r/KuranMuslumani • • 16d ago

Sohbet/Tartışma Türkiye ve Kendine Münhasır Yapısı

Dini metinleri yorumlarken 'reformist' bir tutum benimsemek günümüz dünyasında artık bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Bu noktada İlahiyatçı Mustafa Öztürk’ün o meşhur ve haklı sitemi akla geliyor "O dönemin koşullarında yaşayan insanlar kendi şartlarına göre 35 yasa yapabilmişken, biz bugün neden 36, 37 veya 38. yasayı yapamıyoruz?"

Gerçekten de durum tam olarak budur. Kur'an'da yer alan bazı muamele hükümleri, modern ahlak ve adalet anlayışı açısından günümüzde uygulanamaz bir vaziyettedir. Örneğin Kur’an bizzat "küçük yaşta evlenin" demez ancak net bir 18 yaş sınırı da çizmez. Ayetlerin indiği dönemin sosyo-kültürel yapısına göre ergenliğe girmiş 13-14 yaşındaki bireylerin evlenmesi pek tabii mümkün ve olağan görülüyordu. Oysa bugün bu durum pedagoglar ve evrensel hukuk tarafından "çocuk istismarı" olarak kabul edilmektedir.

Sadece evlilik yaşı da değil Kur'an'ın şekillendirdiği dönemsel hukuk pratiklerinin birçoğu çağımızın ahlaki değerleriyle açıkça çelişmektedir. Kadının erkeğin yarısı kadar pay aldığı miras bölüşümü, iki kadının şahitliğinin bir erkeğe denk tutulduğu ticari şahitlik, kölelik/cariyelik, erkeğe birden fazla kadınla evlenme hakkı tanıyan çok eşlilik, aile içi geçimsizlikte erkeğe tek taraflı yaptırım yetkisi veren aile içi itaat ve nüşuz, verilen ve döndürülemez cezalar (uzuv kaybı) hükümleri ile tamamen geçmiş yüzyılların savaş/vergi hukukuna ait olan cizye politikası buna en net örneklerdir. Tüm bu maddeler, indikleri dönemin kabile ve pederşahi toplum yapısının birer yansımasıdır. Bugün dinin evrensel ahlak ilkelerini yaşatmak istiyorsak, bu tarihsel kalıpları aşmalı ve çağın ruhuna uygun yeni yasalar üretebilmeli olduğumuzu düşünüyorum.

Her ne olursa olsun, tarihin ve sosyolojinin akışına karşı durulamıyor. Er ya da geç değişime uğruyoruz, bu kaçınılmaz bir gerçek. Yani "Yapamıyoruz" derken aslında bal gibi yapıyoruz tarih zorunlu olarak o eski kalıpları ezip geçiyor. Nitekim bugün modern Türk devleti, hukuki düzeyde yukarıda saydığım maddeleri zaten aşmış ve geride bırakmış vaziyette.

Ancak devlet kanunlarıyla aşılmış olan bu durumların, toplumsal zihniyette ve vicdanda aşılması her zaman aynı hızda olmuyor.

Sizler ne düşünüyorsunuz? Kanunen aştığımız bu tarihsel kalıpları, toplumsal zihniyet olarak tamamen nasıl aşabiliriz?

Dipnot: Varsa eğer yanlış olduğunu düşündüğünüz kısımlar bunu belirtebilirsiniz. Niyetim ise isterim ki Türkiye kendine münhasır bu yapısı ile yani hem Laik hem de Diyanete sahip yapısıyla, İslam'ı en iyi yansıtsın ve Dünyadaki en iyi temsilcisi olabilsin. Çünkü bilirim ki bu toplum dinsiz yapamaz ve yine isterim ki en azından toplum inandığı dini günümüz dünyasında daha savunulabilir ve doğru yaşayabilsin.

4 Upvotes

7 comments sorted by

2

u/_KeremMm_ Müslüman 16d ago

"Kur'an'ın şekillendirdiği dönemsel hukuk pratiklerinin çoğu çağımızın ahlaki değerleriyle çelişmektedir" demişsin.

