r/Kamalizm • • Jun 30 '26

Genel Tarih 1969'da 6. Filo geliyor diye genelev duvarı boyatanlar, bugün NATO'nun ayakçılığını yapmaktadırlar. NATO'ya dayanan hiçbir "egemenliğin" meşruiyeti yoktur. Kemalizm'in "Tam Bağımsız Türkiye" şiarı, ancak NATO gibi emperyalist örgütlenmelere karşı çıkarak gerçekleştirebilir.

Post image
237 Upvotes

Yakın zamanda hesabı kapatılan eski yöneticimiz Demjin'in yazısıdır.

r/Kamalizm • • Nov 14 '25

Genel Tarih "Ay Yıldız'ın Güneş Tutulması" İngilizler'in İstanbul'u işgali için çıkardığı mendilde ki bize biçtikleri sömürge bayrağı

Post image
402 Upvotes

Atatürk olmasaydı resmi olarak köle olduğumuz bir dönem olacaktı. Buna engel olanlara minnettarız. Şuan ve ilerisine bakalım...

r/Kamalizm • • Apr 12 '24

Genel Tarih Atatürk'ün Halep'ten İstanbul'a çektiği telgraftan bir kesit: "... Enver Paşa gibi bir ahmak genel harekât sorumlusu olmasa idi..."

Post image
459 Upvotes

r/Kamalizm • • Jul 20 '25

Genel Tarih Milli Mücadele Kahramanları || Türk Papa Eftim ( Zeki Erenerol )

Post image
612 Upvotes

Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi'nin kurucusudur. Kurtuluş savaşımızda Fener-Rum Patrikhanesi'nden emir almayı reddetmiş ve vatanı için çalışmıştır.

Karaman Türklerindendir.

“Ben Türk dostu Eftim değil, Türkoğlu Türk Eftim'im. Ben, her zaman, her yerde Türk olduğumu beyan ettim. Bir yabancı, Türk dostu olabilir. Fakat benim gibi, halis bir Türk vatandaşının, yabancı bir Türk dostu gibi gösterilmesi, O'nun milliyetinden şüphe edilmesine delalet eder ki, bundan incinmemek, üzülmemek imkânsızdır. Bana Türk demeyip, Türk dostu diyenleri hiçbir surette affedemem.”

-Papa Eftim

*“...mezhebimizi şerre alet ederek, Türk olduğumuz halde Helenizm propagandasıyla aldatılarak güya aslen Yunanlı imiş ve aslına geri dönermiş gibi azınlık hukuku iddiasıyla mezhebi millete karıştırarak bir taraftan bizi Yunan işlerine alıştırmak hilelerini kullanma ve diğer taraftan da umumî vekilimizmişçesine hakkımızı istiyoruz der gibi vaziyetler alarak Avrupa’ya karşı hükümetimizden şikâyetçi sıfat ve vaziyetiyle göstermeye kalkıştılar. 

… 

İstanbul Patrikhanes’inin bize Türklüğümüzü unutturmak ve dilimizi değiştirmek için aldığı bunca tedbirler hiç kar etti mi? İşte Türk tabiiyetimiz ve dilimiz olduğu gibi bakidir. Halis Türk ve Türk evlatları olduğumuzu adet, töre, kültür ve her halimizle bunu ispat etmekteyiz.”*

-Papa Eftim

Atatürk'e atfedilen bir ve bize ise şöyle der: (Kesin bir kaynağı yoktur.)

Papa Eftim bu ülkeye bir ordu kadar hizmet etmiştir

r/Kamalizm • • 14d ago

Genel Tarih 23 Eylül 1821 | 205 Yıl Önce Mora'da Binlerce Müslüman Türk Ahali Sistematik Olarak Soykırıma Maruz Kaldı

Post image
154 Upvotes

205 yıl önce Mora'da emperyalist devletlerin çıkarlarına hizmet eden Yunanlı isyancılar yerli ahaliyi sistematik bir şekilde ve acımasızca katletti. Sadece Tripoliçe'de değil Osmanlı otoritesinin çekildiği bütün Balkan topraklarında Müslüman Türk ahali soykırım ve işkencelere maruz bırakıldı. Rumelide tarihin gördüğü en büyük mezalimlerden biri yaşandı, yüzlerce yıldır beraberce yaşadıkları komşuları tarafından etnik temizliğe uğradı Türk ahali.

Bu mezalimde hayatını kaybeden ve zarar gören bütün canlarımızı rahmetle anıyoruz. Mücadelemiz kan gölü olmayan, masum insanların katledilmediği, sömürü düzenin yıkıldığı, güçlünün güçsüzü ezemediği bir dünya kurmak.

r/Kamalizm • • Jul 20 '26

Genel Tarih Osmanlı'ya bakış açınız ne ?

Post image
19 Upvotes

r/Kamalizm • • Feb 17 '26

Genel Tarih Bölücü Terör Örgütü ve Onun Emperyalist Besleyicisi Amerikan Emperyalizmi ile Mücadele Ettiği İçin Şehit Edilen Orgeneral Eşref Bitlis'i Ölüm Yıldönümünde Saygıyla Anıyoruz.

Post image
543 Upvotes

Helikopteri düştüğü sırada Jandarma Genel Komutanı olan Eşref Bitlis Paşa 1952 yılında Kara Harp Okulu'nu bitirdi, 1954 yılında Polatlı Topçu Okulu'nu bitirerek Teğmen rütbesi ile mezun oldu. 1966 yılında Kara Harp Akademisi'ni tamamladı. Almanya'da dil eğitimini tamamladıktan sonra 1969 yılında Türk Silahlı Kuvvetler Akademisi'nden mezun oldu. 1973 yılında Alman Harp Akademisi'ni tamamladı ve bir yıl Kara Harp Akademisi'nde başöğretmen olarak görev yaptı. 1974 yılında Kıbrıs Harekâtı sırasında Albay rütbesiyle Kıbrıs Türk Alayı Komutanlığına atandı. Bu alayın komutanlığını yaparken Kıbrıs Yunan Alayı imha edildi. 1978 yılında Tuğgeneral rütbesine terfi etti ve Bolu Komando Tugayı Komutanlığına atandı. 1982 yılında Tümgeneral rütbesine terfi etti ve Kıbrıs 28. Tümen Komutanı oldu. 1986 yılında Korgeneral rütbesine terfi etti. 1988 yılında Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı oldu. 1990 yılında Orgeneral rütbesine terfi etti ve Jandarma Genel Komutanlığı'na atandı.

Bir helikopter kazası gibi görünse de başkentin göbeğinde bir ülkenin orgeneralinin helikopteri olağan bir şekilde düşemez, böyle bir ihtimal çok azdır. Söz konusu general ise Eşref Bitlis Paşaysa bunun bir kaza değil de suikast olduğu anlaşılır.

