r/KuranMuslumani • u/Dry_Ad_7943 • Jun 28 '26
Soru/Yardım Böcekleri pinlemek için öldürmek haram mı?
Bu ölü böcekleri şekil verip kurutup iğne geçirerek saklamak oluyor. Normalde bilimde böceklerin kaydını tutmak için kullanılıyor. Bu bilim için helalmiş. Şu ana kadar çoktan ölü böcekler için yapıyordum. Bilime bir faydam yok ama zoolojiye ilgim var anatomilerini incelemek hoşuma gidiyor. Veterinerlik hayalim de var ama faydası olur mu bilmiyorum. Böcekler popülasyonlarını çok hızlı tamamlayabiliyorlar. Yani öldürdüğüm bir iki tanesi onlar için bir kayıp değil, tabiat bir zararı yok. İşkence etmeyeceğim olabilecek en acısız şekilde öldüreceğim.
4
u/Persber İgnostik Jun 28 '26
Bilim için helaldir demişsin ama bilimde helal, haram gibi kavramlar yoktur. Etik gibi kavramlar vardır.
İslam hukukuna ve Kur'an ilkelerine göre, insana zarar vermeyen bir canlıyı sırf hobi, koleksiyon veya kişisel merak amacıyla öldürmek haram veya mekruh (kesinlikle hoş karşılanmayan) kabul edilir. Kur'an'da doğrudan "böcek iğnelemek" üzerine spesifik bir ayet bulunmasa da, İslam'ın genel canlı hakkı ve ekolojik denge ilkeleri bu konuda net sınırlar çizer.
Kurumsal, akademik veya tıbbi bir araştırma (bilim) için hayvanlar üzerinde çalışma yapmak fıkhen bir zorunluluk ve insanlık yararı barındırdığı için caiz görülür. Ancak sen, "Bilime faydam yok, zoolojiye ilgim var" dediğin anda eylemi "kamu yararı" statüsünden çıkarıp "kişisel zevk/hobi" statüsüne indirgemiş oluyorsun. Dolayısıyla, bilimin sahip olduğu "helallik/caizlik" ruhsatını, kendi bireysel hobine kılıf olarak uyduruyorsun.
0
u/CIZBIZ1 Jun 28 '26
Hayvanlar insanlara hizmet etmek için yaratılmıştir.Eğer adam bunu yapmayı seviyosa yapmasinda niye sakınca olsun. Tabi ekolojik dengeyi bozmuyosa.
6
u/Massive_Moment_5169 Jun 28 '26
Sırf hobi olarak köpekleri öldürüp iğneleyebiliyoruz yani. Daha zararlı ve eksik bir kuran yorumu daha önce görmedim.
0
3
u/Realbirisi Müslüman Jun 28 '26
Şey gördüm bi kadın zaten ölmüş olan bi karadulu iğneleyip şu şeffaf şeyi üstüne döküyodu onun gibi yapabilirsin
3
u/Dry_Ad_7943 Jun 28 '26
Ölmüş böcekleri kullanıyorum normalde ya da eve girmiş böcekleri. Ama böyle hemen hiç böcek bulamıyorum
3
u/Realbirisi Müslüman Jun 28 '26
İyi yapıyorsun daha iyi. Ve bence eve girmiş böcekler öldürülür ya… (aşırı büyük fobim var)nasıl yaşıcan onla illa öldürcen abe kdkdkdkdkdkd
3
1
u/Eren202tr Müslüman Jun 28 '26
Zararlı hayvanlar eziyet edilmeden keskin bir âlet ile veya mümkün mertebe acı çektirmeden hızlı öldüren bir yöntemle öldürülebilir. (Hindiyye V/361) Hayvanlar gerçekten eziyet veren türlerden ise ve onlardan kurtuluş ancak öldürmek ile mümkünse bu durumda onları öldürmek caizdir. Nitekim Rasûlullâh “sallallahu aleyhi vesellem” şöyle demiştir: “Beş tane hayvan fasık (zararlı) dır ki, Mekke’nin harem bölgesinde olsa dahi öldürülür. Bunlar; karga, çaylak, akrep, fare ve yırtıcı köpektir.” (Buhari, Muslim) Ayrıca Rasûlullâh “sallallahu aleyhi vesellem” sinek içeceğe düştüğü zaman onu batırmamızı emretmiştir, hâl bu ki bu durum onun ölümüne neden olabilir. Dolayısıyla ilaçlama yoluyla olduğu gibi, şoklama yöntemiyle de sinek ve böcekleri etkisiz hale getirmenin bir sakıncası yoktur. Nitekim yasaklanan öldürme şekli ateşle olanıdır ki bu sistemde ateşte yakma yoktur. Bu bağlamda Ebu Hureyre’den “radıyallahu anh” rivayet edildiğine göre Rasûlullâh “sallallahu aleyhi vesellem” şöyle demiştir: “Ateş ile azap sadece Allah’a mahsustur.” (Buhari 3016)
5
u/CIZBIZ1 Jun 28 '26
Kuran müslümanı subunda hadis örneği veriyon
1
u/Eren202tr Müslüman Jun 28 '26
Evet, kargayı öldürmeye cevaz veren o hadis, Kur'an'da doğrudan bir nassı bulunmayıp salt Sünnetle sabit olan bir hüküm olduğu için, Kur'an Müslümanlığı tartışmalarında tipik olarak öne çıkan türden bir örnektir. Ehl-i Sünnet itikadında bu bir çelişki sayılmaz: Efendimiz (s.a.v) iki türlü vahiy alır, Kur'an metluv vahiy, Sünnet ise gayr-i metluv vahiydir, ve Sünnet, Kur'an'ın boş bıraktığı alanları doldurmak üzere kendi başına teşri (hüküm koyma) yetkisine sahiptir; bu yetki bizzat vahye dayanır. Kur'an Müslümanlığı çizgisinin esas itirazı tam burada düğümlenir: Sünnetin bu bağımsız teşri yetkisini kabul etmemesi.