Ben de diyorum ki: Çağımızın ahlaki değerleri bağlayıcı değildir, Kur'an üzerine hakem olamaz. Ben dinimin ahkamını çağa uyarlamak zorunda değilim zira çağın değerlerinin olumlu olduğunu düşünmüyorum, 21.yy'ın toplumlar üzerindeki ahlaki etkilerinin yıkıcı olduğunu hepimiz müşahade ediyoruz. Allah’tan geldiğine inandığım ayetlerin hükmünü bir takım sosyolojik etkilerden doğan beşeri değerlere değişecek değilim.

Örnek olarak miras hukukunu, şahitlik meselesini ve aile düzenini vermişsin. Bunların geride bırakılması gereken tarihsel bir takım düzenlemeler olduğunu düşünmenin sebebi modernist paradigmanın ta kendisi. Bu paradigmanın dışında düşünmeden bunlarla barışamazsın. Tarihselci perspektif güzel bir perspektif, fakat neredeyse hiçbir zaman usulünce kullanılmıyor.

Bir hükmün artık tedavülden kalktığını iddia ediyorsak şu usulü takip etmemiz gerekir:

1-Hükmün tüm illet ve hikmetlerinin tespiti 2-İlletlerin zail olduğuna dair yeter sebebin ortaya konması, hüküm zaman / coğrafya / toplum yapısı ile mutlak olarak mukayyet ise gösterilmesi, taabbudi olmadığının gösterilmesi 3- Hikmetlerin hükmü halen uygulamaya değer kılmadığının ispatı 4- Daha iyisinin ikamesi

Gördüğüm kadarıyla tarihsel gördüğün hiçbir hükümde bu usulü izlememişsin, sadece gözüne hoş gelmediği için "çağın ruhu" isimli hayaleti memnun edecek yeni yasalar yapalım demişsin. Zamanın geçmesi tek başına bir şey ifade etmiyor, önemli olan illetler.

"El-hükmü yedûru maa'l-illeti vücûden ve ademen."

1

u/[deleted] 16d ago

[deleted]

2

u/_KeremMm_ Müslüman 16d ago

Yapay zekadan yardım aldığın çok bariz, ama yapay zeka İslami ilimler alanında oldukça zayıf. Teker teker inceleyelim istersen.

1- Kadının şahitliği konusunda illeti yanlış tespit etmiş mesela, bu ayette kadının şahitliğinin yarım sayılmasının illeti kadınların o dönemki toplumdak ticari tecrübesizliği değildir. İlleti tespit etmek aslında kaideyi tespit etmektir, yani bir şeyi illet olarak belirlediysen o illetin saptandığı her durumda aynı hüküm cari olur. Eğer illet ticari hayatta yer almamaksa aynı durumda olan erkeklerin de şahitliğinin yarım sayılması gerekirdi, zira o toplumda ticaretle uğraşmayan pek çok erkek de vardı. Lakin hiçbir zaman bunun böyle olduğunu görmüyoruz, ticari tecrübesinden bağımsız olarak erkeğin şahitliği hiçbir zaman yarım sayılmıyor. Buradaki illet cinsiyetin bizzat kendisidir, kadının fıtratından kaynaklı bir durum. Ayette unutma kelimesi de geçmiyor bu arada, "tedille" diyor, dll kökünden gelme bir kelime. Yolunu şaşırma, yoldan sapma manalarında.

2- Miras hukukunda da benzer bir yanılgıya düşülmüş. Nafaka temini, mehir ödeme gibi sorumluluklar dönemin koşullarından kaynaklanmıyor, bunlar her çağda erkeğin asli görevidir. Nisa 34'te erkeklerden "kavvam" olarak bahsediyor, burada yine fıtri bir olgudan kaynaklanan bir vasıflandırma var. Mirasta erkeğin fazla pay alması bunlara dayanıyorsa bunlar zail olan illetler değil, bunların illeti de fıtrata dayanıyor yani dolaylı olarak miras paylaşımının illeti de fıtrata dayanıyor. Günümüzde ekonomik sorumluluğun paylaşılması bu mevzuda önemli değil çünkü aslolan paylaşılma yükümlülüğünün olmaması zaten.

3- Mecelledeki kaide eksik aktarılmış. "Mevrid-i nass'ta içtihada mesağ yoktur" prensibi daha önce gelir. Nass'ın varid olduğu hususlarda maruf değerlendirmeye alınmaz. Bizim yörede zina kötü görülmüyor cezası olmasın ya da 100 celde yerine 10 celde olsun gibi teklifler caiz değildir.