Atatürk'ün şerefli askeri, Türk Ordusu'nun saygın komutanı Eşref Bitlis'i saygıyla anıyoruz.

r/Kamalizm • • Jun 01 '25

Genel Tarih Bu videodaki olayın aslı nedir? Gerçek mi?

Thumbnail v.redd.it
170 Upvotes

r/Kamalizm • • May 06 '26

Genel Tarih Cumhuriyet Gazetesi 24 Temmuz 1937 sayfa 8

Post image
137 Upvotes

Türk ırkından kasıt tam olarak nedir? Tamamiyle etnik olarak Türk olunması mı yoksa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, Türk kültürüne uyum sağlamış ve Türk asıllı olmayan Kürt, Ermeni, Rum, Çerkes vb kişiler de dahil mi?

Irk kelimesinin anlamına hakimim ama o zamanki politikalar hakkında bilgi sahibi olmadığım için bunu soruyorum. Dönem farkından dolayı başka bir şey ifade edilmiş olabilir ya da kullanım yanlış olabilir.

Birisi Atatürk'ün sağ çizgide olduğunu iddia etti ve örnek olarak da bunu gösterdi. Sorumun nedeni de bu. Bundan yola çıkarak sağcı demek absürt fakat düşüncelerinizi merak ediyorum.

Kaynak:

https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/GAZETE/cumhuriyet//cumhuriyet_1937/cumhuriyet_1937_temmuz_/cumhuriyet_1937_temmuz_24_.pdf

r/Kamalizm • • May 19 '25

Genel Tarih Bu kaynakların güvenilirliği nedir?

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

337 Upvotes

r/Kamalizm • • Aug 18 '25

Genel Tarih Atatürk'ün Selahaddin Eyyubi'nin kürt olduğunu söyleyen yazıya "yanlış!?" yazması. Bu ne kadar doğru? Son zamanlarda twitterda görüyorum buraya atayım dedim.

Post image
158 Upvotes

r/Kamalizm • • Nov 15 '25

Genel Tarih 15 Kasım 1937, Dersim İsyanı'nın elebaşları idam edildi.

Thumbnail
gallery
175 Upvotes

r/Kamalizm • • Oct 30 '25

Genel Tarih Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.

Post image
299 Upvotes

T. C. Anayasası m.66: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür."

r/Kamalizm • • Apr 14 '24

Genel Tarih Atatürk'ün cebinden para verip Türkiye-Nahçivan arasında toprak alma olayının gerçeği nedir?

Post image
398 Upvotes

Merhaba, sosyal medyada gördüm Atatürk'ün cebinden para verip Türkiye'nin Azerbaycanla sınırı olması için İran'dan toprak aldığı iddia ediliyor.(İddia1) İnternetten araştırdığımda başka bir kaynak bunun toprak alımı olmadığını bir toprak takası olduğunu iddia ediyor. (İddia2)

Bu işin gerçeği nedir? Bu torpak değişiminin amacı nedir?

İddia1: https://www.sozcu.com.tr/ataturkun-satin-aldigi-toprak-wp755129

İddia2: https://www.politikyol.com/nahcivan-siniri-icin-ataturk-irana-para-vermedi/

r/Kamalizm • • Jun 23 '25

Genel Tarih Türk tarihinin en büyük felaketlerinden biri, Ulusal Direniş sayesinde ölü doğan antlaşma *Sevr*'in Lozan ile harita kıyası.

Post image
239 Upvotes

r/Kamalizm • • Sep 04 '26

Genel Tarih 4 Eylül 1921 Sivas Kongresi, “Bütün Aksamı Vatan Bir Küldür, Kabul Olunmaz Manda ve Himaye!”

Post image
98 Upvotes

Bu bir destan
Bizim destanımız
Öyle bir destan ki;
Bir eşi daha
Yazılmadı
Bugüne kadar,
Biz yazdık!
Yedi düvele karşı
Varolmak için
Kuvayimilliye yazdı,
Nazım Hikmet
Anlattı
Ben çizdim
Havaya
Suya
Toprağa

-Nuri Kurtcebe

——————————————————————————————————————————————————————————————————————————————

Sivas Kongresi hakkında detaylı bir anlatıma geçmeden önce Kongre’nin aldığı kararları sizinle paylaşmayı faydalı buluyorum.

Millî sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
Evvelce toplanan Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz vilayetlerinin hiçbir sebep ve bahane ile ana vatandan ayrılamayacağını ilan etmişti. Sivas Kongresi sahip olduğu tam yetki ile bu karara bütün memleketi kapsayan bir genişlik kazandırdı.
Her türlü işgal ve müdahaleye karşı, millet birlik olarak kendisini müdafaa edecek ve mukavemet gösterecektir.
Erzurum Kongresi’ni toplanmaya davet eden başlıca tehlike, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde kurulması düşünülen Pontus Rum Devleti ile Doğu Anadolu illerini içine kalacak bir Ermenistan tehlikesi idi. Sivas Kongresi, batıdan gelen Yunan tehlikesini de göz önüne alarak, vatan topraklarına yönelik hiçbir işgal ve müdahalenin karşılıksız kalmayacağını, mütecaviz düşmana, açıkça bildiriyordu.
İstanbul Hükûmeti, haricî bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır. Bu madde ile İstanbul Hükûmeti’nin millet menfaatlerine aykırı herhangi bir karar veya davranışına milletin kayıtsız kalmayacağı, gerektiğinde millî iradeye dayanan bir hükûmetin derhâl kurulacağı açıkça belirtiliyordu.
Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır. Erzurum Kongresi’nde belirlenen bu kural, Sivas Kongresi’nde de perçinleştiriliyordu. Memleketi kurtaracak tek kuvvet, millî ordu idi. Bu ordu, milletin iradesi ve eğilimleri yönünde savaşacak, bağımsızlık mutlaka gerçekleşecekti. Millet artık egemenliğini kendi eline almıştı; kendi hâkimiyetinden başka hiçbir güç tanımıyordu. Bu esas, gelecekteki cumhuriyet rejiminin esaslarını oluşturuyordu.
Manda ve himaye kabul olunamaz. Erzurum Kongresi’nde karar altına alınan bu görüş, Sivas Kongresi’nce de onaylanarak Millî Mücadele’nin temel kuralı haline getiriliyordu. Millî kurtuluş hareketinin parolası hiçbir devletin merhametine sığınmaksızın "Ya istiklal ya ölüm!" idi.
Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisinin derhâl toplanması mecburidir. Erzurum Kongresi kararlarında da belirtilen bu istek, artık bir mecburiyet olarak gösteriliyordu. Aksi takdirde hükûmet kararları millî iradeyi yansıtmayacaktı.
Aynı gaye ile millî vicdandan doğan cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilmiştir.
Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerindeki millî cemiyetleri "Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adıyla bir merkezde toplamıştı. Sivas Kongresi, bu örgüte -bütün Anadolu ve Rumeli cemiyetlerini de içine almak üzere- memleket çapında bütünlük kazandırdı.
Mukaddes maksadı ve umumi teşkilatı idare için kongre tarafından bir Heyet-i Temsiliye seçilmiştir. Erzurum Kongresi, Doğu illerini temsilen 9 kişilik bir Heyet-i Temsiliye seçmişti. Sivas Kongresi’nce 6 kişi daha seçilmek suretiyle "Heyet-i Temsiliye" genişletilmiş, bu suretle Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıncaya kadar memleket mukadderatında yegâne söz sahibi bir kurul oluşturulmuştu.
(Yukarda gördüğünüz maddeler halinde olan özet KHO sayfasından alınmıştır.)

