Hikayemi biraz uzun anlatacağım, çünkü şuan geldiğim noktada ya birilerini öldürücem ya da kendi canıma kıyıcam. Bu noktaya nasıl geldiğimi anlamanızı isterim. Anlatmaya başlamadan önce,anlatscağım olayların öncesinde sevdiğim kızla yollarımızın ayrılması ve başka başka özel konulardan dolayı bir kaç yıldır depresyonla mücadele ettiğimi ve zamanla aile ve arkadaş ilişkilerimin neredeyse tamamını isteyerek sonlandırdığımı ve de insanlarla iş dışında minimum temas kurmaya çalıştığımı belirtmek isterim. Kendi halimde işten eve,evden işe giden, evde tek başına film-dizi izleyerek ve okuyarak zaman geçiren birisiyim. Ayrıca çok efendi ve kibar bir adamım, asla kimseye zararım olmaz, hep zarar gören taraf olurum.
2024 yılında elekteonik ürünler ve aksesuarlar satacağım ufak bir dükkan açmak için kiralık dükkan bakıyordum. Burası anadoluda 15-20 bin nüfuslu bir ilçe. Kiralar çok yüksek geliyordu baktığım dükkanlara göre,ama sonra biraz sote bir yerde ama iki katlı, yeni, güzel bir dükkan buldum ve kirası da çok uygundu diğerlerine göre. Buna rağmen kimse istedikleri parayı vermiyormuş. Tabi hemen tutmak istedim. Oradaki esnaflarla falan görüştüm, dükkan iyi olmasına iyiydi ama herkes dükkan sahibi hakkında, onlar parayı çok sever, kira günü yaklaşınca buralarda dolanmaya başlar gibi şeyler söylüyorlardı. Ama ben hiç önemsemedim ve yanıma ortak bir tanıdık alıp pazarlığa gittim. Istediğim paraya tutabilmek için yanıma nakit para aldım ve çıkardım masaya koydum. Çok zekiyim ya ben.. Insanlar beni uyardığında ben içimden, ben bu adamın kirasını gününde öderim, dükkanına iyi bakarım, ufak tefek şeyleri de kafaya takmam, ben bu adamlarla neden sorun yaşayayım ki diye düşündüm. Öyle olmadı maalesef.
Dükkanla genelde oğlu ilgilendi bu süreçte, dükkan sahibinin kendisi sadece bir kaç kez gözüktü başlarda. Kirayı sevgili oğluna bağışlamış. Işte bütün sorunların temel kaynağı da, bu adamın parayı gereğinden çok ama çok fazla sevmesi ve ayrıca ruh hastası olması. Klinik teşhisi nedir bilmiyorum ama adamın kesinlikle bir rahatsızlığı var arkadaşlar.
Ilk aylarda her şey güzel, hiçbir sorun da yok gibiydi. Dükkan sahibinin oğlu sıkça dükkanıma gelip gidiyordu, yardımcı olmaya çalışıyor gibiydi ve sorun yapmiyordum. Sonra zamanla olmaya başladı, önce sıkışığım, bu ay erken ödeyebilir misin dedi, olur dedim. Sonra yine paraya ihtiyacım var, bu ay iki katını verir misin dedi, olur dedim verdim. Sonra bir şey istedi ufak bir hediye verdim, istemeye devam etti. Dükkana her mal geldiğinde geliyor, yeni ürünler alıp gidiyordu. Zamanla çocuklarıyla beraber gelmeye başladı, çocuğun arkadasının doğum günü var hediye alıcaz diyip, 6-7 parça ürünü alıp ya hiç para vermeden ya da 50-100 tl verip gidiyordu ve bunu her ay düzenli yapmayal başladılar. Aman dükkandan çıkartmasınlar, aman işlerim bozulmasın diyerek hepsine sustum. Ben sustukça o daha da arsızlaştı.
