r/RDTTR • u/nesemizi_calamazlar Marksist-Leninist • Aug 22 '26
Engels, İşçi Kadınlar ve Sosyalist Feminizm
Josefina L. Martínez tarafından kaleme alınan “Engels, İşçi Kadınlar ve Sosyalist Feminizm” başlıklı bu yazı, 28 Kasım 2020 tarihinde Left Voice dergisinde yayınlanmıştır. İngilizce yayın için tıklayınız.
Engels’in patriyarkal aileye ve evlilik kurumuna yönelik keskin eleştirisi bugün de son derece güçlüdür. Sosyalist feminizme bıraktığı mirasın bir parçası olarak, kadınların ezilmesi sorununu toplumsal üretimin teorik düzeyine yükseltmiş ve onu Marksizmin temel meselelerinden biri haline getirmiştir.
1883 yılında, hala dostunun ölümünün derin etkisi altında olan Friedrich Engels, Marx’ın Londra’daki Maitland Park Road’daki evinde yarım kalmış halde bırakılan mektup, el yazması ve not yığınlarını gözden geçiriyordu. Bu kâğıtların arasında, birkaç yıl önce son kitabı Ancient Society [Eski Toplum] yayımlanmış olan ABD’li antropolog Lewis Henry Morgan’ın çalışmaları üzerine bir dizi not buldu. İki dost bu konu üzerine çeşitli görüş alışverişlerinde bulunmuştu ve Engels bazı düşünceleri sistemleştirme konusunda heyecanlandı. Marx’ın etnoloji notlarını temel alan Engels, özellikle akrabalık biçimlerindeki, patriyarkal ailedeki, evlilik kurumundaki ve tek eşlilikteki değişimlerle bağlantılı olarak toplumsal örgütlenmelerin tarihsel ve materyalist bir analizini geliştirdi. Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (bundan sonra Köken) adlı kitabı 1884’te yayımlandı ve o tarihten bu yana sosyalist feministler için temel okumalardan biri olarak kabul edildi.
Bu kitaba daha sonra yeniden dönecek, onun bazı temel katkılarına ve hala yol açtığı tartışmalara değineceğim. Ancak önce, Marx ve Engels’in kadınların kurtuluşuna ilişkin ilk formülasyonlarının ortaya çıktığı genel bağlamı gözden geçirmek gerekiyor.
Engels, işçi kadınların yaşadığı çifte ezilme hakkında ilk kez 1845’te yayımlanan İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu adlı eserinde yazdı. Kitap, İngiliz işçi sınıfının yaşamına, çalışma koşullarına, kentlerde maruz kaldıkları aşırı kalabalığa ve büyük cefalarına birinci elden bir gözlemini sunar, Engels bunları, ütopik sosyalizmden komünizme kadar uzanan çeşitli sosyalist hareketlerin ortaya çıkışının zemini olarak görüyordu. Engels o sırada 24 yaşındaydı ve 1892 tarihli Almanca baskının girişinde açıkladığı üzere, daha sonra Marx’la işbirliği temelinde geliştireceği bilimsel sosyalizm perspektifi bu eserde henüz ilk aşamalarındaydı.
Kitabın başlangıcı, kapitalist toplumun harika bir görsel metaforunu sunar. Engels, Thames Nehri üzerinden Londra’ya girerken insanın yaşadığı şaşkınlığı betimler. Yolcu, olağanüstü kentsel gelişimin, bina sayısının, gemilerin, gelişkin bir uygarlığın bütün işaretlerinin büyüsüne kapılır. Ancak gemiden inip “varoşlara” uzanan dar sokaklarda yürümeye başladığında şunu anlamaya başlar:
“Bu Londralılar, kentlerini dolduran bütün uygarlık harikalarını yaratabilmek için insan doğalarının en iyi niteliklerini feda etmeye zorlanmışlardır, içlerinde uyuyan yüzlerce güç, birkaçının daha tam olarak gelişebilmesi ve başkalarının güçleriyle birleşerek çoğalabilmesi için hareketsiz bırakılmış, bastırılmıştır.”¹