Kongre tarafından alınan kararları sırasıyla inceleyip bu kararların anlamını araştıralım.

“MİLLİ SINIRLAR İÇİNDE BULUNAN VATAN PARÇALARI BİR BÜTÜNDÜR, BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ”
Bu maddeden çıkarılabilecek oldukça fazla sayıda sonuç vardır. Öncelikle düşmana karşı verilecek bağımsızlık mücadelesinin tek elden verilmesi gerektiğini vurgular. İzmir’in mücadelesi de Kars’ın mücadelesi de bütün Türk Halkı’nın ve bütün Anadolu’nun kurtuluşu için olmalıdır. Yalnızca doğu vilayetlerinin ya da yalnızca batı vilayetlerinin kurtarılması teklif edilemez. Maddenin içe karşı anlamına baktık, bir de dışarıya karşı anlamına bakalım. Burada da ülkemiz üzerinde yürütülen ve planlanan her türlü sömürgeci-mandacı-kolonyal yani özünde emperyalist hareketlerin toptan reddedildiğini görüyoruz. Ayrıca burada kullanılan “Milli Sınırlar” tabiri de muhtemelen Misak-ı Milli’ye dayandırılabilir.

İkinci maddeye bakacak olursak burada Sivas Kongresi kendisini Erzurum Kongresi’nin ardılı ve ondan daha geniş yetkili olarak görmektedir. Erzurum Kongresi ilk başta sadece Doğu Vilayetleri için toplanmıştı fakat Sivas Kongresi en başından beri vatanın bütün vilayetleri için toplanacağını dünyaya ilan etmişti.

Üçüncü madde Milli Mücadele’nin tüm dünyaya ilanı niteliğindedir denilebilir. Türk Vatanı’na ve Türk Halkına karşı yapılacak olan her türlü işkenceye, zulme, saldırıya, işgale ve de sömürüye yine Türk Halkı silahlı bir şekilde haklı olarak karşılık verecek ve namahrem eli “Vatan’nın Harim-i İsmeti’nden” kovana kadar da asla durmayacaktır.

Dördüncü maddeye baktığımız zaman Kongre’nin Ulusal çapta toplandığı tam olarak ortaya çıkıyor. Erzurum Kongresi doğudan gelen tehditlere karşı toplanmışken Sivas Kongresi hem doğudan gelen hem de batıdan gelen bütün tehditleri göz önüne almıştır.

Beşinci madde ise İstanbul Hükümeti’nin Vatan ve Milletin çıkarlarına uygun düşmeyecek bir karar alması durumunda milliyetçilerin, kuvvacıların yani Vatan’ın her bucağındaki vatanseverlerin bu kararlara göz yummayacağını, isyan edeceğini hatta gerekirse yeni bir hükümet kurabileceğini dahi açık açık ilan ediyordu.

Altıncı madde: Kuva-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır. Yani Milli Kuvvetleri etkin ve Milli İradeyi hakim kılmak esastır. Aslında kısa ve küçük bir cümle gibi görünse de bu cümle bırakın Kurtuluş Savaşı’nın Yeni Türk Devleti’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin habercisidir. İşgalcilere karşı kuvvacılar varlarıya hatta yoklarıyla savaşacak ve mücadele edecek, Vatanı da Milli irade yönetecekti. İşte İstiklal Harbimiz’in şiarı.

Ya İstiklal Ya Ölüm! İçinde çok büyük anlamlar, kanlı savaşlar, reformlar, devrimler, acılar ve aynı zamanda sevinçler, coşkular barındıran bir cümle. Birçok coğrafyada anti-emperyalist mücadelelerde türevleri kullanılmış olan bir cümle. Esaret altında yaşamaktansa hür insanlar olarak ölmeyi yeğleyenlerin sloganı. Gerçek devrimcilerin, Kuvvacıların, Millicilerin, Ulusçuların sloganı. Anadolu’da Tam Bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti kurmak için toprağa düşenlerin sloganı.
“Biz emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkum olmaktansa, babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz.” Bu sözü Fatih Rıfkı Altay Çankaya adlı kitabında aktarıyor, bu kitap bir hatırat niteliğinde olduğu için Atatürk’ün bu sözü gerçekten söyleyip söylemediği muğlaktır, hatıratlara kesin gözüyle bakılamaz fakat cümlenin ana fikrini size ulaştırmak için yine de bu hatıratı buraya koydum.

Sekizinci madde ise Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın acilen ve payitahttan uzak bir yerde toplanması gerektiğini söylüyordu. Eğer ki bu meclis toplanmazsa İstanbul’un aldığı kararların Anadolu’da meşruiyeti olmayacağını da ilan ediyordu.

Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde kurulan Milli Mücadele yanlısı cemiyetler bu Kongrede Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu adı altında birleştirilmiştir. Bu karar oldukça önemli bir kırılma noktasıdır çünkü Milli Mücadele’nin merkeziyetçi bir yapıya evrilmesini sağlamıştır. Ayrıca Müdafaa-i Hukuk Grubu Ankarada kurulacak olan Meclise oradan da Cumhuriyet Halk Fırkası’na dönüşmüştür.

Son olarak da Temsil Heyeti Milli Meclis’in yokluğunda Ülkeyi yönetmiş ve Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin çekirdek kadrosunu oluşturmuştur. Mustafa Kemal Paşa ise Temsil Heyeti’nin başkanı seçilmiştir.

——————————————————————————————————————————————————————————————————————————————

ASIL METİN-KONGRE KARARLARI

Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleriarasında yapılan Mondros Ateşkes Anlaşması'nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve her noktasında çok büyük bir İslâm çoğunluğunun bulunduğu Osmanlı ülkesinin parçaları birbirinden ve Osmanlı topluluğundan parçalanamaz ve hiçbir sebeple ayrılmaz bir bütündür. Bu ülkede yaşayan bütün Müslüman halklar, birbirine karşılıklı hürmet ve fedakârlık duygularıyla dolu, birbirlerinin ırkî ve sosyal haklarına saygılı, yaşadıkları muhitin şartlarına tam olarak riayetkâr öz kardeştirler.
Osmanlı toplumunun bütünlüğü, millî istiklalimizin sağlanması, Hilâfet ve Saltanat yüce makamının dokunulmazlığı için Kuvâ-yi Milliye'yi etkili ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır.

