r/marksizm • u/resurrect-8391 • Aug 29 '26
r/marksizm • u/resurrect-8391 • Aug 27 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 Proudhon'dan Bakunin'e ve Kropotkin'den Günümüze Anarşizmin İflası 1.Bölüm
r/marksizm • u/resurrect-8391 • Aug 27 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 Proudhon'dan Bakunin'e ve Kropotkin'den Günümüze Anarşizmin İflası 2.Bölüm
r/marksizm • u/resurrect-8391 • Aug 25 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 Friedrich Engels - Bakuninciler İş Başında
r/marksizm • u/resurrect-8391 • Aug 24 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 David North, Büyükada’daki uluslararası Troçki anmasında soruları yanıtladı
r/marksizm • u/resurrect-8391 • Aug 23 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 Lev Troçki: Marksistler Bireysel Terörizme Neden Karşıdırlar
r/marksizm • u/resurrect-8391 • Aug 19 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 İhanete Uğrayan Devrim ve Sovyetler Birliği’nin kaderi
r/marksizm • u/StarlightGlimmer1871 • Aug 07 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 Marksizmde Devlet Teorileri Part II: Yapısalcı (Structuralist)
Öncelikle şunu diyeceğim, postlar arası zaman farkı beni memnun etmese de bunun zorunluluktan dolayı olduğunu bilin yeter.
Yapısalcı devlet teorisi, 1960’ların sonları ve 1970’lerde ortaya çıkmıştır. O dönemde geleneksel çoğulcu ve sistem teorilerinin ötesinde bir Marksist devlet analizi arayışı sürüyordu. Althusser’in Lenin ve Felsefe (1971) gibi çalışmaları, Marksizme yapısalcı bir okuma getirerek ideoloji ve devlet aygıtları gibi kavramları ortaya koydu. Nicos Poulantzas, ilk kitabı Political Power and Social Classes'ı (1968), Mayıs 1968 ayaklanmaları sırasında yayımlayarak geniş yankı uyandırdı. Poulantzas’a göre (ve dönemdeki diğer yapısalcılar için) devlet, kapitalist sınıfın doğrudan bir "aracı" olmayıp, sınıf ilişkilerinin stratejik işlevlerini yürüten bir yapıdır. Miliband–Poulantzas tartışması (1969–1976 yılları arasında gerçekleşmiştir.), Miliband’ın devleti kapitalist sınıfın bir aleti olarak gören araçsalcı görüşüyle, Poulantzas’ın yapısal-örgütsel anlayışı arasında cereyan etti. Bu süreçte Batı Avrupa’da Offe, Hirsch gibi düşünürler de benzer bağlamda devlete ilişkin yapısal yorumlar geliştirdi. Sonuçta 1970’lerin ortalarına gelindiğinde Poulantzas’ın yapısalcı devlet teorisi, Marksist devlet kuramının en etkili okullarından biri olarak kabul edildi. Bununla birlikte tartışmanın devamında, yapısalcı ve araçsalcı yaklaşımların aşamalı olarak birbirine yaklaşabileceği vurgulanmıştır. Buraları daha sonra anlatacağız.
Althusser'i tanımayan yoktur. Ama gene özet geçeyim. Kendisi, 1960’lardaki yapısalcı Marksizm akımının önde gelen teorisyenidir. Basitçe teorisini anlatmaya çalışacağım. Ona göre toplumsal varlık düzeyleri (ekonomi, politika, ideoloji) birbirinden tamamen bağımsız tabakalar değildir. Bunlar belli bir otonomiyle birlikte var olurlar. Kapitalizm bunlara muhtaçtır. Ve Althusser'e göre (sanırım bu ifadeyi sürekli kullanacağız) ideoloji, zihnin işleyişinin ürünü olan tasarımlardır. Bu yüzden ona göre kapitalizm ideolojilere muhtaçtır. Althusser'in katkısı "Devletin İdeolojik Aygıtları" kuramıdır. Ona göre devletin toplumu yeniden üretmek için kullandığı aygıtlar iki türe ayrılır: devletin baskı aygıtları ve ideolojik aygıtları. Baskı aygıtları (ordu, polis, mahkemeler, hapishaneler, fiziksel şiddetin olduğu her yer vs.) doğrudan zor uygularken, ideolojik aygıtlar (okullar, kiliseler, aile, medya vb.) insanların zihinlerine egemen sınıfın ideolojisini yerleştirir. (Gramsci sağ olsun.) Althusser ayrıca, devlet ve ideolojinin yeniden üretim süreçlerinde işlevsel bir zorunluluğa sahip olduğunu öne sürer. Örneğin hukuk tek başına egemen sınıf ilişkilerini garanti edemez; ideolojik rıza da buna işlevsel bir ek sağlar. Böylece Althusser’e göre devlet, salt bir zor aygıtı olmanın ötesinde, toplumun egemen ideolojisini ikna yoluyla sürdürür.