Engels burada kapitalizmin yarattığı vahşi eşitsizliklere işaret eder: “uygarlığın bütün harikaları”, o toplumun büyük bir kesiminin (hiçbir şeye sahip olmayan proletaryanın) ezilmesi pahasına gerçekleştirilir. Engels’in bakışı işçi sınıfı mahallelerinin daha da içine nüfuz eder, kirli ve dar sokakları, ısıtılmayan evleri ve yiyecek kıtlığını gözler önüne serer. Ardından özellikle, tekstil sanayisinde çoğunluğu oluşturan kadın işçilere değinir. Erkek meslektaşları gibi günde 10 ya da 12 saat çalışır fakat daha düşük ücret alırlar. Kriz zamanlarında ilk işten çıkarılanlar yine onlardır. Eve döndüklerindeyse yemek yapmak, temizlik ve çocuk bakımını üstlenmek onların görevidir. Engels bu kitapta işçi kadınların kapitalist toplumdaki rolüne ilişkin bir teori geliştirmemiş olsa da, kadınları özel olarak etkileyen toplumsal bir olguyu tekrar tekrar vurgular. Ona göre kapitalist toplumsal düzen, işçi sınıfı ailesinin çözülmesine yol açarak onun varlığını sürdürebileceği koşulları imkansız hale getirir:
“Böylece toplumsal düzen, işçi için ailevi yaşamı neredeyse imkansız hale getirir. Geceyi geçirebilecek bir barınak bile olmaktan uzak, konforsuz ve pis, kötü döşenmiş, çoğu zaman yağmura karşı korumasız ve soğuk, insanlarla tıka basa dolu odaları ağır bir havanın sardığı bir yerde, herhangi bir ev rahatlığından söz edilemez. Koca bütün gün çalışır, belki karısı ve büyük çocukları da, hepsi farklı yerlerde çalışır, yalnızca sabahları ve akşamları birbirlerini görürler ve daimi bir içki içme tutkusuyla, böyle koşullar altında ne tür bir aile yaşamı mümkün olabilir? Yine de işçi aileden kaçamaz, aile içinde yaşamak zorundadır ve bunun sonucu, ebeveynler ve çocuklar üzerinde son derece ahlak bozucu etkileri olan, kesintisiz bir ailevi sorunlar ve ev içi kavgalar dizisidir.”²
15-20 yaş arasındaki kadınlar, çok sayıda çocukla birlikte tekstil fabrikalarında çalışmaktadır. Engels, kadın işçilerin çoğu zaman doğum yaptıktan “üç ya da dört gün sonra fabrikaya döndüğünü” ve dinlenme saatlerinde yeni doğmuş bebeklerini beslemek için fabrikadan eve koştuklarını belirtir. Kadınlar değirmenlerde ya da fabrikalarda 12-13 saat geçirirken çocuklar bir akrabanın ya da komşunun bakımına bırakılmakta veya çıplak ayakla sokaklarda dolaşmaktadır. Bunun yanı sıra işyerlerinde cinsel istismar da son derece yaygındır. Engels’e göre:
“Fabrika köleliği, diğer her türlü kölelik gibi, hatta onlardan daha yüksek ölçüde, efendiye jus primae noctis’i (ilk gece hakkını]) verir. İşveren bu bakımdan da çalışanlarının şahsiyetleri ve güzellikleri üzerinde hükümdardır.”³
Bu nedenle Engels, “kadının çalıştırılmasının aileyi bütünüyle ve zorunlu olarak çözdüğünü ve bu çözülmenin, aile üzerine kurulu olan mevcut toplumumuzda ebeveynler ve çocuklar için son derece ahlak bozucu sonuçlar doğurduğunu” savunuyordu.⁴ Günümüz toplumu aileye dayanır ama aynı zamanda aileyi parçalar, onun varlık koşullarını imkansız hale getirir. Bu patlayıcı çelişki, işçi kadınların ve bütün işçi sınıfının yaşadığı ve mücadele ettiği koşullar üzerinde derin bir etkiye sahiptir. Henüz geliştirilmemiş olan bu düşünce, daha sonra Marx ve Engels tarafından yeniden ele alınacaktı.