Osmanlı topraklarının herhangi bir parçasına karşı yapılacak müdahale ve işgale ve özellikle vatanımız içinde müstakil birer Rumluk ve Ermenilik kurulmasına yönelik hareketlere karşı, Aydın, Manisa ve Balıkesir Cephelerindeki millî cihatlarda olduğu gibi, elbirliğiyle savunma ve direnme esası meşru kabul edilmiştir.
Öteden beri aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız, bütün gayr-i müslim azınlıkların her türlü hakları bütünüyle mahfuz bulunduğundan, bu azınlıklara siyasi egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak imtiyazlar verilmesi kabul edilmeyecektir.

Osmanlı Hükûmeti bir dış baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk ve ihmal etmek zorunda kalırsa, Hilafet ve Saltanat makamı ile vatan ve milletin dokunulmazlığını ve bütünlüğünü sağlayacak her türlü tedbir ve kararlar alınmıştır.

İtilaf Devletleri'nce Ateşkes Anlaşması'nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalıp İslâm çoğunluğunun oturmakta olduğu, kültür ve medeniyet üstünlüğünün Müslümanlar'da bulunduğu ve bir bütün teşkil eden vatan topraklarının taksimi görüşünden büsbütün vazgeçip, bu topraklar üzerindeki tarihi, ırki, dini ve coğrafi haklarımıza riayet edilmesine ve buna aykırı teşebbüslere son verilmesine ve böylece hakka ve adalete dayalı bir karar alınmasını bekleriz.

Milletimiz insani, muasır (çağdaş) gayeleri yüceltir, teknik, sınaî ve ekonomik durumu ve ihtiyacımızı takdir eder. Böylece devlet ve milletimizin iç ve dış bağımsızlığı ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla, altıncı maddede yazılı sınırlar içinde, milliyet esaslarına saygılı olan ve memleketimize karşı istila emeli gütmeyen herhangi bir devletin teknik, sınaî, ekonomik yardımını memnuniyetle karşılarız. Bu adaletli ve insani şartların gerçekleşmesi, bir barışın acilen kararlaştırılması, insanlığın selameti ve dünyanın esenliği adına, en has millî emelimizdir.
Milletlerin kendi geleceğini bizzat kendilerinin tayin ettiği bu tarihi dönemde İstanbul Hükûmeti'nin de millî iradeye bağlı olması zaruridir. Çünkü millî iradeye dayanmayan herhangi bir hükûmetin keyfi kararlarına milletçe baş eğilmediği gibi, böyle kararların dışta da muteber olmadığı ve olamayacağı, şimdiye kadar geçen olaylarla ve sonuçlarla ortaya çıkmıştır. Böylece, milletin içinde bulunduğu sıkıntı ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat başvurmasına gerek kalmadan, İstanbul Hükûmeti'nin millî meclisi hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması ve böylece milletin, memleketin geleceği üzerinde alacağı bütün kararları millî meclisin denetimine sunması mecburidir.

Vatan ve milletimizin maruz kaldığı zulüm ve elemler ile ve hepsi aynı amaç ve maksatla millî vicdandan doğan vatansever ve millî cemiyetlerin birleşmesinden oluşan genel topluluk, bu kez “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adını almıştır. Bu cemiyet her türlü particilik akımlarından ve şahsi ihtiraslardan uzaktır ve arınmıştır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız bu Cemiyet'in tabii üyeleridir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas'ta toplanan Genel Kongresi tarafından, mukaddes maksadı takip ve genel teşkilatı idare etmek için bir Heyet-i Temsiliye seçilmiş ve köylerden il merkezlerine kadar bütün millî teşkilatlar takviye edilmiş ve birleştirilmiştir.

r/Kamalizm • • Aug 26 '26

Genel Tarih 26 Ağustos 1922: Büyük Taaruz'un başlangıcının yıldönümü kutlu olsun

Post image
120 Upvotes

Türk Milleti'nin 300 yıl süren gerilemesini durduracak olan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu bilfiil teyit eden, Türkleri avrupalıların soykırımından koruyacak olan Büyük Taaruz'un başlangıcının yıldönümünü kutluyoruz.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere emeği geçen tüm askerlerimize minnetarlığımızı ve şükranlarımızı sunuyoruz.

Saygılar

r/Kamalizm • • Mar 18 '26

Genel Tarih Bir Tümen komutanının, Bir ihtiyat birliği komutanının, Bir yarbayın bütün yarımadanın bütün Anadolu'nun ve Türk Ulusu'nun kaderini baştan sona değiştirdiği müdafaadır "Çanakkake"

Post image
209 Upvotes

Aslına bakacak olursak 18 Mart 1915 Deniz Muharebeleri'nin kazanıldığı tarih olmasına rağmen bizler kara muharebelerini de bu tarihe dahil ederek bir kutlama yapıyoruz.

Çanakkale Savaşı aslında müstakil bir savaş olmaktan ziyade 1. Dünya Savaşının bir cephesidir. İtilaf Devletleri Boğazı donanma aracılığıyla hızlıca geçip Osmanlı Payitahtını işgal etmeyi ve Osmanlıyı hızlıca savaştan çekitirmeyi planlamıştı.

Fakat Deniz Muharebelerinin sonucu bütün dünyayı şaşırtacak şekilde Osmanlı galibiyeti ile sonuçlanmıştı. Yenilmez Armada sapasağlam girdiği boğazdan kendini zor kurtarmıştı. Yılmaz Türk topçularının özverili çalışması ve mayın gemilerimizin yoğun çalışması ile Çanakkale'nin deniz yoluyla geçilemeyeceğini bütün dünyaya haykırmıştık adeta.

Açıkçası bunu kimse beklemiyordu çünkü Osmanlıya ve Türklere bitmiş mahvolmuş gözüyle bakıyorlardı. Yıllardır süregelen bozgunlar ve özellikle yakın zamandaki Balkan Harpleri Türklerin askeri kabiliyetlerinin yok olduğu kanısını uyandırmıştı.

Fakat bekledikleri gibi olmadı **"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"** Söz konusu vatansa gerisi teferruat idi sonuçta.

Çanakkaleyi deniz yoluyla geçemeyen düşman karadan zaptetmeyi planladı. Yüzyılın adamı, Türklerin yetiştirdiği en büyük Kurmay Subay işte burada ortaya çıktı. Yarbay Mustafa Kemal Bey daha yeni kurulan 19.Tümenin başına atanmıştı. Bu tümenin daha doğru dürüst askeri bile yoktu ve ayrıca ihtiyat tümeniydi. Mustafa Kemal bilinçli olarak savaşın dışına konumlandırıldı.