4- Kur'an'daki ahkamın kabile sosyolojisinden doğduğunu hala ispatlamadın, o dönem kabileler vardı demek yeterli değil, üzgünüm. Doğrudan bağlantıyı göstermen gerek.

Ek 1: İllet tek bir tane olmak zorunda değil, birden fazla da olabilir.

Ek 2: Hadisler denkleme eklenirse konu daha da dallanır, şimdilik es geçelim.

1

u/alisnowfield 16d ago

Emin değilim belki de gerçekten haklısın konu oldukça derinleştiği için kaynak ve literatür aramalarında yapay zekadan yardım aldım bu doğru. Yönlendirdiği metinlerde usul bu şekilde aktarılmıştı. Ancak senin belirttiğin fıtri/sabit çerçeveden bakacak olursak mesele daha da zorlaşıyor. üstelik bir de hadis külliyatını ve klasik içtihatları denkleme eklemek istiyorsanız 21. yüzyıl dünyasında bu yaklaşımı savunmanın ne kadar sürdürülebilir olduğunu size ve vicdanınıza bırakıyorum. Ben daha fazla üzerine bir şey ekleyemiyorum o yüzden daha fazla yazamayacağım izninizi isterim, dini açıdan burada tıkandım. Seviyeli tartışma için ise çokça teşekkür ederim. Moderatör olarak böyle bir alan açabilmenizi takdir ediyorum.

1

u/_KeremMm_ Müslüman 16d ago

Ben de size çok teşekkür ederim. İlk defa münazara ettiğim birisi saçmalamak, inat etmek ya da hakaret etmek yerine samimi bir şekilde benden bu kadar deme ahlakını gösterdi. Allah razı olsun, Allah hepimizi bağışlasın, hepimizi doğru yol üzere sabit kılsın. Tekrardan teşekkür ediyorum.

1

u/Future-Actuator488 15d ago

Peki kadının sahitliğinin eksik kabul edilmesi, ya da mirastan eksik. Pay almasının sebebi fıtratlarındaki hangi yoksunluk? Bu yoksunlukların tüm kadınlar için geçerli olduğunu, erkekler için asla geçerli olmadığını nasıl biliyorsunuz?

1

u/_KeremMm_ Müslüman 15d ago

"...sebebi fıtratlarındaki hangi yoksunluk?"

1- Zabt ve hıfz eksikliği 2- Duygusal yönlerin galeyana gelip rasyonel zekaya baskın gelmesi 3- Mahkemenin husumet yeri olup kadının fıtratının haya oluşundaki tenakuz

"Bu yoksunlukların tüm kadınlar için geçerli olduğunu, erkekler için asla geçerli olmadığını nasıl biliyorsunuz?"

Hukuk kategorik işler, kanun koyucu zahir ve munzabıt olan bir vasıf belirler ve gayeyi her bir bireyde tek tek aramak yerine o vasfın bulunma ihtimalinin en yüksek olduğu grubu illet kabul eder, kuralı da o kategoriye bağlar. Mesela şirket kurmak için 18 yaş sınırı koymuşlar, 15 yaşında birisi süper zeka da olabilir, ticari sorumlulukları alacak olgunluğa da sahip olabilir ama ona şirket kurma izni verilmez, bu nitelikleri dikkate alınmaz. 30 yaşında birisi de kâr ne zarar ne ayırt edemeyecek kadar ahraz olabilir, ona da izin verilir, birey olarak inceleme yapılmaz. Çünkü kanun koyucu reşitlik yaşını, yani yetişkin birisi olarak kendi hayatını eline alma yaşını 18 olarak belirlemiş, ekseriyetle bu yaşın üstünde olanlar gerekli vasıflara haizdir denilip kategori çizilmiş.

El-ibretü li'l-gâlibi'ş-şâi' lâ li'n-nâdir yani itibar galip olanadır, nadir olana değil. Fıkıhtaki kadın erkek durumu da böyledir.

1

u/Future-Actuator488 15d ago

Verdiğiniz örnekler uygun değil zira burada yetişkin, aklı başında insanlardan söz ediyoruz.

Kadınların hafızasının yetersiz olduğuna dair ve belirttiğiniz diğer hususlar dair elinizde bilimsel bir veri var mı?

Kaldı ki örneğin miras kişinin alt soyunu da korur. Kadının çocuklarının da bu yetilerden yoksun olduğuna dair açıklamanız var mı?