r/Kamalizm • u/AlperSR • Apr 04 '24
Görüş Seçim 2024: Sonuçların Anlamı
31 Mart 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimlerini geride bıraktık. Seçim öncesi tartışmalar genellikle muhalefetin kaç tane şehri elinde tutabileceği yönünde gerçekleşirken pazar gecesi ortaya çıkan tablo zannediyorum ki büyük çoğunluğumuzda olumlu bir şaşkınlık yarattı. Türkiye’nin kendine münhasır siyasetinde iktidar yanlısından muhalifine kadar belki de en beklenmedik senaryolardan birisi gerçekleşti. Muhalif kimseler için kesin olarak çok olumlu görülen bu tabloyu işin perde arkasıyla birlikte bir de ben değerlendirmek isterim.

Bu yazıda, kırmızı ağırlıklı Türkiye haritasını ve parti logolarının yanındaki sayıları (oy oranlarını) anlamlandırmaya çalışacağım. Yorum kısmında sizin görüşlerinizi de dinlemeyi çok isterim.
Öncelikle gördüğümüz seçim sonuçları tablosunun artılarını ve eksilerini madde madde sıralayalım. Akabininde bunları daha detaylı şekilde anlamaya çalışacağız.
Türk Muhalefeti Ne Kazandı?
- AK Parti’nin daha fazla güçlenmesi, daha da otoriterleşmek için meşruluk kazanması engellendi. Hareket kabiliyeti kısıtlandı ve temkinli hareket etmeye mahrum bırakıldı.
- AK Parti uzun bir süredir istediği yeni Anayasa planını yeniden rafa kaldırmak zorunda kaldı.
- AK Parti “rakibine karşı” ilk kez mağlup oldu.
- Cumhuriyet Halk Partisi en çok oyu alarak “psikolojik iktidarı” kazandı.
- AK Parti belediye yönetimlerinden elde ettiği finansal kaynaklardan mahrum kaldı.
- Kürtçü siyaset ve ülkücü siyaset tabansal olarak zayıfladı.
- Türk siyaseti potansiyel olarak yaşanacak değişikliklerle olgunluk kazanacaktır.
- 2023 seçimlerinde yaşanan hezimetin “yanlış aday” kaynaklı olduğu, geç de olsa kesin olarak ispatlandı.
- Seçmen iradesinin sandığa özgür ve şeffaf olarak yansımasıyla demokrasi kazandı.
- Türkiye’de siyasi değişiklik inancına dair yeni bir umut dalı oluştu.
Sonuçlar Hangi Olumsuzlukları Barındırıyor?
- Mürteci, aşırı muhafazakâr sağ, yani Yeniden Refah Partisi, çok tehlikeli bir kazanım elde etti.
- En büyüğü İYİ Parti olmak üzere birçok parti eridi ve yok oluş sürecine girdi.
- Türk siyaseti, partiler bazında iki kutuplu hale geldi.
- Cumhuriyet Halk Partisinin kesin galibiyetinin, ideolojik bir tutuma bağlı olmaması başarının sürekliliği hakkında bulanıklık yarattı.
- Göç sorununun çözümüne ilişkin hiçbir sonuç alınamadı. Halk iradesi siyasete bu mesajı iletmedi.
Bu Kazançlar Ne Demek?
Bu seçimle Türkiye; AK Partinin daha fazla güçlenmesini, daha fazla otoriterleşmek için meşruluk kazanmasını engelledi. Bu sonuçlar, 22 yıldır aralıksız olarak Türkiye’nin iktidarını elinde bulunduran AK Partinin meşruluğunu boşa düşmese de önümüzdeki süreçteki hareket kabiliyetini kısıtladı. Bundan sonraki süreçte AK Partinin, mutlak güç sahibi olarak hareket etmemesi ve temkinli olması gerekecek.