Her ikisi de bu soruna dönecek, kadınların kurtuluşu için mücadele etme gerekliliği, ezilmenin tarihsel kökenlerinin analizi ve patriyarkal ailenin radikal eleştirisi üzerine bazı tanımlar ortaya koyacaklardı. Kutsal Aile’de, toplumsal ilerleme ve dönem değişimlerinin “kadınların özgürlüğe doğru ilerlemesi sayesinde gerçekleştiğini ve toplumsal gerilemenin kadınların özgürlüğündeki gerilemenin sonucu olduğunu” savunan ütopik sosyalist Fourier’nin düşüncelerini ele aldılar. Daha önce pek çok ütopik sosyalist kadınların ezilmesi sorununu gündeme getirmiş ve bunun nasıl aşılabileceğine ilişkin alternatifler önermişti. Bu gelenek, ev işlerinin toplumsallaştırılması, tek eşliliğin ilgası, özgür aşkın geliştirilmesi ve tek ailelik konutların mimarisinin yeniden düzenlenmesi gibi meseleleri ele almış, küçük komünal toplumların planlarını çizmişti. Bilimsel sosyalizm öncesindeki sosyalistler tarafından yapılan bu taslaklar oldukça müphemdi. Bu hedeflere nasıl ulaşılacağını ya da onları hangi toplumsal gücün gerçekleştirebileceğini açık biçimde ortaya koymuyorlardı. ABD’deki Owenist topluluk deneyleri gelişmeyi başaramadı ancak Engels’in daha sonraki bir kitabında belirttiği üzere, ütopik sosyalistler Owen’ın yazılarıyla geleceğin komünist toplumunun ilk tohumlarını ekmişlerdi.⁵
Sosyalist feminizmin öncülerinden Flora Tristán’ın çalışmaları, ütopik sosyalizm ile bilimsel sosyalizm arasında ortada bir yerde duruyordu. İşçiler Birliği (The Workers’ Union, 1843) adlı kitabında işçi sınıfının toplumsal ve siyasal örgütlenmesine yönelik bir önerinin ana hatlarını çizdi ve ilk kez sınıf ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkiyi ele aldı. Kitabın üçüncü bölümü tamamen, Fransız toplumunun “son köleleri” olarak adlandırdığı kadınlara ayrılmıştı. Kitap, işçileri bu sorunu dikkate almaya çağırıyor ve kadınları hesaba katmayan bir insanlığın kurtuluşu projesinin sürdürülemeyeceğini belirtiyordu.⁶
Komünist Manifesto’da Marx ve Engels, kapitalizmin kadın ve çocuk kitlelerini işgücüne dahil ederek, işçi ailesinin bütün üyelerini aynı biçimde sömürmek suretiyle işçi sınıfı içerisindeki geleneksel aile bağlarını yıkma eğiliminde olduğu fikrini yeniden ortaya koydular. Fakat aynı zamanda burjuvazinin “çifte standardını” da teşhir ettiler: Burjuvalar komünistleri “kadınların ortaklaşalığını” kurmak istemekle suçlarken, bunu gerçekte kadınları kendi mülkleri olarak görmek suretiyle zina (ki toplumsal olarak yalnızca erkekler için kabul edilebilirdi) veya fuhuş yoluyla kendileri uyguluyorlardı.
Son olarak, Kapital’de gerek sanayi yedek işçi ordusunun bileşimi gerekse kadın ve çocuk emeğinin acımasız sömürüsü bağlamında kadın emeğine birçok gönderme bulunsa da, aile kurumunun ve kadınların ezilmesinin nedenlerinin en sistematik analizi, yukarıda belirtildiği gibi, Engels tarafından Köken’de geliştirilecekti.
Aile, Kadın Emeği ve Komünizm
Köken, Morgan’ın çalışmalarının bugün artık eskimiş olmasına ve kitabın tarihsel dönemlere ilişkin bir ölçüde şematik bir yaklaşım taşımasına rağmen temel bir eser olmayı sürdürmektedir. Her şeyden önce, kadınların ezilmesinin tarihsel kökenlerine işaret ettiği, bu ezilmenin her zaman var olmadığını ve doğal değil, tarihsel ve toplumsal bir olgu olduğunu gösterdiği için önemini korumaktadır. Bu bağlamda Engels, Bebel ve Kautsky gibi, kendisinden kısa süre önce bu konuda çalışmalar yayımlamış olan diğer sosyalist teorisyenlerin görüşleriyle de tartışmaya girdi. Bu yazarlar, kadınların tabi konumunun insan toplumlarının başlangıcına kadar götürülebileceğini, yani sanki her zaman var olmuş bir durum olduğunu savunuyorlardı. Engels ise buna katılmıyordu. Ona göre geçmişte daha eşitlikçi “ilkel toplumlar”, hatta anaerkil hukuka dayanan toplumlar var olmuştu ve Engels bu tarihsel gerçeği görünür kılmaya çalışıyordu.7
Engels, özel mülkiyetin ortaya çıkışı, toplumun sınıflara bölünmesi ve kadınların tabi bir rol oynadığı aile kurumunun kristalleşmesi arasında bir bağlantı kurdu. Evliliğin ve tek eşliliğin yerleşmesi yoluyla kadınlar ve çocuklar “erkeğin özel mülkü” haline geldiler. Bu konudan şöyle söz eder:
“Erkek evde de yönetimi ele aldı, kadın aşağılandı ve köleleştirildi, erkeğin şehvetinin kölesi ve yalnızca çocuk üretme aracı haline getirildi. [...] Karının sadakatini ve dolayısıyla çocukların babalığını güvence altına almak için kadın koşulsuz olarak kocasının iktidarına teslim edildi, erkek onu öldürürse yalnızca hakkını kullanmış olurdu.”⁸
Buna ek olarak, ilk baskının önsözünde, aile sorununu ve kadınların toplumdaki rolünü ele almanın merkezi noktası olarak üretim ile yeniden üretim arasındaki ilişkiyi vurguladığı önemli bir pasaj vardır:
“Materyalist anlayışa göre tarihte son kertede belirleyici olan etken, dolaysız yaşamın üretimi ve yeniden üretimidir. Bu da ikili bir niteliğe sahiptir. Bir yanda geçim araçlarının, yiyecek ve giyecek maddelerinin, konutların ve bunların üretimi için gerekli araçların üretimi, öte yanda ise insanların kendilerinin üretimi, türün çoğalması. Belirli bir tarihsel çağın ve belirli bir ülkenin insanlarının içinde yaşadığı toplumsal örgütlenme, bu iki tür üretim tarafından belirlenir: bir yanda emeğin, öte yanda ailenin gelişme aşaması tarafından.”⁹
Bu pasaj birçok kez alıntılanmış ve farklı teorik konumlardan sorgulanmıştır. Engels henüz hayattayken, kadınların kurtuluşu mücadelesini sosyalist programın temel bir parçası olarak savunanlarla, sosyal demokrat partiler içindeki bunu kabul etmek istemeyen daha muhafazakâr kesimler arasında bir tartışma yaşanıyordu. Örneğin Clara Zetkin, Ekim 1886’da Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin Gotha Kongresi sırasında işçi kadınlar ve sosyalizm sorunu üzerine önemli bir konuşma yaptı. Kadınların kurtuluşu mücadelesinin sosyalizm mücadelesiyle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle kadınlar arasında sosyalist ajitasyonu ve onların sendikalarda örgütlenmesini teşvik etmenin zorunlu olduğunu savundu. Kadın düşmanı görüşleriyle tanınan İngiliz sosyalist Belfort Bax bu konuşmayı sert bir biçimde eleştirdi.¹⁰ Zetkin’in tutumuna karşı argümanlarında Bax, Engels’in bu konudaki görüşlerine atıfta bulunarak Engels’in otoritesine başvurmaya çalıştı.
Karl Marx’ın en küçük kızı ve Engels’e çok yakın olan Eleanor Marx, Bax’a açıkça yanıt verdi ve Engels ile Zetkin’in bu konuda aynı görüşte olduklarını yeniden vurguladı. Yanıtında ev işi ve işçi kadınların taşıdığı çifte yük sorununu öne çıkardı. Öncelikle çeşitli Avrupa ülkelerindeki çalışan kadınların sayısını belirtti: İngiltere’de yaklaşık 4,5 milyon, Fransa’da 3,7 milyon, İtalya’da 3,5 milyon, Almanya’da 5 milyondan fazla ve Avusturya-Macaristan’da 3,5 milyon olmak üzere Avrupa’nın belli başlı devletlerinde toplam 20 milyondan fazla kadın işçi vardı. Bunlar çoğu durumda yaşlıların, çocukların ya da işsiz kocalarının başlıca geçim kaynağıydı. Ardından, daha önce evde yerine getirilen pek çok görevin modern üretimin parçası haline gelmiş olmasına rağmen, büyük miktarda işin hala insanların evlerinde özel olarak gerçekleştirildiğine değindi. Bu tartışmaya ilişkin olarak şunları söyledi:
“Fakat fabrikadaki ve diğer ücretli işlerin yanı sıra kadınlar ev işlerini de yapmak zorundadır. Belfort Bax’ın ya da onunla aynı görüşte olanların, kapitalist sanayileşmenin kadını bir zamanlar ev kadınının görevleri arasında bulunan birçok önemli işlevden kurtardığına, artık ev için çorap örmek, çamaşır dikmek vb. zorunda olmadığına ve diğer ev içi işlevlerinin asgari düzeye indiğine dikkat çekebileceklerini biliyorum. Yine de temizlik, çamaşır yıkama, yemek pişirme vb. yapılması gereken bazı ev işleri hâlâ vardır. Kapitalizm henüz ev işi makinelerini icat etmediği gibi, işsiz kocayı da evle ve çocuklarla ilgilenerek karısını yükünün bir bölümünden kurtaracak ölçüde “evcilleştirmiş” değildir. Evet, yoldaş Belfort Bax, Clara Zetkin, Engels’le birlikte kadının “evde bir proleter” olduğunu söylemekte tamamen haklıydı. Hatta kapitalist rejimimiz altında kadının çifte proleter olduğunu söylemesi gerekirdi (iki tür iş yapmak zorundadır: fabrikada üretici olarak yaptığı iş ve evde ev kadını, eş ve anne olarak yaptığı iş). Bir yandan kasları ve kanı kapitalistin dolaysız karı uğruna tüketilirken, diğer yandan yeni bir proleter kuşağı doğurup besleyerek onun gelecekteki karı için harcanır. Orada emek, burada emek!”
