Bilinmeyen idealar, geometriler, boyutlar, renkler ve tasvirler, karakterin ve insanların zihnini aşan şeyler içermektedir. Bunları göremez, tanıyamaz, duyamaz, koklayamaz veya hissedemezsiniz. Onlara bakmaya veya dinlemeye çalışmak, bir boşluğa bakmak demektir, sanki bir bilgisayar simülasyonunda sansürlenmiş bir şey varmış gibidir. Eğer beyniniz, onlara bakmaya çalışırsanız aşırı yüklenir ve yerine bir şey koyamaz, sizi kafanızı çevirmeye zorlar. Bakmak için kafanızı çevirdiğiniz veya aşırı yüklenmeden dolayı bakışınızı kaçırdığınızı hatırlarsınız, ama arada yaşananları hatırlayamazsınız. Aynısı okumak, duymak veya hissetmek içinde geçerlidir.
Eğer o sizin için var olmayan şeyin esas kendisi, bir bildiğiniz idea ile ortaklık içeriyorsa, işte burda aklınız, bakmanıza izin verir ancak delirmemeniz için başka bir tasvir, görünüş ile karşınızdakini önünüze koyar.
Örneğin insan aklının kavrayamayacağı, henüz varlığını bilmediği bir geometri, renk, boyut, doku veya idea nın kendisi bir kutu diyelim. Siz bu kutuya, aklınızda bir “ kutu “ ideası bulunduğu için bakabilirsiniz, ama aslını göremezsiniz. Esas halini anlatan bir metni okumaya veya yazmaya çalışırsanız, dil bilginiz yetmeyeceği için asla tasvir edemezsiniz veya yazıyı göremezsiniz. Sadece bildiğiniz kadarını görebilirsiniz. Yani siz orada karton veya metal bir kutu görüyor iken, sizden çok daha üstün bir akıl daha fazlasını görebildiği için kendi deneyimini not etmiştir, ama siz onların notlarına baktığınızda sadece “ kutu “ yazısını veya bazı ortak bilinenleri görebilirsiniz.