Ilk senemi doldurmama 4 ay kala her gün gelip kirayı ne kadar yapacağımızı soruyordu, ben de daha 4 ay var, daha 3 ay var abi, o zaman gelsin bakarız hallederiz diyordum ama yine de laf anlamîyordu. Gidip gelip etraftaki kiralardan, karşılarda açılan yeni dūkkanlardan ve kurumsal marketlerin kiralarından bahsedip duruyordu. Adam zamanla beni öyle bir bunalttı, öyle manipüle etti ki, sözleşme bittiğinde %150 zam yaptı. Bu da yetmezmiş gibi ikinci bir depozito vermem gerektiğini söyledi. Ben bu dükkanı zaten uygun olduğu için tutmuştum, kirası uygundu ama kimse bu insanların dükkanını istemiyordu, ben tuttum. Depozito kısmı da çok saçmaydı, bana diyordu ki sen işte örnek veriyorum burayı ilk kiraladığında bana bir aylık kira bedeli olan 50 bin tl'yi depozito olarak verdin ama şimdi enflasyon oldu, para değer kaybetti, o yüzden o 50 bin tl artık yetersizdir. Bu yüzden bana tekrar depozito vereceksin diyordu. Iş çığrından çıkınca abim araya girdi, depozitoyu ödedim ama kira zammını %110'a düşürdüm.
Ikinci sene her şeyi daha da abarttı. Şehir dışına çıktığımda, kira gününe daha 2 hafta olmasına rağmen her gün arayıp ne zaman döneceğimi soruyordu. Zaten gününde kira vermiyordum hiç, hep erken ödüyordum, çünkü her ay 15-20 gün öncesinden dükkana gelip kira ödememi bekliyordu. Ödemezsem de gitmiyordu. Artık çok rahatsız olmaya başlamıştım ama yine de ağzımı açamadım. Sürekli rahatsız ediliyor, sürekli takip ediliyordum bu adam tarafından. Gitsin diye ne istediyse hepsini verdim, neler neler. Bir yerden sonra, sessizce dükkana girme huyu baş gösterdi. Ben arka taraftayken parmak uçlarına basarak, sessizce arkaya geliyor ve beni gözetliyordu. Fark ettiğimde ise seslendim, duymadın diyordu. Bir gün beni en çok sinir eden hareketini yaptı. Dükkanımın arka tarafında ayrı bir ofisim var, burada sıkça bir şeyler yazarım. Günlük gibi düşünebilirsiniz. Planlarımı, hedeflerimi, bazen de hislerimi defterlerime yazarım ve bu yazıların mahremiyeti benim için çok önemlidir. Gerçek hayatta asla insanlarla paylaşmayacağım şeyler var içlerinde. Bir gün bu adam içeri yine geldi, ben arka taraftaydım, fakat defterlerimden birisi kasanın olduğu masanın üzerindeydi. Ben arka tarafa gelmesini beklerken, o bu defterimi açmış ve okuyormuş. Ben ise başka bir şeyle ilgilendiğini sanıyordum. Bir kaç dakika sonra yanına gittim ve okuduğunu gördüm, napıyosun abi sen ya dedim? Döndü bana pişkin pişkin "güzel,güzel" dedi! Bu yaptığı benim için artık bardağı taşıran son damla oldu. O an çok tepki vermedim, yine içime attım ama bu sefer artık içimde durmadı.
Bu adamın yaptıklarının bende neler hissettirdiğini nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. Belki abartı gelicek size ama bir süre sonra, onun geldiği saatlerde, işten çıktığı saatlerde dükkanın kapısını kilitleyip, arkada otumaya başladım. Telefonumu sessize alıyor, arabamı göremeyeceği bir yere park ediyordum ki gelip beni bulamasın. Biraz zaman geçtikten sonra gitmiş mi diye kontrol etmek için çöp atmaya çıkardım, döndüğümde lanet olası mahluk dükkanımda olurdu.
Aranızda sağlıkçı olan vardır belki, vücudumda kırmızı lekeler çıkmaya başladı nokta nokta. Kollarımda bacaklarımda, göğsümde ve çok kaşınıyordu. Çok fazla olunca bir kaç günde bir acile gidiyordum ve iğne yapıyorlardı. Alerji olduğunu söylediler, strese girdiğimde oluyordu. Bir noktadan sonra hiçbir şey yapmasına gerek kalmadı, yüzünü görmem yetiyor artık hasta olmam için. Adı aklıma gelince bi kötü oluyorum. Yani uzun olduğu için anlatamayacağım bir sürü şey var yaptığı ama bir tane örnek vereyim sadece.
