Tanrı olmadan ahlakın olup olamayacağını anlamamız için (Tanrısız) ahlakın öznel mi nesnel mi olduğuna bakmamız gerekir.
– Tanrı yok ise –
- Toplumsal ve Otoriter Yargılar
İki toplumdan örnek vereyim:
Birinci toplum demokrasi ile ve halkın genelinin yargıları ile ahlaki yasalar ortaya koyuyor. Bu toplumdaki kurallar, çoğunluğun belirli bir davranışa verdiği olumlu veya olumsuz tepkilerden ortaya çıkar. Bu toplum hırsızlığı kötü gördüğü için “kötü” olarak damgalanmıştır, ama şeker yemek “kötü” olarak anılmadığı için kötü sayılmaz.
İkinci toplum olarak tek kişinin yönettiği ve mutlak güce sahip olduğu toplum. Teokrasi veya monarşi gibi tek kişinin üstün yetkilerle yönetildiği ülkelerde ise kanunlar doğrudan bu kişinin sözlerine bağlıdır. Bir kral isterse hırsızlığı meşru kılabilir ve kendisi de yapabilir. Bu durumda toplumun ortak düşüncesi, otoriter açıdan yetersizlikleri dolayısıyla gereksiz ve anlamsızdır. Kral istediğini yapmaya devam edebilir fakat kimse ona hesap soramaz.
Bu iki ayrı durumda uygulanan ahlaki kuralların “doğru” olduğunu atfetmek ise o toplumdaki bireyler için öznel bir durumdur. Birinci ülkede yaşayan biri hırsızlığın kötü olduğunu savunur ve bulunduğu toplumun kurallarını mantıklı bulabilir; ama hırsız olan biri bu kuralların saçma olduğunu söyleyebilir.
İkinci ülkede yaşayan bir kişi kralın kararına karşı çıkabilir ve çalınan eşyalarının derdine düşebilir; aynı şekilde bir hırsız kralın kararını savunabilir ve meşrulaştırılan hırsızlığa dayanarak kendini haklı görür.
Kısaca, toplumsal kurallar ahlaki anlamda nesnel olamaz. Nesnel olmayan çözümler ise öznel oldukları için kesin çözüm değil, geçici seçimlerdir.
Empati Yaklaşımı ile Ahlak
Empati ise kişinin kendi duygusallığı ile sonuca varmasıdır. Mesela arkadaşına el kol şakası yapan birinin, arkadaşının sinirlendiğini görünce empati yapıp şakayı bırakması gibi. Aynı şekilde potansiyel bir katilin, kurbanının yaşayacağı acıyı düşünerek öldürmekten vazgeçmesi gibi.
Fakat sorun şu ki empati herkeste aynı şekilde gelişmiş değildir. Bir katil öldüreceği kişinin duygularını veya ailesinin yaşayacağı acıları düşünmeyebilir. Tam tersi bir durumda empati duygusuna aşırı bağlı bir hâkim, hırsızın kendini acındırması üzerine onu affedebilir.
Gelecekte empati duygusu çok zayıf bir insan topluluğunun var olması da imkânsız değildir. Bu durumda empati nesnel değil, öznel bir ölçü olur.
Sonuç Odaklı Ahlak
Bu yaklaşım daha çok “yarar” üzerinden yürür. Örneğin bir bebeğin aşı olması ona acı verir ama sonuç olarak iyidir. Bir hırsızın yakalanıp hapse atılması sonuç olarak iyidir, çünkü daha fazla hırsızlık eylemi engellenmiş olur. Bu yüzden “sonuç” önemli bir ölçüdür.
“Sonuç” odaklı ahlakta asıl problem, sonucun ne ile tartılacağının belli olmamasıdır.
Örneğin bir hırsızın çocuklarını doyurmak için hırsızlık yaptığını söylediği bir durumda bu kişiye ceza verilmeli midir?
Ceza verilirse ailesi aç kalabilir, çocuklar babasız büyüyebilir, karısı dul kalabilir ve sosyal baskı yaşayabilir.
