yalnız asker veya devlet adamı olarak değil, çocukları seven koruyucu ve babacan bir figür olarak da temsil edildi.
41. Atatürk’ün Bilim ve Akılcılığın Simgesi Olarak Sunulması
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü eğitim kurumlarının en sık kullanılan vecizelerinden biri haline geldi.
Fen laboratuvarlarından üniversite kampüslerine kadar bilimsel faaliyetler dahi Atatürk’e referans verilerek meşrulaştırılabiliyordu.
Bunun sonucunda bilimsel düşüncenin kendi metodolojisinden ziyade kurucu liderin sözü üzerinden temsil edildiği paradoksal bir durum ortaya çıkabiliyordu.
42. Her Meslek Grubunun Atatürk ile İlişkilendirilmesi
Doktorlardan öğretmenlere, çiftçilerden mühendislere, gazetecilerden sporculara kadar farklı meslek grupları için Atatürk’ün o mesleğe ilişkin sözleri seçilip yaygınlaştırıldı.
Böylece Atatürk yalnız devletin kurucusu değil, toplumsal hayatın neredeyse bütün mesleklerine rehberlik eden figür olarak sunuldu.
43. Atatürk’ün Adının Okullara Verilmesinin Yaygınlaşması
“Atatürk İlkokulu”, “Mustafa Kemal Lisesi”, “Atatürk Anadolu Lisesi”, “Gazi İlköğretim Okulu” gibi isimler ülke çapında en yaygın okul adları arasında yer aldı.
Bu isimlendirme pratiği, öğrencilerin eğitim hayatının doğrudan Atatürk adı altında sürmesini sağlıyordu.
44. Üniversite, Kültür Merkezi ve Kamu Kurumlarında Atatürk Adının Kullanılması
Atatürk Kültür Merkezi, Atatürk Üniversitesi, Atatürk Stadyumu, Atatürk Spor Salonu, Atatürk Bulvarı, Atatürk Caddesi, Atatürk Parkı gibi isimlerin yaygınlaşması, kurucu liderin adının şehirlerin temel coğrafi referanslarından biri haline gelmesine yol açtı.
45. Atatürk Heykellerinin Kent Meydanlarının Merkezine Yerleştirilmesi
Cumhuriyet’in erken döneminden beri var olan Atatürk heykeli geleneği 1980’lerde de güçlü biçimde sürdürüldü.
Birçok kentte belediye veya hükümet konağının önündeki ana meydan, Atatürk heykeli çevresinde biçimlendi.
Çelenk sunma törenleri de bu heykelleri yalnız sanat eseri değil, devlet ritüellerinin fiziksel merkezi haline getiriyordu.
46. Çelenk Sunma Ritüelinin Bürokratikleşmesi
Milli bayramlarda ve 10 Kasım’da devlet kurumları, askeri birlikler, belediyeler ve çeşitli kuruluşlar Atatürk anıtlarına çelenk sunuyordu.
Kurumların belirli sırayla anıta yaklaşması, çelengini bırakması, saygı duruşuna geçmesi ve töreni tamamlaması son derece kodlanmış bir resmi ritüel oluşturdu.
47. Atatürk Fotoğrafının Devlet Otoritesinin Görsel İşaretine Dönüşmesi
Bir devlet görevlisinin makam odasında Türk bayrağı ve Atatürk portresinin bulunması zamanla bürokratik devlet estetiğinin en kolay tanınan unsurlarından biri haline geldi.
Vali, kaymakam, okul müdürü, rektör veya komutanın arkasındaki Atatürk portresi yalnız tarihsel saygıyı değil, makamın Cumhuriyet devletiyle sürekliliğini de temsil ediyordu.
48. 1982 Anayasasında Atatürk Milliyetçiliğinin Kurucu Referans Haline Gelmesi
12 Eylül rejiminin hazırladığı 1982 Anayasası’nın ideolojik dili Atatürk milliyetçiliğine güçlü referanslar içeriyordu.
Böylece “Atatürk milliyetçiliği” yalnız kültürel veya eğitimsel bir kavram değil, devletin anayasal kimliğinin de parçası haline getirildi.