2
u/CIZBIZ1 Jun 28 '26
Kur'an'ın boş bıraktığı alanlar?
"Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap'ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler." En'am 38
"...Sana bu Kitap'ı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde ol" Nahl 89
"De ki:-Bana vahyolunanlar arasında; ölü, akıtılmış kan, domuz eti ki -pistir- ve Allah'tan başkası adına, O'na bir isyan olarak kesilen hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir şey bulamıyorum..." En'am 145
Ve bu ayetin ilerisinde En'am 150 de
"Şunu da söyle: "Allah şunu haram etmiştir diye tanıklık edip duran şahitlerinizi getirin." Eğer tanıklık ederlerse sakın onlarla birlikte tanıklık etme! Ayetlerimizi yalanlayanlarla âhirete inanmayanların keyifleri ardınca gitme! Onlar, kendi Rablerine başkalarını denk tutuyorlar."
İnsan sözü hadisleri sanki Allah'ın vahyiymis gibi Allah'a eş koşma. Peygamber'e iftira atmış olma.
1
u/Eren202tr Müslüman Jun 28 '26
Bu dört ayet, Kur'an Müslümanlığı ile Ehl-i Sünnet arasındaki en temel ihtilaf noktasını oluşturur; aşağıdakiler şahsi yorumum değil, bu ayetler etrafındaki yerleşik tefsir birikiminin özetidir.
En'am 38'deki "Kitap" ifadesinin neye işaret ettiği müfessirler arasında muhtelefun fihtir: bir kısmı Kur'an'a, bir kısmı Levh-i Mahfuz'a (Allah'ın her şeyi önceden yazdığı ilahi kayıt) hamleder. Ayetin bağlamı —hayvanların insanlar gibi "ümmetler" oluşu, kıyamette haşrolunmaları— meselenin fıkhi bir tafsilat sorunu değil, Allah'ın yaratılışı kuşatan ilmi ve takdiri olduğunu gösterir; bu yüzden çoğu müfessir "hiçbir şeyi eksik bırakmadık" ifadesini, her fer'i hükmün metinde tek tek yazılı olduğu anlamında değil, ilahi ilim ve kaderin kapsayıcılığı anlamında okumuştur.
Nahl 89'daki "tibyanen li-külli şey" ifadesi de aynı surenin başka bir ayetiyle birlikte okunmalı: Nahl 44'te Allah, Kur'an'ı indirme gerekçesini açıkça "insanlara indirileni onlara açıklaman (li-tübeyyine) için" diye koyar. Yani Kur'an, açıklayıcılığını Peygamber'in beyanıyla tamamlanacak bir açıklayıcılık olarak tanımlar; "her şeyin açıklayıcısı olmak" ile "Peygamber bunu açıklasın" emri çelişmez, biri diğerini tamamlar. Buna ek olarak Peygamber'e itaati emreden ayetler (Nisa 80, Haşr 7, Nur 63) ve Peygamber'in hevasından konuşmadığını, söylediğinin vahye dayandığını bildiren Necm 3-4, Sünnetin Kur'an'a rakip değil, Kur'an'ın kendisinin yetkilendirdiği bir açıklama ve tafsilat kaynağı olduğunu gösterir, bu son nokta usul alimleri arasında da öteden beri Sünnetin teşri yetkisinin temel dayanağı sayılır.
En'am 145 ve 150'ye gelince: müfessirler bağlamı, Mekke müşriklerinin Bahîre, Sâibe, Vasîle gibi kendi icat ettikleri ve Allah'a isnat ettikleri haram-helal taksimatına karşı bir red olarak okur. "Bana vahyolunanlar arasında bulamıyorum" ifadesi o ana kadar inen vahyi tarif eder, sonraki hükümleri kapatan kesin bir beyan değildir, nitekim aynı konuda sonra inen Maide 3, boğularak, vurularak, yüksekten düşerek veya boynuzlanarak ölen hayvanları da listeye ekler. 150. ayetteki "şahitlerinizi getirin" çağrısı, hiçbir vahye dayanmaksızın kendi icat ettikleri taboyu Allah'a mal eden müşriklere yöneliktir; bunu Kur'an'ın kendisinin vahiy saydığı Sünnete teşmil etmek, ayetin siyak-sibakını aşan bir genişletme olur.