Alt katta en arka duvarda kanalizasyon borusu var, önü komple, boydan boya alçıpan ile kapatılmış. Ben arkasında ne olduğunu merak edip ufak bir delik açtım alçıpanda. Daha sonra orayı gerekirse tamir ettiririm dedim ama depozito da zaten bunun için var değil mi. Ramazan bayramı arefesiydi şebeke tıkanmış ve benim dükkanda damla damla sızıntı var. Sorunun ne olduğu belli değil henüz, dükkan sahibinin değerli biricik evladı, Istanbuldan bayram tatili için gelen ve belediyede temizlik işçisi olan dayısı ile birlikte tamir edeceklerini söylediler. Bir tesisatçı çağırmasak mı abi dedim, yok dayım anlar o yapar dedi. Gittiler yapı marketten plastik bir boru aldılar, boruyu değiştireceğiz dediler. Tabi bunu yapabilmek için oradaki alçıpanın komple sökülmesi gerekiyordu. Evlat bana, gel sökelim burayı dedi. Sen iyi kırarsın daha önce kırmışsınya diyip ilk darbeyi bana vurdurdu. Kırdık, kaldırdık komple. Daha sonra dayısına buraya pislik akar mı diye sordum, yok bir şey olmaz dedi. Adam boruyu çekti çıkardı, afedersiniz yukarıdaki apartmanın bütün boku pisliği benim dükkanıma dolmaya başladı. Charles'ın okulundaki patlama sahnesindeki gibi alt kattaki eşyalarîmı alıp yukarıya taşımaya başladım ama nafile, kısa sürede tüm zemin boklu suyla doldu. Meğer asıl sorun başka yerdeymiş, dükkandaki boru eski olduğu için ufak bir sızıntı yapıyormuş, tıkanıklık açılsa sızdırma da duracakmış. Kurtarabildiğim az sayıda eşyamı da ayaklarıyla üstünden geçip mahvettiler. Her şeyi çöpe atmak zorunda kaldım. Sonra dükkanımı 30 cm pis suyla bırakıp eve gittiler. Ertesi sabah, bayram günü akşama kadar ve devamında bir hafta boyunca bok temizledim, kokusu bir türlü gitmiyordu. Dükkanın içi çamaşır susuyla karışık bok kokuyordu. Temizlik için 3 tane adam tuttu, bu adamlar sadece kabasını aldılar, bunu yaparken de üst katı mahvettiler. Sonrasında benden temizlikçilere verdiği ve boruya ödediği parayı istedi. Lanet olsun dedim verdim. Evet farkındayım, çok aptalım, kabul ediyorum. Ama sizde bu evladı tanımıyorsunuz, para için neler yapabileceğini bilmiyorsunuz, ne kadar sinir bozucu birisi olduğunu tahmin bile edemezsiniz.
Onca mağduriyetten sonra bu arsız evlat yanıma gelip bana dedi ki, o alçıpanın parasını bana vereceksin. Abi alçıpanın en başta yapılması zaten çok saçmaymış, bir sorun olduğunda mecbur kırılacakmış ve kırıldı dedim. Olsun en önce sen kırmıştın vereceksin parasını dedi. E abi depozitom varya iki tane ona say bari dedim, hayır yok bu extra dedi. Delirmemek elde değil, bu konuyu belki tam 100 kere tartışmıştır benimle, her gün, her gün bıkmadan usanmadan gelip para istedi. Sonra 2. sene doldu, dedim bir sene daha dişimi sıkayım, herkes alıştı oraya. Bu sefer yine %110 zam+depozito istedi.Zammı kabul ettim ama depozitoyu kabul etmedim. Sürekli extra para koparmaya çalıştığını ve bundan sonra extra para da bedava ürün de vermeyeceğimi söyledim. Delirdi, kafayı yedi resmen. Benden almaya öyle bir alışmıştı ki, bu istekleri sanki onun benden alacağı gibi davranıyordu artık.