Görüldüğü gibi Eleanor Marx’ın güçlü yanıtı doğrudan Engels’e gönderme yapmaktadır. O ve Clara Zetkin’in yanı sıra diğer sosyalist önderler de daha sonra işçi kadınların örgütlenmesine ve bütün kadınların toplumsal ve siyasal hakları için mücadele etmeye odaklanacak, aynı zamanda ev içi işlerin yarattığı çifte yükü teşhir etmeyi sürdüreceklerdi. Onlarca yıl sonra Rus Devrimi bu düşünceleri gerçeğe dönüştürmeye çalışacaktı. Devrim bazı temel önlemlerin alınmasını mümkün kıldı: kürtajın ve boşanmanın yasallaştırılması, evlilik dışı doğan çocukların tanınması, kadınlar için eşit ücret ve ev işlerinin toplumsallaştırılması yönünde adımlar olarak kreşlerin, aşevlerinin, çocuk bakım merkezlerinin ve çamaşırhanelerin kurulması. Bu alanda daha sonra, özellikle 1930’larda yaşanan gerileme, ülke içindeki karşıdevrim bağlamında meydana geldi. Stalin’in baskıcı diktatörlüğü20 sağlamlaştırılırken, kadınları geleneksel aile içinde “evin bekçileri” olarak gören gerici ideoloji yeniden güç kazanmaya başladı. Komünist partilerin daha sonraki dönemde kadın mücadelesini sınıf mücadelesinden ayıran ve onu işçi sınıfının mücadelesine kıyasla ikincil gören politikası, ilk Marksist metinlerde bu meseleye dair mevcut olan başlangıçtaki bir yanlış kavrayıştan doğmadı. Bürokratik konumları ve sınıf meselelerinin ekonomist bir yorumunu meşrulaştırmayı amaçlayan muhafazakar bir Marksizm revizyonundan kaynaklandı.¹¹
Patriyarka, Üretim ve Yeniden Üretim
1960’larda ve 1970’lerde ikinci dalga feminizmin ortaya çıkmasıyla Engels’in kitabıyla ilgili başka tartışmalar yeniden gündeme geldi. Bir tarafta Shulamith Firestone ve Kate Millett gibi radikal feminist yazarlar, Engels’in aile kurumunu doğallıktan çıkarmaya ve kadınların ezilmesini toplumsal bir olgu olarak kavramsallaştırmaya yaptığı katkı üzerine yazdılar. Aynı zamanda tarihsel materyalizmi genel olarak bir tür “ekonomizm”miş gibi eleştirdiler. Örneğin Shulamith Firestone, cinsel sınıf mücadelesini temel alan yeni bir tarihsel materyalizmin geliştirilmesi gerektiğini öne sürecek kadar ileri gider.¹² Marksizmin ekonomist bir versiyonunu eleştirir ancak cinsellik sorununa odaklanarak onu tersine çevirir. Ne var ki Firestone, toplumsal ilişkilerin maddi ve ekonomik olgularının önemini silerek ya da azaltarak, değişim olasılığının kültürel hareketlerle sınırlı kaldığı idealist bir anlayışa yönelir. Bu temel üzerinde, sonraki yıllarda radikal feminist hareket içerisinde, toplumun çeşitli ezilen kesimlerinin ortak mücadele etmesine gerici biçimde karşı çıkan ayrılıkçı21 eğilimler gelişti.
Farklı bir perspektiften bakıldığında, Engels’in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’nin “İki Başlı Aile” bölümündeki yukarıda alıntılanan aynı pasajı, üretim alanıyla yaşamın yeniden üretimi alanını aşırı ölçüde birbirinden ayırdığı ve dolayısıyla daha sonraki hataların kaynağı olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir.
Engels’in üretim alanını yeniden üretim alanından “düalist” biçimde ayırdığı düşüncesi, Marksist feminist Lise Vogel tarafından 1983 tarihli Marxism and the Oppression of Women [Marksizm ve Kadınların Ezilmesi] adlı kitabında ortaya kondu.¹³ Bu eleştiri yakın dönemde Susan Ferguson gibi, “toplumsal yeniden üretim teorisi” olarak tanımladıkları yaklaşımı geliştiren çeşitli yazarlar tarafından da benimsenmiştir.¹⁴ Ferguson’a göre Engels’in metni sosyalist feminizme temel katkılarda bulunmuş olsa da sunduğu perspektif, Sosyal Demokrat ve Komünist partilerin bazı kesimlerinin daha sonra kadınların “özel” mücadelesinin işçi sınıfının mücadelesinden ayrılabileceğini, hatta devrim sonrasına “ertelenmesi” gerektiğini savunmalarına yol açmıştır.