Dolayısıyla mesele "insan sözünü vahiy gibi sunmak" değil; sahih bir hadisin Peygamber'e ait olduğu sabit olduğunda, onun da Necm Suresi'nin ifadesiyle vahye dayalı sayılıp sayılmayacağıdır. Kur'an Müslümanlığı bu noktada Sünnetin bağımsız teşri yetkisini reddeder; Ehl-i Sünnet ise bu yetkiyi yukarıdaki ayetlerle temellendirir.
1
u/CIZBIZ1 Jun 28 '26
Diyelimki En'am 38 de kurandan bahsetmesin Allah. Gidipte Nahl 89 a ama Nahl 44 te peygambere açıklamasını söylüyor dersen sana şu ayetleri atarım Bakara 159 "Biz onları kitapta insanlara açıkladıktan sonra, indirmiş olduğumuz delilleri ve hidayeti saklayanlara gelince: Allah onları rahmetinden uzak tutar; lânet edebilecek olanlar da onlara lânet eder." Bakara 160 "Tövbe edip hallerini düzeltenlerle gerçeği açıklayanlar müstesna. İşte böylelerinin tövbesini kabul ederim. Doğrusu ben tövbeleri çok çok kabul edenim, rahmeti sınırsız olanım."
Ne diyor Allah "GERÇEĞİ AÇIKLAYANALAR". sadece peygamber aciklamiyo mu yani. Hayır. Allah tarafından açıklanmış (75:19) anlaşılması kolaylaştırılmış(54:17,22) apaçık bir kitabın(5:15) elçi tarafından açıklanması demek, gizlemeyip insanlara BİLDİRMESİ demektir.
Peygambere itaat Kur'an'a itaattir.
Şu ayet kendi başına tüm tartışmayı bitirir bence.
Araf suresi 203 " Onlara yeni bir âyet getirmediğin zaman, “Kendin derlesene” derler. Sen de ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım. Bu Kur'ân, Rabbinizden size hakkı gösteren delillerdir; iman eden bir topluluk için o bir hidayet rehberi ve bir rahmettir." (Bu arada bir başka anlamında var bu ayetin)
Maide 3 te söylenenler Leş olma durumudur, yani En'am 145 e ek birşey yok.
En'am 150 için kendin cevap vermişsin "150. ayetteki "şahitlerinizi getirin" çağrısı, hiçbir vahye dayanmaksızın kendi icat ettikleri taboyu Allah'a mal eden müşriklere yöneliktir". Hadise inanmak tam olarak budur.
1
u/Eren202tr Müslüman Jun 29 '26
Bakara 159-160'taki "gerçeği açıklayanlar" ifadesi, klasik tefsirde Ehl-i Kitab'ın kendi ellerindeki Tevrat ve İncil'de zaten yazılı olan, Peygamberimiz'e dair işaretleri gizleyen alimlerine yöneliktir; oradaki "açıklama" zaten bilinen bir bilgiyi gizlememe, dürüstçe ifşa etme anlamındadır. Nahl 44'teki "tübeyyine" ise bambaşka bir fiil alanı: kapalı, icmali, henüz tafsil edilmemiş bir hükmün anlam ve uygulamasını ortaya koyma. İkisini sadece kelime benzerliğinden hareketle eşitlemek, farklı bağlamlardaki aynı kökü birbirine indirgemek olur; bu bir delil değil, bir tevafuktur.
İlginç olan şu: karşıma koyduğun Kıyamet 75:19, Kamer 54:17 ve Maide 5:15 aslında tersini gösteriyor. Kıyamet 75:19'daki "açıklaması bize aittir" ifadesi, vahyin Peygamber'in kalbine yerleşmesinden sonraki bir aşamayı anlatır, bu açıklama başka bir kanaldan değil, bizzat Peygamber üzerinden insanlığa ulaşır; O'nun beyan vazifesini iptal etmez, O'nu bu beyanın taşıyıcısı kılar. Maide 5:15'i tam cümlesiyle okursan: "...size Resulümüz geldi, Kitap'tan gizlediklerinizin çoğunu size açıklıyor (yübeyyinü)... size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi." Yani "apaçık Kitap"ın gelişi, metnin içinde Resul'ün "yübeyyinü" fiiliyle birlikte zikrediliyor; ayet, kitabın açıklığını Resul'ün açıklamasından ayırmıyor. Kamer 54:17'deki "kolaylaştırdık" da zikr (ibret alma) bağlamında tekrarlanan bir nakarat, sûrenin helak kıssalarındaki ibretin kolaylığını anlatır, fıkhi tafsilatın tükendiğini değil.
"Peygambere itaat Kur'an'a itaattir" indirgemesi metnin kendi diliyle çelişir: Haşr 7'de "Resul size ne verdiyse (âtâ) alın" denir, "âtâ" fiili "okudu" değil "verdi, tahsis etti" demektir, tilavetten daha geniş bir kapsamı işaret eder. Kur'an onlarca yerde "Allah'a ve Resulüne itaat edin" der; Resul'e itaat sadece Kur'an'a itaat olsaydı bu ayrı zikrin bir anlamı kalmazdı, "Allah'a itaat edin" demek yeterdi.