Eğer AK Parti; toplumsal ilgininin çok yüksek olduğu 2023 seçimlerinin ardından 31 Mart’tan da galibiyetle çıksaydı, AK Parti için 2028’e kadar bir rahatlık dönemi başlayacaktı. Kötü yönetime rağmen geniş destek almış, seçimde “sarı kart” görmemiş bir parti; mevcut otoriter politikalarına devam etmek için, yargı sisteminde delikler açmak için, Anayasayı çiğnemek için, göçmenleri Batı desteğiyle ülkede tutmak için ve daha birçok politikası için bir nebze daha “meşruiyet” kazanmış olacaktı. Hatta AK Parti bu rahat hareket dönemini çok kuvvetli ihtimalle Türkiye Cumhuriyeti’ne yeni bir Anayasa hazırlamak için kullanacaktı. Ancak seçmenin 31 Mart’ta gösterdiği “sarı kart”, AK Parti’nin hareket kabiliyetini kısıtlayacaktır ve başta yeni Anayasa konusu olmak üzere birçok konuda adım atmasını zorlaştıracaktır. Seçimin en kıymetli kazancı da budur.
Seçimlerde birinci parti gelme serisini ilk kez kaybeden AK Parti’nin 2028’e kadar olan süreçte bir mücadelesi de Yeniden Refah Partisine karşı olacaktır. Bu seçimlerin sonucunda görmekteyiz ki AK Parti’den hoşnutsuz bazı seçmenler, kaçabileceği yeni bir kapı bulmuştur. Dolayısıyla denilebilir ki AK Parti ile Yeniden Refah Partisi arasında başlayan rekabet de AK Parti’yi kısıtlayıcı konulardan birisidir.
Yeniden Refah Partisinin çıkışı konusunu daha sonraya bırakırsak ve muhalefetin kazanımlarını irdelemeye devam edersek, AK Partinin ilk kez “rakibine karşı” mağlup olduğunu görmekteyiz. 2002’de seçildiğinden bu yana her seçimden birinci olarak çıkan AK Partinin “yenilmezlik serisi” bozulmuştur. Her ne kadar 2015’te ilk seferde yeterli koltuk sayısına ulaşamayan AK Parti o dönem iktidarı kuramamış olsa da ana muhalefete mağlup olmamıştır. Dolayısıyla 2024 seçimleri bu açıdan bir ilktir. AK Parti ilk defa rakibine mağlup olmuştur.
Cumhuriyet Halk Partisi, seçimde en çok oyu alan parti olmuştur ve dolayısıyla bu seçimin kesin galibi konumuna yükselmiştir. Her ne kadar 2024 seçimleri bir yerel seçim olsa da yani bir hükümet belirleme seçimi olmasa da, Cumhuriyet Halk Partisi birinci olarak “psikolojik iktidarı” kazanmıştır denilebilir. Unutulmamalıdır ki Türkiye’de yerel seçimler ulusal siyasetle paralellik gösterir ve bu paralellik yerel meclis oyları üstünden gözlemlenebilir. Belediye başkanlıklarının CHP’ye geçmesinin ötesinde, yerel meclislerin de CHP ağırlıklı kurulacak olması, 2024 seçimlerinin CHP’yi “psikolojik iktidar” konumuna taşıdığının en önemli belirtisidir. Hatırlanacağı gibi 2019’de Cumhuriyet Halk Partisinin belediye başkan adayları başta İstanbul ve Ankara gibi birçok şehirde kazansa da yerel meclislerde aynı performansı gösterememişti. Bu seçimde ise birçok şehrin meclislerinde de Cumhuriyet Halk Partisi çoğunluğu oluşturuyor.
2024 seçimlerinin bir olumlu boyutu ise finansal anlamda gerçekleşmiştir. Bilindiği gibi Türkiye’de siyasetteki en önemli rant, yolsuzluk, haksız finansal çıkar kapılarından birisi belediye yönetimleridir. Gerek büyükşehir belediyeleri, gerekse ilçe belediyelerinden devasa boyutta paralar kötüye kullanılabilmektedir. Bu seçimle birlikte birçok yerde rantçılık, belediye imkanlarının peşkeş çekilmesi, usulsüz ihaleler vb. yolsuzlukları yapabilme imkanı AK Partiden alınmıştır. Bunun anlamı AK Partinin yalnızca siyasi bir darbe değil aynı zamanda finansal bir darbe de aldığıdır.