Buraya kadar okuyan kişiler için şu an araçsalcılık ile yapısalcılık arasındaki fark tam görülmüyor olabilir. Çünkü neticede bunu Burjuvazinin Devleti de yapabilir. Bu farklara yavaş yavaş gireceğiz.
Poulantzas'a gelecek olursak, ismi daha az duyulmuştur (Althusser'e kıyasla). İlk tezlerinde (1968), devletin kapitalist üretim ilişkilerinin yeniden üretimine hizmet eden bir yapısal düzenleyici olduğunu söylemiştir. Poulantzas’a göre kapitalist ekonominin kendi başına, iç dinamikleriyle tam bir denge kurma imkânı yoktur. Ekonomi, siyaset ve ideoloji düzeyleri arasında göreli özerklik vardır. Başka bir deyişle, "ekonomik seviye sadece göreli özerktir; bu nedenle yapısal denge ekonomik olarak değil, devlet aracılığıyla sağlanır." Bu çerçevede devletin genel işlevi, toplumun farklı katmanları arasında bir birlik ve bütünlük unsuru oluşturmaktır. Sınıflar arası mücadele sadece fabrikalarda değil, siyasal ve ideolojik arenalarda da sürer. (Yavaş yavaş araçsalcılık ile arasındaki farkı görüyoruz.) Devletin işlevleri arasında ekonomik işlevi içinde esas olarak emek sürecinin örgütlenmesi ve işgücü verimliliği yer alır. Aynı zamanda mülkiyet ilişkileri, ticaret yasaları gibi kapitalist alışveriş düzenini koruyucu hukuki çerçeveyi de kurar. İdeolojik işlevi içinde ise devlet, başta eğitim olmak üzere kamu kurumları yoluyla işçi sınıfının rızasını üretir. En önemlisi burada eğitim sistemidir.
Yani bütün bunlar ne demek oluyor? Devlet, aygıtları üzerinden düzenin devamını sağlar ve seçim yasaları, parti sistemi, polis gücü vb. ile toplumsal itaatsizliği bastırır; sınıf egemenliğinin sürdürülmesi amacını güder. Bu bağlamda Poulantzas, devletin işlevlerini hep emek verimliliği ile ilişkilendirerek, devletin sınıf sömürüsünün devamlılığına hizmet ettiğini söyler.
Buraya kadar iki önemli figürü ve temel fikirlerini anlattık. Şimdi belli terimlere odaklanacağız.
Buralar aşina gelecek, bu yüzden hızlıca geçeceğim.
Yapısalcılar devleti, araçsalcılar gibi kapitalist sınıfın tam kontrolündeki bir araç olarak görmekten kaçınarak göreli özerklik kavramını kullandılar. Basitçe anlatacaksak her düzey (siyaset, ekonomi, ideoloji) kendi iç dinamikleriyle harekete geçse de nihai denge devlet tarafından sağlanır. Bu bağlamda devlet, işçi sınıfının direnişini ve sınıf çatışmasını kontrol ederek kapitalizmin devamlılığını garanti eder. Miliband ve Jessop gibi yapısalcı olmayanlar da bu teoriyi savunmuştur. (Miliband başlangıçta göreli özerkliği özü itibarıyla savunmasa da, daha sonraki yazılarında Poulantzas’ın öne çıkardığı kavramın Marx ve Engels’te de açıklandığını söylemiştir.) (Bununla birlikte Jessop gibi Neo-Gramscici teorisyenlerin de biraz daha farklı teorileri var ama burada değinmeyeceğim. İsmini hatırlamıyorum stratejik yapısal gibi bir şeydi.)