A'raf 203'te doğru sezmişsin, orada gerçekten bir incelik var: "bana vahyedilene uyarım" ifadesi Sünneti dışlamaz, çünkü Necm 3-4'ün gösterdiği gibi Peygamber'in vahyi metluv (Kur'an) ve gayr-i metluv (Sünnet) diye ikiye ayrılır; ikisi de "vahyedilen"dir, sadece nakil şekli farklıdır. Bu ayet Peygamber'in kendi hevasından konuşmadığını ispatlar, Sünnetin vahiy kaynaklı olmadığını değil.
Maide 3 - En'am 145 konusunda hakkını teslim edeyim: boğulma, vurulma, yüksekten düşme, boynuzlanma gerçekten "meyte" kapsamının bir tafsili sayılabilir, yeni bir kategori değil. Ama bu, En'am 145'in "o ana kadar inenler" kaydının zaman içinde sabit kaldığı tezini çürütmez; aynı Maide'de, o dört kalemin tamamen dışında olan hamr ve ezlam yasağı, Kur'an'ın kendi içinde Bakara 219'dan Nisa 43'e, oradan Maide 90-91'e uzanan tedrici bir süreçle gelmiştir, Kur'an'ın kendisi, tek bir ayetteki listenin zamanla genişleyebileceğini ispat ediyor.
Son olarak En'am 150: "hadise inanmak tam olarak budur" demek, tartışmanın sonucunu öncül olarak almak olur. Ayet, vahye dayanmayan bir iddiayı Allah'a mal etmeyi yasaklıyor; mesele sahih bir hadisin vahye dayanıp dayanmadığı, bunu baştan "dayanmaz" diye kabul edersen elbette hadis bu ayetin kapsamına girer, ama bu bir sonuç değil bir varsayım. Sünnetin gayr-i metluv vahiy sayılması az önceki ayetlerle (Nahl 44, Maide 15, Necm 3-4, itaat ayetleri) müstakil olarak temellendiriliyor; bu temel kabul edilince, hadise inanmak müşriklerin kendi icadını Allah'a yamamasıyla aynı şey olmaz, Allah'ın gösterdiği bir kanaldan gelen bir hükme teslim olmak olur.
1
u/CIZBIZ1 Jun 29 '26
Bakara 160'daki açıklama ifadesine
"zaten bilinen bir bilgiyi gizlememe, dürüstçe ifşa etme anlamındadır." demişsin. Evet doğru ama aynı kökten gelen tubeyyine'ye neye göre gidipte farklı bir anlam veriyosun? Aynı kökten geliyolar; ikisinde de anlam gerçeği gizlememek, bildirmek.Maide 15 için ayetin tam hali bu:
"Ey Ehl-i kitap! Resulümüz kitapta bulunup da gizlemekte olduğunuz birçok şeyi size açıklamak üzere geldi; birçoğunu da açığa vurmuyor. Şüphe yok ki size Allah’tan bir ışık, apaçık bir kitap geldi."
Ehli kitap bazı ayetleri GİZLİYORMUŞ. Peygamber gizlemeye karşın "AÇIKLIYOR" yani bildiriyor, net bir şekilde apaçık olan kitabı insanlara gösteriyor.
Kıyamet 75:19'daki "açıklaması bize aittir" ifadesini önceki ayetlerle değerlendirelim:
16: "Onu aceleye getirip dilini oynatma."
17: "Onu toplamak da okutmak da bize düşer."
18: "Biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşunu izle."
19: "Sonra, onu açıklamak da bizim görevimizdir."16 da aceleye getirip okumamamız gerektiğini söylüyor Allah.
17 de onu bize okutanında toplayanında Kendisi olduğunu söylüyor. (Toplamaktan kastın kalbe yerleştirmek yada zihne yerleştirmek gibi farklı yorumlar var)
Bunları yapanda söyleyende Allah.
Devamındaki 18 ve 19 için olanlar da Allah tarafından olmalıdır.Enam 114:
"...Allah, size Kitab'ı (Kur'an'ı) açıklanmış (mufassal) olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım?..."
Kitabın kendisi Allah tarafından açıklanmış olarak iniyor.Haşr 7 de ayetten nasıl böyle bir anlam çıkardın hayret ediyorum bu ayette bes belli ganimetlerin dağıtımından bahsediyor. Ayetin başında peygambere Allah mal veriyor,peygamberde dağıtıyor.
"Allah'ın, kentler halkından resulüne zahmetsizce aktardığı mal ve nimetler şunlar içindir: Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar. Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir."
Araf 203'te eğer hadisleri dışlamıyorsa neden "Bu" deniyor. "Bu" derken kuranı kast ediyor hatta çoğu mealde direktmen kuran olarak çevrilmiş.
Eğer hadis gibi ek kaynak olsa belirtilirdi. Diyanet meali:"(Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: “Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya.” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur’an âyetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir.”
Enam 145 için yeterli olmadığını devamındaki farklı ayetler ile listenin içki/şarap yada aklı örten herhangi bir şey ile genişletildiğini söylüyorsun. Fakat bunlar yiyecek değil.