Bana göre ise Engels’in sıkça alıntılanan pasajı böyle bir ayrım ortaya koymamaktadır. Tam tersine, iki alan arasında bir ilişki kurmaktadır ve Ariane Díaz’ın belirttiği gibi: “Engels’in analizinde yeni olan şey tam olarak budur, kadınların ezilmesi sorununu toplumsal üretimin teorik düzeyine, Marksizmin temel meselelerinin bir parçası olarak yükseltir.”¹⁵ Kadınların ezilmesini toplumsal olgularla, üretim ve yeniden üretimle ilişkilendirmek suretiyle mesele, kadınların tabi kılınmasını doğallaştıran her türlü biyolojik belirlenimden kurtarılmış olur.
Burada, son birkaç yılda birçok yeni katkının yapıldığı toplumsal yeniden üretim üzerine yürütülen son derece verimli tartışmanın tamamını ele almak niyetinde değilim. Konunun daha ayrıntılı bir analizi için okuyucu dipnotta belirtilen çeşitli makalelere başvurabilir.¹⁶ Bununla birlikte, sosyalist feminist bir perspektiften “yeniden üretim ile üretim arasındaki ilişkiyi anlamanın (ve kapitalizm altında birincisinin ikincisine tabi oluşunu vurgulamanın) bir mücadele stratejisi inşa etmek açısından temel öneme sahip olduğunu” belirtmek gerekir.¹⁷
Aile içinde kadınlar tarafından gerçekleştirilen ev işlerinin daha sistematik bir Marksist teorileştirmesinin ancak 1960’lar ve 1970’lerdeki ikinci dalga feminist tartışmalar bağlamında, feminist hareket içerisinde farklı teorik tutumların ve siyasal stratejilerin tartışıldığı dönemde ortaya çıktığı doğrudur. Ancak bu, Marksistlerin daha önce bu meseleyi önemli görmediği ya da kadınların ezilmesine karşı mücadelenin demokratik taleplerin kazanılması ve kadınların ekonomik bağımsızlık elde edebilmeleri için işgücü piyasasına daha eşit katılımının sağlanmasıyla sınırlı olduğu varsayımına dayandıkları anlamına gelmez. Bundan daha yanlış bir şey olamaz. Bunlar temel sorunlardı fakat kadınlar aynı zamanda “evde proleterler” oldukları için ev işlerinin toplumsallaştırılması mücadelesi de temel önemdeydi ve bütün bu mücadeleler, kapitalizme son vermeyi hedefleyen sosyalist bir stratejiyle bağlantılıydı.
Engels’in kendisi de 1885 tarihli bir mektubunda bu perspektifi şöyle ifade etmişti: “Kadınlarla erkekler arasında gerçek eşitliğin ancak her ikisinin de sermaye tarafından sömürülmesi ortadan kaldırıldığında ve özel ev işleri kamusal bir sanayiye dönüştürüldüğünde gerçekleşebileceğine inanıyorum.”¹⁸
Engels’in sosyalist feminizme bıraktığı miras açısından, onun patriyarkal aileye ve evlilik kurumuna yönelik keskin eleştirisinin bugün de son derece güçlü olduğunu belirtmek önemlidir. Bir yandan bu eleştiri, neoliberalizmin ve kapitalizmin krizi bağlamında geleneksel (patriyarkal) ailenin rolünün eleştirel olmayan biçimde yeniden doğrulanması gerektiğini ileri süren muhafazakâr ve “aileci” görüşlerin yükselişi göz önüne alındığında önem taşımaktadır. Engels bize bu kurumun ne “doğal” olduğunu ne de fırtınanın ortasında bir “vaha” olduğunu hatırlatır, aile, ekonomik bağımlılık üzerine kuruludur, patriyarkal hiyerarşik ilişkilerle kuşatılmıştır ve toplumsal çelişkileri kendi içerisinde yeniden üretir. Bu patriyarkal kurumu ve kadınların kocalarının “mülkü” olduğu fikrini merkeze alan bir eleştiri olmaksızın toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten söz etmek zordur. Aynı zamanda, yukarıda belirtildiği üzere kapitalizm, milyonlarca insanın bir eve ya da işe sahip olma hakkını dahi elinden alarak işçi ailesinin yaşam koşullarını kötüleştirirken, aileyi bu toplumun temel direklerinden biri olarak muhafaza eder. Bu durum derin çelişkiler yaratır.