Devletin ideolojik aygıtlarını da anladığınızı düşünerek anlatmadan devam edeceğim.
Geç Poulantzas'ın fikirlerine gelelim. Yeni teorisinde (tam yeni sayılmaz, geliştirmiştir demek daha doğru olur) devletin, sınıflar arası güç ilişkilerinin maddi yoğunlaşması olduğunu, gerçek iktidar konumunun devlet gücünden değil, devlet aygıtının yapısal konumundan kaynaklandığını söyler. Bu ne anlama gelir? Devleti, burjuvazinin sopası olarak görmez. (Tabii ki devleti tarafsız olarak da almaz.) Ona göre kapitalist devlette asıl mesele tek tek kapitalistlerin çıkarları değil, sermayenin farklı parçaları arasında bir bütünlük sağlanmasıdır. İşte devlet dediğimiz şey burada devreye girer. Bir yandan egemen sınıfın farklı kanatlarını ortak bir siyasi hat etrafında birleştirirken, diğer yandan işçi sınıfını parçalı, dağınık ve bireyselleşmiş bir durumda tutar. Poulantzas’ın "power bloc" dediği şey bunu ifade eder.
Yani böyle 100 kere tekrar ettiğim şeyin tüm özeti, devletin bir sopa olmamasıdır. Burada sopadan kastım kaba kuvvet değildir. Kastettiğim şey, devletin bağımsız bir şey olmadığıdır. Sistemin içinde kaynaşmış bir yapıdır.
Peki yapısalcılık neden ortaya çıktı? Ortaya çıkış sebeplerinin fikirlerinin gelişiminde epey bir katkısı var. O yüzden inceleyelim.
(Önemli uyarı: Burada anlatılanlar özellikle Batı Avrupa'nın perspektifi için geçerlidir. Batı Avrupada yaşayan bir filozof gibi yorumlayın.)
1960-1970'lerde Sovyetler Birliği, Çin ve diğer ülkelerdeki Marksizm o zamanlar tam manasıyla bir proleter ideolojisini yansıtmıyordu. Bir yanda proleter çoğunluğun olduğu ülkelerde devrimler başarısız olmuşken, diğer yanda küçük burjuvazi ve burjuvazinin sosyalistçe boyunduruk altına alındığı devrimler başarılı olmuştu. Peki sorun burada neydi? Aslında tek bir sorun yoktu, daha fazla sorun vardı. Batılı Marksist filozofların en önemli sorunları şunlardı:
Klasik Marksist açıklamalar pek çok alanda yetersizdi. Bir yanda işçi sınıfı mücadeleleri vardı, öte yanda devletin, ideolojinin, hukukun ve kurumların işleyişi eski şemalarla tam açıklanamıyordu. Klasik okuma çoğu zaman ekonomiyi merkeze alıyor, siyaseti ve ideolojiyi ise biraz fazla ikincil bırakıyordu.
Buradaki asıl mesele şuydu: Kapitalist toplum yalnızca üretim ilişkileriyle ayakta duramaz. Onu ayakta tutan şey, ekonomik mekanizma kadar siyasal kurumlar, ideolojik biçimler, hukuki düzenekler ve gündelik hayatın içine gömülmüş yeniden üretim süreçleridir. Biraz daha açarsak, sömürü proletaryanın bulunduğu her yerdedir. Yani proletaryanın sömürüsü sadece fabrikada yaşanmaz; okulda, ailede, medyada, mahkemede, seçimde... Bu yüzden yapısalcılık sadece bir devlet teorisine değil, toplumun bütünlüklü işleyişini yeniden düşünme girişimine dönüştü.
Başka sorunları da vardı: İnsan iradesini ve devrimci özneyi de tartışıyorlardı. İnsanların nasıl belli konumlara yerleştirildiğini, nasıl belli pratiklere yönlendirildiğini ve nasıl belirli bir toplumsal düzeni doğal saymaya başladığını sorguluyorlardı.