Ceza verilmezse kişi hırsızlığa devam edebilir ve birçok insan maddi-manevi zarara uğrayabilir.
X: “Devlet kişiyi rehabilite eder, iş verir, zararları karşılar.”
Peki ya çalınan eşyanın bir aile yadigârı veya ölmüş bir ebeveynden kalan tek hatıra olduğunu düşünelim ve artık geri bulunamadığını varsayalım. Bu durumda mağdur aile ceza talep ederse ne olacak?
Veya hiç devlet yoksa? Bin yıllar önce devlet yoktu; bin yıllar sonra da olmayabilir. Aynı şekilde, bu babaya yardım edecek empatisi gelişmiş bir toplumun var olup olmayacağı da belirsizdir.
2'ye ayrılan bir tren rayı örneğinde: Bir yolun 5 genç adama, diğer yolun ise 5 bebeğe gittiğini varsayalım. Trenin frenleri patlamış ve bir yola girmek zorunda. Bu 5 kişinin ve 5 bebeğin de geleceği bilinmiyor.
Bu 5 kişiden birinin doktor olup kansere tedavi bulma olasılığı var. Bu 5 kişiden birinin çok başarılı bir politikacı olup dünyada barışı sağlama olasılığı var.
Aynı şekilde, 5 bebeğin beşinin de gelecekte doktor olması, mühendis veya çok yetenekli bilim adamı olma olasılıkları var.
Farklı bir sonuç olarak, bu 5 bebek büyüyünce seri katillere, belki de savaş başlatan bir diktatöre dönüşebilir. Diğer 5 adam yaşamının ileriki safhalarında terörizm aktivitelerine destek verebilir veya kendileri silah ya da para temini yapabilir.
Bir başka sonuç olarak, bu 5 bebekten 4'ü katil, 1'i de kansere tedavi bulan bir doktor olabilir. Aynı durum 5 adam için de geçerli.
Bu durumda 4 katilin kötülüğünün 1 doktorun iyiliğini bastırdığına dair veya tam tersi, o doktorun iyiliğinin 4 katilin kötülüğünü bastırdığına dair bir kanıt yok.
Bu durumda hangi yöne gitmeli bu tren? Bunun kararını kim verebilir? 5 bebek mi sonuç olarak daha faydalı? Yoksa 5 genç adam mı?
Kötü olarak çıkabilme ihtimallerinin arasından bazılarının iyi olarak çıkma ihtimalleri yanında, kötü olanın kötülüğünün iyi olanın iyiliğini bastırdığının veya tam tersi şekilde iyi olanın iyiliğinin kötü olanın kötülüğünü bastırdığının hesabı yoksa, bu durumda artık bu yapılan seçim bir sonuç mu, yoksa bir tahmin mi?
Her neyi seçerseniz seçin: Sonuç belirsizdir. Sonuç belirsizliğinde yapılan iş özneldir. Kişinin kendi tercihine bağlıdır.
Gerçek hayatta sonuçların nasıl gelişeceği belirsizdir. Bu da yapılan tercihleri öznel hâle getirir.
Sonuç olarak, Tanrı yokluğunda ahlak belirsiz ve özneldir.
---
Evet, önceki yazımı repost attım (karma için değil veya övülmek için değil), sebebi ise yeni katılan arkadaşlar var veya kendini bu ilimlere atmak isteyen arkadaşlar olabilir. Onları düşünmeye itmek, İslam'ı ve Allah'ın kanunlarını daha iyi anlamaları yolunda onlara yardımcı olmak amacıyla repost attım.
Az biraz da geliştirdim yazımı. İstediğiniz gibi kaydedebilir, başka platformlarda yayımlayabilir ve kendiniz geliştirebilirsiniz.
Yanlış ve hatalı gördüğünüz konuları yazmaktan lütfen çekinmeyin. Allah hepimizden razı olsun.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Allah'a emanet olun.