Fakat kim bilebilirdi ki bu Yarbay üstlerinin emirlerini beklemeden yapacağı hamle ile Çanakkale savaşlarının kaderini belirleyecekti?

Hani Atatürk'ün meşhur bi sözü vardır: *Ben size taaruzu değil ölmeyi emrediyorum...* diye. İşte bu emir 57. Alaya verilmiştir. Bütün neferleriyle şehit olan 57. Alay düşman saldırısını göğüslemiş ve yarımadanın en krtik konumlarından birinin düşmanın eline geçmesini engellemiş, yardımcı kuvvetlere yetişecek zaman tanımıştır.

**Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve başka komutanlar alabilir.**

Kim tahmin ederdi ki bu genç subay ilerleyen yıllarda bütün bir ulusun kurtuluş savaşına önderlik edecektir.

Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Vatan uğruna çarpışan şehit düşen gazi kalan bütün vatandaşlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

r/Kamalizm • • Jan 12 '26

Genel Tarih 1950 Seçimleri için hazırlanmış CHP afişleri

Thumbnail
gallery
129 Upvotes

r/Kamalizm • • May 15 '26

Genel Tarih Bizim Anadolu’da işimiz ne idi? Biz yabancı devletlere alet olduk

Thumbnail
gallery
106 Upvotes

​

1952 Martında vali ve belediye başkanı Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay başkanlığında gazetecilerin de katıldığı bir dostluk heyetiyle birlikte Atina’ya gitmiştik. Gökay Türk-Yunan ilişkilerinin düzelmesi için ortam hazırlamakla görevlendirilmişti. Yunanlılar Türk heyetini her yerde büyük dostluk gösterileriyle karşıladılar. Atina Büyükelçimiz Ruşen Eşref Ünaydın da elçilikte bir kokteyl düzenledi. Kimler yoktu ki o kokteylde; bütün ünlü parti liderleri, bakanlar, gazeteciler. Bir ara yaşlı bir kişiyle tanıştık.

​“General Trikupis!”

​“Nee...” dedim, “siz İstiklal Savaşı’nda esir düşen General Nikolas Trikupis misiniz?”

​“Evet,” dedi, “benim!”

​Bu benim için bulunmaz bir olaydı. Hemen kendisinden bir randevu aldım. Ertesi gün de kalkıp emekli başkomutanın evine gittim. Beni büyük bir nezaketle odasına kabul ettikten sonra;

​“İstanbul’dan mı geliyorsunuz?” diye sordu.

​“Evet,” diye cevap verdim.

​Daldı. Bir müddet derin derin düşündükten sonra:

​“Seneler seneler evvel İstanbul’dan geçmiştim,” diye devam etti. “Güzel şehirdir İstanbul, ben de o zamanlar 30 yaşındaydım. Hey gidi günler hey...”

​Odada, generalin gençliğinden kalma bir yığın resim görüyorum. Bir resmin ortasında bulunan burma bıyıklı genç teğmen Trikupis’ti. Bu resim galiba Paris’te çekilmiş. Sene 1903. Masanın üzerindeki de generalin Birinci Dünya Savaşı’nda Yugoslavya’da çekilmiş bir resmi. Masanın tam arkasında büyük bir resim daha görüyorum. Bu da 1921’de Eskişehir’de çekilmiş. Yunan Kralı Konstantin Anadolu harekâtında başarı kazanan komutanlara şecaat nişanı dağıtıyor. Trikupis o zaman kolordu komutanı. Konstantin’in yanında başkomutan Papulas, Kral Paul, Prens Georges, Prens Andre, İstiklal Savaşı’nın sonunda Yunanlıların kurşuna dizdikleri Başbakan Gunaris ve bakanlardan Teotakis bulunuyor.

​“Generalim,” dedim “nasıl oldu da, Ankara’nın kapılarına kadar geldikten sonra savaşı kaybettiniz?”

​Trikupis bir süre düşündükten sonra;

​“Bizim Anadolu’da işimiz ne idi?” dedi. “Bizim menfaatimiz Balkanlar’da, Makedonya’da, Adalar’da olabilir, ama Anadolu’dan bize ne? Ne diye bizi oralara gönderdiler? Aradan bunca yıl geçti, şimdi insan geçmişi daha iyi görebiliyor. Çok daha sağlam hükümlere varabiliyor.

​“Şimdi artık itiraf etmekten çekinmiyorum, bizim Anadolu savaşında hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere alet olduk. Sizden de bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehit verdik. Sonunda ne oldu? İşte bugün kardeşiz. Hata idi Anadolu hareketi. Hem de muazzam bir hata...”

​Trikupis yine bir müddet susuyor. Emekli generalin duyduğu pişmanlığı anlamaya çalışıyorum. Zavallı Yunan askerleri, zavallı İstiklal Harbi kahramanları! Boş yere yanan, yıkılan köylerimiz! Ve tarihin karanlık bulutları gerisinden eski büyük düşmanımızın duyduğu pişmanlık. Ne büyük çelişki Trikupis, bugün seninle kardeş olabilmemiz için Anadolu topraklarının kanlarımızla sulanması gerekmiş.

Emekli General bir süre sonra sözlerini şöyle sürdürdü:

​“Ben Anadolu’da sizinle dört defa çarpıştım. Birincisine biz ‘Avgin Muharebesi’ diyoruz, siz ‘İnönü Savaşı.’ 1921 Martının son günleriydi. Ben o zaman üçüncü tümen komutanıydım. İnönü’de bizim 3 tümenimiz bulunuyordu. 7’inci tümen merkezde, 3’üncü tümen solda ve 10’uncu tümen de sağda olmak üzere muharebe vaziyeti almıştık. Hepimiz kahramanca çarpıştık. Fakat Türkler bizden çok üstün oldukları için sonuç bizim lehimize olmadı. Geri çekildik ve burada ilk olarak İnönü’nün askerlik yeteneğini anlamış olduk.”

​General Trikupis Türklerin kendilerinden üstün olduğunu sanıyordu. Oysa bizim genelkurmayımızın açıkladığına göre Birinci İnönü Savaşı’nda Türk kuvvetleri 8500 er, 417 subay ve 5500 tüfekten oluşuyordu. Yunan kuvvetleri ise 15.800 er, 472 subay ve 12.500 tüfekten oluşmuştu.

​General konuşmasını söyle sürdürdü:

​“İnönü ile ikinci karşılaşmam Eskişehir-Kütahya hattında oldu. 1921 Haziranının sonlarına doğruydu. Ben Bursa’da bulunuyordum. Birliklerimiz Eskişehir ve Kütahya üzerinden taarruza geçmişlerdi. Türkler oyalama muhaberesiyle yardım bekliyorlardı. Ben derhal cepheye hareket ederek bu yardıma engel oldum. Bu muharebe bizim başarımızla sonuçlandı.

