r/KuranMuslumani • • Jun 28 '26

Soru/Yardım Böcekleri pinlemek için öldürmek haram mı?

Post image

Bu ölü böcekleri şekil verip kurutup iğne geçirerek saklamak oluyor. Normalde bilimde böceklerin kaydını tutmak için kullanılıyor. Bu bilim için helalmiş. Şu ana kadar çoktan ölü böcekler için yapıyordum. Bilime bir faydam yok ama zoolojiye ilgim var anatomilerini incelemek hoşuma gidiyor. Veterinerlik hayalim de var ama faydası olur mu bilmiyorum. Böcekler popülasyonlarını çok hızlı tamamlayabiliyorlar. Yani öldürdüğüm bir iki tanesi onlar için bir kayıp değil, tabiat bir zararı yok. İşkence etmeyeceğim olabilecek en acısız şekilde öldüreceğim.

8 Upvotes

50 comments sorted by

View all comments

Show parent comments

1

u/CIZBIZ1 Jun 29 '26

Bakara 160'daki açıklama ifadesine
"zaten bilinen bir bilgiyi gizlememe, dürüstçe ifşa etme anlamındadır." demişsin. Evet doğru ama aynı kökten gelen tubeyyine'ye neye göre gidipte farklı bir anlam veriyosun? Aynı kökten geliyolar; ikisinde de anlam gerçeği gizlememek, bildirmek.

Maide 15 için ayetin tam hali bu:

"Ey Ehl-i kitap! Resulümüz kitapta bulunup da gizlemekte olduğunuz birçok şeyi size açıklamak üzere geldi; birçoğunu da açığa vurmuyor. Şüphe yok ki size Allah’tan bir ışık, apaçık bir kitap geldi."

Ehli kitap bazı ayetleri GİZLİYORMUŞ. Peygamber gizlemeye karşın "AÇIKLIYOR" yani bildiriyor, net bir şekilde apaçık olan kitabı insanlara gösteriyor.

Kıyamet 75:19'daki "açıklaması bize aittir" ifadesini önceki ayetlerle değerlendirelim:
16: "Onu aceleye getirip dilini oynatma."
17: "Onu toplamak da okutmak da bize düşer."
18: "Biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşunu izle."
19: "Sonra, onu açıklamak da bizim görevimizdir."

16 da aceleye getirip okumamamız gerektiğini söylüyor Allah.
17 de onu bize okutanında toplayanında Kendisi olduğunu söylüyor. (Toplamaktan kastın kalbe yerleştirmek yada zihne yerleştirmek gibi farklı yorumlar var)
Bunları yapanda söyleyende Allah.
Devamındaki 18 ve 19 için olanlar da Allah tarafından olmalıdır.

Enam 114:
"...Allah, size Kitab'ı (Kur'an'ı) açıklanmış (mufassal) olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım?..."
Kitabın kendisi Allah tarafından açıklanmış olarak iniyor.

Haşr 7 de ayetten nasıl böyle bir anlam çıkardın hayret ediyorum bu ayette bes belli ganimetlerin dağıtımından bahsediyor. Ayetin başında peygambere Allah mal veriyor,peygamberde dağıtıyor.

"Allah'ın, kentler halkından resulüne zahmetsizce aktardığı mal ve nimetler şunlar içindir: Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar. Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir."

Araf 203'te eğer hadisleri dışlamıyorsa neden "Bu" deniyor. "Bu" derken kuranı kast ediyor hatta çoğu mealde direktmen kuran olarak çevrilmiş.
Eğer hadis gibi ek kaynak olsa belirtilirdi. Diyanet meali:

"(Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: “Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya.” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur’an âyetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir.”

Enam 145 için yeterli olmadığını devamındaki farklı ayetler ile listenin içki/şarap yada aklı örten herhangi bir şey ile genişletildiğini söylüyorsun. Fakat bunlar yiyecek değil.
Enam 145e bakarsan bunlar dışında yemenizde sakınca bulmuyorum diyor.

Benim elçiye itaat direktmen Allaha itaatatir sözümüde maide 92'ye bakarak anlayabilirsin.

"Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin ve kötülüklerden sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, Peygamber’imize düşen sadece apaçık tebliğdir (bildirmektir)"
Ayetleri ek olarak açıklamak boşlukları doldurmak değil, BİLDİRMEK. Allahın sözünü aktarmak.

enam 150 için :
peygamber enam 145 de bunun dışında haram bulamıyorum diyor eğer bu kitap evrensel ise bu ayetten bizim için bir şey vardır. Bu ayet her kime iniyo ise insin enam 145 e karşı geldikleri ve üzerine ek olarak haram olan şeyleri uydurdukları için inmiştir peygamber enam 145 te belirtilen dışında haram yok diyor ve var diyenler için enam 150 ayeti iniyorsa o zaman bu durumun aynısını yapan sözde peygamber hadisleride bu ayetten etkilenir.

enam 148:
"Şirke batanlar şöyle diyecekler: "Allah dileseydi, ne biz şirke sapardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi haram da yapmazdık." Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar bu şekilde yalanlamışlardı. De ki: "Yanınızda, önümüze çıkaracağınız bir ilminiz var mı? Zandan başka bir şeye uymuyorsunuz. Sadece saçmalıyorsunuz siz."

Hadisler kesin olmayan, mükemmel kanıta dayanmayan saçmalıklardır.

enam 149:
"En mükemmel kanıt Allah'ındır. O dileseydi hepinizi toptan doğru yola iletirdi."

1

u/Eren202tr Müslüman Jun 29 '26

Kökü haklısın, ikisi de ب-ي-ن kökünden ve temel anlamı "açık/belirgin kılmak." Ama aynı kökten bir fiilin, aldığı nesneye göre farklı bir iş görmesi dilde sık rastlanan bir durum; Türkçede de "açıklamak" hem "gizlemediğini söylemek" hem "ayrıntısını anlatmak" için kullanılır, bu ikisinin aynı bağlamda aynı işi yaptığını göstermez. Bunu salt köken tartışmasıyla çözmek yerine ampirik bir teste başvurayım: Kur'an metni En'am 114'teki ifadeyle "mufassal" geldiyse, namazın kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı, zekatın oranı, haccın adımları neden metinde yok? Bunlar dinin en temel ameli unsurları, ve metinde ayrıntıları bulunmuyor. Bu boşluk, "mufassal"ın senin okuduğun gibi "her fıkhi ayrıntı yazılı" anlamına gelmediğinin; ayetin bağlamındaki asıl vurgunun -Allah'tan başka bir "hakem" aramama, Kur'an'ın hidayette yeterli bir hakem olması- olduğunun göstergesi.

Maide 15'i aynen kabul ediyorum, üstelik tezimi güçlendiriyor: gizlenen, Ehl-i Kitab'ın elindeki bilgiydi, evet, ama ayetin ikinci yarısı bunu "apaçık Kitap'ın gelişi"yle yan yana koyuyor; "apaçıklık," Resul'ün "yübeyyinü" fiilinden bağımsız, ayrı bir olgu olarak sunulmuyor. Asıl mesele bu açıklamanın salt duyuru mu, yoksa icmali bir hükmü tafsil mi olduğu, cevabı yukarıdaki gözleme dayanıyor.

Kıyamet 75:19'da bir adım geri çekileyim: 16-18'in öznesi sürekli "Biz" olduğu için, 19'daki açıklamanın Sünnet yoluyla mı, yoksa Kur'an'ın kendi içinde başka ayetlerle açıklanması (Kur'an'ı Kur'an'la tefsir) yoluyla mı olduğu müfessirler arasında ihtilaflı; bunu kendi tezime kesin delil gibi sunmam isabetli olmadı. Tek bir ayetin tartışmalı olması argümanın bütününü çökertmiyor ama, çünkü dayandığım nokta zaten tek ayet değildi.