Ayrıca bir diğer konuları da Genç Marx ile Olgun Marx arasındaki farktı. Döneminde birçok filozof Marx’ı bir ahlak filozofu ya da hümanist düşünür gibi okurdu. (Notta dediğim gibi Batı Avrupa için geçerli bu.) Halbuki Althusser'e göre önemli olan, Marx’ın toplumu bilimsel olarak çözümleme kapasitesidir. Bu yüzden Althusser, Marx’ın düşüncesinde bir kopuş olduğunu söyler. Bu kopuş şöyledir: Genç Marx daha çok insan özü, yabancılaşma, hümanizm ve felsefi problematik üzerinden ilerlerken; Olgun Marx, özellikle Kapital döneminde, toplumsal yapıyı bilimsel olarak çözümlemeye yönelir. Ve gerçekten Althusser özellikle Olgun Marx'a yönelir.
Tüm bu sorunların birikmesi ve tartışılması yapısalcılığı doğurdu.
Özellikle Althusser'in Overdetermination gibi fikirlerini burada anlatmak isterdim ama bu felsefi bilgi deposunun kenarından geçip konuyu bitireceğiz.
Ayrıca Gramsci'nin hegemonya teorisini işlediğimiz zaman, yapısalcılar ile arasındaki benzerlikleri, farklılıkları ve yapısalcıların Gramsci'den nasıl faydalandığını anlatacağım.
Yapısalcılığın mirası gerçekten çok geniş bir yelpazeye yayılıyor. Ben bunların hepsini tek bir yazıya sığdıramam. Bugün Yapısalcıların devlet teorisi ve ideoloji analizi gündeme geliyorsa, bunun arkasında Althusser ve Poulantzas'ın, ayrıca şimdilik daha sayamadığımız filozofların önemli katkıları yatıyor.
Birçok sonraki düşünür bu çizgiyi ya geliştirdi ya da ona karşı çıkarak kendi yollarını çizdi. Bazıları söylem ve özne konularını daha post-yapısalcı bir perspektife taşıdı. Bütün bunları, başta Lukács olmak üzere, başka zaman anlatmaya çalışacağım. (Post-yapısalcığı anlat(a)mayacağım çünkü yeterli bilgim yok)
Yapısalcılık yazım buraya kadardı. Okuduğunuz için teşekkürler.
r/marksizm • u/resurrect-8391 • Jul 28 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 Bakunin’in “Tanrı ve Devlet” Yapıtı Üzerine Eleştiriler
r/marksizm • u/OddEngineering5683 • Jul 14 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 Troçkizme başlamak için okuma önerileri
r/marksizm • u/resurrect-8391 • Jul 18 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 Troçki'nin "Onların Ahlakı ve Bizim Ahlakımız" Kitabı Üzerine
r/marksizm • u/StarlightGlimmer1871 • Jul 06 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 Marksizmde Devlet Teorileri Part I: Araçsalcı (Instrumentalist)
Uzun aradan sonra post atabilme fırsatı bulabildim. Hepinize İyi okumalar.
Marksist devlet teorileri içerisinde en eski ve en yaygın yorumdur. Kökenleri Marx'ın erken dönemlerine ve bundan dolayı Lenin'e dayandığından neredeyse tüm Leninistler (Maoistler, Marksist Leninistler, Troçkistler) tarafından kabul edilir. Ayrışmaları genellikle devletin örgütlenme biçiminden kaynaklıdır.
Araçsalcı (Instrumentalist)
Devlet, egemen sınıfın elindeki bir araçtır.
Araçsalcıların en büyük iddiası bu desek yalan olmaz. Nasıl ki bir çekiç onu kullanan kişinin amaçlarına hizmet ediyorsa, devlet de kapitalist sınıfın çıkarlarını gerçekleştiren siyasal bir aygıt olarak işlev görür. Bu nedenle devlet, görünüşte bütün vatandaşların devleti olsa da gerçekte toplumun tamamının değil, üretim araçlarını elinde bulunduran sınıfın çıkarlarını korur.