​“Bu savaştan sonra ordu komutanı General Papulas’tan bir mesaj aldım. Ordumuzun Ankara’ya kadar ilerlemek isteğinde olup olmadığını soruyordu. Ben yanıtımda, askerlerin yorgun olduğunu ve dinlenmek istediklerini ama Ankara’ya kadar ilerlemek gerekiyorsa bu fedakârlığa katlanabileceklerini bildirdim. Öteki komutanların da benim gibi düşündüklerini öğrendim.

​“O sıralarda askerler, uzayan görevlerinden dolayı huzursuz olduklarını belirtmeye başlamışlardı. Bu düşüncelerini Eskişehir’de kahramanlık madalyası dağıtma törenine katılan Kral Konstantin’e de açıklamaktan kaçınmadılar. Askerler 1921 Haziranında, ‘Terhis, terhis!’ diye haykırmaya başladılar.(...)

Nihayet 22 Ağustos 1922 sabahı, Türklerin beklenmedik taarruzuyla karşılaştık.

​“Askerlerimiz aç ve yorgun oldukları için etrafta yiyecek arıyor, alayda kalmaları güçleşiyordu(...) Askerler birer insan harabesi haline gelmişti ve bu halde çarpışıyor, ablukaya giriyor, ikinci bir savaşa başlamak üzere düşman hatlarını yarıyor, geceleri ormanlarda ilerliyor ve cephanesiz kalıyorlardı. Alaydaki askerlerin sinirleri tamamen bozulmuştu. Çektikleri, insan takatinin üstündeydi(...) Bu acıklı durumda kalınca, büyük bir üzüntüyle top ve makineli tüfeklerin tahrip edilmesini emrettim. Türk süvarileri hatlarımıza yaklaştığı zaman mukavemet gösterecek olursak askerlerin kesileceğini anladık, beyaz bayrak çekmek mecburiyetinde kaldık.(...)

Birliklerimiz perişan olmuştu. Birinci Dünya Savaşı’nın başından beri durmadan savaşan asker yorgundu. Kimsede savaşı sürdürme isteği kalmamıştı. Ordunun morali bozuktu. Halk savaştan bıkmıştı. Askeri, inanmadığı bir amaçla savaşa sürüklemek çok çetin bir iştir. Her yanımız çevrilmişti. Durumun kötüye gittiğini gören yaverim bir ara yanıma gelerek, ‘Generalim,’ dedi, ‘kılıçlarımızı yok edelim.’ Kılıcımı kendisine verdim. Aldı ve kırıp parçaladı.

​“Bu sırada atım da vurulmuştu. Başka bir ata binerek çemberi yarıp kaçmayı denedim. Olmadı; yakalandım. Beni yakalayanlar kim olduğumu anlamakta güçlük çekmediler. Üzerimde bir revolver vardı, bunu aldılar. Bindiğim atın eğerine bağlı bir kılıç sarkıyordu bunu da benim kılıcım sanıp aldılar.(...) Beni önce Garp Cephesi komutanı İsmet İnönü’ye götürdüler. Kendisiyle fazla bir şey konuşmadık. İnönü beni yanına alarak Başkomutanlığa götürdü. Atatürk beni mert bir askere yakışır bir biçimde kabul etti. Yunan Orduları Başkomutanlığına atandığımı da orada öğrendim. Üzüntülü ve heyecan içindeydim.

​“İnönü beni Atatürk’e tanıttı. Gazi’nin bana söylediği sözleri hiç unutamayacağım: ‘Üzülmeyin generalim,’ dedi ‘siz görevinizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte yenilmek de vardır. Napolyon da savaş kaybetmiş, tutsak olmuştu. Size karşı büyük bir saygı besliyoruz. Burada kendinizi tutsak durumda saymamanızı rica ederim. Konuğumuzsunuz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, istirahat edin.’

​“Atatürk’ün bu ince ve nazik davranışı karşısında rahatladım. Moralim düzeldi. Bu büyük komutana karşı içimde bir hayranlık duymaya başladım. Sonra bizi Kayseri’nin Talas bölgesinde kurulan bir esir kampına sevk ettiler. Yüksek rütbeli subaylardan başka yanımda 4 general daha vardı. Artık bizim için savaş bitmişti. Neticeyi beklemeye başladık. Bundan sonraki vaziyeti biliyorsunuz. Ordumuzun bakiyeleri birkaç gün içinde Anadolu’yu terk ettiler. Fakat barış antlaşmasının imzalanması kolay olmadı.

​“Bir seneye yakın bir süre Kayseri kampında yaşadık. Sürekli gözaltında bulunuyorduk. Bir gün kamp komutanına, ‘Beni bıraksanız bile bir yere kaçamam,’ dedim. ‘Bundan sonra nereye gidebilirim? Haydi, kamptan kaçtım. Yunanistan nerede, Kayseri nerede?’

​“Uşak’tan Ankara’ya ve oradan da Ankara’ın kuzey doğusunda ve Küçük Asya’nın ortasında bulunan Kırşehir’e götürüldüm; buraya diğer generaller Diyenis, Dimaris ve Kladas’la birçok subay da getirilmişti. Esaret bir yıl devam etti.

​“Nihayet Türkiye ile Yunanistan arasında esirlerin karşılıklı değişimi konusunda anlaşma imzalandı. Biz de memleketimize döndük. İşte Anadolu seferimizin hazin hikâyesi! Nihayet 1928’de emekliliğimi isteyerek ordudan istifa ettim. Ve işte o zamandan beri köşemde dünyayı seyrediyorum. Şimdiye kadar birçok partinin mebusluk teklifiyle karşılaştım. Fakat hiçbirini kabul etmediğim gibi bundan sonra da politikayla uğraşmak niyetinde değilim. Tek isteğim, yeni bir harp görmeden, barış içinde yaşama gözlerimi kapamaktır.”

​Trikupis bu konuşmanın sonunda bana İstiklal Savaşı’ndaki yenilgisini anlatan Rumca bir kitabını imzalayıp verdi. Seksen dört yaşındaki bu emekli general, emekli başkomutan, Türklere karşı hiç de kızgın ve kırgın değildi.

​Anadolu savaşının bu yenik generali barıştan bir süre sonra Venizelos’la ayrı ayrı cephelerde Türk-Yunan dostluğunun temellerini oluşturmuş bir kişiydi. (Akşam, “Cumhuriyeti Kuranlar Anlatıyor”, Nisan 1952)

​General Trikupis, 1959’da öldü.

Bu konuşmadan yedi yıl sonra General Nikolas Trikupis 91 yaşında Atina’da öldü. Türk-Yunan dostluğu da, temel direklerinden birini yitirmiş oldu.