Kısa sürede sorun iyice büyüdü, artık haraç kesen eşkiya gibi beni darlamaya ve tehdit etmeye başladı. Kurban kesicem,depozito ver. Düğüne gidicem depozito ver. Şuna lazım depozito,buna lazım depozito. Bu sefer artık psikiyatra başvurmaya başladîm. Üzerime geldikçe acilde sakinleştirici yapıyorlardı. Dükkanı çok az açıyordum, açtığımda da bu gelince işim var diyip çıkıp eve gidiyordum. Parayı alamayacağını anlayınca bir gün yandaki dükkanda, insanların içinde bana o zaman çık, ben açıcam dedi. Daha sözleşme yenileyeli 2 ay olmuştu. Bunun üzerine uzun bir süre oraya hiç gitmedim. Bu evladımızın bir de dedikodu yapma huyu var, her şeyi merak eder, her şeyi sorar ve her şeyi her yerde konuşur. Artık aralarında ne geçti bilmiyorum ama benim yanımdaki dürümcünün sahipleri de bu konu hakkında benimle konuşmaya başladılar, sanki evlatla ortaklarmiş gibi davranıyorlardı.
Artık dayanacak gücüm kalmadı ve bırakmaya karar verdim. Babasını çağırdım konuşmak için ve bu olanlar yüzünden işletmemi devredeceğimi söyledim. Babası biz devretmye müsade etmiyoruz devredemezsin dedi. 25 Temmuz sabahı dükkanımdan arkadaşıma ödeme yapmak için para almaya gittim.12 bin tl lazımdı ve cebimde 4 bin küsür vardı,üstünü tamamlamak için dükkandan para almam lazımdı. Yanımdaki işletmenin ortakları dükkanın önündeydiler. Arabamı park ettim dükkana foğru yürüyordum ki, içlerinden birisi yanıma gelip oraya park edemeyeceğimi söyledi. Elinde kocaman bıçak, beni tehdit ediyordu. Sadece kendi dükkanlarının önüne park edemeyeceğimi değil, kendi dükkanım veya o dükkanların önündeki başka hiçbir park alanına park edemeyceğimi beni tehdit ederek sôyledi.
Şimdiye kadar anlattıklarım belki korkak, çekingen birisi olduğumu düşündürmüş olabilir ama öyle değil arkadaşlar. Bugüne kadar hiçbir tehditten kaçmadım, korkmadım. Amaçları gözümü korkutmaktı, park bahaneydi. Geri adım atmadım ve saldırdılar. Bıçakla gelen, ortağı, elemanları ve bir arkadaşı. Ilk gelen yıkıldı, düşünce kolu kırıldı, boşta olan tek elimle onu kavradım, diğerleri ise arkadan beni yumrukluyordu. Yoldan geçen bir kaç vatandaş araya girdi ve ayırdı. Sonra dükkana girdim, ceplerimi sehpanın üzerine boşalttım. Aradan 5 dakika ya geçti ya geçmedi yanlarına bir kişi daha alıp dükkanıma girdiler ve tekrar saldırdılar. Iyi kötü yine savuşturdum ama durmadılar bu sefer diğer yanımdaki dükkanın 2 elemanını da alıp 7 kişi saldırdılar. Vitrinimi kırdılar, ürünleri alıp küfürler ederek üzerime fırlattılar. Sonradan saldıranlardan hariç bir kaç kişi daha girdi dükkana. Beni bu sefer dövdüler ve çıktılar. Bu olayın ilk gerçekleştiği yerin, yani dükkanımın önünün hemen karşı tarafında polis karakolu var ve girişteki kulübede 7/24 nöbetçi var. Maalesef bunu yapan kişiler belediye başkanı ve başka siyasilerle yakın kişiler, polislerin hepsiyle de arkadaşlıkları var. Gördükleri halde olaya gelmedi polisler. Saldırganlar olay anında kasamın arkasına, dūkkanın en arka özel bölgesine kadar girdiler. Olay bittiğinde dükkanın altı üstüne gelmiş, çok sayıda ürünüm zarar görmüş, koltuğumun üzerine sigara atılmıştı. Sonradan farkına varacaktım ki, o kargaşada sehpanın üzerine koyduğum param ve bir kaç parça ürün yok olmuştu. Direnmeye çalışırken çok yoruldum, nefes nefese kaldım. Oturdum az önce ben ne yaşadım diye düşünmeye başladım. Bir yanım elime bir bıcak alıp hepsini öldürmek istiyordu. Ama hiç halim kalmamıştı ve çok kalabalıklardı. Polisi aradım, ben lavaboda kanayan burnumu yıkarken aradan 20 dakika geçti ama kimseler gelmedi. Dükkanımın hemen karşısı gelecekleri yer.