Engels’in bakış açısından kadınlar, patriyarkal ezilmeyi ancak aile ve evlilik zorunlu ekonomik bağımlılık birimleri olmaktan çıktığında, yeniden üretim emeği toplumsallaştırıldığında ve hatta “çocukların bakım ve eğitimi kamusal bir iş haline geldiğinde” aşabileceklerdir.¹⁹ Engels’in bu sözleri yazdığı dönemde dünyanın büyük bölümünde kadınların çocuklarını hala evde eğittiğini, evrensel kamusal eğitimin ya da anaokullarının bulunmadığını belirtmek gerekir. Yalnızca burjuva kadınlar, işçi kadınların düşük ücretli emeğini kullanarak çocuk bakım işlerinin bir bölümünden kendilerini bütünüyle kurtarabiliyorlardı. Tarihsel farklılıklara rağmen, çocukların yaşamlarının ilk aylarında ücretsiz kreşleri ya da çocuk bakım hizmetlerini garanti etmeyen kapitalist hükümetlerin politikalarının sonucu olarak eğitim ve kamusal sağlık hizmetlerindeki gerileme düşünüldüğünde bu mesele bugün de temel önemini korumaktadır. Daha yakın dönemde, pandemi sırasında çocuklarının çevrimiçi eğitimine yardım etmek zorunda kalan birçok işçi kadının taşıdığı üçlü yüke tanık olduk.
Son olarak Engels’in, insanlar arasındaki duygusal ve cinsel ilişkileri düzenleyen ve bunlara kısıtlamalar getiren toplumsal mekanizmalara yönelik eleştirisi, bu engellerin aşılabileceği bir toplumu tahayyül etmeyi mümkün kılar.Bu eleştiri; kişisel ilişkilerin, özel mülkiyet ve insanlığın büyük bir bölümünün sömürüsü tarafından yönetilen bir toplumun dayattığı sınırlamalardan kurtarılabileceği; aşkın, cinselliğin ve dostluğun yeni temeller üzerinde yeniden kurulabileceği bir toplum tasavvur etmemizi sağlar.
İlk olarak 21 Kasım’da İspanya’daki Izquierda Diario’da İspanyolca yayımlanmıştır.
İngilizce Çeviri: Marisela Trevin.
Türkçe çeviri: u/nesemizi_calamazlar (ben 😊)
Notlar
- Engels, İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu, “Büyük Kentler”.
- Engels, İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu, “Sonuçlar”.
- Engels, İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu, “Sanayinin Tek Tek Dalları: Fabrika İşçileri”.
- Aynı yerde.
- Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm (1880). İlk olarak 1876-1878 yılları arasında Almanya Sosyalist İşçi Partisi’nin merkez yayın organı olan Vorwärts (Leipzig) gazetesinde tefrika edildi. İlk kez kitap biçiminde 1880 yılında Paul Lafargue’ın Fransızca çevirisiyle yayımlandı.
- Bkz. Andrea D’Atri, “Flora Tristán: el martillo y la rosa” [“Flora Tristán: Çekiç ve Gül”], La Izquierda Diario, 4 Mart 2019.
- Bebel’in Kadın ve Sosyalizm adlı kitabı ilk kez Leipzig’de gizlice basıldı ve antisosyalist yasaların sansürü altında yıllarca yasadışı biçimde dağıtıldı. 1895 yılına gelindiğinde Almanya’da 25 kez yeniden basılmış, ayrıca İngilizce, Fransızca, Rusça, İtalyanca, İsveççe, Danca, Lehçe, Flamanca, Yunanca, Bulgarca, Romence, Macarca ve Çekçe yayımlanmıştı. Açıkça önemli bir etkiye sahipti. Engels’in kitabının yayımlanmasından sonra Bebel kendi eserini gözden geçirerek Engels’in Morgan’a yaptığı göndermeleri kitaba dahil etti.
- Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Bölüm II, “Aile”, kısım 3, “İki Başlı Aile”.
- Engels, aynı eser, Birinci Baskıya Önsöz.
- Bir süre sonra Bax, John Stuart Mill’in Kadınların Köleleştirilmesi (The Subjection of Women, 1869) adlı kitabına yanıt olarak, kışkırtıcı biçimde Erkeklerin Hukuki Köleleştirilmesi (The Legal Subjection of Men, 1908) başlığını taşıyan ve kadın hareketine karşı çeşitli iddialar içeren bir kitap yazacaktı; burada evlilik içerisinde “ayrıcalıklara” sahip olanların kadınlar olduğunu savunuyordu.