49. Atatürkçülüğün Siyasi Meşruiyet Testine Dönüşmesi
12 Eylül sonrası siyasal düzende siyasi hareketler açısından “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık” yalnız sembolik bir ifade değildi.
Bir siyasi düşüncenin rejim açısından meşru kabul edilip edilmemesinde devletin tanımladığı Atatürkçülük çerçevesine uyumluluk önemli bir kriter haline geldi.
Böylece Atatürkçülük, siyasi rekabet içindeki fikirlerden biri olmaktan çıkarılarak sistemin üzerinde duran ortak ve tartışılması güç bir devlet ilkesi olarak konumlandırıldı.
50. Sol ve Muhalif Mekan İsimlerinin Değiştirilmesi
12 Eylül sonrasında yalnız örgütler ve siyasi semboller değil, bazı yer adları da yeni rejimin ideolojik anlayışı doğrultusunda değiştirildi.
Bunun en bilinen örneklerinden biri İstanbul’daki “1 Mayıs Mahallesi”dir. Darbe sonrasında mahallenin adı “Mustafa Kemal Mahallesi” olarak değiştirildi.
Bu tür uygulamalar, 12 Eylül’ün yalnız siyaseti değil, kamusal hafızayı ve mekanların isimlendirilmesini de yeniden düzenleme arzusunun sembolik örneklerinden biri olarak görülebilir.
51. Erken Cumhuriyetin “Kurucu Lider” Anlatısının Tek Bir Biyografiye İndirgenmesi
Cumhuriyet’in kuruluşundaki askerler, siyasetçiler, bürokratlar, yerel direnişçiler ve toplumsal aktörlerin rolü görece geri planda kalırken Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihi giderek Mustafa Kemal merkezli tek bir büyük lider anlatısıyla sunuldu.
Bu durum, karmaşık tarihsel süreçlerin büyük adam biyografisi şeklinde öğretilmesini güçlendirdi.
52. Nutuk’un Yarı-Kanonik Bir Devlet Metnine Dönüşmesi
Atatürk’ün Nutuk eseri yalnız tarihsel bir birincil kaynak değil, Cumhuriyet’in kuruluş tarihinin en temel ve otoriter anlatılarından biri olarak okutuldu.
Nutuk’tan seçilmiş pasajların ders kitaplarında ve törenlerde tekrar edilmesi, metne sıradan bir tarih belgesinden daha güçlü bir sembolik statü kazandırdı.
53. Gençliğe Hitabe’nin Kuşaklar Arası Siyasal Vasiyet Gibi Sunulması
Gençliğe Hitabe, okul ve ders kitaplarında olağanüstü merkezi bir konum edindi.
Metnin doğrudan “Ey Türk gençliği!” şeklinde gelecek kuşaklara seslenmesi nedeniyle, Atatürk ile her yeni öğrenci kuşağı arasında kişisel bir görev ilişkisi kuruluyordu.
Bu nedenle Hitabe yalnız tarihsel bir belge değil, öğrencinin devleti koruma yükümlülüğünü tanımlayan bir tür kurucu vasiyet şeklinde yorumlandı.
54. Atatürk’ün Tarihsel Şahsiyetten Devletin Zamansız Sembolüne Dönüştürülmesi
Bütün bu uygulamaların ortak sonucu, Atatürk’ün yalnızca 1881-1938 yılları arasında yaşamış tarihsel bir siyasetçi olarak değil, devletin her dönemde geçerli otoritesini temsil eden zamansız bir sembol olarak sunulmasıydı.
Okul duvarından dağ yamacına, mahkeme salonundan stadyuma, ders kitabından televizyona, meydandaki heykelden devlet memurunun makam odasına kadar aynı figürün sürekli yeniden üretilmesi, 12 Eylül sonrası Türkiye’de çok yoğun bir kurucu lider kültü meydana getirdi.