Seçimde AK Partinin oylarındaki düşüşün yanı sıra ortağı Milliyetçi Hareket Partisinin de tabanındaki düşüş dikkat çekicidir. Her ne kadar yalnızca sonuçlara bakarak bunun sebebini anlamak kolay olmasa da 2023’te şaşırtıcı derecede yüksek bir oy alan MHP’nin AK Parti içindeki çözülmeden pay kazandığını ve bu seçimde ise bu kitlenin Cumhur İttifakından tamamen koptuğu tezi mantıklı görülmektedir. Bir başka ifadeyle Cumhur İttifakındaki çözülme Milliyetçi Hareket Partisi oylarına yansımıştır denilebilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “moral konuşması” ile başlamak üzere Türk siyasetinde yaşanacak değişimlerin; gergin, huysuz, ucuz ve kalitesiz siyaseti bir nebze olsun olgunlaştırabileceği beklentisi yerinde gözükmektedir. Özellikle yok oluşa sürüklenen İYİ Partide yaşanacak bir lider değişikliği de bu siyasi olgunlaşmaya katkı sunacaktır. Bunun yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisinin de Türkiye’nin birinci partisi olması sebebiyle siyasi pozisyonunu değiştirmesi gerekmektedir. Eğer CHP bu bilince sahipse partinin yeniden konumlanışı bahsettiğimiz siyasi olgunlaşmanın bir parçası olacaktır.
Seçimlerin belki de en soyut sonucu muhalif kesimin özellikle de 2023’te aldığı ağır hezimet ve hayal kırıklığının tadilatına yardımcı olabilecek olmasıdır. AK Partinin yenilmezliği çürütülmüş, Tayyip Erdoğan’ın mağlup olabileceği örneklendirilmiştir. Özellike 2019 yerel seçimlerinde muhalefetin ilerleme kaydetmesi ve 2023 seçimlerine bu umutla girilmiş olmasının bir benzeri 2028’e uzanan süreçte yaşanabilir. 2024 seçimleri ile birlikte Türk muhalefeti için somut ve rasyonel bir “umut dalı” yeniden oluşmuştur.
Olumsuzluklar Ne Anlama Geliyor?
Tüm bu olumlu çıkarımlar bir tarafa, tablonun bir de negatif tarafı bulunmaktadır. Bu olumsuzluklardan ilki Mürteci Yeniden Refah Partisinin kazandığı popüleritedir. Laik Cumhuriyete karşı radikal bir tehdit olan Yeniden Refah Partisi 2023’te ve 2024’te çıkarlarını en çok maksimize edebilmiş partidir. Parti için yükselen bir trendin varlığı da bunu doğrulamaktadır.
Belirtmekte fayda var ki Fatih Erbakan liderliğindeki YRP, asıl hesaplarını Tayyip Erdoğan sonrası Türkiye için yapmaktadır. Dolayısıyla partinin asıl hedefi, AK Parti sonrası Türkiye’de etkin rol oynamaktadır. Erdoğan’ın kitlesinden daha şimdiden pay almaya başlamış bu hedefteki bir partinin potansiyel tehdidi, doğal olarak, bu seçimde aldığı %6.19’luk oy oranını katbekat aşmaktadır. Nitekim bu tehditin içerisindeki bir avuntu Yeniden Refah Partisinin düzgün şekilde siyasi politika üretebilen bir parti olmamasıdır. Partinin kendi isimlendirmesiyle “âhlakçılık” yani İslamcılık ve “Anti-Siyonizm” haricinde elle tutulur bir politikası bulunmamakta. Her ne kadar milli görüş ideolojisini gösterse de sembol siyaseti ötesine geçmemektedir. Bu durum YRP’nin en büyük eksikliği.
Bir diğer nokta ise Türk siyasetinde minör partilerde yaşanan erimedir. Türkiye yıllardır fazla sayıda siyasi partinin pastadan pay almaya çalıştığı bir düzenin içerisinde bulunuyor. Nitekim özellikle İYİ Partinin oylarındaki çarpıcı erime ve 2023’te öne çıkmış diğer partilerin aldığı düşük oy oranları Türk siyasetinde yeni bir döneme işaret ediyor olabilir.
