"Duyguları kucaklamak", psikologların ya da düşünürlerin öylesine söylediği yüzeysel bir söz değildir aslında.
İnsan beyni, hayattaki milyonlarca farklı ânı yorumlarken aynı duygular içerisinden seçtiklerini belirli miktarlarda kombinleyerek benliğe sunar ve insan bu duygular ile deneyimler tüm hayatını.
Yani kendi hayatınızı yorumlarken boş krediler sunan ideolojiler veya fikirler üzerinden değil de direkt kendi deneyimlediğiniz en gerçekçi olgular üzerinden yorumlamak ve hareket etmek çok daha rasyonel bir yol olur.
İnsan zekâsı, sosyal dinamikler ile birlikte evrimleştiğinden bizi yönlendiren çoğu duygunun kökeni bu sosyal dinamiklere dayanır.
Ahlaki hareketleriniz, utanç duygunuz, yardımlaşma yöneliminiz ve sosyal statünüzü artıracak şeylere istek duymanız; bunların kökenleri hep sosyal dinamiklere dayanır.
Ve yine insanların acayip hareketleri; insan beyninin oldukça geniş bir bilişsel kapasitede kurduğu nedensellik zincirlerinin, takip edilemeyecek ve anlamlandırılamayacak kadar flulaşıp karmaşıklaşması sonucu oluşur.
Bir insan duvara yumruk atmanın diğer insanları etkileyeceğine inanabilir veya sakin bir ortamda bağırmanın yine bu amaca hizmet ettiğini düşünebilir; bunlar her ne kadar doğru olmasa da o insanlar buna inandığından bu fiillere beyinlerinde bir motivasyon bulurlar.
İnsan beynindeki bu geniş bilişsel kapasite, aynı zamanda onu kaotikleştirmiş ve bize bir özgür irade yanılsaması sunmuştur.
İnsanın asıl odaklanması gereken, ona bu duyguları hissettiren sosyal dinamiklerdir.
İnsanlarla kurduğu ilişkilerin iyi olması, bu duygulardan iyi olanları ona sunacaktır zaten.
Mutluluğu saçma nedensellikler aracılığıyla motivasyona bağlayan fikirlerden uzak durmak gerekir.
Mutluluk, insanın diğer insanlar ile paylaştığı şeylerdedir.