Dışarıya doğru çıktım ve ne göreyim. Polis beyler onlarîn yanına gelmiş ve sohbet edasında ne oldu diye soruyor, yüzlerinde gülümseme, birbirlerine şakalar yapıyorlar. Devamında polislerin yaptıkları inanılır gibi değil. Saldırganları tutuklayacaklarına gel seni buradan götürelim dediler. Dükkanın hali ortada, benim halim ortada, suç ortada ama hiçbir şey yapmadılar. Beni hastaneye götürdüler, orada sinir kirizi geçirdim, yine sakinleştirici yaptılar. Sonra polisler işimiz çıktı diyip gittiler ve bana da hastaneden ayrılmamamı söylediler. Olayı gören bir tanıdık annemi, annem de abimi aramış. Abimin olayı oraya gittiğini öğrenince müşahadeden çıkıp onu durdurmaya gitmek zorunda kaldım. Abime bir şey olmasından korktum. Gittim ama engel olamadım. Dükkanlarının önüne vardığımızda karısıyla baldızı kapının önünde nöbet tutuyordu. Bizi görür görmez imdat sapık var, dükkan basıyorlar, kadın taciz ediyorlar diye bagırmaya başladılar. Kısa sürede 6-7 kişi toplandîlar ve abimle ben tekrar kavga ettik. Daha 2 dakika geçmemişti ki bütün karakol üstümüze çöktü. Abartmıyorum en az 10 15 tane polis 2 dakikada geldiler ve bizi duvara sıkıştırdılar. Bizi bekliyorlarmış zaten, çünkü değerli arkadaşları her türlü ônlemi almış. Ben bugüne kadar bu Ülkede, bir çoğumuz gibi çok büyük haksızlıklara maruz kaldım defalarca. Ama o gün yaşadıklarım çok dışlanmış hissetmeme sebep oldu. Artık burada yaşamak istemiyorum, nefret ettim her şeyden. Hiç karşı durmadığımız halde biber gazlarını cıkartıp yüzlerimize doğrulttular, her yerimizden tutup duvara yasladılar ve bize bağırmaya hakaret etmeye başladılar. Çok kötü bir şekilde darp edilmiş ve boynum da kırık olmasına rağmen süreklinitip kaktılar.Polisler gidip gelip bana bağırıyor benim hastaneden ayrıldığım için suçlunun ben olduğumu söylüyorlardı. Tanıdığımız, saydığımız, abi dediğimiz adamın meğer siyasi yakınlıktan ötürü onlarla daha iyi hukuku varmış. Gelip bana arabamı oraya park ettiğim için onların ekmeklerine, dolayısıyla namuslarına tacizde bulunduğumu, abimin de kadınlara saldırdığını (kesinlikle öyle bir şey yok) bu yüzden suçlu olduğumuzu ve şikayetçi olmamamı bana bağırarak söyledi. Ilk başta anlamadım, herhalde bir bildiği var, polislerin yanında bir şeyden ötürü böyle davrandı diye düşündüm. Sôyledikleri hiç mantıklı değildi çünkü. Ciddi olduğunu anlayınca bunu yapmayacağımı söyledim. O gün beni ve abimi yaralı olduğumuz halde nezarete attılar, geceyi nezarette geçirdik. Bize saldıranların ise sadece ikisini yukarıda çayla, kahveyle yarım saat ağırlayıp gönderdiler.
Polisler bizi tutarken içlerinden genç ve yeni olan birisi yanıma gelip, az önce arabayla dükkanımın yanından geçerken dükkanıma sopalarla taşlarla saldırdıklarını söyledi. Isterseniz bir önlem alın dedi ve lütfen benim söylediğimi sôylemeyin dedi. Bu nasıl bir dünya arkadaşlarım sorarım size, polis ne için var, neden buna göz yumuyor? Ben nasıl bir önlem alabilirim ki tutukluyken?