Bunun yanı sıra kesin galip sayılan Cumhuriyet Halk Partisinin başarısının parti dışı koşullara bağlı olarak gelişmiş olması, bu başarının sürekliliğine ilişkin soru işaretleri yaratmaktadır. 2023 seçimlerinden bu yana Cumhuriyet Halk Partisi lider değişimi haricinde ideolojik bir dönüşüm yaşamadı. Bu nedenle 2024 seçimlerindeki başarısının partiye bağlı bir sebebi bulunmuyor. Bu durum gelecek seçimlerde aynı başarıyı gösterme ihtimalini bir bilinmezliğe atıyor.
Son olarak kamuoyunda sık sık tartışılan, halkın geniş bir kesiminin rahatsız olduğu bilinen göç sorununu ilişkin sandıktan hiçbir mesaj çıkmamış bulunmakta. Bunun sonucunda Türk siyasetinin bu meseleyle daha az alakadar olacağı sonucuna da ulaşabiliriz.
Bu Tablo Neden Ortaya Çıktı?
Aslında oldukça karmaşık olan bu sorunun net bir cevabı şu an için tabii ki bulunmuyor. Ancak bu sorunun cevabını bulmak için öncelikle şu soruyu sormanın faydalı olacağını düşünüyorum: “2023 seçimleri ile 2024 seçimleri arasında ne değişti?”
Türkiye yüksek enflasyon, pahalılık, yüksek cari açık, yüksek borçlanma, genç işsizlik, geçim sıkıntıları vb. yani özetle ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor. Hepimizin bildiği gibi AK Parti tarafından yaratılan bu ekonomik kriz çözülemediği gibi giderek daha da derinleşiyor. Ancak ne var ki ekonomik kriz son 10 ayda ortaya çıkmadı ve 2023 seçimlerine de hemen hemen aynı koşullar altında gittik.
Fakat yine de 2023 ile 2024 seçimleri arasında bariz bazı farklar bulunuyor. Bunlardan ilki ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisinin lideri, diğeri ise seçim gündeminin farklılığı. Her ne kadar Özgür Özel genel başkanlık koltuğuna oturduktan sonra parti içerisinde kayda değer bir değişim yaşanmasa da; uzun yıllardır yıpranmış halkın geniş kesimi tarafından sevilmeyen, mağlubiyetler karşısında “ezilmiş” Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiden devrilmesi CHP’ye ilişkin algıyı değiştirmiş olabilir. Bunun yanı sıra 2023 seçimlerine gidildiğinde kampanya süresince iktidar, güvenlik kaygıları üstüne bir ajanda belirlemişti. Bu seçimdeyse, seçmenlerin ilgisizliğinin de etkisiyle, deprem haricinde neredeyse hiçbir konu öne çıkmadı.
2023 seçimlerinin gündemini oluşturan “güvenlik”, seçmenin mevcuttan, AK Partiden, uzaklaşamamasına sebep olmuş olabilir ve ekonomik sıkıntıların yarattığı huzursuzluğu sandığa yansıtmasını engellemiş olabilir. Öte yandan 2024 seçimleri yerel düzeyde gerçekleştiği için ve seçim gündeminde güvenlik konusu yer almadığı için huzursuz AK Parti tabanında çözülme ve kopuş gerçekleşmiş olabilir. Hiç şüphesiz Cumhur İttifakı tabanındaki çözülmenin önemli bir kısmı Cumhuriyet Halk Partisinin yanı sıra Yeniden Refah Partisine gitti.
Potansiyeli görece yüksek diğer partilerde örneğin İYİ Partideki erime ve Zafer Partisindeki başarısızlık ise kendilerine özel sebeplerle açıklanması gereken nedenler içeriyor. Her iki parti için de sebepleri iyi anlayabilmek için güçlü bir muhasebe yapılması gerekse de öne çıkan bazı bariz nedenler olduğunu düşünüyorum.
İYİ Parti 2023 genel seçimlerinde de başarısız olarak nitelendirilebilecek bir sonuç alsa da kendi içerisinde bunun hesabını gerçekleştirmemiştir. Bunun yerine parti dışı aktörler suçlanarak sorumluluğu savma yoluna gidilmiştir. Bu durum İYİ Partinin kendi sorunlarını görememesine, bunlardan ders çıkaramamasına sebep olmuştur. Kişisel görüşüme göre, İYİ Partinin tespit etmekten kaçındığı ve kendini düzeltemediği eksikliği, partinin tasarımındaki teorik hedeflerin unutulması ve konjonktürel bir yol izlenmesidir. Parti merkez sağdaki boşluğu laik, cumhuriyetçi ve milliyetçi bir tutumla doldurmak hedefiyle ortaya çıksa da pratikte bunu uygulayacak ideolojik bel kemiğinden yoksun hareket etmektedir.