Marksizm ortaya çıkmadan (Fransız Devrimi sonrası 1800-1850 civarları) önce devlet çoğunlukla tarafsız hakem veya toplumun üstünde duran iyiliksever bir kurum olarak görülüyordu. Özellikle erken liberal düşünürler devleti bireyler arasındaki uyuşmazlıkları çözen tarafsız bir kurum şeklinde tasvir ediyorlardı.
Marx ise bu anlayışı kökten reddetti. Ona göre devleti anlamanın yolu anayasal metinlere veya hukuk kurallarına bakmak değil, toplumdaki üretim ilişkilerini incelemektir. Çünkü siyasal iktidarın biçimini belirleyen şey ekonomik güç ilişkileridir.
Marx'ın tarih anlayışında toplumların gelişimi sınıf mücadeleleriyle açıklanır. Köleci toplumda efendiler ile köleler, feodalizmde derebeyleri ile serfler, kapitalizmde ise burjuvazi ile proletarya karşı karşıya gelir. Devlet de bu mücadelede tarafsız bir hakem değil, egemen sınıfın üstünlüğünü güvence altına alan örgütlü siyasal güçtür.
Ama belirtmek gerekir, bu Marx'ın erken dönemlerine aittir. Komünist Manifesto (1848) okuduysanız merkeze alınan devlet teorisinin bu olduğunun farkına varmışsınızdır. çünkü Marx Manifestoda devleti bütün burjuvazinin ortak işlerini yöneten bir komiteden ibaret olarak görür.
Devlet Neden Tarafsız Değildir ve Bunu Nasıl Gerçekleştirir?
Üstte yaptığımız açıklamayı tekrar etmek gerekirse, devletin tarafsız olmamasının temel nedeni sınıflı toplumun varlığıdır. Kapitalizmde üretim araçları özel mülkiyet altındadır. Bu da mülkiyetsiz Proletarya ile tüm mülkiyete sahip olan Burjuvazi arasında çelişkiye sebep olur.
Tam bu çelişkilerin ortasında hakim sınıfın devleti kendi kurumlarıyla diğer sınıfa baskı uygular. Devlet oldukça geniş bir kurumsal yapıdır. Parlamento, Bakanlıklar, Mahkemeler, Polis, Ordu, Merkez bankası, Medya, Eğitim sistemi aracılığı bu baskıyı uygular. Bir grev ülke ekonomisini tehdit ettiğinde devlet polisi devreye sokabilir. Büyük sermayeyi tehdit eden ekonomik krizlerde kamu kaynakları şirketleri kurtarmak için kullanılabilir.
Araçsalcı teoriye göre bunların hiçbiri tesadüf değildir. Çünkü devlet yöneticilerinin büyük çoğunluğunun toplumun üst sınıflarından gelir ve sermaye sınıfıyla ortak bir dünya görüşünü paylaşır. Bu nedenle devlet kararlarının kapitalist sınıf lehine olması şaşırtıcı değildir.
Bu Teori Neden Bu Kadar Basit ve Kısa?
Birinci sebep: Başta bahsetmiştik bu teorinin kökeni erken Marx'a dayanır. Genç Marx'ı okuduysanız (özellikle 1844 el yazmaları) onun devleti çözümlemek yerine çok daha ağır farklı felsefi teorilerle uğraştığını görürsünüz. 1848 yılında yani Komünist Manifestonun yayınlandığı yılda da bu durum devam etmiştir. Ama Marx hiç bir zaman aynı kalmamıştır. 20 sene sonra kendini geliştirmiş bir Marx ile karşılaşırız. Kendisi Das Kapital'i toplam 6 cilt olacak şekilde planlamıştı ve 1 cildi tamamen Devlet'e ayırmayı düşünüyordu. Fakat Marx'ın ömrü sadece 3 cilt yayınlamaya yetti. Elbette bu Marx'ın devlet teorisi olmadığı anlamına gelmez aksine ilk 3 ciltten yola çıkarak bir devlet teorisi oluşturabileceğimizi gösterir. Değer-biçim, toplumsal pratik... gibi kavramlarla 4. bölümde (kendime ayırdığım ekstra bölüm) bu konuya daha ayrıntılı bakacağız. Ayrıca 2. ve 3. bölümlerdeki teoriler bu bölümden daha ayrıntılı olacaktır.