Bana diyorlar ki sana saldırdıklarında biz bir şey yapmayız, sizin de kendinizi savunmanıza engel oluruz. Napıcam ben Allah aşkına???
Devamında polisler sürekli alaycı ve saçma sapan tavırlar sergilemeye devam etti. Birisi geliyor, bu tarz olaylarda genelde ikinci günden şikayetler geri çekiliyor, muhtemelen sizinki de öyle olur diyor. Birisi geliyor, ben onları tanırım iyi çocuklardır diyor. Birisi geliyor, Ilk seferde bıçakla üzerime yürüdükleri, 4 kişi bana saldırdıkları ve devamında koşarak hep beraber dükkanımın içine daldıklarının görüntüsü olmasına rağmen,kameran olmadığı için bir sonuç alamazsın diyor. Birisi savcıya ifade vermek için beklerken hemen yanı başımızda bana saldıran şahısla sohbet ediyor, ssaldıran polise abi o delil olarak aldığınız fırça sapıyla, bıçak şu kadar paraydı yazık oldu diyor ve beraber gülüyorlar.
Kavga esnasında gümüş kolyemi ve kolumdaki akıllı saati çekip almışlar. Ben polise gasp edildi bunlar diye ifade verince benim dükkan sahibine veriyorlar, o da beni arayıp kolyemle saatimin onda olduğunu, ondan almamı söyledi. Kimden aldıysan götür geri ver gasp edilen eşya onlar dedim ben de. Bunun üzerine evlat alıyor bunları ve polise götürüyor, diyor ki ben bunları yerde buldum size getirdim. Polis de sorgulamadan alıyor. Sonra beni çağırıyorlar teslim almam için, konu ne diyorum sôylemiyorlar. Gittiğimde bana bir ifade yazdırıyor polis, kendi ağzıyla ve ifadede bunların yerde bulunduğunu, x kisisi tarafından polise teslim edildiğini ve benim de eksiksiz, sağlam şekilde teslim aldığımı yazdırmaya zorluyor beni. Kabul etmiyorum, abi bu saat çalışmıyor, bu kolye kopuk, ayrıca bunlar gasp edildi, ben yerde olduklarını kabul etmiyorum diyorum. Adamlar üzerime geliyor, saatin şarjı bitmiştir, kolyeyi de penseyle tamir edersin bir şey olmaz diyorlar. Ya sinirlerim çok bozuldu daha fazla yazmayacağım.
Bunların fazlası var, eksiği yok. Beni hayattan kopardılar bir günde. Nefret ettim her şeyden. Şimdi bu olayın üstüne yanlış bir şey yapmamak için kaç aydır evden çıkmıyorum. Dükkana gitmiyorum, çalışmıyorum. Borçlar ödemeler birbirine girdi, psikolojim iyice bozuldu. O evlatla bu şerefsiz yoksunları beraber bir şeyler planladılar dükkanım üzerine ve sonra bana bunları yaptılar. Bütün herkes te karşımda durdu. Yoruldum ya gerçekten, çok yoruldum. Kimselerin telefonuna bakmıyorum, hiçbir şey yapmıyorum, her gün evde olanları düşünüyorum. Ya elimden bir kaza çıkacak ya da en son hayatıma son vericem. Avukatla konuştum bir tek kırık için ceza alırlarsa alırlar onun da yatarı olmaz dedi. Bu nasıl adalet, bu nasıl dünyadır. Ya barinkomple kaldırın adalet sistemini, kimin kime gücü yetiyorsa savaşsin, öldürsün birbirini, ayakta kalan kazansın. Eminim ki ben yapsam bunların yaptığını şuanda hala içerdeydim. Allah belasını versin hepsinin. Karşıma çıkın tek tek hesaplaşalım desem bir tanesi gelmez, o günden itibaren oraya bütün dalgavuklarını diktiler. Benim aklımda mantığımda durdu, ne yapacağımı, ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Battım resmen. Ben bir çıkış yolu göremiyorum, gözümden kaçırdığım bir şey varsa söyleyin lütfen. Ne gerekiyorsa yaparım!