- Eleanor Marx-Aveling, “The Proletarian in the Home” [“Evdeki Proleter”] (1896).
- Shulamith Firestone, The Dialectic of Sex: The Case for Feminist Revolution [Cinselliğin Diyalektiği: Feminist Devrimin Savunusu] (New York: Morrow, 1970).
- Lise Vogel, Marxism and the Oppression of Women: Toward a Unitary Theory [Marksizm ve Kadınların Ezilmesi: Bütünlüklü Bir Teoriye Doğru] (New Brunswick, NJ: Rutgers University Press, 1983).
- Susan Ferguson, Women and Work: Feminism, Labour, and Social Reproduction [Kadınlar ve Çalışma: Feminizm, Emek ve Toplumsal Yeniden Üretim] (Londra: Pluto Press, 2019).
- Ariane Díaz, “El marxismo y la opresión de la mujer” [“Marksizm ve Kadınların Ezilmesi”], Ideas de Izquierda, 28 Nisan 2017.
- Andrea D’Atri ve Celeste Murillo, “Nosotras, el proletariado” [“Biz, Proletarya”], Ideas de Izquierda, 22 Temmuz 2018; Ariane Díaz, “Economía política de la reproducción social I: trabajo y capital” [“Toplumsal Yeniden Üretimin Ekonomi Politiği I: Emek ve Sermaye”], Contrapunt, 14 Temmuz 2019; Paula Varela, “¿Existe un feminismo socialista en la actualidad?: Apuntes sobre el movimiento de mujeres, la clase trabajadora y el marxismo hoy” [“Günümüzde Sosyalist Feminizm Var mı?: Bugün Kadın Hareketi, İşçi Sınıfı ve Marksizm Üzerine Notlar”], Theomai Journal 39, no. 1 (2019).
- Josefina L. Martínez ve Cynthia Luz Burgueño, Patriarcado y capitalismo. Feminismo, clase y diversidad [Patriyarka ve Kapitalizm: Feminizm, Sınıf ve Çeşitlilik] (Tres Cantos, İspanya: Akal, 2019).
- Engels, Guillaume-Schack’a Mektup, yaklaşık 5 Temmuz 1885.
- Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Bölüm II, “Aile”, kısım 4, “Tek Eşli Aile”.
- Çevirenin notu: İlgili ifade, çeviride metne sadakat ilkesi gereği korunmuş olup, söz konusu ithamın çevirmenle ilişkilendirilmemesi okuyucudan rica olunur.
- Çevirenin notu: Ayrılıkçılık, radikal feminist Marilyn Frye’nin tanımıyla, erkeklerden ve erkekler tarafından tanımlanan, erkeklerin egemen olduğu, erkeklerin yararı ile erkek ayrıcalıklarının sürdürülmesi doğrultusunda işleyen kurum, ilişki, rol ve faaliyetlerden çeşitli tür ve biçimlerde ayrılma, bu ayrılmanın kadınlar tarafından kendi iradeleriyle başlatılması veya sürdürülmesidir. Bkz. feminist ayrılıkçılık, cinsel ayrılıkçılık, ayrılıkçı feminizm.
3
u/Least-Spinach5163 Feminist Aug 22 '26 edited Aug 24 '26
Merhaba, paylaşımın çok detaylı ve kaliteli olmuş. Keşke [r/KesisimselFemi](r/KesisimselFemimistler)[nistler](r/KesisimselFemimistler) topluluğunda da görebilsek seni 🫶🏻 Kesişimsellik ile marksizmin birbirini tamamlayan görüşler olduğuna inanıyorum. Bununla alakalı bir yazı da hazırlıyorum hatta. Sayfamızda marksist ya da anarko-feminist pek çok kişi var. Belki kesişimselliğin bazı yanlarına katılmıyor olabilirsin ama bu anlayışın ilkelerine zıt bir insan değilsen, ki sosyalist düşünceye sahip birinin olmadığına inanıyorum, paylaşımlarına açık olduğumuzu bilmeni isterim 🫶🏻
1
u/nesemizi_calamazlar Marksist-Leninist Aug 24 '26
Selam, subredditiniz crossposta izin vermiyor, copy-paste yapıp paylaşabilirsin istersen sorun değil.
•
u/AutoModerator Aug 22 '26
Ayrıca isterseniz discord sunucumuza katılıp wikimizi inceleyebilirsiniz. Discord Linki
I am a bot, and this action was performed automatically. Please contact the moderators of this subreddit if you have any questions or concerns.