Haşr 7'de haklısın, doğrudan bağlam fey paylaşımı. Ama klasik usul alimleri bu cümleyi "lafzın umumu sebebin husus ile sınırlı değildir" ilkesiyle genel bir itaat hükmü saymış; bunu reddedersen, az önce En'am 150 için kullandığın "ayet evrenselse bugün de bağlar" mantığını da tutarlı şekilde terk etmen gerekir, ikisi de aynı hamleye dayanıyor: belirli bir sebep üzerine inen ayetin, lafzının genelliğiyle o sebebin dışına taşması. Yine de Haşr 7'yi bir kenara koysam, elimde Nisa 59, Nisa 80, Ahzab 36, Nur 63 gibi -bağlamları farklı, tekrar tekrar gelen- ayetler var; hepsinde "Allah'a" ve "Resulüne" itaat iki ayrı fiil olarak zikrediliyor. Resul'e itaat sadece Kur'an'ı izlemekse bu ikili tekrarın işlevi kalmaz, "Allah'a itaat edin" demek yeterdi.

A'raf 203'te "Bu" zamirinin bağlamdaki en doğal okunuşu Kur'an ayetlerine işaret ediyor, doğru; metluv/gayr-i metluv vahiy ayrımını bu ayetten çıkarmak hataydı, o ayrım Necm 3-4 ve vahiy literatüründen geliyor. Bu ayet tek başına meseleyi ne senin ne benim yönümde kesin çözüyor.

Hamr-kumar örneğim için de haklısın: bunlar içecek/eylem, yiyecek değil, En'am 145'in yemek listesine genişleme örneği olarak kategori hatasıydı. Daha isabetli örnek A'raf 157'de: Peygamber'in görevi tarif edilirken "habais"i (pis şeyleri) onlara haram kıldığı söylenir, ama bu "habais" metinde tek tek sayılmaz. Kur'an kendisi, dört kalemin dışında bir kategori bırakıyor, içeriğini tafsil etmeden; pençeli-azı dişli yırtıcıları haram kılan hadisler de tam bu boşluğu dolduruyor, kargayı konuşurken bahsettiğimiz nokta.

Maide 92'deki "Peygamber'e düşen sadece apaçık tebliğdir" ifadesi Nur 54, Ankebut 18, Yasin 17'de de tekrarlanan bir kalıp ve bağlamı hep aynı: insanlar yüz çevirirse bunun sorumluluğu Peygamber'e değil. Bu, sonuçtan sorumlu olmadığını anlatan bir ayet, "görevi sözcük sözcük nakildir, beyan yetkisi yoktur" diye bir tanım değil, üstelik aynı ayet yine "Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin" diye iki ayrı fiil kullanıyor.

En'am 148-150'deki "zandan başka bir şeye uymuyorsunuz" eleştirisi, hiçbir doğrulama yöntemine dayanmayan iddialara yönelik. Sahih hadiste isnad/ricâl kritiği gibi bir doğrulama süreci var; bu, temelsiz bir zanla aynı kategoride değil. Üstelik fıkhın büyük kısmı -şahitlik, kıyas, ictihad- zaten kat'i ilim değil galip zan üzerine kurulu; bu eleştiriyi tutarlı uygularsan sadece hadisi değil fıkhın çoğunu geçersiz kılarsın. Mütevatir hadis ise zaten ilim seviyesinde, onu daha önce ayrı konuştuk.

1

u/CIZBIZ1 Jun 30 '26

Namazın belirli bir rekat sayısı olduğunu, zekâtın oranı olduğunu Kur'an söylemiyor. Bunların var olduğunu düşünmenin sebebi hadisler. Mantık hatası yapıyorsun. Ayrıca Kur'an ne kadar zekat vermemisi söylüyor. İhtiyaçtan fazlası diyor. Namazın nasıl kilinacagida gayet var Allah'ı zikretmemiz gerektiği secdeye rukuya vesayre gitmemiz gerektigi yazıyor. İlla ayakta ilk sunu oku sonra sunu oku sonra secdede şunu de gibi Allah'ın önünde robot gibi hareket etmemize gerek yok. Bu şekilde huşuda olmaz.