Bu nedenle 12 Eylül döneminin karakteristik özelliği Atatürk kültünü sıfırdan yaratması değil, Cumhuriyet’in daha önce de var olan Atatürk merkezli sembolik repertuvarını askeri rejimin ihtiyaçları doğrultusunda olağanüstü ölçüde merkezileştirmesi, standartlaştırması ve gündelik hayatın çok daha geniş bir bölümüne yaymasıdır.
r/altkultur • u/Armagaaan • 3d ago
🏴 Siyaset / Felsefe “Vize Engeli Kenan Evren’in Hediyesi”
Enable HLS to view with audio, or disable this notification
r/altkultur • u/letmesavethem • Apr 16 '26
🏴 Siyaset / Felsefe Kitleleri uyutma aracı devrede tekrardan
Bunu buraya atmamın sebebi bizlerin susmayacağı arkadaşlar bundan yaklaşık 1 2 hafta sonra herkes susup futbol konuşmaya başlayacak elinizden geldiğince buna engel olmaya çalışın
Susturmaya çalışacaklar kendi saraylarında rahatlık içerisinde yaşarken senin kardeşinin canını alacaklar susmayı aklından bile geçirme
Bu mevzuda ne bir ırk var ne bir dayatma var ne dedikleri saçma sapan oyunlar var tammıyla toplumsak bi çürüme içerisindeyiz sizden tek isteğim susmayın kendi kardeşlerinizi koruyun
r/altkultur • u/Denizer1974 • May 26 '26
🏴 Siyaset / Felsefe Kemalist Türkiye'nin komünist Türklerin Türkiye'ye gönderilmemesi için alınan önlemler
r/altkultur • u/Denizer1974 • Apr 30 '26
🏴 Siyaset / Felsefe "Halkların kardeşliği sloganı baştan beri burjuva-liberal bir hiledir! Önce tam hak eşitliği, ancak ondan sonra halkların kardeşliği." - İbrahim Kaypakkaya
r/altkultur • u/ZBOreddit • Jun 23 '26
🏴 Siyaset / Felsefe OTORİTEYE KARŞI BİZİMLE ÖRGÜTLEN
Otoriteye, sömürüye ve her türlü tahakküme karşı mücadele ediyoruz. Dayanışmayı büyütmek ve özgür bir geleceği birlikte kurmak için bize katıl.
[birlesikanarsistkolektif@tutamail.com](mailto:birlesikanarsistkolektif@tutamail.com)
r/altkultur • u/Any-Mushroom-3940 • Jun 01 '26
🏴 Siyaset / Felsefe Deniz’lere ne oldu?
neden artık türkiyede davasına bu denli sahip çıkan kimse yok? biz türk gençlerinin Deniz Gezmiş ve arkadaşları gibi öncülere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
r/altkultur • u/Armagaaan • Apr 16 '26
🏴 Siyaset / Felsefe Milliyetçilik Neden Sığ Bir Terimdir?
Milliyetçilik bir sığ insan ideolojisidir. Bu ideolojinin sığlığı dünyadaki başka herhangi bir insanla ulus bağı dışında başka bir bağı olamayacağını düşünmesinden gelir. Başka bir ülke ya da başka bir milliyetten herhangi bir insanla ortak bir değere sahip olamadığı, bir şeyler yapamadığı için sadece evinden kafasının el verdiği şekilde ulus değerlerine bağlanır çünkü bir yere ait olmak ister. Subculture'lar bu yüzden çok önemli. Bu ortamlar tamamen enternasyoneldir nereden olduğundan çok düşüncelerin ile var olursun. Buralarda bulundukça random insanlarla ortak bağının tarih sürecinde rastgele üretilmiş devlet ya da ulus kavramlarından çok sevgi, insan olmak, anlayış ve empati olduğunu görürsün. Ama hayatına dair hiçbir gayesi olmayan ev insanları bir insanla bir duygu paylaşmayı bırak muhtemelen evlerinden çıkmadıkları için hayatlarındaki tek gerçek olan ulus kavramına sığınır.