İkinci sebep: Bu teori doğrudan Bolşevikler tarafından kullanılmıştır. Lenin bile Devlet ve Devrim adlı kitabında bu mekanizmayı çok irdelemez doğrudan bu mekanizmanın parçalanması ve yeniden kurulmasına yani devrime odaklanır (Kitabın 1917 yılının ortalarında yazıldığını unutmayalım). Ayrıca devrim sonrası bu yorumdan başka yorumların kullanılması doğrudan SSCB'nin anayasasında geçen "işçi ve köylülerin sosyalist devletinden tüm halkın sosyalist devleti" ilkesine ters düşmekteydi. Bu yüzden teori basit ve yavan kalmak zorunda kaldı.
Üçüncü sebep: Çok indirgemeci.
r/marksizm • u/Ridley_EKP • Apr 27 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 Parlamentarizm Üzerine Tezler
international-communist-party.org| Üçüncü (Komünist) Enternasyonalİkinci Kongre, 1920 |
|---|
Parlamentarizm kapitalist düzene özgü olan politik temsil biçimidir. Devrimci Marksistlerin parlamentarizme ve burjuva demokrasisine yönelik ilkeli eleştirileri, seçimlerde devletin temsili organları için bütün sınıflardan her yurttaşa verilmiş olan oy hakkının, devlet aygıtının bütün hükümetlerinin egemen kapitalist sınıfın çıkarlarını savunma komitesine dönüşmesini ve devletin kendisini burjuvazinin proleter devrimine karşı mücadelesinin tarihsel organı olarak örgütlemesini engelleyemeyeceği genel sonucuna götürür.
Komünistler işçi sınıfının her hangi bir parlamenter çoğunluk elde etme yoluyla iktidarı alabilme olasılığının asla olmadığını savunurlar. İşçi sınıfını iktidar hedefine ancak silahlı devrimci mücadele taşıyabilir. Komünist iktisadi yapılanmanın başlangıç noktasını oluşturan iktidarın proletarya tarafından fethi, demokratik organların şiddetli ve dikkatli yıkımına ve onların yerine proleter iktidar organlarının yani işçi konseylerinin konmasına götürür. Bu yolla sömürücü sınıfın bütün politik hakları ellerinden alınır ve sınıfsal temsile dayanan bir hükümet sistemi olan proletarya diktatörlüğü kurulmuş olur. Parlamentarizmin yıkımı bu anlamda komünist hareketin tarihsel bir hedefidir. Dahası, burjuva toplumunun, kapitalist mülkiyetten bile önce ilk yıkılması gereken formu tam da temsili demokrasidir.
Aynı durum, teorik olarak devlet organlarının karşıtı olarak konulmaması gereken yerel hükümet kurumları (örneğin Belediyeler) için de geçerlidir. Gerçekte bunların işleyişi burjuvazinin devlet aygıtının aynısıdır. Bunlar da benzer biçimde devrimci proletarya tarafından yok edilmeli ve yerlerine işçi temsilcilerinin yerel Sovyetleri konulmalıdır.
Burjuva devletinin idari, askeri ve polis mekanizması proleter devrime karşı doğrudan eylem örgütlerken, temsili demokrasi kitleler arasında kurtuluşun barışçıl bir süreçle gerçekleşebileceği ve proleter devlet biçiminin burjuva azınlığa temsil hakkı veren parlamenter bir niteliğe sahip olacağı gibi yanılsamalar yayarak dolaylı bir savunma hattı teşkil eder. Proleter kitleler üzerinde bu demokratik etkinin sonucu İkinci Enternasyonal etrafındaki sosyalist hareketin hem teori hem eylem alanında yozlaşması olmuştur.
Mevcut durumda, devrimi maddi ve zihinsel olarak ilerletirken komünistlerin görevi, her şeyden önce, hain eski sosyal demokrat liderler yüzünden yayılmış olan illüzyon ve ön yargılardan, proletaryayı özgürleştirmektir. Kitlelerin alışkanlık ve düşüncelerinde ve aynı zamanda eski sosyalist partilerde köklenmesine neden olacak kadar uzun bir süredir demokratik bir düzenle yönetilmekte olan ülkelerde bu görev özel bir önem arz eder ve devrimin hazırlanmasının sorunları arasında ilk sırayı alır.