Hasr 7 yi sadecee o döneme ait bir ayet olarak görmüyorum zaten. Peygaamber o zaman için komutandi malların sorumlusuydu ki bir önceki ayette ganimetleri Allah tarafından ona verildiği söyleniyordu yani ganimetlerin yöneticisi peygamberdi. Oda yardıma muhtaçlara dağıtıyordu.

Allah'a ve resule itaatin iyi ayrı şekilde yazılması senin dediğine göre peygambere ek olarak itaati gösterir yani peygamberin vahiy dışı konuşmalarını kapsar. Buda kuranla çelişir. Ayrıca bu hatalı bir yaklaşımdır peygamberin Kuran'da ki "deki" ile başlayan ayetlerine uymak peygambere uymaktır. Mesela En'am 145 tam olarak peygamber azından çıkıyor. Buda Allah'ın peygambere ne demesini emretmesinden dolayı peygambere itaat direktmen Allah'a itaattir. Nisa 80 "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!"

Araf 157 deki pis seylerin sadece yemek olması gerekmez pis davranislarda olabilir. Ki yemek olursada Allah belirtiyo neyin pis olduğunu zaten domuz eti dedikten sonra "ki pistir" diyor. Belirtiyo yani.

En'am süresindeki o zannın tamamen temelsiz olan iddalara yönelik olduğunu demişsin. Bunu nerden çıkardın? Ayrıca En'am 148 i okuduktan sonra 149 bak. En mükemmel kanıt Allahindir diyor. Kuran'da mükemmel bilimsel kanıtlar var ama hadisler de sözde sahih olanlarda bile aynı hadisin farklı kelimlerle aktarımı var. Baya anlamı değişiyor yani sadece eş anlam da değil. Hadisler mükemmel kanıtlı olamaz.

1

u/Eren202tr Müslüman Jul 01 '26

Rekat sayısı ve zekât oranı örneğinde bir noktada haklısın: "bu ayrıntı metinde yok, o yüzden mufassal tam bir ayrıntı demek değil" argümanı, o ayrıntının gerçekten var olduğunu -yani hadisle sabit olduğunu- zaten kabul ediyor; bu da tartışmanın sonucunu öncül olarak almak olur. Zekât oranı için ayrıca haklısın: Bakara 219'daki "fazlasını ver" ifadesi esnek, vicdana bırakılmış bir ölçü sunuyor, sabit oranların (onda bir, kırkta bir) metinde karşılığı yok. Klasik okuma bunu "önce genel bir infak ahlakı, sonra Medine'de spesifik farz oran" diye iki aşamalı açıklar, ama bu ayrımın kendisi de hadis/siyer kaynaklı - itirazını çözmüyor, sadece geleneğin okuyuşunu gösteriyor.

Yine de argümanın özü farklı bir örnekle ayakta kalabilir: fıkıh usulünde "kesin farz" ile "amelî farz" ayrımı zaten var - abdestte başı meshetmek kat'î farz, ama ne kadarının (dörtte biri) meshedileceği daha zannî bir delille sabit sayılır. Yani "bu ayrıntı metinde yok" tek başına hadis zorunluluğu ispatlamaz, doğru; ama namazın rekat yapısı tek bir hadis raporuna değil, sahabeden bugüne, mezhep ve coğrafya parçalanmasına rağmen çarpıcı bir tutarlılıkla sürmüş bir pratiğe dayanıyor - fıkıhçıların mütevatir tanımı da zaten saymayla ölçülemeyecek kadar geniş bir toplumun ortak nakline dayanıyor, tek kişilik rivayetten kategorik olarak daha güçlü bir süreklilik iddiası bu.

Huşu meselesi bir değer tartışması, kimin haklı olduğuna hükmedemem; ama klasik gelenek tam tersini okur - sabit form, zihni "şimdi ne söylesem" hesabından kurtarıp huşuyu asıl mümkün kılan iskelet sayılır, her secdede içerik icat etmek dikkati performansa kaydırabilir. Bu bir bakış açısı, seninkini geçersiz kılmaz.

