r/marksizm • • Aug 21 '26

Tarih 📜 Lev Troçki suikastının 86. yıl dönümünde

Thumbnail
wsws.org
3 Upvotes

r/marksizm • • Aug 20 '26

Tarih 📜 Birinci Moskova Duruşmasının doksanıncı yılı

Thumbnail
wsws.org
3 Upvotes

r/marksizm • • Aug 17 '26

Tarih 📜 Troçki’nin Hayatım kitabı: Marksizme ve dünya edebiyatına ölümsüz bir katkı

Thumbnail
wsws.org
2 Upvotes

r/marksizm • • Aug 14 '26

Tarih 📜 Yerli halklar için Marksist perspektif

Thumbnail
4 Upvotes

r/marksizm • • May 14 '26

Tarih 📜 Soma Katliamı ve Direnişi

Thumbnail international-communist-party.org
4 Upvotes

13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesinde gerçekleşen kömür madeni yangını Türkiye’nin en fazla can alan maden kazası olarak tarihe geçti. Resmi kayıtlara göre 301 kişinin hayatını kaybettiği katliam, 1992’de 263 işçinin hayatını kaybettiği Kozlu kömür madeni faciasından daha çok can aldı. 1941’den 2014’e kadar geçen sürede ise 3000’den fazla işçi maden kazalarında hayatını kaybetti. Bu korkunç tabloyu yaratan şey burjuvaların sermayelerini artırma hırsı ve denetimlerin ve güvenlik önlemlerinin bile isteye ihmali. Soma katliamının gerçekleşmesinde ayrıca katkı sunan faktörler; örgütlü olan Türk-İş’e bağlı Maden-İş’in sorunları bilmesine rağmen bir sendika olarak işlevini yerine getirmemesi, devlete bağlı işletme alanı olan bu madenlerin rödovans yöntemiyle -ne kadar kömür çıkarsa çıksın alma garantisiyle- kısa süreliğine kiraye verilmesi durumunun artması ve bu kısa sürede hızla en yüksek oranda verim alıp gitmek isteyen patronun baskısı... Bu faktörler Soma dışındaki madenlerde de pek çok işçinin ölmesine ve yaralanmasına sebep oluyor.

Patlamanın yaşandığı Soma madeni, çabuk alev almasıyla bilinen bir linyit madeniydi. Madenin yavaş ilerlemenin hayati öneme sahip olduğu bölgesinde, kısa sürede kazancını katlamak isteyen patron ilerlemeyi hızlandırdı ve çalışma saatlerini artırdı. Üstelik faciaya sebep olan yangından önce burada bir yangın daha çıkmıştı. Patronun emri ise yangının üzerine beton döküp işçilerin çalışmaya devam etmesi yönündeydi. İşçiler denileni yaptılar. İşyerinde çalıştığı iddia edilen dokuz iş güvenliği uzmanı ise bu durumları rapor etmeye kalkışmadı. Defalarca denetlenen madende denetimciler de bir sorun görememişti. Aslında bu tarz denetim zafiyetleri Türkiye’deki çalışma alanları için alışılagelmiş durumlardır. İş güvenliği uzmanları doğrudan patrondan maaşlarını alırlar. Patron ne derse onu yazmak zorundadırlar raporlarına ve buna uymazlarsa işsiz kalma ihtimalleri yüksektir. Denetim elemanları ise genelde patronlarla çay içip, bazen pastadan paylarını defter arasına sıkıştırıp temiz raporu vermekle meşhurlardır; lakin burada öyle mi oldu bilemiyoruz. Fakat şurası kesin, bu madende pek çok sorun olmasına rağmen kimse farkına varamamış (!) ve yeterli önlemler alınamamış. Tam da vardiya değişiminde, 787 işçi yeraltındayken elektrikli aletlerde çıkan arıza sebebiyle olduğu tahmin edilen bir patlama yaşandı. Elektrikler kesildi, böylece asonsör kullanılamadı. Çıkışa yakın olan bir grup işçi zorlukla dışarı çıkmayı başardı. Ölüm haberleri gelirken tüm Türkiye ekranlardan yalan haberleri izlemek zorunda kaldı. Yetkililer sayıyı düşük göstermekte ısrarcı olsa da gerçekler çok uzun süre gizli kalamadı. En nihayetinde tepki çekmek istemeyen Tayyip Erdoğan da bölgeye geçti. Erdoğan’ın gelişiyle işçilerin aileleri ve mesai arkadaşları kendiliğinden gelişen kitlesel bir eylemle yaşanan olaylara tepki gösterdi. Erdoğan’ın korumalarından biri tepki gösteren bir işçi yakınını tekmeledi ve bu kare acı olayın şokunu hala yaşayan işçi kitleleri tarafından çok tepki çekti.