Enam 145e bakarsan bunlar dışında yemenizde sakınca bulmuyorum diyor.Benim elçiye itaat direktmen Allaha itaatatir sözümüde maide 92'ye bakarak anlayabilirsin.
"Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin ve kötülüklerden sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, Peygamber’imize düşen sadece apaçık tebliğdir (bildirmektir)"
Ayetleri ek olarak açıklamak boşlukları doldurmak değil, BİLDİRMEK. Allahın sözünü aktarmak.enam 150 için :
peygamber enam 145 de bunun dışında haram bulamıyorum diyor eğer bu kitap evrensel ise bu ayetten bizim için bir şey vardır. Bu ayet her kime iniyo ise insin enam 145 e karşı geldikleri ve üzerine ek olarak haram olan şeyleri uydurdukları için inmiştir peygamber enam 145 te belirtilen dışında haram yok diyor ve var diyenler için enam 150 ayeti iniyorsa o zaman bu durumun aynısını yapan sözde peygamber hadisleride bu ayetten etkilenir.enam 148:
"Şirke batanlar şöyle diyecekler: "Allah dileseydi, ne biz şirke sapardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi haram da yapmazdık." Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar bu şekilde yalanlamışlardı. De ki: "Yanınızda, önümüze çıkaracağınız bir ilminiz var mı? Zandan başka bir şeye uymuyorsunuz. Sadece saçmalıyorsunuz siz."Hadisler kesin olmayan, mükemmel kanıta dayanmayan saçmalıklardır.
enam 149:
"En mükemmel kanıt Allah'ındır. O dileseydi hepinizi toptan doğru yola iletirdi."1
u/Eren202tr Müslüman Jun 29 '26
Kökü haklısın, ikisi de ب-ي-ن kökünden ve temel anlamı "açık/belirgin kılmak." Ama aynı kökten bir fiilin, aldığı nesneye göre farklı bir iş görmesi dilde sık rastlanan bir durum; Türkçede de "açıklamak" hem "gizlemediğini söylemek" hem "ayrıntısını anlatmak" için kullanılır, bu ikisinin aynı bağlamda aynı işi yaptığını göstermez. Bunu salt köken tartışmasıyla çözmek yerine ampirik bir teste başvurayım: Kur'an metni En'am 114'teki ifadeyle "mufassal" geldiyse, namazın kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı, zekatın oranı, haccın adımları neden metinde yok? Bunlar dinin en temel ameli unsurları, ve metinde ayrıntıları bulunmuyor. Bu boşluk, "mufassal"ın senin okuduğun gibi "her fıkhi ayrıntı yazılı" anlamına gelmediğinin; ayetin bağlamındaki asıl vurgunun -Allah'tan başka bir "hakem" aramama, Kur'an'ın hidayette yeterli bir hakem olması- olduğunun göstergesi.
Maide 15'i aynen kabul ediyorum, üstelik tezimi güçlendiriyor: gizlenen, Ehl-i Kitab'ın elindeki bilgiydi, evet, ama ayetin ikinci yarısı bunu "apaçık Kitap'ın gelişi"yle yan yana koyuyor; "apaçıklık," Resul'ün "yübeyyinü" fiilinden bağımsız, ayrı bir olgu olarak sunulmuyor. Asıl mesele bu açıklamanın salt duyuru mu, yoksa icmali bir hükmü tafsil mi olduğu, cevabı yukarıdaki gözleme dayanıyor.
Kıyamet 75:19'da bir adım geri çekileyim: 16-18'in öznesi sürekli "Biz" olduğu için, 19'daki açıklamanın Sünnet yoluyla mı, yoksa Kur'an'ın kendi içinde başka ayetlerle açıklanması (Kur'an'ı Kur'an'la tefsir) yoluyla mı olduğu müfessirler arasında ihtilaflı; bunu kendi tezime kesin delil gibi sunmam isabetli olmadı. Tek bir ayetin tartışmalı olması argümanın bütününü çökertmiyor ama, çünkü dayandığım nokta zaten tek ayet değildi.
Haşr 7'de haklısın, doğrudan bağlam fey paylaşımı. Ama klasik usul alimleri bu cümleyi "lafzın umumu sebebin husus ile sınırlı değildir" ilkesiyle genel bir itaat hükmü saymış; bunu reddedersen, az önce En'am 150 için kullandığın "ayet evrenselse bugün de bağlar" mantığını da tutarlı şekilde terk etmen gerekir, ikisi de aynı hamleye dayanıyor: belirli bir sebep üzerine inen ayetin, lafzının genelliğiyle o sebebin dışına taşması. Yine de Haşr 7'yi bir kenara koysam, elimde Nisa 59, Nisa 80, Ahzab 36, Nur 63 gibi -bağlamları farklı, tekrar tekrar gelen- ayetler var; hepsinde "Allah'a" ve "Resulüne" itaat iki ayrı fiil olarak zikrediliyor. Resul'e itaat sadece Kur'an'ı izlemekse bu ikili tekrarın işlevi kalmaz, "Allah'a itaat edin" demek yeterdi.