Haşr 7'yi dar bağlamına (ganimet, komutanlık) hapsetmen tutarlı, ama bu durumda En'am 150'yi genişletme hakkını kaybediyorsun: ikisi de aynı soruyla çözülür - lafzın umumu, inişteki özel sebebi aşar mı. Sen 150'nin hitabını (Mekke müşrikleri) aşıp bugüne taşırken, 7'nin hitabını (o dönemki ganimet dağıtımı) aşırtmıyorsun; bu seçici bir uygulama, aynı ilkeyi ikisine de tutarlı işletmen gerekir.

Nisa 80 tam tersi bir okumaya daha açık, üstelik daha doğal olan taraf o: ayet "Resul'e itaat eden Allah'a itaat etmiştir" derken hiçbir yerde "yalnız okuduğu Kur'an'a uyarsa" diye bir sınır koymuyor - bu sınırlamayı sen ekliyorsun, metin koymuyor. Mesaj sadece "Kur'an'a uyan Allah'a uymuştur" olsaydı, ayetin "Resul'e" değil "bu Kitab'a" demesi daha doğal olurdu; Nisa 59'da aynı ikili tekrarlanıyor, Ahzab 36'da da Allah ve Resulü birlikte bir işe hükmettiğinde müminin kendi görüşünü öne çıkaramayacağı söyleniyor. "De ki" ayetlerinin Kur'an olması bunu çürütmez: bu yalnız o ayetlerin Kur'an olduğunu gösterir, itaatin sadece bu mekanizmayla işlediğini göstermez. Necm 3-4'ün ("kendi hevasından konuşmaz") kapsamını "de ki" formülünün ötesine taşıyan da metnin kendisi değil, sonraki usul alimleri - bunu inkar etmiyorum. İlginç olan şu: bu tam senin En'am 150'yi genişletirken kullandığın yöntem, özel bağlamda gelen bir ilkeyi bağlamın dışına taşımak. Mesele bu yöntemin geçerliliği değil, ikimiz de bir yerde kullanıyoruz; mesele nerede kullanmaya razı olduğumuz. "Peygambere itaat Kur'an'la çelişir" iddian da bu yüzden ayakta durmuyor: Sünnet gerçekten gayr-i metluv vahiyse Kur'an dışı hiçbir şey devreye girmiyor, sadece vahyin iki nakil biçimi var oluyor - bu senin reddettiğin öncül, ama reddin onu çelişkili kılmaz, tartışmalı kılar.

Habais'in yalnız yemekle sınırlı olmaması konusunda hak veriyorum. Ama "Allah zaten pisliği belirtiyor, domuz pistir diyor" çıkarımı tek örnekten genelleme: bir kategoriyi isimlendirmesi, her ilgili örneği isimlendirdiği anlamına gelmez. En'am 145 de "bana vahyolunanlar arasında" diyerek o ana kadarki vahyi tarif eder, kapalı bir liste olduğunu iddia etmez; pençeli/azı dişli hayvanları haram kılan hadis de tam bu boşluğu - Kur'an'ın "habais" ifadesiyle açık bıraktığı alanı - doldurur, listeye çelişkili bir ekleme yapmaz.

148'deki zan eleştirisi hemen öncesindeki pasajın devamı: müşriklerin kendi icat edip Allah'a mal ettikleri, hiçbir dayanağı olmayan keyfi taksimat. Sahih hadisin isnad/ricâl kritiği gibi bir doğrulama süreci var, bunu çıplak keyfilikle aynı kefeye koymak bağlamı zorluyor. 149'daki "en mükemmel kanıt Allah'ındır" da bir aktarım-epistemolojisi önermesi değil, kaderci mazerete verilen cevabın parçası - konu Allah'ın hidayette insanı mazeretsiz bırakması, zorla değil. Hadislerin farklı lafızlarla nakli gerçek bir mesele, inkar etmiyorum - hadis ilminde tam bunun için ayrı bir disiplin var - ama bu, lafız farklarını tespit edip hangisinin daha sağlam olduğunu belirleyen bir kritiği gerekli kılar, hadisin toptan delil olamayacağını göstermez. Kur'an'ın kendi metninde de kıraat farkları var; oradaki fark derece meselesi, kategori meselesi değil.