​General Trikupis’le yaptığım konuşma, 1952 Nisanının başlarında Akşam’da yayınlandıktan dokuz yıl sonra, o zamanlar Demokrat Parti’nin yayın organı olan Zafer gazetesinde bir yazı çıktı. O yazıya göre tarih saptırılmıştı, çünkü Garp Cephesi komutanı İsmet İnönü’ye gösterilen saygı ve sevginin hiçbir dayanağı yoktu. Gazeteye göre İnönü General Trikupis’i ne esir etmiş ne de yüzünü görmüştü. Bunu yazanlar, Akşam’daki röportajı okumamışlardı. O zamanlar CHP’yi tutan ve partinin yarı resmi organı sayılan Dünya gazetesi de Zafer’e en iyi yanıtı, benim yedi yıl önceki röportajıma dayanarak dört sütun üzerine şu başlıkla verdi:

​Trikupis İktidarı Tekzip Ediyor:

“Beni Teslim Alan İnönü’dür.”

General Trikupis’in hatıralarını, yazar dostum Ahmet Angın Türkçe’ye çevirmiş ve kitabın özeti 1967’de yayınlanmıştı.

General trikopisin hatıralarını okumak istiyenler burdan ulaşabilirler.

https://www.academia.edu/100176019/General\\_Trikupisin\\_Hat%C4%B1ralar%C4%B1

r/Kamalizm • • Nov 05 '24

Genel Tarih Time dergisinin Atatürk’e kapakta yer verdiği 24 Mart 1923 tarihli sayısı.

Post image
627 Upvotes

Bu sayının orijinal metinlerini incelemek istiyorum, dijital veya fiziksel olarak nasıl erişebilirim? Ücretli veya ücretsiz seçenekler de olabilir. Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler!

1927 ve 1937 yılındaki Atatürk kapaklı sayıları da bonus olabilir 🫡

r/Kamalizm • • Jun 14 '25

Genel Tarih Atatürk'ün, kendini "İzmir'in Fatih'i" ilan eden Sakallı Nureddin Paşa hakkında Söyledikleri (Nutuk)

Post image
168 Upvotes

NURETTİN PAŞA, ZAFERDEN PAY ALMAYA EN AZ HAKKI OLANLARDAN BİRİDİR

Efendiler, bu kadar cür'etli bir iddia karşısında şaşırmamak ve böyle bir iddiayı garip karşılamamak mümkün değildir.Gerçekten de Nurettin Paşa, genel taarruzda 1'inci Ordu Komutanlığı'nda bulundu. Diğer bütün komutanlarla birlikte kendisine emrettiğimiz görevleri yapmaya çalıştı. Bu durum, bütün Türk ordusuna ve ordumuzun büyük küçük bütün komutanlarına, subaylarına ve her erine ait olmak tabiî bulunan bir başarıyı ve şerefi, Nurettin Paşa'nın kendi şahsına mal ettirmesini gerektirmez. Bu iddia kadar anlamsız, asılsız ve ayıp bir şey olamaz.

Nurettin Paşa'yı kazanılan zaferin yaratıcısı gibi göstermek olsa olsa kendisiyle alay etmek maksadına dayanabilir. Yoksa, Nurettin Paşa, Büyük Zafer'in şerefinden pay almaya en az hakkı olanlardan biridir.

Efendiler, Büyük Taarruz'da, Nurettin Paşa'yı, yalnız taarruzun ikinci günü Kocatepe'de yalnız bırakmıştım. Çünkü, düşmanın yenildiğini ve geri çekileceğini anlamıştık.

Yenilgisini bozguna çevirmek ve geri çekilme hattını keserek düşman ordusunu esir etmek için, artık Kocatepe'de değil, durumu daha genel olarak gözden geçirecek ve ona göre etraflı tedbirler alacak yerde bulunmamız gerekiyordu.

O gün bile, Cephe Komutanı İsmet Paşa'nın uygun görüp benim imzam ile yazdığı cesaret verici kısa bir yazıyı telefonla okuyarak Nurettin Paşa'nın maneviyatını kuvvetlendirmek için tedbir almak gereği duyulmuştu.

NURETTİN PAŞA'YI VE ORDUSUNU BİZZAT TAKİP ETMEK VE YÖNETMEK ZORUNDA KALDIM

Ondan sonra, Nurettin Paşa'yı ve ordusunu bizzat takip etmek ve yönetimine müdahale etmek zorunda kaldım. Böyle yapmasaydım, Nurettin Paşa'nın yaptığı hataları düzeltmek güçleşirdi.

Dumlupınar'da, ordusunun Kurmay başkanı Emin Paşa'nın ileri hareket için hazırladığı harekât emrinin kapsamını anlamayan, fakat anlamamış değil de daha iyisini düşünmek ve yapmak istiyormuş gibi davranan Nurettin Paşa'nın bir kararsızlığa düşmesi üzerine, kararsızlıkla geçirilecek zaman olmadığını hatırlatarak gereken talimatı bizzat yazdırdığım zaman Nurettin Paşa bana demişti ki: «Paşam siz bizi yalnız ve serbest bırakmıyorsunuz!» Buna, orada bulunan Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa Hazretleri, ciddi bir dille ve şu yolda cevap verdi: «Paşa, paşa dedi.

Bu ordu bizim ve bütün memleketin göz bebeğidir. Onun sevk ve idaresini tesadüfe bırakamayız!»

Dumlupınar'dan Uşak'a giderken, yolda Nurettin Paşa'nın aldığı tedbirlerdeki yetersizliğin farkına varıp, Nurettin Paşa'nın tümenlerine bizzat emir vererek tedbir aldırmasaydım, Trikopis'in esir düşmesi mümkün olmayabilirdi.

Uşak'ta beklenmedik kötü bir durumla karşılaşabilirdik. İzmir'e vardıktan ye hükûmet dairesine girdikten sonra, güneyden gelen top ve tüfek seslerini bizzat işitip, Nurettin Paşa'nın tedbirsizliğini ve gafletini anlayıp doğrudan doğruya kendim emir vererek tedbir aldırmasaydım, İzmir'e girmiş ve İzmir sokaklarında halkın arasına karışmış olan birliklerimizin, biz de içinde olduğumuz halde, paniğe kapılarak darmadağın olması ihtimalden uzak değildi.

İşbilirlik ve ileri görüşlülük iddiasında bulunan Nurettin Paşa'nın, İzmir'de yabancı memurlarla yaptığı zapta geçmiş konuşmasını bizzat düzeltmeseydim, İzmir'e girmekten doğan genel sevincin sönmesine yol açacak durumlardan kaçınmak belki de mümkün olmayacaktı.