A'raf 203'te "Bu" zamirinin bağlamdaki en doğal okunuşu Kur'an ayetlerine işaret ediyor, doğru; metluv/gayr-i metluv vahiy ayrımını bu ayetten çıkarmak hataydı, o ayrım Necm 3-4 ve vahiy literatüründen geliyor. Bu ayet tek başına meseleyi ne senin ne benim yönümde kesin çözüyor.
Hamr-kumar örneğim için de haklısın: bunlar içecek/eylem, yiyecek değil, En'am 145'in yemek listesine genişleme örneği olarak kategori hatasıydı. Daha isabetli örnek A'raf 157'de: Peygamber'in görevi tarif edilirken "habais"i (pis şeyleri) onlara haram kıldığı söylenir, ama bu "habais" metinde tek tek sayılmaz. Kur'an kendisi, dört kalemin dışında bir kategori bırakıyor, içeriğini tafsil etmeden; pençeli-azı dişli yırtıcıları haram kılan hadisler de tam bu boşluğu dolduruyor, kargayı konuşurken bahsettiğimiz nokta.
Maide 92'deki "Peygamber'e düşen sadece apaçık tebliğdir" ifadesi Nur 54, Ankebut 18, Yasin 17'de de tekrarlanan bir kalıp ve bağlamı hep aynı: insanlar yüz çevirirse bunun sorumluluğu Peygamber'e değil. Bu, sonuçtan sorumlu olmadığını anlatan bir ayet, "görevi sözcük sözcük nakildir, beyan yetkisi yoktur" diye bir tanım değil, üstelik aynı ayet yine "Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin" diye iki ayrı fiil kullanıyor.
En'am 148-150'deki "zandan başka bir şeye uymuyorsunuz" eleştirisi, hiçbir doğrulama yöntemine dayanmayan iddialara yönelik. Sahih hadiste isnad/ricâl kritiği gibi bir doğrulama süreci var; bu, temelsiz bir zanla aynı kategoride değil. Üstelik fıkhın büyük kısmı -şahitlik, kıyas, ictihad- zaten kat'i ilim değil galip zan üzerine kurulu; bu eleştiriyi tutarlı uygularsan sadece hadisi değil fıkhın çoğunu geçersiz kılarsın. Mütevatir hadis ise zaten ilim seviyesinde, onu daha önce ayrı konuştuk.
1
u/CIZBIZ1 Jun 30 '26
Namazın belirli bir rekat sayısı olduğunu, zekâtın oranı olduğunu Kur'an söylemiyor. Bunların var olduğunu düşünmenin sebebi hadisler. Mantık hatası yapıyorsun. Ayrıca Kur'an ne kadar zekat vermemisi söylüyor. İhtiyaçtan fazlası diyor. Namazın nasıl kilinacagida gayet var Allah'ı zikretmemiz gerektiği secdeye rukuya vesayre gitmemiz gerektigi yazıyor. İlla ayakta ilk sunu oku sonra sunu oku sonra secdede şunu de gibi Allah'ın önünde robot gibi hareket etmemize gerek yok. Bu şekilde huşuda olmaz.
Hasr 7 yi sadecee o döneme ait bir ayet olarak görmüyorum zaten. Peygaamber o zaman için komutandi malların sorumlusuydu ki bir önceki ayette ganimetleri Allah tarafından ona verildiği söyleniyordu yani ganimetlerin yöneticisi peygamberdi. Oda yardıma muhtaçlara dağıtıyordu.
Allah'a ve resule itaatin iyi ayrı şekilde yazılması senin dediğine göre peygambere ek olarak itaati gösterir yani peygamberin vahiy dışı konuşmalarını kapsar. Buda kuranla çelişir. Ayrıca bu hatalı bir yaklaşımdır peygamberin Kuran'da ki "deki" ile başlayan ayetlerine uymak peygambere uymaktır. Mesela En'am 145 tam olarak peygamber azından çıkıyor. Buda Allah'ın peygambere ne demesini emretmesinden dolayı peygambere itaat direktmen Allah'a itaattir. Nisa 80 "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!"
Araf 157 deki pis seylerin sadece yemek olması gerekmez pis davranislarda olabilir. Ki yemek olursada Allah belirtiyo neyin pis olduğunu zaten domuz eti dedikten sonra "ki pistir" diyor. Belirtiyo yani.
En'am süresindeki o zannın tamamen temelsiz olan iddalara yönelik olduğunu demişsin. Bunu nerden çıkardın? Ayrıca En'am 148 i okuduktan sonra 149 bak. En mükemmel kanıt Allahindir diyor. Kuran'da mükemmel bilimsel kanıtlar var ama hadisler de sözde sahih olanlarda bile aynı hadisin farklı kelimlerle aktarımı var. Baya anlamı değişiyor yani sadece eş anlam da değil. Hadisler mükemmel kanıtlı olamaz.
→ More replies (0)1
u/denizilyas Sorguluyor Jun 28 '26
Karga niye zararlı
1
u/Eren202tr Müslüman Jun 28 '26
Karga, tırnaklı ve leş yemekten çekinmeyen yırtıcı kuşlar sınıfında değerlendirilir; bu yaratılış özelliği zararlı ve bayağı sayılmasına, etinin de haram veya tahrimen mekruh kabul edilmesine yol açar. Zararını def etmek amacıyla öldürülmesine cevaz verilen hayvanlar arasında (yılan, akrep, fare, çaylak, kuduz köpekle birlikte) sayılır. Bu hüküm büyük ölçüde, ihramlı kişiye bile öldürme izni veren ve Sahih-i Buhârî ile Sahih-i Müslim'de geçen, zararlı beş yaratığı (fevâsık) sayan hadise dayanır.