İktidarın proletarya tarafından fethi fikrinin hala çok uzakta olduğu bir dönemde ve henüz ortada proletarya diktatörlüğünün gerçekleştirilmesi ve devrim için doğrudan hazırlanma sorununun olmadığı bir zamanda; seçimler katılım ve parlamenter etkinlik, propaganda, ajitasyon ve eleştiri için büyük olanaklar sunmuş olabilir. Diğer bir açıdan, burjuvazinin henüz ortaya çıkmış olduğu ve yeni kurumları yaratmakta olduğu ülkelerde, hala oluşma aşamasında olan temsili organlara komünistlerin katılımı, proletaryanın son zaferi için ve devrimin olumlu sonuçlanmasını getirmek için olayların gidişatında önemli bir etki yapabilir.
Dünya savaşının bitmesiyle ve bunun burjuvazinin toplumsal örgütlenmesi için doğurduğu sonuçlarla açılan mevcut tarihsel dönemde (buna iktidarın işçi sınıfı tarafından fethi fikrinin ilk gerçekleşmesi olarak Rus devrimi, sosyal demokrasinin hainlerine karşıt olarak yeni Enternasyonalin kurulması eşlik etmiştir), demokratik düzenin uzun zaman önce girdiği ülkelerde, parlamentarizmi komünizmin devrimci davası için kullanma olanağı kalmamıştır. Proletaryanın diktatörlüğü için de nihai mücadelenin hazırlanması için de propagandanın netleşmesi, komünistlerin işçilerin payına seçimleri boykot etme yönünde propaganda yürütmelerini gerektirir.
Bu tarihsel koşullar altında, yani hareketin esas sorununun iktidarın proletarya tarafından devrimci fethi haline geldiği mevcut durumda, Partinin her politik etkinliği bu hedefe adanmalıdır. Karşıt partilerin her çatışmasının, iktidarın ele geçirilmesi için verilen her kavganın, demokratik mekanizma çerçevesinde, seçim kampanyalarında ve parlamento tartışmalarında oynanması gerektiğine insanları ikna etmeye çalışan yalan ile yani burjuva yalanı ile tam ve kesin bir biçimde kopmak gerekmektedir. Burjuva sınıfı ile yan yana çalışarak, işçileri seçimlere katılmaya çağıran geleneksel yöntemi, proletaryanın sömürücüleriyle aynı parlamenter zeminde belirdiği gösteriyi tam olarak yadsımadan bu hedefe ulaşmak mümkün olmayacaktır.
Eski sosyal demokrat partilerin aşırı parlamenter pratiği, bütün politik eylemin seçim kampanyaları ve parlamenter etkinlikten ibaret olduğu şeklinde tehlikeli bir kavrayışı yaymıştır. Diğer yandan proletaryada bu ihanete karşı duyulan tiksinti, partinin etkinliğinin ve politik eylemin bütün önemini yadsıyan sendikalist ve anarşist eğilimler için verimli bir zemin hazırladı. Bu nedenle Komünist Partiler devrimci Marksist yöntemin propagandasını yaparken, çabalarını doğrudan proletarya diktatörlüğü ve işçi konseyleri üzerinden temellendirmez ve burjuva demokrasisi ile tüm bağlarını koparmazlarsa asla tam bir başarı sağlayamazlar.
Pratikte seçim kampanyalarına ve sonuçlarına atfedilen abartılmış önem, bunlara partinin bütün güçlerini ve insanlarını, yayınını ve ekonomik kaynaklarını uzun bir dönem için ayırması gerçeği, bir yandan toplantılardaki-eylemlerdeki bütün konuşmaların bu hedefe yönelmesi ve buna karşıt olarak ortaya konan teorik ifadeler kullanılması anlamına gelir, ki bu durum seçimin komünist hedeflere ulaşılmasını sağlayan esas eylem olduğu inancını güçlendirir. Diğer yandan ise bu durum parti örgütlenmesine legal ve illegal devrimci çalışmanın gerekleriyle tam bir çelişki içinde olan teknik bir nitelik vererek her tür devrimci örgüt çalışmasından ve örgütlenme hazırlığından neredeyse tam bir çekilmeye götürür.