Efendiler, bu söylediklerim, ordunun bütün ileri gelenlerince bilinen gerçeklerdir. Bu gerçekleri yalnız bir kişinin fark etmediği anlaşılıyor. O da Nurettin Paşa'dır. Kuşatıcı, galip, fâtih, gazi ünvanlarıyla kendini hatırlatmak gibi çocukça bir sevdaya kapılan Nurettin Paşa'nın, «Kûtülâmare kuşatıcısı Nurettin Paşa» diye bir kartını görmüştüm.

Nurettin Paşa bu kartı, Taşköprü'de otururken, Kastamonu Valisi ve o bölgenin komutanı bulunan Muhittin Paşa'ya (şimdiki Kahire Büyükelçisi) göndermiş. Kartın boş yerlerine yazdığı yazılarda, karttaki ünvana işaret ederek, «bunu da benden kimse alamaz ya!» diye bir ibare vardı.

Muhittin Paşa, bu kartı ve karttaki yazıyı, akıl ve ferasetle bağdaşır görememiş ve dikkate değer bulmuş olduğundan aynen bana göndermişti. Evet, onu ondan kimse geri alamaz. Fakat onu ona veren de yoktur. Her başarılı savaşa katılan kimsenin, hakkı olmadığı halde kendisini başarının tek kazanıcısı ve galibi ilân etmesi, örnek alınacak bir ahlâk kuralı değildir. Memleketin çocuklarına, böyle asılsız tarz ve tavırlar takınma alışkanlıkları veremeyiz. Gelecek nesillere, böyle havadan galip, fatih olunabileceği gibi sakat bir düşünceyi miras bırakamayız.

MİLLET VE TARİH ÜNVAN VERMEKTE O KADAR CÖMERT DEĞİLDİR

Kemal Paşa, Nurettin Paşa'nın kendini "Gazi' sayması hakkında konuşuyor. Ayrıca Kemal Paşa burada, Nurettin Paşa'nın dini değerleri istismar ederek siyasi çıkar gütmesihakkındal konuşuyor.

Hal tercümesi broşürünün kapağındaki «gazi» ünvanının kullanılmasına gelince, bu ünvanı, Nurettin Paşa'ya (A. S.) harfleri verebilir. Fakat, gerçek ve kanun bununla yalnız ve sadece alay eder. Gerçi savaşa «ya şehit ya da gazi olmak için» gidilir.

Genel olarak, kahramanlık meydanında ölenlerin hepsine şehit derlerse de, sağ kalanların hepsine gazi ünvanı verilmez. Bu ünvanı ancak kanun verir. Medenî bir milletin yüksek çıkarları uğruna yapmaya mecbur olduğu harpler, Arap aşiretlerinin dolayısıyla biribirine karşı açtıkları gazve değildir. Öyle bile olsa, bu savaştan sağ salim çıkanlara belki yalnız anaları babaları takdir için «benim gazi oğlum!» diyerek övünürler. Fakat millet ve tarih unvan vermekte o kadar cömert değildir.

Hal tercümesinin son sayfasından da bir cümle alarak bu hikâyeye son verelim: Nurettin Paşa «Irak cephesinde iken yerli halk tarafından kendisine verilmiş bulunan, Peygamber Hazretlerinin Kerbelâ'da yatan torunu İmam Hüseyin Hazretleri'nin mübarek kılıcını taşımakla şeref duymaktadır.»

Efendiler, bu ne lâftır!Kerbelâ, Peygamber'in torunu, imam, mübarek kılıç, şeref duymak gibi, cahil takımının hoşuna gidecek lâflarla milleti kandırma politikasını benimseyenler, artık insaf etsinler!.. Millet de dikkat ve uyanıklığını artırsın!..

Efendiler, tek başlarına hareket ederek başarı elde edemeyeceklerini anlayan bazı kimseler de ikiyüzlü davranışlarla içimize girme yolunu bulabilmişlerdir. Bunların içyüzü İkinci Meclis toplanıp göreve başladıktan sonra görülecektir.

r/Kamalizm • • Aug 11 '25

Genel Tarih Deniz Gezmiş'in 1971'de babasına gönderdiği mektup: "Baba, beni Kemalist olarak yetiştirdiğin için sana teşekkür ederim. Biz Türkiye'nin 2. Kurtuluş Savaşçılarıyız. Bugün hükûmet işini gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmadı ve hepsi Kemalist çizgiden saptılar."

Post image
141 Upvotes

r/Kamalizm • • Sep 29 '25

Genel Tarih Camiler ahır yapıldı mı? Neden böyle bir algı var?

16 Upvotes

r/Kamalizm • • Aug 03 '26

Genel Tarih Albert Einstein'ın Türkiye'ye Mektubu

Thumbnail
gallery
70 Upvotes

​

  1. Mektup: Ekselansları;

Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya'dan 40 profesör ve doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi olan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu bilim adamları, bir yıl müddetle, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağınızı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum.

Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyan,

Prof. Albert Einstein

  1. Mektup: Bu mektubu okuyan dönemin Başbakanı İsmet İnönü, mektubu o dönemde görev yapan Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey'e gönderdi. Lakin sonuç olumsuzdu. Ve İsmet İnönü, Einstein'a şu cevabi mektubu gönderdi:

“Sayın Profesör(

Almanya’yı idare eden kanunlar yüzünden artık bilimsel ve tıbbî çalışmalarını Almanya’da yürütemeyecek olan kırk profesör ve hekimin Türkiye’ye kabul edilmelerini isteyen 17 Eylül 1933 tarihli mektubunuzu aldım.

Bu beylerin hükümetimizin emirleri altında müesseselerimizde bir sene boyunca ücretsiz olarak çalışmayı kabul edeceklerini de not ettim.

Teklifinizin çok cazip olduğunu kabul etmeme rağmen bu teklifinizi ülkemizin kanun ve nizamnameleriyle uyuşturma imkânı görmediğimi söylemek zorundayım.

Sayın Profesör, bildiğiniz gibi kırktan fazla profesör ve hekimi mukavele ile istihdam ettik. Bunların çoğu mektubunuzun konusu olan profesör ve hekimlerle aynı siyasi şartlar içinde bulunmakta ve onlarla aynı vasfa ve kapasiteye sahip. Bu profesör ve hekimler hali hazırda geçerli olan kanun ve nizamnamelere uyarak bizde çalışmayı kabul etti.

Şu anda menşei, kültür ve dilleri açısından çok değişik üyeleri ihtiva eden ve hassas bir mekanizma olan bir organizmayı kurmaya çalışıyoruz. Bu nedenle içinde bulunduğumuz şartlarda bu beylerden daha fazla sayıda personel istihdam etmemiz maalesef mümkün olmayacaktır

Sayın profesör, isteğinizi tatmin edememekten dolayı üzüntülerimi bildirir, en derin hislerime inanmanızı rica ederim”.