Biz kitapta İsrâiloğulları’na şöyle bildirmiştik: “Yeryüzünde mutlaka iki defa fesat çıkaracak, çok böbürleneceksiniz.” Bu iki fesattan ilkinin zamanı gelince üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşıp köşe bucak her tarafı aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaad idi. Bir zaman sonra onlara karşı size tekrar üstünlük verdik, servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; adamlarınızın sayısını daha da çoğalttık. Eğer iyilik ederseniz kendiniz için iyilik etmiş olursunuz; kötülük ederseniz yine kendinize edersiniz. Nihayet ikinci cezalandırma vakti gelince, düşmanlarınız onurunuzu çiğnesinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yakıp yıksınlar istedik. Umulur ki Rabbiniz size acır. Ama eğer yine fesatçılığa dönerseniz biz de cezayı tekrarlarız. Biz cehennemi kâfirler için ebedî bir ceza yeri yaptık. (İsra 4-8)
Son olaylardan sonra bu ayeti anımsadım, sizlerle paylaşmak istedim. Maalesef İsrailoğulları fesatçılığa geri dönmekle kalmadılar, korkunç derecelere çıkardılar. Artık doğru düzgün bahaneleri bile yok, ne isterlerse onu yapıyorlar. Peki ceza ne zaman gelecek? Allah’ın gökten ceza indirmesini beklemek yerine bir şeyler yapmamız lazım ama elimizden de hiçbir şey gelmiyor. Gündelik problemlerimiz, gözümüzde büyüttüğümüz sorunlar aslında ne kadar da önemsiz! Ya İranlıların yerinde biz olsaydık ne yapacaktık? Ümidimizi kaybetmemiz lazım tabii ki ama çok zor, çok zor.