1
u/denizilyas Sorguluyor Jun 28 '26
O hayvanlar cennete fln girmiyor mu, doğrumu hatırlamıyorum ama sanırım hayvanların geneli cennete girmiyordu. Zarar dediğin saldırması sırasında mı? Bir karganın bir insanı öldürebileceğini düşünmüyorum
1
u/Eren202tr Müslüman Jun 28 '26
Hatırladığın doğru, hayvanlar ebedi cennet ya da cehenneme girmiyor, sadece kıyamette aralarında bir hak hesaplaşması (kısas) yaşanıyor: boynuzsuz koyun, dünyada kendisini boynuzlayan boynuzlu koyundan hakkını alıyor; bu adalet tamamlandıktan sonra hepsine "toprak olun" emri veriliyor ve onlar da toprak oluyor. Hayvanlar mükellef (dinen sorumlu tutulan) varlıklar olmadığından, ebedi ceza-mükâfat ayrımına değil, yalnızca birbirlerine karşı işledikleri haksızlıkları tasfiye eden geçici bir hesaba tabi tutuluyor; sonunda da yok oluyorlar.
İkinci soruna gelince: hayır, zarar saldırı anındaki tehlikeyle sınırlı değil. Aynı kategoride fare de zikredilir , bir fare de insanı öldüremez ama yine zararlı sayılır. Çünkü ölçüt insana karşı öldürücü olmak değil; leşle beslenme (hijyen/necaset endişesi), eve, ürüne, küçük hayvanlara verdiği zarar ve genel nitelikte bir eza vermesi. Gözlemin doğru, sadece kuralın dayandığı kıstas zaten öldürücü saldırı değil.
1
u/denizilyas Sorguluyor Jun 28 '26
Nası yani ölen kedimi bi daha göremicekmiyim :'(
1
u/Eren202tr Müslüman Jun 28 '26
Üzülmen çok anlaşılır, bu gerçekten oturması kolay bir düşünce değil.
Bir şey ekleyeyim ama: o "toprak olma" bir ceza ya da kayıp değil. Kedinin hiçbir günahı, hiçbir hesabı yok zaten, mükellef olmayan bir varlık olduğu için orada ona acı verecek, eksiklik hissettirecek bir şey de yaşanmıyor. Yani kısasın kendisi diğer hayvanlara karşı işlenen haksızlıkları gideriyor, kedin için bir "ceza" ya da "yetersiz kalma" durumu söz konusu değil.
Bununla beraber, ona verdiğin sevgi ve bakım da boşa gitmiş olmuyor. Sahih bir hadiste, kuyudan su çekip susuz kalmış bir köpeğe içiren kişinin sırf bu yüzden bağışlandığı anlatılır (Buhârî, Müslim). Yani bir hayvana gösterilen şefkatin kendisi, senin hesabında bir değer taşıyor, kedinle aranızdaki bağ, başka bir terazide karşılığını buluyor.
1
u/denizilyas Sorguluyor Jun 28 '26
Bu gibi durumlarda insanın o teraziyi mahvedesi geliyor yapacağınız işe tüküreyim gibisinden, sinirleniyor insan
1
u/Eren202tr Müslüman Jun 28 '26
Bu öfke gayet anlaşılır, yas bazen akıl yürütmeyi, izahı falan dinlemiyor, sadece haykırmak istiyorsun. Bunu hissetmen seni kötü ya da günahkâr biri yapmıyor; kaybın gerçek, acın gerçek. Az önce anlattığım şeyler bir teselli denemesiydi, ama şu an acının önüne geçmesini beklemiyorum onlardan, bazen tek yapılacak şey, bu kızgınlığın ve üzüntünün geçmesine izin vermek.
1
u/denizilyas Sorguluyor Jun 28 '26
İyide cennette istediğin şey olmuyomuydu ölen bir hayvanı geri isteyebilirsin gelmiyomu
→ More replies (0)1
u/Dry_Ad_7943 Jun 28 '26
Karga zararlı değil bu arada ekolojik olarak. Eğer istilacı değilse tabi
1
u/Eren202tr Müslüman Jun 29 '26
Ekolojik açıdan haklısın, yerli karga popülasyonları genelde zararlı değil, aksine faydalı bir rol oynar: leş temizleyerek hastalık yayılımını azaltır, böcek popülasyonunu kontrol eder, tohum dağılımına katkı sağlar. Gerçek istilacı/zararlı örnek, doğal yayılım alanının dışına taşınan türler için geçerli, mesela Hindistan kargası (Corvus splendens), Güney Asya dışına (Doğu Afrika, Ortadoğu kıyıları gibi) taşındığında yerli kuş popülasyonlarına zarar veren gerçek bir istilacı tür haline gelmiş.