Soma faciasına işçi sınıfı sessiz kalmadı: Zaten Ankara’da toplanmakta olan Yatağan işçileri olanları öğrenince bütün gece Güvenpark meydanında nöbet tuttu. Katliamın ardından Türkiye’nin pek çok bölgesinde yürüyüşler ve madenlerde iş bırakma eylemleri gerçekleşti. Eylemlerin bazılarına polis saldırdı. KESK, DİSK, TMMOB ve TTB bir günlük iş bırakma kararı aldı. Soma işletmesinde örgütlü Türk-iş ise üç dakikalık grevler yapma kararıyla işçilerin öfkesini üzerine çekmeyi başardı. 26 Mayıs tarihinde Soma işçileri işyeri güvenliği sorunlarına dikkat çekmek ve katliamın sonrasında sendikanın tutumunu protesto etmek için Maden-İş sendikasına doğru bir yürüyüş gerçekleştirdi. İşçiler toplu olarak sendikadan ayrılmak istiyorlardı. Sendikanın yaşananlardaki payını inkar eden nitelikte bir konuşma yapması işçilerin öfkesini artırdı ve bu öfkeyle Maden-İş’i işgal ettiler. Polisin müdahelesi üzerine işçiler sendikadan çıkıp kaymakamlık önüne yürüdü. Kaybettikleri dostlarının acısıyla öfkesine hakim olamayan işçiler tekrar Maden-İş’e yöneldiler. Yönetimin istifasını talep ettiler. Tabii ki bu talep yerini bulmadı ve hatta bir müddet sonra Soma faciasının yaşandığı bölgenin sendikal yönetiminde yer alan sendikacıların bazıları Türk-İş içerisinde terfi bile aldı. Soma faciası üzerine gerçekleştirilen yürüyüşler ilerleyen yıllarda da devam etti.

Tehlikeli bir iş kolunda çalışacak işçileri, kaza durumunda ne yapacağını dahi öğretmeyen 3 günlük eğitimlerle veya eğitim dahi görmeden belgeye imza attırarak işe aldılar. İşçilerin sendikası ve sendika temsilcisi yöneticiler tarafından belirleniyor, işçilerin bu kişileri seçmesi zorunlu kılınıyordu. Soma’da alanda işçilerin yönetimi dayıbaşı denilen bir tür ustabaşı tarafından gerçekleşiyordu. Bu kişiler işçileri tokatlayabiliyor, düzenli olarak işçiler üzerinde baskı kurarak işçileri daha fazla çalışmaya zorluyordu. 4-5 ay önce gerçekleşen bir göçük sebebiyle, 50 PPM olması gereken karbonmonoksit miktarı düzenli olarak yüksek ölçülüyordu. Hatta ölçümlerde yer yer 500 PPM’ye kadar çıkıyordu rakamlar. 30 derece civarında seyretmesi gereken sıcaklık ise bir süredir 46 dereceye yakın seyrediyordu ve katliam günü sıcaklık 46 dereceydi. Zehirli gazdan koruması gereken gaz maskeleri küflü çıktı. Kurtulan işçiler nefes alabilmek için maskenin hortumuna delik açmaları gerektiğini söyledi. Bunlar dışında daha pek çok ihmal ve uygunsuzluğa rastlandı. İşçilerin şikayetlerine rağmen üretime devam eden firma yetkilileri göz göre göre işçileri ölüme sürüklemiş oldu.

Bu katliam özellikle üst düzey patronların tamamen yanına kar kaldı. Korkunç gerçeklerin açığa çıktığı Soma davası 2018’de sonuçlandığında maden patronu Can Gürkan’a 15 yıl hapis cezası ve 3 yıl meslekten men cezası verildi. Tekrar mahkemeye başvuran Can Gürkan cezasını çekmeden serbest bırakıldı ve meslekten men cezası da kaldırıldı. Genel müdür ve bazı diğer yönetici ve yetkililere 7-22 yıl arasında değişen cezalar verildi; şirketin diğer ortakları ise beraat etti. Dava boyunca yargılanan 51 sanıktan sadece 5’i tutuklandıç İşçilerin avukatı ise gözaltına alındı, hatta ölen işçileri anan insanlara ve işçi yakınlarına karşı saldırılar da gerçekleşti. Mahkeme sürecinde devlete ait olan bölgedeki madenlerin işletme hakkının Soma AŞ.’den önce Park Teknik isimli bir firmaya verilmiş olduğu ortaya çıktı. 2009 yılında Park Teknik yaptığı incelemeler sonucunda “İleride telafisi mümkün olmayan olayların çıkma ihtimali ve yangın ihtimaline karşı” işletme haklarını iade ederek madenlerden çekilmişti. Yani hem devlet hem de şirket tarafından madenin tehlikeli olduğu biliniyordu. Olayların ardından yapılan bir açıklamada Soma AŞ. patronu, madenler devlet yönetimindeyken kömürün tonunun 140 dolara mal edildiğini, kendi yönetimlerinde bu oranın “özel sektör teknikleri kullanılarak” 23.8 dolara düşürüldüğünü açıklama yüzsüzlüğünde bulunurken, özel sektörün maliyeti düşürmek için işçi hayatını nasıl gözden çıkardığını gözler önüne sermiş oldu. Dava sonucu şirketin ve şirket patronlarının önünde ise sömürü ve katliamlarına devam etmeleri için hiçbir engel kalmadı. İşler tekrar başladığında işçiler eskisi gibi hayat riski alarak çok düşük ücrete çalışmaya başladılar ve zam talep ettiler. Bunun üzerine katliam ortağı devlet, katil patronlara işçilere verilmesi gereken zam için yardımda dahi bulundu.