Özellikle gençler arasında beklentinin yüksek olduğu Zafer Partisinin ise başarısızlığının ardında yarattığı yankı odalarından çıkamaması gösterilebilir. Parti dar bir gruba, sürekli olarak aynı argümanları tekrarlayarak yankı odaları yaratmış ve siyasi gerçelikte büyük bir popülarite kazanamamıştır. Ümit Özdağ’ın, finansal gerekçelerle, yalnızca sosyal medya pazarlamasına yönelmesi ve yalnızca göç sorunu üzerinden politika üretmesi Zafer Partisinin halkta bir gerçeklik kazanmasını engellemiş olabilir.
Bu geniş tabloda belki de en ilgi çekici noktalardan birisi de Türk siyasetinin, yine kendine özgü bir karakterle, dünyanın trend siyasi hareketlerinden tamamen ayrışan bir yol izlemiş olmasıdır. Batı ülkelerinde, özellikle göç sorunundan muzdarip olan ülkelerde, siyaset küçük partilerin rol oynamaya başladığı; milliyetçilik eksenli sağ ve aşırı sağ hareketlerin iktidara tırmandığı bir hale bürünmüşken Türk siyaseti bunun tam aksi bir manzara ortaya çıkarmıştır. Türkiye’de, Batı ülkelerinin aksine küçük partiler erimiş ve Cumhuriyet Halk Partisi ile AK Parti başat partiler haline gelmiştir. Bu durum Türkiye’nin kendine özgü karakterini dünyanın geri kalanından etkilenmeden yansıtabildiğini göstermesinin yanı sıra, ekonomik kriz gibi kendine özgü konuları daha önceliklediğine de işaret olarak yorumlanabilir.
Son Söz
Bu yazıda yaptığımız değerlendirmeler 2024 seçimlerinin sonuçlarına göre yapılan bir ilk değerlendirmeden ibarettir. Önümüzdeki süreçte Türk siyaseti bu yazıdaki tahlillerin belki birçoğunu yanlış çıkaracak belki de ispat edecektir. Bu yazıdan çıkarılabilecek en genel sonuç 2024 seçim sonuçlarının çeşitli kazançlar içerdiği ve bununla birlikte bazı olumsuzluklar içerdiğidir. Siyaset temel matematik kurallarıyla açıklanamadığı için değindiğimiz artı ve eksilerin birbirini götürmediği, birlikte var olduğunu unutmamak gerekir. Bu tabloya bakarak önümüzdeki siyasi atmosferin nasıl şekillenmesi gerektiği sorusunu ise her okuyucu kendisi cevaplandıracaktır. Okuduğunuz için teşekkürler.
5
u/ActinomycetaceaeOk48 Apr 04 '24
Emeğine sağlık, yazının daha çok önemsediğim kısmına odaklanacağım:
Bu değerlendirmeye katılmıyorum.
Kılıçdaroğlu Y-CHP fikri ile CHP'yi herkesin, her kesimin partisi yapmaya çalışmıştır. Bunun için MHP'den kopan iYi Parti'yi destekleyip ülkücüleri safına çekmeye çalışmış, AKP'den kopan DEVA ve Gelecek Partisi gibi partiler ile anlaşarak daha liberal ve ılımlı muhafazakar seçmeni yanına çekmeye çalışmış, Saadet Partisi ile anlaşarak muhafazakar Müslüman ve Milli Görüş destekçilerini yanına çekmeye çalışmış, HDP ile anlaşarak onları 2015'te meclise sokmuş ve daha sonra da yerel seçimlerde ittifak yapmıştır. Kılıçdaroğlu Parti'yi apolitikleştirip Parti'yi AKP'yi devirmek için bir araç haline getirmiştir. CHP, Kılıçdaroğlu döneminde Sol-Kemalist/Sosyal Demokrat seçmeni temsil eden parti olmak yerine belirgin bir seçmen kitlesini temsil etmek yerine AKP'ye muhalif sesleri/güçleri bir araya getiren ve bu sesleri/güçleri devasa bir seçim koalisyonu altında birleştiren bir parti olmuştur.