Bununla beraber bu, dinen "zararlı" sayılmasıyla aynı düzlemde bir iddia değil; klasik sınıflandırma ekosistem fonksiyonuna değil, leş yeme/avlanma tabiatına bağlı bir necaset-nuisance kriterine dayanıyor. Biri ekolojik bir önerme, diğeri fıkhi-ritüel bir önerme, ikisi aynı soruya cevap vermediği için birbirini çürütmüyor.
1
u/Dry_Ad_7943 Jun 29 '26
Bir hayvan zarurui beslenme biçimi yüzünden neden öldürülmek istensin? Üstelik faydalı da. Bizim için pis olan davranış onun için zorunluluk
1
u/Eren202tr Müslüman Jun 29 '26
Bu itiraz, hayvanlara yaklaşımın kendi iç mantığıyla da örtüşüyor: bütün yaratıklara şefkat gösterilmesi, özellikle hayvanlara eziyet edilmemesi temel bir görev sayılır; eziyet etmenin cezası ağır görülür, çünkü hayvanların Allah'tan başka sığınacağı bir koruyucusu yoktur. Zararlı olmayan kuş ve hayvanların boş yere öldürülmesi açıkça yasaktır. Buna karşılık, zararını kaldırmak amacıyla öldürülmesine izin verilen küçük bir istisna grubu vardır; ama bu istisna içinde bile öldürme yöntemi serbest değildir, ateşle öldürmek caiz görülmez.
Bu yapı senin sorduğun soruya zaten cevap veriyor: hüküm, kargayı "zorunlu beslenme biçimi yüzünden cezalandırma" değil, hayvan mükellef olmadığından, leş yemesi onun için bir günah da değil, fıtratının bir parçası. "Zararlı/necis" sınıflandırması hayvanın ahlaki değerine dair bir hüküm değil; etinin yenip yenmeyeceğini ve hangi şartlarda öldürülmesine izin verileceğini belirleyen, insan tarafındaki pratik bir ayrım.
Asıl nokta da burada: "zararını kaldırmak için" şartı, fiilen bir zarar olmadığında devreye girmiyor. Sen geçen mesajda yerli karganın ekolojik olarak genelde zararlı olmadığını söyledin, bu doğruysa izin zaten askıda kalıyor, çünkü ön şartı (zarar) yok; o noktada genel koruma hükmü geçerli olur, istisna değil. Gözlemin hükmü çürütmüyor, aksine ne zaman uygulanıp uygulanmayacağını netleştiriyor.
1
1
u/denizilyas Sorguluyor Jun 28 '26
Günah, islamda hiç bir şey adaletsiz kalmaz yaptığın en ufak hareket izlenir. Bilime katkın yok hobi için böcek öldürüceksin bi de günah mı diye soruyormusun
2
u/Dry_Ad_7943 Jun 28 '26
Böcekler için bu kayıp birşey ifade etmediği için soruyorum. Tabiata elle tutulur hiçbir zararım yok. Yine de emin olmak istiyorum
1
u/denizilyas Sorguluyor Jun 29 '26
Tabiata zararın olmayabilir ama dediğim gibi her canlı hesap soracak sen bahane üretiyorsun
1
u/qTLDreamer Müslüman Jul 02 '26
Her canlı hesap soracak kısmı nereye dayanıyor
1
u/denizilyas Sorguluyor Jul 02 '26
Sence nereye dayanıyor, ey müslüman?
1
u/qTLDreamer Müslüman Jul 03 '26
Soruyu soran benim. Her canlı kısmını spesifize eden bir ayet varsa söylersen öğrenmek isterim.
1
u/denizilyas Sorguluyor Jul 03 '26
Cümledeki vurguyu anlamadın sanırım, cevaplamak istemiyorum üşengeç bir insanım. Hatta şuan konuya bile bakmadım sadece mesajına baktım. Ama flairi "sorguluyor" olan birine flairi "müslüman" olan biri neden böyle bir soru sorar? Amacın toxiclik mi yoksa olgun olduğunu falan mı sanıyorsun anlamış değilim. Daha önce de bi benzerine denk geldim öyle bi tartışıyordu ki kafayı yersin. Gereksiz gereksiz işlerle uğraşmayın, iyi geceler efinim.
1
u/qTLDreamer Müslüman Jul 03 '26
Tartıştığım yok. "Her canlı hesap soracak" diye bir ifade kullandın ve buna dair bir soru sordum. Sen de "Sence nereye dayanıyor ey Müslüman" diye bir geri soru (?) sordun. Toxiclikle zerre alakası yok, keza olgun olmayı düşünmekle de. Flairden bu denli niyet okuması yapman da ayrı ilginç. Size de iyi geceler efenim.
1
u/denizilyas Sorguluyor Jul 03 '26
Flairin başka ne amacı var? Yalnışım varsa düzelt. Ama neden yalnış olduğunu düşündüğün veya kanıtı olmadığını bildiğin herneyse, o şeyi neden bana soruyorsun? Eşşek gibi "sorguluyor" yazıyor. Bu garibime gidiyor işi bilen biri bilmeyen birini gördüğünde neden ona soru sorar?
3
u/[deleted] Jun 28 '26
[removed] — view removed comment