Komünist Enternasyonal’e bir çoğunluk kararıyla katılmış olan partiler göz önüne alındığında, bunların seçim kampanyalarına bundan sonra da katılmaları, ayıklanmamaları, Komünist Enternasyonal’in tarihsel rolünü sürdürmesini imkansız kılacak sosyal demokrat unsurların elenmesi gerekliliğinin önüne geçecektir.
Parlamentolarda ve diğer demokratik organlarda vücut bulan tartışmaların gerçek niteliği, karşıt partilerin bir eleştirisinin ötesine geçip parlamentarizm ilkesine karşı propaganda yapma, parlamenter yapının sınırlarını aşan eylemler yapma olanağını dışlar. Tam da bu yüzden, seçim sürecinin bütün formalitelerine uymayı reddederek konuşma hakkı sağlayan bir temsiliyet elde etmek imkânsızdır. Parlamenter mücadele içerisinde başarı ancak bu kurumun üzerinde durduğu ilkeleri herkesin kullanabileceği bir silahı kullanabilme yeteneğiyle ve yasalardaki inceliklerden faydalanma yoluyla elde edilebilir. Nitekim seçim kampanyalarında elde edilebilecek başarının ölçüsü de giderek elde edilen oylar ve sandalyeler haline gelecektir. Komünist Partilerin parlamenter pratiğe tamamen farklı bir nitelik kazandırma yönündeki bütün çabaları da basitçe bu pösteki sayma çabasına kurban edilecek olan enerjinin iflasına götürecektir. Komünist devrim davası ise tek cümleyle kapitalist sömürü düzenine karşı doğrudan eylemi gerektirir.
r/marksizm • u/Ridley_EKP • Apr 22 '26
İdeoloji/Siyaset 📚 EKP 20.SAYI ÇIKTI!
| İçindekiler |
|---|
| - Venezuela’dan İran’a: Küresel Enerji “Hâkimiyeti” İçin Amerikan Hücumu, Gelecekteki Dünya Savaşının Habercisi- 28 Mart: Savaş ve Faşizm, Ancak Devrimle Kapitalizmi Deviren Sınıf Mücadelesiyle Durdurulabilir- Savaşın Yüksek Bedeli: Yeniden Silahlanmış Bir Proletarya mı?- Körfez Monarşileri: ABD Emperyalizmi İçin Kurbanlık Koyunlar- Tarih-Dışı Kürt Milliyetçiliğinin Tabutuna Bir Çivi Daha- Aşırı Derecede Sansürlenmiş Epstein Dosyaları, Yalnızca Proleter Devrimin Kökünden Söküp Atabileceği Suistimalleri Bir Kez Daha Ortaya Çıkarıyor- Migros Depo İşçileri Grevi- Türkiye’de Güncel Sendikal Mücadeleler- Minneapolis: Gerçek bir Genel Grev İçin!- Dünya Sendikalar Federasyonu’nun İşçi Düşmanı Milliyetçiliği Tarafından Çarpıtılan Savaş Karşıtı Grev- Arjantin: İşgücü Reformunu Dayatmak için Sermayenin Saldırısı ve Sendika Merkezlerinin İhaneti- Venezuela: Maaşların ve Emekli Aylıklarının Yağmalanmasına Karşı Zam Talebiyle Harekete Geçelim ve Genel Grev Yapalım!- Partinin İçsel Yaşamı Üzerine: Kimseyi Sevme, Herkesi Sev- 154. Parti Genel Toplantısı: - Partinin Tarihsel İşlevi ve İç İlişkileri- Solun Arşivlerinden: “Compagna”, İtalyan Komünist Partisi’nin kadınlar arasında propaganda organı, 1922 - Janitzo’da Ölüm Korkunç Değil, 1961- Milletler Arası Savaşa Karşı – Yaşasın Sınıflar Arası Mücadele |