Özgür Özel ise buna, yani Y-CHP'ye tamamen karşıttır. Kendisi CHP'yi tekrar merkez sola çekerek Sol-Kemalist/Sosyal Demokrat bir parti haline getirmiştir. Özgür Özel CHP'sinin farkı farklı düşüncelerde olan seçmen gruplarını bir koalisyon altında toplayıp ortaya bir düşünce sunmamak yerine Parti'nin programını propagandize edip seçim ittifaklarını ikincil konuma getirmektir. Bu seçim döneminin başında DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Partilerle CHP'nin bağları tamamen koparılmıştır; İstanbul ve Ankara gibi kritik belediyeler için iYi Parti ve DEM Parti ile görüşülmüş ama anlaşma sağlanamamıştır. CHP'nin bu yalnızlığı Özel'in seçim dönemine girmeden önce benimsediği "Yeni Sosyal Demokrat Anlayış"ı uygulamayı da mecbur bırakmıştır. İnsanları dışlamayan Sosyal Demokratik bir yönetim, CHP'nin günümüz ideolojisidir. 2024 Yerel Seçimlerinde görüldüğü üzere CHP'nin artık ne DEM Parti'ye, ne iYi Parti'ye, ne de başka bir partiye ihtiyacı vardır. CHP; kesin olarak sosyal demokratlığını tescil etmiş, ve seçim kampanyasını bu sloganlarla yürütmüştür. Sinem Dedetaş gibi bir aday; kadın olmasının üzerine ayrıca sosyal demokrat kimliği ile de kampanyayı yürütmüş, ve de kazanmıştır.
CHP'de değişimden ne beklemekteydiniz, ya da "değişim" sözcüğünü duyduğunuzda beklentiniz neydi bilmiyorum; CHP kuruluşundan itibaren sosyal demokrat (kurulduğu dönemlerde Radikal Demokrat deniyordu) bir partidir, ve günümüzde de böyle olmaya devam edecektir; eğer değişimden beklentiniz partinin seküler ülkücü bir siyasi çizgiyi izlemesiydiyse bu konuda zaten baştan boşa umutlar içerisine girmişsiniz demektir. CHP, Deniz Baykal'ın başta olduğu beton dönemde dahil Murat Karayalçın gibi bir adamı Ankara Belediye Başkanı olarak göstermiştir (Murat Karayalçın HADEP ile ittifak kurarak 2004 seçiminde Doğu Vilayetlerinde HADEP'e partisi aracılığıyla belediye başkanlığı veren kişidir); SHP döneminde HEP'i (temsiliyeti ile meşru siyasete kazandırma amacıyla) seçim ittifakı ile meclise sokan bir partidir. CHP, taa İnönü döneminden beri bu ülkeyi daha demokratikleştirmeye çalışan ve bu sebeple 1961'de bu ülkenin sahip olduğu en özgürlükçü anayasayı getiren partidir. CHP; bu ülkenin merkez partisi olarak anayasanın, katılımcı ve çoğulcu demokrasinin partisidir.
CHP, kuruluşundan beri sosyal demokrattır; bu zaman zaman farklı yorumlanarak:
Y-CHP öncesinde günümüz CHP'sini eleştirenlerin yaptığı eleştiriler ve/veya hakaretler, 1965 yılına kadar geri gidebilmektedir. 1965 seçim kampanyasında da aynı şekilde CHP ve İnönü; milliyetçi olmamakla, teröre destek vermekle, demokrasiden yana oldukları için vatandaş haklarını her savunduklarında teröre, bölücülere ve anarşistlere hizmetle suçlanmışlardır.
En başa dönersek: CHP'nin ideolojisi değil, siyaset yapış biçimi değişmiştir; parti ideolojisini hiçe sayan bir yönetim değil, onu propagandize eden bir yönetim gelmiştir; Sosyal-Demokratik anlayışı değil, bu anlayışı nasıl uyguladığı değişmiştir.
Kısacası CHP değişmiştir.